|
Şiir Burçları
-
Şiir bir çıkartmadır,
uyuyan topraklara uyumayışlardan.
-
Şiir ısrarlı bir
telkindir, ama tekin olmayabilir bazı telkinler gibi.
-
Şiir yazılamaz olunca mı
anlaşılır nasıl yazılacağı?
-
Şiir, kapatmalarla dolu
bir haremi elegüne açmak gibi.
-
Tanrı iyi şairleri şiir
ağası olmaktan korusun!
-
Bazan bir şair, tek
şiirle, bir başka şairin yüzlerce şiirini yok eder.
-
Bazı kitapların yanında
not: tükendi. Şiirler, şairler için de geçerli.
-
Yalnızlıklardaki gibi,
şiirlerdeki kalabalık da bir uyumsuzluktur.
-
Hava ve kara limanları
gibi, yer yer şiir limanları da olmalı; şiir trafiğinde yersiz tıkanmaları
önleyecek limanlar.
-
Şair, kendi tarlasına da
su isteyen kişidir. Bu istek çekişmelere, çatışmalara yol açar. Sonra bu
su, bazen faydalı ürünler verir, bazan baldıran otları. Ne olursa
olsun şiir, bir tarlayı koruma çabasıdır.
-
Var mısın bir İzmir ya da
Paris? Çok bunaldılar mı gezilere çıkamayanlar, oturur şiir yazarlar.
-
Sevdiğimiz insanlara bile
ancak işimiz düşünce uğrarız da, şiirleri arayıp soran yok diye niçin
yakınırız?
-
Şiirler, beraber söylenen
solo şarkılardır.
-
Başarılı bir şiirin keyfi
bir yenisine kadar sürer, duyulan o hüzün bir vefasızlık utancıdır.
-
İki tür şair sevilmez: Ya
sızlanan ya da bitpazarında hurdacı dükkânı açmış.
-
Şiir bir inattır: Ne
yazarız onlar gibi ne de bizden başka sanat.
-
Rahat düşkünlerine
uzaktır, bazı algılar. Güçlü şiirler de çaba ister.
-
Şiir, yananlar ve kendini
yakanlarla dolu dönemlerde içten bir yanışı gösterir.
-
Şiir, İnce ince soğan
doğramak gibi. Çok eğilmişseniz üstüne, yaşarır gözleriniz.
-
Kurşuna dizilir ölürler,
şiire dizilir dururlar.
-
Şiir, varlıklı-yoksul,
ikisinin de uzağındadır,
-
Bir beraberliğin
bitişinde her zaman biraz hüzün vardır, hele şiirler için.
-
Ara sıra uzaklasın
şiirden, üstüne düşmeyin, o sizi istemiyorsa boşunadır direnmeniz (tıpkı
aşktaki gibi).
-
Sözlük maddeleri, roman
okur gibi ard arda okunur mu?
-
Bir sözlükte bir maddeye
bakarız, bir süre sonra bir başka maddeye, ve kapatırız kitabı.
-
Sonra bir yenisine, ya da
tekrar evvelce baktıklarımızdan birine. Şiir kitapları için de geçerli.
-
Güçlü şiir ya bir hayır -
ya bir bedduadır.
-
Şiir iki şey ister: hem
seni, hem hünerini. Tek başına sen sıkıcı bir ağırlıksın, hüner ağırlığı
hafifletir.
-
Biri şiir yazar, biri o
şiir üzerine kendini.
-
Camın hemen yanına
oturmak gibidir bazı şiirler; oysa gerilerde bir yerden uzaklar da görülür.
-
Bir kişiyle bile
konuşulamaz şeylerle dolmuşsa bardak — başlar şiir taşkını.
-
Solmuş sarı fotoğraf,
duvarda, bir zaman çektiğimiz — şiirin başka bir tanımı.
-
Bir şiir yazılırken, daha
önce yazılmış, aşağı yukarı aynı havada, aynı temada bir başkası, hayranlık
ya da hasetle hatırlanıyorsa, bu yenisinde de iş vardır (bazan da yok).
-
Bir eldir güçlü şiir, el
verse kıvıracağımızısanırız:
-
İnce, çelimsiz görünür,
oynar bizimle ve çok sürmez elimiz yapışır masaya.
-
Tedavi klinikleri gibi,
şiir klinikleri de olmalıydı.
-
Şiiri hareketli yapan,
kimi sözcükler arasında gidiş gelişler, hemen görülemeyen alış
verişlerdir.
-
Şiir ziyaret saatleri
24'ten sonra olmalı. Ne yazık ki 24'e kadar, gelenler de çok değil.
-
Bazı şairlerin ölümüne
yanarız, ancak onların şiirleridir ki, yıllar sonra soğuklarda gene ısıtır
bizi.
-
Bazı besinler insanı tok,
bazı şiirler insanı genç tutar ve ikisi hemen hemen aynı kapıya çıkar:
-
Önlenir oburluklar, erken
kocamalar.
-
Gizli şiir sayısı, gizli
işsiz sayısından aşağı değildir.
-
Birçok şiirler,
varlıklarını duyuramaz, kendilerine bir elin uzanmayışına sessizce
katlanırlar.
-
Bir şairin yakındığımız
yanı ya dilidir, ya dilsizliği.
-
Bir duvarı aşamayan
seslenişler şiir. Duvarın arkasında millet maç seyrediyor.
-
Şiir kazalarında
ölenlerin, sakat kalanların sayısı, trafik kazalarındakinden kat kat
fazladır, hep aşırı hızdan, dikkatsizlikten.
-
İlham, evet, bir şey
vurdu oltaya, ümide kapılırız.
-
Ama iğneye takılan,
atılmalık bir fasarya da olabilir. Önemli olan sözcüklerin birbirini
çekmesi, dizelerin dizi dizi ağda birikmesidir.
-
Çalçene şiircikler, bir
kaşık suda gargara. Şiir bir durum, bir sorun üzerinde ölçülü konuşan,
susunca da bizim düşünmemizi bekleyen bir olgunluktur.
-
Siz hangi dizede hangi
sözcük, daha da yerinde, daha da güzel - sormadan değiştiriniz!
-
İyi şair, gereğince
Karac'oğlan. O söyle
-
"Kim var imiş ben
burada yoğ iken."
Behçet Necatigil
(Bile/Yazdı Düzyazılar I, İst
1983, s.31-35.)
Şiir İçin Küçük Tractatus
(Tractatus: poetico-philosophicus)
Şiir Dil değildir, Söz'dür..
1.1. Şiirin tarihi Dil'den
Söz'e doğrudur (Historisizm).
1.2. Şiirin tarihi,
kopmalarla belirlenir. Mallarme'nin şiiri, ondan öncesiyle yerdeğiştirmiş bir
şiirdir.
1.3. Şiirin geleneği, onun tarihi
değildir.
2.2 Şiir Dil iken
kapalı, Söz iken 'açık yapıt'tır.
2.1. Şiir Dil'den arındıkça,
anlamdan da arınır.
2.2. Şiirin gösterilen'i kavram
değildir, imge'dir.
2.3. Bir tanım: Şiir, dünyanın
zihinsel imgesidir.
2.4. Öyleyse, özneldir şiir: Bir
imgenin iki ayrı zihinde birbirine benzer olup olmadıklarını denetlemez: 'Si
duo idem faciuntnon est idem'.
2.5.'Güneş bir altın güldür'
dizesinin zihinsel imgesinin, her zihinde ayrı bir 'resmi' vardır.
3. İmgenin nasıl
alımlanabileceği konusunda okura yol gösterilebilir mi? Bu yol göstericiliğin
pratik bir yararı var mıdır? Bu yol göstericiliğe karşın, gene de okurun şairin
zihnindeki imgeyi (eğer, böyle bir imge varsa! Olması gerekmez çünkü...)
alımlayıp alımlamadığı denetlenemez.
3.1.İmgenin alımlanması için
şiirsel metnin kendisine konulacak yol gösterme eklentileri, metni şiirsel bir
metin olmaktan çıkarır. Neden?
3.2.Şair, şiirine 'ey okur bu
imgeyi şöyle alımla!' diye bir yol gösterme eklentisi yapamaz. Oysa 3.3.müziksel
metinlerde bu türlü yol gösterme eklentileri (Elgar, Stravinsky) çoktur ve bu
eklentiler, metni müziksel bir metin olmaktan çıkarmaz. Neden?
3.4.Müziksel metinde yol gösterme
uyarıları icracıya yöneliktir. Şiirsel metin açısından, böyle bir dolayım
yoktur.
Müzikte icracı, deyim
yerindeyse, bu tür eklentileri 'süzer'.
3.5.Buna karşılık Karlheinz
Stockhausen, Klavierstück XFöe bir dizi müziksel yapı önerir, icracı bu
yapılardan herhangi birini, başlangıç için özgürce seçebilir (bkz. Umberto Eco).
Necatigil'in Kareler'de yaptığı bu değil midir?
3.6.Bir imgenin nasıl alımlanması
gerektiği konusunda okura yol göstermek, o imgeyi 'imge' olmaktan çıkarır,
'kavram'a dönüştürür. Şiir de, Söz olmaktan çıkmış, Dil olmuştur artık.
3.7. 3.1'deki sorunun yanıtı
3.6'dadır.
Hilmi Yavuz
(Yazın,Dil ve
Sanat,1996)
Özdeyişler
Şiir, sessizlik içinde bir
atılımdır. Uyumlu düzenli ölçüler, amacı belirli yankılar, heceler ve dalga
uzunlukları yardımıyla, bu sessizliği kırar.
Şiir, yankıları en yüce
noktasına varan bir yetkinliğin çevresinde dönen yörüngelerin izidir.
Şiir öyle bir kukla oyunudur
ki, orada füzeyle uğraşanlar ve deniz uçurumlarına dalanlar altıncı duygu ve
dördüncü boyut üzerine gene çalarlar.
Şiir, bir düşüncenin, bir
ikinci düşüncenin ve sonra bilmem kaçıncı bir ara düşüncenin titreşimi
çevresinde akan bir düğümdür.
Şiir, yaban ördeklerinin
göçüyle kararmış bir gökyüzüdür.
Şiir, kendisine oyun arkadaşı
olacak bir dansöz gölgesi istiyen bir yankıdır.
Şiir, taş üzerinde bir
yüzgeç, bir kanat kalıntısı ve bu arada da okunaksız bir ant'tan başka bir şey
değildir.
Şiir, bilinmiyenin ve
bilinmiyecek olanın sınırları üzerinde yangın çıkaran hecelerin
araştırılmasıdır.
Şiir, hem bir milyon dolar
bulan insanın, hem de onu yitiren insanın çıkardığı çığlığa öykünmedir.
Şiir, paradokstan çıkan
eğitimdir; Dünya, önce hayatı beşiğe kor, sonra mezara.
Şiir, duruk hecelerin
devingen düzenidir.
Şiir, gökkuşaklarının nasıl
oluştuğunu ve niçin yok olduğunu açıklıyan imgesel bir belgedir.
Şiir, sümbüllerle bisküitler
arasında bir bileşimin gerçekleşmesidir.
Şiir, ateşin, bacaların,
peteklerin, papatyaların, insanların ve kızıl gün batımlarının şehvetli ve
mistik bir matematiğidir.
Carl Sandburg
(Çev.:Orhan Duru)
Şiirin İlkeleri
Şiir ve Matematik
Bir şiir yalnız o şiire giren
değil, bir de girmeyen kelimelerden meydana gelir.
Bu ifade ilk anda saçma gibi
görünürse de şairi şekilci bir görüşe ve kelimelerin şiire girmeden önce
biribirleriyle yeter derecede çarpışması fikrine çağırması bakımından dikkatle
ele alınmalıdır.
Bir şiirin güzelliği kendi
dışında bıraktığı kelimelerin sayısıyla doğru orantılıdır.
Okuyucu Denen Kuvvet
Bir şair şiirlerinin
beğenilmemesine pek dikkat etmelidir.
Çünkü sağ duyusuyla hareket
ettiğini sandığımız o okuyucu denen kuvvet yargılarını hep eldeki ölçülere göre
yapar ki, bu sese kapılan her sanatçı yeni adına hiç bir şey getirememek zorunda
kalır.
Şiiri Aratmıyan Mısra
Bir mısranın tek başına çok
şey anlatacağını pek sanmıyorum.
Bir mısranın güzelliği veya
sağlamlığı ancak kendinden önceki ve sonraki mısralarla belli olabilir. Gerçi:
"Varsın gönül aşkınla harap
olsun efendim" gibi bir başına bütün etkisi yapan mısralar da vardır ama
bunların başka mısraları aratmayışı da nihayet iki üç okuyuşu geçmez.
Gerçeğin İkiliğine Dair
Sanat alanını saran gerçek,
her gün içinde bin çeşit olay çalkalanan hayatın gerçeğinden farklıdır.
Madde ve ruh dünyasının
gerçeği birçok mantıksızlıklar;, çılgınlıkları, fikirsizlik ve bayağılıkları
barındırabildiği halde, sanat eseri daha ölçülü gerçek peşinde koşmak, gerçeğin
bir defa cereyan etmiş olanından çok, her zaman ve her yerde tekrarlanacak
olanını araştırmak zorundadır.
Bu, sanatın temel
ilkesidir.
Hayatın hiçbir şey öğretmek,
anlatmak istememesine karşılık sanatçı okuyucuyu sözlerine inandırmakla
yüklüdür. Bu yüzden o, eserinin hazırlıklarını tamamlarken mantık kanunları
çerçevesinde geçen veya o zannı veren olayları seçmek yoluna gider.
Nitekim, Danimarkalı Prens'in
çılgınlığını yahut bilgeliğini anlatan eserde, son perdenin yüreğimizi
bunaltması, o kral döşemelerini kirleten cinayetler zincirinin hayatta benzeri
olmamasından değil, piyesteki gerçeğin kendisini hayattaki gerçekten
kurtaramamış bulunmasından ileri gelmektedir.
Sâlah Birsel
(Şiirin İlkeleri, 1954)
Şiir Üstüne Söyleşi Notları
1. Benden veya benim
kuşağımdan önce yazılmış şiirleri kendi değerleriyle başbaşa bırakarak araya
kesin bir çizgi çizdiğime inanıyorum. Bu çizginin başlangıç noktasına,
oluşumuna, bugüne gelişine, kısacası belli bir şiir sürecinin ayrıntılarına
değinmek istemiyorum.
Oteller kenti, şiirimin vardığı son durak değil elbette. Ne
var ki, bundan sonra şunu şunu amaçlıyorum da demiyorum. Çünkü amaçlamak, özel
olsun, biçimsel olsun şematizmin şiirde geçerli olduğunu kanıtlamak anlamına
gelir ki, bu da şiirin özgül işleyişine ters düşer.
2. Bireyi toplum içinde somut olarak görünür duruma
getirmek, giderek daha da derinlerine inerek, onun içsel dramını kurcalamak
cabasındayım.
3. Şiirle düşünmek! yalnızca buna inanırım. Şiirle
düşünmenin karşıtı felsefe yapmaktır. Felsefe ise şiirin temeli olan imgeyi
dışlar. Gene felsefe duygusallığa da karşıdır.
Şu da var: Uzun şiirlerimde hiçbir sorunsalı yanıtlamaya
kalkışmam. Sorular sormaya, bu soruları çoğaltmaya (ama yanıtsız bırakmaya)
çalışırım hep. Nedeni, yazdıkça bilmediklerime, tanımadıklarıma, daha önce duyup
düşünmediklerime rastlarım da ondan. Zaten insanın iç dünyasını kesin olarak
tanıtlamak demek, saltık insanı yokken var etmek anlamına gelmez mi?
4. Büyük büyük sorunlara el atmak şiiri küçültebilir
kanımca. (Ayrıca büyük sorunlar nedir, küçük sorunlar nedir, bu da başlı başına
bir tartışma konusudur.) Örneğin pek yaygın olan Hamlet tipini günümüz aydınıyla
karşılaştırdığımızda , Hamlet'in kişiliğinde daha bir büyüklük ya da derinlik
bulabileceğimizi hiç sanmıyorum. Şair yetinmesini bilmeli; büyüklüğü, derinliği
dilde aramalıdır.
5. Bütün sanatların şiire, şiirin de sanatlara katkısı
vardır elbette. Örneğin Oteller Kenti' nin "Sera Oteli" bölümündeki düzyazısal
şiirler dikkatle okunduğunda görülecektir ki, dizelerden daha yoğun bir dizeler
bireşimi ön plana geçmektedir. Bu böyleyse, bir düzyazı örgüsü, bir düzyazı
dokusu şiiri çerçevelemiyor, bunaltmıyor, onun özgür yapısını kısıtlamıyor
demektir.
Uzun şiirlerimdeki öykü öğesine gelince, öyküden çok bir
"anlatma" söz konusudur burada da. Ayrıca her şiir önünde sonunda (az ya da çok)
bir "anlatma" değilse nedir?
Ekleyeyim : Sait Faik' in "Hişt Hişt" öyküsünde ne kadar
şiir varsa, benim şiirlerimde de o kadar öykü vardır.
Diyebilirim ki, bütün sanatsal türler, şiirin potasında
eriyebildiğince, şiirin doğal gereçleridirler.
6. Dünya yazınında bütün yazın türleri iç içe geçebiliyor.
Bizde ise bu tutum yadırganıyor nedense. Bence bu karşılıklı trafiği yadsımak,
şiirimizi alışkanlıklardan kurtararak çeşitlendirememekten, onu dünya şiirinin
süreci dışında düşünmekten başka hiçbir anlama gelmiyor.
7. Şiirlerimdeki kişiler satranç taşlarına benzerler.
Onlar, düşsel ya da gerçek, bende olup bitenlerin toplamıdırlar olsa olsa.
Gene de...
Şair kendi özel kişiliğini şiirinin ardında gizlemesini iyi
bilmelidir. Forster, "Yazarın yüzü okuyucunun yüzüne çok yaklaşıyor," der.
8. Güzellik düşündürücüdür. Bu yüzden de lirizmle hiçbir
ilişkim olmadı diyebilirim. "Liriği söyleyen kimse, kendi duygulanışının
bilincinden çok, duygu anının bilincindedir," der James Joyce.
9. Oteller Kenti'inde yalnızca insanlar insanlara yaklaşıp
kopmuyor. Onların yedeğinde nesneler de aynı işlemi sürdürüyorlar.
Üçüncü bölümdeki üç kavas, zaman kavramını ortadan
kaldırmakla görevli. Acılarını iyi tanıyan Bayan Sara ise, cin kadehlerinin
eşliğinde değişik bir orkestraya katılıyor; "Dişi bir İsa gibi" kendi kendini
yaşama ya da ölüme çiviliyor. Doğrusu iyi bilmiyorum, yaşama mı, ölüme mi? Bütün
bildiğim bilemediklerimden sızan bir kan gibi kitabı kendi rengine boyuyor.
10. Köklerinden aldığı suyun yeterliliğini ya da
yetersizliğini bir ağaç ne kadar bilebilirse...
Edip Cansever
Sinema ve Şiir Notları: I
298. "Sözcük" bir dilin
sözlüğünde hazır bulunur. Şair bu sözcükleri alır, kullanacağı yeri seçer ve
oraya yerleştirir. Sözcüklerin yakın anlamlılık, karşıt anlamlılık, yakın
seslilik, eş seslilik vb. olanaklarından yararlanarak; onları çatıştırarak örer
dizelerini. Bazen kendisi de bir sözcük üretir ya da bir sözcüğü bozar, yeniden
kurar, dönüştürür. Can Yücel (bunu daha önce bir başkası yapmadıysa o), "renk"
ve "âhenk" sözcüklerinden ("rengârenk"e de bir göndermede bulunarak...) "rengâhenk"i
yaratmıştır. Aynı şair "yardanbitme" der; "sevgiliden olma" ya da "uçurumda açan
(çiçek)" anlamında. "Yar" sözcüğünü "uçurum" ya da "sevgili" (yâr) anlamında
kullanır. Böylece "yerdenbitme" sözcüğünü de devindirir belleğimizde. "Sarıhoş"
dedim bir şiirimde; "sarı", "hoş"; "serhoş-sarhoş", "hoşsarı", "hoşluğun
sarılığı" anlamlarını tek bir sözcüğe doldurarak.
299. Sinemada yönetmen
sözcükleri (çekimleri) hazır bulmaz; bir "çekimler kaynağı sözlüğü" yok. O,
kendi sözcüğünü (çekimini), sonsuz çekim üretebilme olanağı sunan nesneler
dünyasından seçip yaratmak zorunda. Başka birine ait çekimi kendi filmlerinde
kullanan yönetmenler, sinema dilinin ayırdında olan gerçek ustalar. Onlar, söz
konusu çekimin yerini saptarken, sözlükteki (kendisinin olmayan) sözcüğü şiirine
yerleştiren şairler gibi çalışır. Bu konu üzerinde en dikkate değer çalışmayı
yapan Pasolini, "Film yapmak, şair olmaktır." demiştir.
301. "Şiir, sözcüklerle resim
yapmaktır." biçiminde sunulan genel geçer görüş, genel geçer bir doğru. Her dize
(ne kadar soyut da olsa...) insan anlağında görsellik taşır. Sözcüklerle resim
yapmak, "biçimi bozmadan nesnelerle bir görsellik kurma" anlamında kullanılmış
bile olsa; soyut, kapalı, örtülü bir resim anlamını taşır. Montajla üretilmiş ya
da tek çekimlik bir sahne, bir dizenin (küçük İskender, sözcükleri birleştirerek
kavramsal bütün oluşturur...) karşılığı olarak düşünülebilir "sözcüklerle resim
yapma" bağlamında.
302. Dili sözden ayırmak;
aynaya düşen görüntüyü nesnesinden ayırmak olur.
Can Bakkotar
(Budala,14)
Sinema ve Şiir Notları: IV
143. Kısa metrajlı filmin
şiir sinemasına en çok uyan yapıda olmasının sayısız nedeni vardır. Mesajını
becerebildiğin ölçüde kısa sürede vermek... Şiirde de -en uzun şiirde bile- kısa
filmde de bir tek fazladan sözcüğe (çekime) tahammül yoktur. Kısa film kısa
şiire benzetilmiyor; şiire benzetiliyor. En uzun şiir bile gereksiz bir sözcüğün
yükü altında ezilir. Kısa film de... Şiiren de, kısa filmin de mesajlarının
uçları açıktır. Passollini'nin "şiir sineması" dediği sinemayı kısa film
yaratıyor. Nerede başlayacağını, nerede biteceğini, ne kadar süreceğini
bilmiyorsunuz. İnsanı şöyle bir savurup boşluğa bırakıyor. Şiir de öyle yapmaz
mı?... İlle de para kazanmak beklenilmeyen iki sanat varsa biri şiirdir, öteki
kısa film! Kısa filmin de, şiirin de odağında tek yürek vardır. Bu tek yürek
örtüşebileceği yürekleri bulmak için çırpınır.
160. Bütünüyle anlaşılmış
şiir, gazete haberi düzeyindedir! Büyük şiir duyumsanır, susturur, şaşırtır,
"Anlıyorum, ama ifade edemiyorum." dedirtir. Yine de anlaşılamamıştır.
164. Aptallar çoktur,
aptalları anlayanlar da... Dahiler azdır, dahileri anlayanlar da... Doğa
sanıldığı kadar cömert değil!
168. İçindeki çocuğu hep
çocuk tut!
173. Senaryo yazarlığı var
artık! Romancılık bundan sonra başlayacak!
232. Jean Cocteau, "Ozanın
şiirden başka derdi olmamalı." diyor. Ya uzmanlaşmaktan söz ediyor; ki bu
tükeniştir; ya da yaşadıklarının, tanıdıklarının hepsini ozan gözleriyle
toplayıp şiire taşımaktan söz ediyor; ki bu, ozanın bütün varlıklarını
toplamasıdır şiir kaynağına, çağlamak üzere.
234. Chateaubriand, "Şiir,
seçmek ve gizlemek sanatıdır." diyor. Salâh Birsel, bir şiirin değerini
"dışarıda kalan sözcüklerle" ölçüyor. Bilgin ozan ve zeki okuyucu... Gerçek şiir
bu bağlamda değer kazanır. Sıradan anlatıları, radyo ve televizyonların
tükettiğini söylemeye gerek bile yok. Şiiri gerçekten kaygısınan ozanlara ve
okuyuculara gün doğuyor. Beyinleri afyonlanmışlar çırpınıyor, görüyorum...
Hiçbir çağ, zeki insanı bu kadar farklı kılmadı. Aptallar doktorların koyduğu
perhiz nedeniyle bütün meyveler önlerindeyken el süremeyenler; zeki insanlar ise
o meyvelere ulaşmak için ağaca çıkmak zorunda... Ama onlar bunu göze aldılar!
235. Ozan, olanı olduğu gibi
söylüyorsa, salt dedikodusunu yapıyordur yaşamın. Ozan, kodlamalıdır. Kodlananın
açılımını yapan, bütünüyle anlamayabilir... Böyle bir derdi de yoktur zaten
ozanın...
241. Şiiri ve ozanı farklı
kılan nedir?... Yönetmen para karşılığı da film çekebilir; ressam ısmarlama
resim çizebilir; boyutları, objeleri, objelerinin konumları, renkleri
belirlenmiş resimler... Ismarlama şiir yazılamaz; yazılsa bile o şiir, "şiir"
olmanın uzağındadır. Para karşılığı yapıt vermeyi yalnız ozanlara yasaklıyorum.
Ozanın farkı bu...
244. Bir iç sesi var yaşamın:
şiir.
245. Sanat yapıtı, doğada
çoğu zaman kaba hatlarıyla bulunan seslerin, renklerin, objelerin ve
görünçlüklerin düşsel yaratım gücünden beslenerek estetize edilmesi; bu ses,
renk, obje ve görünçlüklerin duyumsal güzelliğe ulaşılması ereğiyle
kurgulanmasıdır. Kurguculuk, şekilcilik değil; şeklin bombalanıp yerle bir
edilmesi, "okuyucuyu" kışkırtmasıdır.
Can Bakkotar
(Budala, 18)
Sinema ve Şiir Notları: V
246. Sinemada, şiirde ve asıl
önemlisi de hayatta "mükemmel" yoktur. Mükemmel olma çabasındaki insan, yok
oluşa doğru savrulur. Güzel, kusurlarıyla güzeldir. Kusursuz olmaya çabalaması,
bir gün kendi kusurlarını da göremeyecek kadar körleştirir kişiyi. Ancak
başkalarına zarar verdiğini bildiği kusurlardan arınma çabası, insanın en saygın
erdemi olacaktır.
258. Sanatta her şey yeniden
keşfedilmeye açık. Keşiflerin tüketildiği bir çağda yaşıyorsun. Kendi sesin,
kendi rengin, kendi tarzınla yaklaş; öğrendiklerini unutarak.
259. Herhangi bir filmde
oynama şansı verilen insana, ölümsüzlük bağışlıyor yönetmenler. Deforme olmadan
sonsuza kadar korunabilecek peliküllerin yapılması, oyunculara sonsuza kadar
sürecek "yaşama"nın habercisi olacaktır.
268. Sanatçılar çok geniş
yığınlara ıslık çalar; dönüp bakanlarsa birkaç bin kişidir.
274. En uzun şiir bile
aslında kısa şiirdir. Şiirin uzunu kısası olmaz aslında. Şiirin
uzunluğu-kısalığı biçimseldir. "Bir, gibi, ama, oysa, sen, ben, ve, ki, ancak,
dahası, eğer..." vb. sözcükler elden geldiğince şiirin dışında bırakılmışsa;
dahası, göndermede bulunulan görünçlüklere, çağrışımlara, imgeleri karşılayan
sözcüklere okuyucunun anlağında yer verilip bunlar şiire alınmamışsa; okuyucu o
sözcükleri görmediği halde o sözcüklerin karşılayanlarını şiirde bulabiliyorsa
en uzun şiir bile kısa şiirdir. Şiirde fazladan tek sözcüğe tahammülüm yok. Kısa
filmin şiire benzetilmesinin nedeni budur. Kısa filmde tek fazla çekime yer
yoktur. Uzun metrajlı film, fazladan olduğu sezilen çekimleri izleyiciye
hissettirmeden taşıyabiliyor bünyesinde. Ama kısa filmin ve -uzun metrajlı bile
olsa- şiir sineması filminin buna, fazladan bir çekime tahammülü yoktur. Şiir
sinemasının ve şiirin uzunu-kısası bu nedenle olmaz.
284. Dostluklar bakımından
kendimi, hiç düşünmeden, dünyanın en şanslı adamı ilan edebilirim. Bu nasıl mı
oldu? Dostluğunu denediğim bir sürü yalancının, hırsızın, ikiyüzlünün, itin,
kopuğun da kahrını sabırla çekerek...
290. Eleştirmenler, "iyi" ya
da "kötü" deme hakkını okuyucunun, izleyicinin elinden almamalı.
291. Çektiğin acılardan öyle
yapıtlar damıtacaksın ki, acıyı çektirenler boğulup gidecekler yapıtlarının
ezici etkisi altında. Bu, intikam almanın en doyurucu yoludur.
292. Öyle sloganlar, spot
cümleler üretilir ki, gerçek kaybolur gider arada. Gerçeği savunmak için direnci
bile kalmaz insanın. Sindirilir insan. Örnek mi? "Kadın duyarlılığı" denir,
"erkek sözü" denir, "ana yüreği" denir. Ya "erkeğin duyguları ve duyarlılığı",
ya "kadının güvenilebilirliği", ya "babanın yüreği" nerede?
293. Radikal feministlerin
mutlu olma şanslarının olmadığını görüyorum. Çok yazık! Yeni bir kadın imgesi
yaratmaya çalışıyorlar. Erkeğe öykünen kadın! Bu imgeye uymaya çalışan kadın,
kadınlığa özgü yönlerini yitiriyor, geriye de bir şey kalmıyor.
304. Uyak, şiire yalnızca
müziksel bir katkı sağlayabilir. Uyak yapmak için şiirin tek sözcüğüne bile
dokunmayın; çünkü uyak düşüncenin, metaforun ve göndermelerin üzerini kapatarak
sözcüklerin anlamını kısıtlar, onları kısırlaştırır; imgeyi çürütür, imgenin
önüne geçerek onun üzerine ölü toprağı serper. Uyak yalnızca duymaya, imgeyse
özümseyerek duyumsamaya yol açar.
312. Bir şiir yaz; belki
ortalığı ayağa kaldıramazsın, ama öyle bir şiir olsun ki, okuyanların dimağı
allak bullak olsun. Onu sarsın, kuşatsın, ağına düşürsün; ama karmaşık, çok
yollu, çok okumaya açık olarak okuyucuya özgür olduğunu anlatırken onu
kışkırtsın. Film çekmek istiyorsan onu da bu şiiri yazdığın gibi çek. Şiirin ya
da filmin bunları beceremiyor mu? Onu parçala ve yok et!
Can Bakkotar
(Budala, 19)
-Bu dünyanın her parçası
benim insanım için kutsaldır. Kırlarda açmış kokulu çiçekler, bizim kız
kardeşlerimizdir. Bufalo, geyik, büyük kartal, bunlar da bizim erkek
kardeşlerimizdir. Kayalık tepeler, ıslak çayırlardaki su damlacıkları, atın
vücudundan buharlaşan ısı ve insanlar hepsi aynı aileden değil midir? Siz beyaz
insanlar, çayırlarda açmış çiçeklerden tat alan rüzgârı koklamasını
öğrenmelisiniz. Onu kutsal saymalı ve korumalısınız...
Kızılderili şefi Seattle,
1854
-Renkler ve zevkler
tartışılmaz. Baudelaire
-Şiirin amacı bizi şiir
hâline sokmasıdır.
Edgar Morin
-Istırapların en büyüğü, eğer
yanıtı yoksa, şiirin kaynağıdır. Ludwig Feurbach
-Her alışkanlık elimizi daha
becerikli, aklımızı ise daha beceriksiz yapar. Nietzsche
-Hayatla meselesi olanlar
-ben dahil- özellikle '70'li yıllarda çok estiler, çok gürlediler. Oysa hayatla
olan meselenin şiirimize esas itibariyle '80'li yıllarda girdiğini
düşünüyorum. Sina Akyol
- Bu şiirin, bu resmin, bu
müziğin faydası ne? Bu sorular sanatçıyı hep yormuştur. O kimseye faydası olsun
diye yapmaz ki sanatı. Yapan varsa yalancıdır, ya da yeteneksizin tekidir ve
yeteneksizliğini böyle bir özüre sığınarak gizlemeye çalışmaktadır. Tuğrul
Tanyol
-Bir şair çoğu kez sözcükleri
de şeyler (nesneler) gibi algılar, öyle algılatır. Ahmet Ada
-Çok yalnız olan için gürültü
bile bir tesellidir. Nietzsche
-Şiirlerim açıklandıklarında
büyülerini yitirirler. Açıklama diye bir şey mümkünse tabii! Gérard de Nerval
-Heidegger kendi adının
çevresinde öyle bir tabu oluşturmuştur ki, onu anlamış olduğunuzu kavradığınız
anda, yanlış anladığınızı fark edersiniz. Theodor Adorno
-Tüm gönlümle inanıyorum ki,
her insan kendi hayatının yanı sıra birkaç hayat daha sürüyor olmasaydı, kendi
hayatını yaşayamazdı. Paul Valéry
- Ulusal devletleri korumak
gerekir, çünkü ulusal devlet demokrasileri az çok memnun edici bir şekilde
işlemektedir. Edgar Morin
- Kadınlar, çocuk ile hakiki
insan olan erkek arasında kalan bir tür ara basamaktır. (...) Kadınlar
kalplerinin derinliklerinde erkeğin para kazanmak için yaratıldığına, buna
karşın kendilerinin de mümkünse onlar hayattayken ama en geç ölümlerinin hemen
ardından bunu harcayıp bitirmek için yaratıldığına inanırlar.
Schopenhauer
-Gözyaşı akıtmaktan anlayan
dramatik şairler ödüllendirilirler. Bu yetiye en buruşuk soğanlar bile sahiptir,
bu ünü birlikte paylaşırlar. Heine
-Kötü şair, şuurlu olması
gereken yerde şuursuz; şuursuz olması gereken yerde şuurlu olandır. T. S.
Eliot
"Köse bir şair yüzüne sık
sakallı şiir yakışmaz"
Abdülkadir Budak
"Şiir
kata kata değil ata ata yazılır"
Abdülkadir Budak
"Aşıksız
aşklar neyse şairsiz şiirler de odur"
Abdülkadir Budak
"Biçim
şiirin özüdür"
Abdülkadir Budak
"Aşktan
şiir yapmaktan çok şiirden aşk yapmayı başarmalıdır şair"
Abdülkadir Budak
"Yazmayınca
kirlendiğim doğrudur"
Abdülkadir Budak
"Ah ben doktor yerine şiirlere gittim de / Diyalogsuz bir bahçe monolog gül
doğurdu"
Abdülkadir Budak
|