|
Guillaume Apollinaire (1880-1918)
Mirabeau Köprüsü
Mirabeau Köprüsü'nün altından Seine akar Ve bizim aşklarımız Hatırlamama ne gerek var Hüznün yolu daima bir sevince çıkar
Çal ey saat gel ey gece Kalan ben'im gün geçse de
Elin elimde yüz yüze kalalım her an Geçtikçe kolumuzun Kurduğu bu köprü altından Bezgin düşmüş sular o sonsuz bakışlardan
Çal ey saat gel ey gece Kalan ben'im gün geçse de
Aşklar da gelir geçer bu akan su gibi Aşklar da gelir geçer Hayatın kunt oluşu gibi Ve umudun bunca güçlü kalışı gibi
Çal ey saat gel ey gece Kalan ben'im gün geçse de
Geçer günler geçer günler ve haftalar Ama ne geçmiş zaman Ne de aşkların döneceği var Mirabeau Köprüsü'nün altından Seine akar
Çal ey saat gel ey gece Kalan ben'im gün geçse de
(Çev.: Ahmet Necdet)
Marizibill
Büyük bir caddesinde Kolonya’nın
Bir gider bir gelirdi akşam vakti
Herkese cömert, şirin, cana yakın
Bitince kaldırım gider içerdi
Basık meyhanelerde yorgun argın
Kuru tahtalarda yatmaya razı
Alyanak kumral bir oğlan yüzünden
Bir Yahudi, sarımsak kokar ağzı
Çin dönüşü Şanghay kerhanesinden
Çıkarıp getirmişti kızcağızı
Çok görmüşlüğüm var böylelerini
Omuzlarına ağır gelir kader
Kararsız, rüzgarda yaprak misali
Gözleri kısık lambalara benzer
Kalpleri işler kapıları gibi
(Çev.: Sabahattin Eyüboğlu- Necati Cumalı)
Ren Gecesi
Bardağımda şarap, bir alev gibi titriyor. Bakın kayıkçı ağırdan bir şarkı tutturmuş. Ay ışığında yedi kız görmüş, öyle diyor; Yeşil saçları ta topuklarını bulurmuş.
Kalkın, türküler söyleyin, oynayın yan yana; Kayıkçının şarkısını duymayayım gayrı; Bütün sarışın kızları getirin yanıma; Saçları örülmüş durgun bakışlı kızları.
Ren sarhoştur, sularına asmalar vuran Ren; Üzerinde gecelerin altını serili. Yazı büyüleyen yeşil saçlı perilerden Bahseder ölü bir ses, son nefesinde gibi.
Bir kahkaha gibi kırılır kadehim birden.
(Çev: Orhan Veli- Sabahattin Eyuboğlu)
Bölge
Sonunda canına tak dedi bu eski dünya
Çobankızı ey Eyfel kulesi köprülerin sürüsü meliyor bu sabah Bıktın yaşamaktan eski Yunan’da Roma’da
Otomobiller bile kocamış görünüyor burada Bir din yepyeni kalmış bir din Bir din kaldı Port-Avion hangarları gibi yalın
Bir Sen ey Hıristiyanlık bir sen eski değilsin Avrupa’da En yeni Avrupalı da sizsiniz Papa X.Pie Ve sen pencerelerin gözetlediği bir utanmadır alıyor seni Sabahleyin bir kiliseye girip papaza içini dökemiyorsun Bar bar bağıran el ilanlarını katalogları afişleri okuyorsun İşte bu sabah şiir nesir için de gazeteler var 25 santime satılan polis serüvenleriyle dolu romanlar Sonra büyük adam portreleri ve daha binbir çeşit unvanlar
Bu sabah güzel bir sokak gördüm adı aklımda kalmadı Yeni ve pırıl pırıl bir borazan gibiydi Müdürler işçiler güzelim steno-daktilolar Pazartesi sabahından cumartesi akşamına dek günde dört kez Burdan geçerler Sabahleyin bir canavar düdüğü üç kez inler Öğleye doğru kızgın bir çan havlar Bağırırlar papağanlar gibi plakalar ilanlar tabelalar
Paris’ de Aumont-Thiéville sokağı ile Ternes caddesi arasındaki Bu sanayi sokağının güzelliğini severim Bu işte o yeni sokak ve sen küçük bir çocuksundur hâlâ Yalnız mavi ak giysiler giydirir annen sana Sen ki koyu bir dindarsındır ve en eskisi arkadaşlarının René Delize’le Kilisenin en çok o görkemli törenlerini severseniz Saat dokuzda lambalar kısılmıştır masmavi gizlice Yatakhaneden çıkacaksınız Bütün gece kolejin küçük kilisesinde dua edersiniz Hiçbir zaman sönmeyen sonsuz parıltısıyla o yakut taşı Durmadan alev alev utkusunun döndürür bizlere İsa’nın
Bu güzel zambaktır hepimizin yetiştirdiği Bu kızıl saçlı rüzgarın söndüremediği meşaledir Bu o kahırlı ananın solgun kızıl çocuğudur Bu daima dualarla dolup taşan ağaçtır Bu yüceliğin sonsuzluğun çifte darağacıdır Bu altı dallı yıldızdır Bu Cuma günü ölen Pazar günü dirilen Tanrı’ dır Bu havacılardan daha iyi uçan İsa ‘dır Dünya yükseklik rekorunu elinde tutuyor
Gözün gözbebeği İsa Yüzyılların yirminci gözbebeği orada ne yapacağını bilir Göğe yükselen İsa gibi bu yüzyılda kuş olup uçtu Başlarını kaldırıyorlar şeytanlar ona bakmak için uçurumlarda Uçmasını bilirse ona hırsız densin diye bağırıyorlar Melekler bu güzel uçucunun çevresinde uçuşuyorlar
Icare Enoch Elie Thyane’lı Apollonuis Bu ilk uçağın çevresinde dönüyorlar Bazı yana çekiliyorlarsa Azize Saint-Eucharstie’ nin taşıdıklarına Yol açmak içindir Bunlar kutsal ekmeği kaldırarak sonsuzluğa değin Yükselen papazlardır Sonunda kanatlarının kapamadan yere iniyor uçak Birden milyonlarca kırlangıçla doluyor gökyüzü Derken baykuşlar şahinler bir kanat çırpışta geliyorlar Afrika’ dan mağripler flamanlar karaleylekler geliyor. Sonra şu ozanlarla öykücülerin şişirdikleri Rok kuşu hazretleri Pençesinde Âdem babamızın o ilk başını taşıyarak süzülüyor Derken ufuktan bir kartal beliriyor çığlıklarla Amerika’dan o küçük sinek kuşları Çin’ den de tek kanatlı çift çift uçan uzun kaygan pihiler Sökün ediyor İşte şimdi de Ruhulkudüs güvercin O iri-kuşu o göz göz tavus cenaplarıyla damlıyor Sonra kızgın külleriyle bir anda her yeri örten Kendi kendine tutuşan odun yığını zümrüdüanka Öte yandan sirenler korkulu boğazları bırakıp Üçü birden güzelim türküler söyleye söyleye çıkıp geliyorlar Sonra tümü kartal ankakuşu Çinpihisi Uçan makine ile kardeş oluveriyorlar Sen şimdi Paris’ te kalabalığın arasında bir başına yürüyorsun Yanı başında böğüren otobüs sürüleri geçiyor Aşkın o korkunç acısı boğazını sıkıyor Sanki bir daha hiç sevilmeyecekmişsin gibi
Eski zamanda yaşasaydın bir manastıra kapanırdın Dua ettiğini anlayınca kızarıp bozarıyorsun Kendine gülüyorsun sonra da Cehennem ateşi gibi Gülüşün etrafa saçılıyor Gülüşünün parıltıları yaldızlıyor dibini yaşamının Karanlık bir müzede asılı bir tablo bu Ona arada bir gidip gidip bakıyorsun
Bugün Paris’ te dolaşıyorsun kadınlar kan içinde Şeydi ve hiç anmayı istemezdim güzelliğin bir geçişiydi bu
Chartres’da kızgın alevler içindeki Notre-Dame baktık bana Montmartre ‘da Sacré-Coeur ‘ünüzün kanı boğdu beni Mutluluk sözleri duymaktan yatağa düştüm Uğrunda nice şeyler çektiğim aşk utanç verici bir hastalıktır O seni avcuna alan hayal boğuntu uykusuzluk içinde Yaşatıyor seni O geçen hayal ki hep yanıbaşında Şimdi Akdeniz kıyılarındasın Bütün bir yıl çiçek açan limon ağaçlarının altında Bir sandalda dostlarınla geziyorsun Biri Nisli biri Menton’lu ikisi de Turbie^li Deniz diplerinin ahtapotlarını korkarak seyrediyoruz Ve yosunların arasında balıklar yüzüyor imgeleri İsa’nın Şimdi Prag dolaylarında bir hanın bahçesindesin Adamakıllı mutlusun bir gül masanın üstünde duruyor Düzyazıyla tutup öykünü yazacak yerde Gülün göbeğindeki uyuyan ziyba böceğine bakıyorsun Remini Sint-Vit akiklerinde görünce donup kalıyorsun
Ölecek gibi üzüldün kendini orada gördüğün gün Sen gün ışığına çıkınca çığlığa dönen Lazar’ a beziyorsun Geri geri gidiyor Yahudi mahallesinin saatinin ibretleri Yavaş Yavaş sen de öyle geri geri gidiyorsun bu dünyada Teperek Hradchin’i ve dinleyerek akşamları Meyhanelerde söylenen Çek şarkılarını
İşte Marsilya’ da karpuzların arasındasın
Göblence’da Géant otelindesin işte
İşte Roma ‘da bir Japon muşmula ağacı altında oturuyorsun
İşte Amsterdam ‘da güzel sandığın ama çirkin bir kızlasın Şu günlerde Leyde ‘li bir üniversiteyle evlenecek
Latince kiralanır orada odalar Cubicula locanda Ben orada üç gece kaldım bir o kadar da Gouba’da hatırlarım
Paris ‘te sorgu yargıcının karşısındasın Bir câni gibi yakalanmışlar Sen ki acı tatlı yolculuklar yaptın Daha yalanın daha yaş denen şeyin ne olduğunu bilmeden Yirmisinde otuzunda aşk yüzünden nice şeyler çektin Deliler gibi yaşadım vaktimi boşa geçirdim Artık ellerine bakmıyorsun hem durmadan hıçkıra hıçkıra ağlamak isterdim ben Senin adına sevdiğim adına seni korkutan her şey adına Dolu gözlerle bu zavallı göçmenlere bakıyorsun Tanrı’ ya inanıyorlar dua ediyorlar kadınlar çocuk emziriyor Saint-Lazar garının salonunu kokularıyla dolduruyorlar Müneccim krallar gibi yıldızlara inanırlar Para kazanacaklarını umuyorlar Arjantin’de Zengin olduktan sonra da bir gün memleketlerine dönmeyi İşte bir aile de kırmızı bir diz örtüsünü taşıyor yüreğinizi taşımanız gibi sizin Ne bu diz örtüsünün ne de düşlerimizin aslı vardır Bu göçmenlerin kimleri burada yerleşiyorlar Rosiers yada Ecouffes sokağındaki barakalarda kalıyorlar Onların çoğu akşamları sokaklara hava almaya çıkarken gördüm Satranç taşları gibi pek seyrek yer değiştirirler Çoğu Yahudi ‘ dir karları takma saçlıdır Dükkanların gerisine çekilip bitkin oturup kaldılar Sen aşağılık bir barın tezgahı önünde ayaktasın Birtakım zavallıların arasında ucuz tarafından bir kahve içiyorsun
Gece büyük bir lokantadasın
Kötü kadınlar değil bunlar ama hepsinin bir dertleri var Hepsinin en çirkin bile aşığına az çektirmedi O Jersey ‘li çavuşun kızıdır
Görmediğim elleri sert ve çatlaktır
Karnının yara izlerine nasıl acıyorum Korkunç gülüşlü zavallı bir kıza ağzımın o gururunu Kırıyorum şimdi Yalnızsın nerdeyse de sabah olacak Sütçüler güğümlerini tıkırdatıyor sokaklarda Canım bir Metive gibi gece çekip gidiyor işte Bu ya o sahte Ferdine yada o dikkatli Léa olacak Ve sen hayatın gibi bu kızgın alkolü içiyorsun O bir rakı gibi içtiğin hayatın
Auteil ‘ e doğru yürüyorsun yaya gitmek istiyorsun evine Okyanus ve Gine putlarının arasında uyumak istiyorsun Onlar da birtakım İsa ‘lardır bir başka biçimde başka inançta Küçük İsa’ lardır bunlar karanlık umutların
Allahaısmarladık Allahaısmarladık Boynu vuruk güneş
(Çev.: İlhan Berk)
|