|
Paul Éluard (1885-1952)
Savaşta Yedi Aşk Şiiri
“İnsanların tutsak edildiği bu ülkede yaşıyorum pislik, susuzluk, sessizlik ve açlık içinde” ARAGON, Le Musée Grévin’den
I. Gözlerinde bir gemi Efendisiydi rüzgarın Gözlerin o ülkeydi Bir anda kavuşulan
Gözlerin bizi bekliyordu sabırla
Ormanda ağaçların altında Yağmurda fırtınada Dorukların karında Çocukların gözleri arasında oyunları arasında
Gözlerin bizi bekliyordu sabırla
Gözlerin bir vadiydi Tek bir filizden daha yumuşak Güneşleri ağırlığını verirdi İnsanın nekes hasadına
Bizi beklerdi görmek için gözlerin Hep
Çünkü aşkı getiriyorduk Aşkın gençliğini Aşkın sağduyusunu Aşkın bilgeliğini Ve ölümsüzlüğü.
II. En büyük savaşlardan Daha dolu gözlerimizin günü
Zamanı yenen gözlerimizin Kentleri uzak mahalleleri ve köyleri
Serin vadilerde yanıyor Akışkan ve güçlü güneş
Ve otun üstünde kubarıyor İlkyazın pembe teni
Kanatlarını kapattı akşam Umutsuz Paris üstünde Lambamız besliyor geceyi Bir tutsak gibi özgürlük
III. Usul usul ve çıplak akan kaynak Her yanda açılmış gece Güçsüz ve çılgın bir kavgada Birleştiğimiz gece
Ve bizi aşağılayan yatağın oyulduğu yalnızlıktan yoksun bir çöküşün geleceği
IV. Bir bitkidir bu Toprağın kapısını çalan Bir çocuktur bu Annesinin kapısını çalan Yağmur ve güneştir bu Çocukla birlikte doğan Bitkiyle birlikte büyüyen Çocukla çiçek açan
Bir çocuğa verebilecekleri Ezayı hesapladılar Kusmadan kusturan utanç Ölmeden öldüren gözyaşı
Kara göğün dehşete düşmüş saf göğün Altında bir ayak sesi Bitkiyi sökmeye geldiler Çocuğa acı vermeye geldiler Sefalet ve hüzünle
V. Kalbin köşesi diyorlardı kibarca Aşkın nefretin ve utkunun köşesi Yanıtlıyor muyduk, gözlerimiz yansıtıyordu Bize sığınak olan gerçeği
Hiçbir zaman başlamadık Hep çok sevildik Ve sevildiğimiz için Başkalarını da kurtarmak istiyoruz Buz tutmuş yalnızlıklarından
Diyorum ki istiyorum istiyoruz Diyorum ki istiyorsun istiyoruz Işığın sürdürmesini Erdemin parıltılı çiftlerini Yürekliliğin zırhlı çiftlerini Gözleri kendi gözlerine karşı koyuyor çünkü
Çünkü başkalarının yaşamına katılmak istiyorlar.
VI.
Öyle büyük öyle saçma Bütünüyle saçma sapan Bir yıkımı göstermek için Trompet mi çalmalıyız size
Yalnızca ölümü bahane ediyorduk Yalnızca yeryüzü sınırlıyor bizi Ama şimdi tüm canlıları Çeviren bir utanç içindeyiz
Sınırsız kötülüğün utancı Anlamsız cellatlarımızın utancı Hep aynı hep Aynı aşıkların kendileri
İdamlıkların utancı Sözcüklerin utancı yanık toprak Ama utanç duymuyoruz çektiğimiz acılardan Ama utanç duymuyoruz utancımızdan
Savaş kaçaklarının arkasında Bir kuş bile yaşamıyor artık Hıçkırıklardan yoksun hava Masumluğumuzdan yoksun
Nefret ve intikamla çınlayarak
VII. Tamamen derin bir alın adına Baktığım gözler adına Ve öptüğüm dudaklar adına Şimdi ve her zaman için
Gömülmüş umut adına Karanlığın içindeki gözyaşları adına Güldüren sızılar adına Korkutan gülüşler adına
Sokaktaki gülüşler adına Ellerimizi bağlayan tatlılık adına Güzel ve iyi bir toprağın üstündeki Çiçekleri kaplayan meyveler adına
Hapisteki adamlar adına Sürgün kadınlar adına Karanlığa hayır dedikleri için Şehit olmuş, katledilmiş Tüm yoldaşlarımız adına
Öfkemizi bileyelim Her tarafta kovalanan izlenen Ama bir gün galip gelecek olan Masumların onurunu korumak için Yumrukları kaldıralım havaya.
(Çev.:Tozan Alkan)
Evren-Yalnızlık
Toprağın kuluçkaya yattığı günün meyveleri Bir kadın bir tek uyumaz Pencereler yatmış.
Bir kadın her gece Geziye çıkar gizlice
Yorgunluğun köyleri Orada kızlar çıplak kolludur Fiskiyeler gibi Gençlik onlarda büyür Ayak parmaklarının ucunda güler. Yorgunluğun köyleri Orada herkes birbirine benzer
Görmek için gözler kapanılan yerde Gülmeler oturulan yerde Böcekler girer buraya Buruşuk gözleri ateşin Hepten paslı bir alev Sıçrayıp çamur içinde bırakır uykuyu Tenden yatağını ve erdemlerini
Öpmek istiyorum seni öpüyorum seni Ayrılmak istiyorum senden sıkılıyorsun Ama güçlerimizin sınırlarında Zırhlı elbise giyiyorsun silahtan daha tehlikeli
Dağ deniz ve denize giren güzel kadın Yoksulların evinde Onlara gölgelik yerine geçen solmuş gökte Gizlenir binlerce karanlık lamba
Bir yankı tarlası gözyaşlarıyla birleşir Kapa gözlerini Bütün istenenler oldu
Hayaller peşinden Işık yığını başka düşlere doğru yuvarlanır gider
Vücut ve dine karşıt ünler İnanılmaz yağınması Yumuşak açılan kanatları gibi -Ama beni okşayan el Benim gülmemdir onu açan Boğazımdır onu tutan Onu yok eden
İnanılmaz yağınması Bulguların ve beklenmedik şeylerin Görüntüsü çıplaklığın Görüntü çocuğu sadeliğinin Çocuksu vahşi hayvan terbiyecisi şehvet uykusu Hayal işi özgürlüklerin
Bir porselen şarkısı el çırpar Sonra paramparça dilenir ve ölür Hatırlayacaksın onu sen yoksul ve çıplak Kurtların sabahı ısırıkların da bir tüneldir Orada çıkarsın kan elbiseyle
Geceden utanmak Ne canlılar var yeniden bulunacak Ne ışıklar var söndürülecek Sana görüş adını vereceğim Çarparak çoğaltacağım hayalini
Silahsız kalmış Hiç düşmanı yok artık
Hava açık ben örtündüm Çıkmak ister gibi günden Öfke korkunç etkisi altında Kıskançlığın haksızlığın En bilgici
Kaçırt bu karanlık göğü Camlarını kır Ver onları yesin taşlar Bu düzme karanlık gök Pis ve ağır
Hayranlıkla bakıyorum inerken sana doğru Zamanın yerleştiği uzaya Anılarımız kendimden geçiriyordu beni
Yerce çok eksiğin var Hep benimle olabilmek için
(Çev.:Adil Moran)
Bir Karanlık Ayna İçi
Hıncahınç bir kenar mahalle Üstünde aylar sultanı ağustos günlerinden Kıvıl kıvıl bir hale
Namus sözümüzden bu çember Duramaz olmuş yerinde Öfkemizden döne döne yanar
Burası Bazilika sokağı Bu bir okulun sokağa bakan yüzü Kurşunlardan böyle çiçek bozuğu
Kala kala bunlar kaldı çiçekten yana Açmış duvarları üstünde felaketin Bulanıp insan teninin beyazlığına
Bazilika Sokağı’nın göbeğinde Duvarlar bizden yana olmuş Yediveren bir damga üzerlerinde
Hürriyet aşkıyla oyulmuş
(Çev.:Can Yücel)
Sevgili
Diz çökmüş gözkapaklarım üstüne Saçlarım içindedir saçları Hali var ellerimin halinden Rengi var gözlerimin renginden Düşmüş kuyusuna gölgemin Fırlatılmış bir taş gibi göğe
Gözleri var açıktır her daim Uykuyu haram ettirir bana Ya güneşleri önüne katan Ya o ışık delisi rüyaları Bir güldürür bir ağlatır beni Söyletir bilmeden ne söylediğimi
(Çev.:Can Yücel)
Kusursuz Vücut
Alabildiğine açılmış gök altında kapar kanatlarını deniz
Senin gülüşünün yamaçlarına bir yol gider benden
Düşçül kadın vücut baştan aşağı ateşten tümüyle
Artır arzumu geçersiz kıl mesafeyi
Acele et bozmakta düşümü de bakışımı da
(Çev: Eray Canberk)
|