| |
İÇİNDEKİLER:
| Çizgi-yorum – Semih
Poroy / Sayfa
2 |
| |
|
| |
Yeni Dünya
Tasarımlarının Buluşturduğu İki Sanat:
|
| |
|
| |
Karikatür ve
Edebiyat – M. Mahzun Doğan /
Sayfa 3
|
| |
|
| |
Yazılı basının ortaya
çıkmasıyla birlikte, gülmece alanında köklü
değişimler oluşmuştur. Sözlü gülmece alanı
yerini usul usul yazı ve çizgiye
kaptırmıştır. Çizim tekniğine dayanan
karikatürse, yazılı basınla birlikte ortaya
çıkmış bir tür olarak, gülmecenin ana unsuru
haline gelmiştir. Başka ürünleri olsa da,
gülmece öyküleriyle, dahası romanlarıyla
tanınan edebiyatçılarımız vardır. Ahmet
Rasim, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Muzaffer
İzgü gibi... |
| |
|
| |
Edebiyat ve
Karikatür – Semih Poroy /
Sayfa 7
|
| |
|
| |
Karikatür anlık bir
durumu yansıtır. Bir şaşırtıyı. Bu anlamda
daha çok öyküyle benzeştiği düşünülür. Kısa
öyküyle. Karikatürün bir vurup geçmesi
vardır. Sayfalarca süren romanın yanında
kısa öykünün saniyelik çakması gibi. İkisi
de –karikatür de, öykü de– alabildiğine
yoğun olabilirler ya da eğlendirici. Bir de
dışarıdan bir benzeşmeleri vardır:
Tutumlulukları, cüsseleri onları birbirine
yaklaştırır. |
| |
|
| |
Karikatür, Mizah,
Edebiyat İlişkisi: Eksik Cüs – Altay Öktem /
Sayfa 12
|
| |
|
| |
Mizahın dönüşmesi ve
karikatürün seçkin bir uğraş olmaktan çıkıp
halka karışmasının miladı olan Gırgır
dergisiyle beraber hem mizah edebiyatında,
hem de karikatürün edebiyatla buluşmasında
yeni bir dönem başladı. 1980’lerin
ortalarına geldiğimizde ise tam bir kırılma
yaşandı ve mizah, karikatür, edebiyat
ilişkisi iki ayrı kanalda ilerlemeye
başladı. Birincisi; Metin Üstündağ’ın adıyla
anılması gereken, mizahın, karikatürün,
edebiyatla iç içe geçtiği, yeraltı
edebiyatının da bu damardan filizlendiği bir
çeşit açık kanal… İkincisi ise, mizahı ve
karikatürü “aşağı” ve avam gören, edebiyatın
bir seçkincilik işi olduğunu iddia eden ama
bu alanlardan da “el altından”,
“çaktırmadan” beslenen bir çeşit gizli
kanal… |
| |
|
| |
Şiirler – Robert
Frost / Sayfa
15 |
| |
|
| |
Şiir-Karikatür
Kardeşliği – İsmail Mert Başat /
Sayfa 16
|
| |
|
| |
Edebiyatın bütün
türleri ile karikatür sanatını yan yana
koymak pek olanaklı değil; kimi anı, deneme,
mizah, öykü gibi metinlerde ya da bir
romanın akışı içindeki bir yerde karikatürün
kurucu ögelerinden bazılarına rastlamak
olanaklı elbette. Ne var ki, tikel ögelerin
varlığı üzerinden kurulacak
ilişkilendirmeler karikatürü gülmece,
hiciv-ironi, paradoks, absürd, şok yaratma,
vb. ögelere indirgemek ya da karikatürü bu
tür ögelerin toplamından ibaret saymak olur. |
| |
|
| |
Mesela (Şiir) –
Necmi Zekâ /
Sayfa 17 |
| |
|
| |
Şiirdeki
Karikatür/Karikatürdeki Şiir – Gültekin Emre
/ Sayfa 18 Karikatür ve şiir dünyaya
sözcüklerle ve çizgilerle geldiler. En
ekonomik söylemi yakalama yarışında birlikte
hareket ediyorlar. Fazlalıklardan arındıkça
ağırlıklarının arttığının bilincindeler. |
| |
|
| |
Şiirdeki
Karikatür/Karikatürdeki Şiir – Gültekin Emre
/ Sayfa 18
|
| |
|
| |
Karikatür ve şiir
dünyaya sözcüklerle ve çizgilerle geldiler.
En ekonomik söylemi yakalama yarışında
birlikte hareket ediyorlar. Fazlalıklardan
arındıkça ağırlıklarının arttığının
bilincindeler. |
| |
|
| |
Yazın ve Karikatür
– Halil Şahan /
Sayfa 19 |
| |
|
| |
Yazınla karikatürün
özde ortaklıkları olsa da, yöntemde
ayrıldıkları yönler az değildir. Bunlardan
biri akıldışı bağdaştırmalardır. Karikatür,
yazından daha fazla yapar bunu. Örneğin
adamın diline çivili bir sopa bağlayabilir
karikatürcü ya da adamın ağzını karnında
gösterebilir. Yazın ise bu tür
bağdaştırmaları dikkatle yapmak zorundadır:
Mantık denetiminden çıkmadan, şaka ve alay
içinde olduğunu okuyucusuna duyumsatarak. |
| |
|
| |
Edebiyat ve
Karikatürde Anlamsal Boyutların İçleşmesi –
Hasan Efe /
Sayfa 21 |
| |
|
| |
Kısa ve kabaca
edebiyat bir yazma, karikatürse çizme
sanatıdır. Yazma ya da çizme sonucu ortaya
çıkan ürünlerin ortak özelliği iletişimsel
olmasıdır. Sonuçta karikatür ve edebiyatla
oluşturulan yapıtların iletisinde, alıcıya
verilen bir anlam vardır diyebiliriz. |
| |
|
| |
Nursel Duruel ile
Söyleşi – Mehmet Zaman Saçlıoğlu /
Sayfa 23
|
| |
|
| |
Edebiyat, gerek okur,
gerek yazar olarak başka hayatları yaşama
olanağı sağlar bize; rüya dinlemek de
başkalarının rüyalarını görür gibi olma
olanağını… |
| |
|
| |
Suyun İçinde, Su
Olup Akarken “Kimim Ben?” – Nalan
Barbarosoğlu /
Sayfa 29 |
| |
|
| |
Nursel Duruel’in
–Mart 1992’de yayımlanan– Yazılı Kaya
kitabındaki “Su” öyküsüne bakmak, bir
öyküden kalkarak bir insanlık hali içinde
birey odağında ilerlemek, öyküye ve hayata
bakışımı tazeleyen yeni bir açı kazandırdı.
Bu okuma deneyimimi sizinle de paylaşmak
istiyorum. |
| |
|
| |
Refleks (Şiir) –
Cem Uzungüneş /
Sayfa 31 |
| |
|
| |
Kapıcı Zebercet’in
Önlenemeyen Yükselişi (Öykü) – Erendiz Atasü
/ Sayfa 32
|
| |
|
| |
Boş Zamanlar
(“Yeşilkaya Savcısı” İlhan Tarus) – Mustafa
Şerif Onaran /
Sayfa 37 |
| |
|
| |
Yeşilkaya Savcısı,
İlhan Tarus’un yaşama serüveninden gerçekler
taşısa bile, roman bir kurgudur. Mesleğinden
ayrılan savcının yazarlığa soyunmasında,
İlhan Tarus’u anımsatan izler vardır.
|
| |
|
| |
Deneme Mektupları
(Nobel’e Yolculuk) – Feridun Andaç /
Sayfa 40
|
| |
|
| |
Pamuk’u, İsviçre’de
çok sıradan bir dergide yaptığı konuşmada
dile getirdiği sözleriyle yargılayarak
edebiyat(ın)a gölge düşürmenin hiçbir anlamı
yok. Üstelik onun romandaki başarısını yok
saymak için böylesi bir şeye bağlanmak
yanlış. Onun bu söylediklerinin daha âlâsını
dile getirenler vardır ülkemizde... Hele
Nobel öylelerine verilecekse, Pamuk’tan önce
o sırayı kapmak isteyenler listeye sığmaz!
|
| |
|
| |
Almanya’da ‘Kar’
Neden Bu Kadar Sevildi? – Zehra İpşiroğlu /
Sayfa 45
|
| |
|
| |
Bizde de çok satılsa
bile, gene de son yıllarda çıkan onca
romanın içinden biri olarak değerlendirilen
Kar’ın Almanya’da bu kadar heyecanla
karşılanmasının nedeni acaba nedir?
Öncelikle Kar’da birçok olgunun iç içe
geçmesi önemli bir etken oluşturuyor;
politik çatışmaların gündeme gelmesi, bir
polisiyeyi andıran gerilimli bir kurgusunun
olması, din ve inanç gibi evrensel konuların
çok güncel olan başörtüsü çatışmasının
çerçevesinde işlenmesi, yazma olgusunun konu
edilmesi, bir aşk öyküsü bağlamında dile
gelen ve kar simgesiyle görselleştirilen
romantizmi, kurmaca ile gerçeğin teatral bir
biçimde iç içe geçirilerek sanal gerçeğin
yaşamımızdaki öneminin vurgulanması vb.
|
| |
|
| |
İlham Aldım mı?
Evet. / Sayfa
49 |
| |
|
| |
Kefaret’i yazmaya
koyulduğumda, babamın öyküleri kendiliğinden
yapıyı belirledi; 1935’te başlayan giriş
bölümünü tamamladığımda, Dunkirk’in ardından
1940’tan kalma bir Londra hastanesinin
yeniden inşası gelmek zorundaydı. Ürkütücü,
zorla araya giren, gerçek tarihsel olayların
arasına hayali karakterleri sıkıştıran bir
konuydu bu. Belli bir özgürlük ansızın
tehlikeye atılıyordu; fanteziyle tarihsel
kayıtlar arasındaki çizgileri tekrar tekrar
aşarken, gerçeklere kesinkes bağlı kalmak
için ağır bir zorunluluk duyuyordu insan. Bu
galiba, özellikle savaş zamanı hakkında
yazarken, sıradan yaşamlarından koparılıp
kâbus gibi askere alınan bir kuşağın
ıstırabına gösterilen bir çeşit saygıydı. |
| |
|
| |
Dikkat: Okumak
Üzere Olduğunuz Sözcükler Çalıntı Olabilir –
Robert McCrum /
Sayfa 50 |
| |
|
| |
Önce ilk romanı The
Cement Garden’ın, Julian Gloag’un 1963
tarihli Our Mother’s House adlı romanıyla
çarpıcı benzerlikler taşıdığı; sonra The
Comfort of Strangers’in Daphne du Maurier’in
“Don’t Look Now” adlı kısa hikâyesine çok
şey borçlu olduğu ileri sürüldü. Nihayet,
Atonement (Kefaret) adlı romanında, savaş
zamanında hemşirelik yapmış olan ve romantik
hastane öykülerinin kraliçesi diye tanınan
Lucilla Andrews’un uzun süredir unutulup
gitmiş 1977 tarihli anılarından cümlecikleri
kopyaladığı, Mail on Sunday gazetesinde
ortaya atıldı. |
| |
|
| |
Soruşturma: Celal
Üster, Dilek Doltaş, İbrahim Yıldırım, Kaan
Arslanoğlu, Mehmet Eroğlu, Osman Akınhay,
Yıldız Ecevit, Zeki Coşkun /
Sayfa 52
|
| |
|
| |
Ian McEwan’ın
Türkçede de yayımlanan Kefaret adlı romanı
(Can Yayınları), Joe Wrigth’ın
yönetmenliğinde başrolünde Keira
Knightley’nin oynadığı bir filme çekiliyor
bugünlerde. Bu durumun kitaba yönelik ilgiyi
artırması umuluyordu ancak beklenmedik
şekilde bir intihal tartışması merkeze
oturdu. İddialar, McEwan’ın Lucilla
Andrews’un İkinci Dünya Savaşı günlerini
anlattığı No Time For Romance adlı anı
kitabından kimi bölümleri olduğu gibi
kitabına aldığı yönündeydi. Bu iddiaların
ardından başlayan tartışmalar üzerine McEwan
bir açıklama yaptı. Tabii bu durum, tarihte
ve günümüzde bir edebiyat eserinde intihal
ne demektir, romantiklerden önce ve sonra
orijinallik fikri nasıl bir seyir izlemiştir
gibi soruları gündeme getirdi. Bu sorular,
ister istemez edebiyatta pastişten parodiye,
esinlenmekten aşırmaya, yağmalamaktan atıfta
bulunmaya kadar pek çok olguyla örtüşüyor.
Zaman zaman ülkemizde de gündeme gelen bu
konu, edebiyatın doğası ve edebiyatçının
duruşu ile ilgili kimi tartışmalara neden
olmuştu. “Kültür Gündemi” sayfalarında bir
kez daha yazarlarımızın görüşlerine
başvurmak istedik. • İntihal edebiyatın yedi
ölümcül günahından biri midir? Edebiyatta
“orijinallik” sizce ne anlama gelir? • Bir
yazara yönelik intihal suçlamaları olduğunda
ne düşünürsünüz, cevap vermesini bekler
misiniz? |
| |
|
| |
Dantelacı Kız
(Öykü) – Hande Öğüt /
Sayfa 58
|
| |
|
| |
Öyküler, Ödüller...
– Selim İleri /
Sayfa 62 |
| |
|
| |
Geçen zamanda, bazı
ödül kuruluşları, değer verip, beni de
seçiciler arasına aldı. Bu sorumluluğu
taşımaya çalıştım. Bazen bir ustanın emeği
gözden kaçacak diye günlerce sıkıldım,
bunaldım. Bazen yolun başındaki bir yeteneği
görmezden gelirsek diye… İkisi de oldu.
Ödüllerin doğası gereği |
| |
|
| |
Akşamın,
Çocuklar... (Şiir) – Onur Caymaz /
Sayfa 62
|
| |
|
| |
Öyküler, Ödüller...
– Selim İleri /
Sayfa 63 |
| |
|
| |
Geçen zamanda, bazı
ödül kuruluşları, değer verip, beni de
seçiciler arasına aldı. Bu sorumluluğu
taşımaya çalıştım. Bazen bir ustanın emeği
gözden kaçacak diye günlerce sıkıldım,
bunaldım. Bazen yolun başındaki bir yeteneği
görmezden gelirsek diye… İkisi de oldu.
Ödüllerin doğası gereği.
|
| |
|
| |
“Zaniyeler”de
Doğalcılık ve Ahlak – Aslı Uçar /
Sayfa 64
|
| |
|
| |
pıtlarla bazı
benzerlikler taşısa da, biçimsel olarak
doğalcı edebiyat akımından bütünüyle
ayrılır. Roman, iki kurgusal bölümden
oluşur. Kısa olan ilk bölümde, üst-anlatıcı
okurlara Fitnat’ın günlüğünü sunar. İkinci
ve uzun bölüm ise günlük biçiminde yazılmış
olup olaylar birinci tekil kişi anlatıcı
tarafından aktarılır. Günlük biçiminin
öznelliği bir yana, üçüncü tekil kişi
anlatıcı yerine, kişisel otoriteye dayanan
ve daha öznel olan birinci tekil kişi
anlatıcı kullanılması doğalcı edebiyatın
“nesnellik” vurgusuna aykırı düşmektedir.
|
| |
|
| |
Felsefi Şiirin
Tarihsel Düzlemi – Yücel Kayıran /
Sayfa 68
|
| |
|
| |
Felsefi şiir
poetikası için, kuramsallık bir varış
noktası, bir başlangıç değil. Başlangıç
noktası, bir problem durumunun ortaya
çıkmasıdır. Bir problemin ortaya çıkması
demek, mevcut açıklamaların o âna kadar
koruduğu geçerliliğini yitirmesi ve nedeni
bilinmeyen yeni bir durumun meydana gelmesi
demektir. Bu durum, felsefi şiirin tarihsel
düzlemidir.
|
| |
|
| |
Ben Bilmem, Rüzgâr
Bilir (Şiir) – Fergun Özelli /
Sayfa 74
|
| |
|
| |
Üç Telli’nin Ustası
Âşık Nesimî Çimen – Erdoğan Alkan /
Sayfa 75
|
| |
|
| |
Nesimî Çimen halk
ozanı değil, âşıktı. Halk ozanı şairdir,
daha çok kendi şiirlerini çalar söyler.
“Âşık” bir tür ulaktır, ozanların dizelerini
aktarır, duyurur. Nesimî’den kalan çok az
dize var. Ama o, üç telli curanın, bir
anlamda ilkel çoksesliliğin çalgıcısıdır.
|
| |
|
| |
Eleştiri Tarihinden
– Mehmet Rifat /
Sayfa 77
|
| |
|
| |
Küreselleşen
dünyamızda toplumlararası ilişkiler hiçbir
zaman olmadığı kadar yoğunlaşmış ve hız
kazanmıştır. Böyle bir ortamda insanların
birbirlerini tanımalarının önemi de
artmıştır. İnsanlararası ilişkilerin
aksamadan yürüyebilmesi için sağlıklı bir
iletişime gereksinim vardır. Bunun
gerçekleşebilmesinin yolu da insanların
birbirleri hakkında oluşturdukları imgelerin
doğası konusunda bilinç kazanmalarıdır.
|
| |
|
| |
Yaratıcı Bir Yazar:
Manuel Puig – Halûk Sunat /
Sayfa 82
|
| |
|
| |
Yazınsal metne
psikanalitik duyarlıkla bakanın sırtını
sıvazlamayı da ihmal etmiyor Puig: “Ancak,
romanımın estetik çehresini yaratan,
nihayetinde, kendi kişisel bilinçdışımdır.
Özgünlük de, bence, yazarın, kendi kişisel
bilinçdışına ifade kazandırabilişindedir.” |
| |
|
| |
Ne Ağlayan Olacak,
Ne de Dinleyen – Mustafa Ziyalan /
Sayfa 86
|
| |
|
| |
Sinemalarda nicedir
cinsel ilişkiyi bir zamanlar ancak
pornografik sayılan filmlerde görülen bir
açıklıkla gösteren, pornografinin
sınırlarını zorlayan, belirsizleştiren
filmler seyrediyoruz. Peki. Ama kişileri,
öyküleri cinsel açıdan, hele neredeyse
yalnızca cinsel ilişki aracılığıyla
gösterebilmek kolay değil. Örneğin
Oshima’nın Arzular İmparatorluğu’nda
yapabildiğini yapabilmek hiç kolay değil.
|
| |
|
| |
Düşük (Şiir) –
Yavuz Türk /
Sayfa 87 |
| |
|
| |
Yeni İmzalar –
Enver Ercan /
Sayfa 88 |
| |
|
| |
Sizlerden gelen
ürünleri katı bir tutumla
değerlendirmediğime emin olabilirsiniz.
Amacım, gelişme gösterebileceğine inandığım
arkadaşlara destek olmaya çalışmak.
Yanılamaz mıyım? Tabii ki. Bana ürünlerinizi
gönderdiğinize göre, bu olasılığı da hesaba
katıyorsunuzdur zaten. Ayrıca şiir ve
öykülerinizi yayımlamamam her şeyin sonu
değil; başka dergiler de var! |
| |
|
| |
Sensizben (Şiir) –
Mesut Ocak /
Sayfa 89 |
| |
|
| |
İnce Belli Çay
Bardağı (Öykü)– Ahmet Terzioğlu /
Sayfa 90
|
| |
|
| |
Akşam Nobransa
(Şiir) – Aybek Görey /
Sayfa 91
|
| |
|
| |
Apotropaic (Şiir)–
Ahmet Uzunçınar /
Sayfa 92
|
| |
|
| |
İsimsiz Kokular
(Öykü) – Yeşim S. Öz /
Sayfa 93
|
| |
|
| |
Edebiyat Komiseri –
Krimonolog Dr. Kemal Şahingözlü /
Sayfa 94
|
| |
|
| |
Doğrusu, karın
yağdığı, trafiğin arapsaçına döndüğü bir
günde ve kent merkezine İzmit kadar uzak
olan bir yere bu kadar insan nasıl getirilir
çok merak ediyorum. Yakında bu işin sırrını
mutlaka çözeceğim. Öte yandan bütün
yazarların bu işe kafa yormaları gerektiğini
düşünüyorum. Çünkü bizler edebiyatı savunmak
istiyorsak, önce kendimizi korumayı ve
okurlarımızı yönlendirmeyi öğrenmeliyiz.
|
|
| |
|
| |
|
EDİTÖR'DEN:
DERGİ
KİMLİĞİ/İLETİŞİM
VARLIK Aylık Edebiyat
ve Kültür Dergisi, Yerel, Süreli
Kurucusu: Yaşar Nabi NAYIR
Sahibi ve
Yazı İşleri Müdürü: (Varlık Yayınları A.Ş. adına) Ekin
NAYIR
Yazı İşleri
Yönetmeni: Filiz NAYIR DENİZTEKİN
Genel Yayın
Yönetmeni: Enver ERCAN
Kapak
Düzeni ve İç Tasarım: Nazlı ONGAN
Dağıtım: DPP
Abone
Koşulları: Yurtiçi
1 yıllık:55,00 YTL; 2 yıllık:90 YTL; Yurtdışı 1 yıllık:60 Dolar
Posta
Çeki Hesap No:119822, Banka Hesap No: İş Bankası, Cağaloğlu 158719
Baskı: Kurtiş
Matbaası - İstanbul
Adres:
Varlık Yayınları AŞ. Piyerloti Cad.Ayberk Apt. Çemberlitaş 34400 -İstanbul
Tel:
(212) 516 20 04 , Satış ve Abone Faks: (212) 516 20 05
E-Posta: varlik@isbank.net.tr
Yazı
İşleri Faks: (212) 516 20 04/dahili 17
E-posta:
editor@varlik.com.tr
Web:
www.varlik.com.tr
Film: Ebru
Grafik
ISSN: 1300
- 1728 |
|