| |
Bizde ilk dergi, “Mecmua-i
Fünun”, 1861 tarihini taşımaktadır. Demek ki dergiciliğimizin
yaklaşık 150 yıllık bir serüveni var. Tanzimat’tan bugüne, adı
edebiyat tarihine kazınmış şair ve yazarların ortaya koyduğu
ürünlerin, daha çok okurla buluşmasının ve edebî kamu tarafından
sınanmasının önemli bir aracı olmuştur dergiler. Hatta bugün, üst
üste birkaç yıl dergilerde gözükmeyen şairlerin, ‘şiirden
çekildiği’ne dair ifadeler hemen dolaşıma girmektedir. Bu durum,
dergilerin edebiyat ortamına kattığı gücü ve canlılığı gösteriyor.
Şair ve yazarlar, edebiyat serüvenlerinin vardığı son noktayı
dergiler üzerinden okura beyan ediyor. Şiir Defteri’ni
oluşturan ana malzemenin çoğu, doğal olarak dergilerdeki edebi
birikimden yararlanılarak kotarılmaktadır. Buradan bakınca,
yıllıklara, seçkilere dair açılan tartışmaların temelinde, bu
çalışmaları besleyen ‘dergiler’in yayımladıkları ürünler yer alıyor.
Uzun zamandır (Tanpınar’dan beri) edebiyatımızın birikimini,
sosyolojik alt metinleri de dikkate alarak, tasnif eden; gelecek
kuşakların ilgisine sunan, nitelikli bir “Edebiyat Tarihi”
çalışmasının eksikliği hissediliyor. Bu boşluk, bir yönüyle (şiir
cephesinde), Şiir Defteri’nin de içinde bulunduğu “dönem”
kitaplarıyla kapatılmaya çalışılıyor. Bu çalışmaların, edebiyatın
farklı kulvarları ve kuşatıcılığı göz önüne alındığında, yetersiz
olduğunu biz de biliyoruz; fakat şiir, şöyle bir imkân da sunuyor
edebiyatın sâdık okurlarına: farklı disiplinlerden akıp gelen pek
çok dilsel imkân şiirin içinde buluşabiliyor. Böylelikle, nitelikli
bir şiirde, hem dilimizin geçmişten gelen serüvenini hem de geleceğe
düştüğü notları okuyabilme şansına sahip oluyoruz. Bizler, yüzlerce
yıldır, derdini, tasasını, sevincini şiirle anlatmış bir toprağın
hâfızasının içindeyiz. Bu topraklarda eskiden olduğu gibi, bugün de
farklı kaynaklardan, özelliklerden kopup gelen şiirlerin bereketli
örnekleri karşılıyor bizleri.
Bizler bir şairin
şiirimize kazandırdıklarını tespit ederken; o şairi sadece kendi
serüveni içinde değerlendiremeyiz. Şairin kendi çağdaşları içinde
taşıdığı özgünlük kadar, ölmüş şairlerin geride bıraktığı şiir
kalıtıyla irtibatı da önemlidir. Bu iki zemin dikkate alınmadan bir
şairin geleceğe devredeceği şiir mülkünün üzerinde anlaşılır
tespitlerde bulunmak oldukça güçtür. Şaire uzanan iki elden biri ölü
şairler tarafından, diğeri ise henüz doğmamış olan şairlerce
uzatılır. Ve şair, bu iki el arasında kendi zamanını ve
çağdaşlarını, gövdesini kat eden bir dille temsil eder. Geçmişin
bilgisine haiz olmayan biri, zamanı gelmemiş bir şeyleri temsil
ettiğini sanırken, ‘zamanı geçmiş’ şeyleri temsil ediyor da
olabilir. Şiir Defteri’nin bu dördüncü cildi de -önceki senelerde
olduğu gibi- yıl içinde yayımlanan ve şiire yer açan dergilerin
hemen hepsini ‘dikkatte’ alan bir bakışla oluşturuldu. 21. yüzyılın
hemen başında ortaya konan bu ve benzeri çalışmaların, gelecek on
yıllar içinde- geriye dönüp bakmak adına- anlam kazanacağını
düşünüyoruz.
Dört yıldır
yayımlanan ‘Şiir Defteri’ Şiir ve Hayat alt başlığını
taşıyor. Bu başlık, şiirin hayattan; hayatın şiirden ayrı
düşünülemeyeceğini vurgularken; bir yandan da şiir verimlerinin,
içinde doğduğu zamanın kodlarını ele veriyor. Bizden sonra bu iki
(Şiir-Hayat) sözcüğün bazı kitap ve dergilerde çok sık bir araya
geldiğini görmek, oldukça sevindirici. Sanat eserine verilen anlam,
zaman içinde farklı değerlerle insanoğlunun karşısına çıkmaktadır.
Şiir gibi malzemesi ‘dil’ olan yazın türlerinde bu anlam, bir şairin
yazdığı dil üzerindeki tasarrufuyla, kendine karşılık buluyor.
Edebiyat tarihimize dönüp bakanlar; bütün edebi yönelimlerin,
ekollerin, akımların kendini belirginleştirdiği, yenilik adına
vurguyu üzerine çektiği yerde, bir dilsel tercih göreceklerdir. ‘Yenilik’
tavrı, arkasında bir dil tercihini barındırır. Şairin bir dil
anlayışı -bilerek yahut bilmeyerek- vardır. İşte bu anlayış, yazdığı
dille şair arasındaki kültürel ilişkiyi de ortaya koyuyor. Yani bir
bakıma kültürü, dil içinde yeniden tanıyıp üretmiş oluyor. Kimi genç
arkadaşlarımızın ortaya koyduğu metinler (ki bazıları bu metinlere
‘iş’ demeyi uygun buluyor) sözcüklerin temsil ettiği kültürün
kodlarını ele vermekten tamamiyle uzak. Dilin açtığı imkânlarla
kendini ortaya koyan ‘şiir’, varlık nedenini inkâr ederek, kendini
ifade edemez. Bu yüzden, bizce her genç şairin “gelenek” kavramından
anlaması gereken ilk şey; kendini geçmişten günümüze kadar devredip
gelen “dil”dir. Dil üzerine düşünmeyen, dilin sadece kara kara
işaretlerden meydana geldiğine inananlar; dilin görünen, görsel
taraflarıyla düşüp kalkmaktan öteye gidemiyorlar.
Türkçenin derin
sularında yirmi otuz yıl önce neler olduğunu bilmekle yetinen, daha
öncesinden bihaber olmayı övünülücek bir özellik sayan insanların
tutundukları ‘yeni’nin sahiciliği sorgulanmalıdır. Şiirin önüne,
farklı disiplinlerden bir sıfat düşürüp, ‘bunu ilk kez ben buldum’
demekle hiçbir yere varılmadığını Fecr-i Âti’den bu yana onlarca kez
tecrübe etti şiir ortamımız. Bütün mesele, kalıcı şiir ortaya
koyabilmekte. Zamana karşı direnecek şiiri olmayanların eliyle
edebiyat ortamına servis edilen bildirge(!) başlıklı metinlerin,
zaman kaybından başka bir işe yaramadığı ortada. Kötü şiir
yazanların, adının belirginleşip edebiyat tarihine yazılmasında,
özellikle son yıllarda verilen ödüllerin de bir yardımı olmuyor.
Evet, bütün mesele ‘sağlam/sıkı’ şiirler yazabilmekte. Şiiri, bir
eğlence aracı olmaktan çıkarmanın yollarını araştırmalıyız. Bunun
için, her şeyden önce dergi editörlerine görev düşüyor.
Yayımladıkları şiirlerin ne kadarını edebiyatın hânesine ne kadarını
ahbaplığın hânesine yazdıklarını, tekrar gözden geçirmeli editörler;
çünkü dil, istemesek de bizi gözden geçiriyor. Bu yıl Şiir
Defteri’nin ‘seçici kurulu’nu, yine farklı şiir serüvenleri içinden
gelen, edebiyatımızın özgün kalemleri oluşturuyor: Arif Damar, Eray
Canberk, Tarık Günersel, Şükrü Erbaş. İlk kitaplara dair
düşüncelerini, geniş bir yazıyla yine Sezai Sarıoğlu kaleme aldı.
2007’de yayımlanan şiire dair kitaplar üzerine, Cihan Oğuz’un
doyurucu bir yazısı da sayfalarımız arasında. Tozan Alkan, 2007’deki
çeviri edebiyatını ve çeviri sahasındaki faaliyetleri kapsayan
metniyle; Özcan Erdoğan ise internet ortamı ve fanzinlere dair
ayrıntılı bilgiler içeren yazısıyla Şiir Defteri’ni
zenginleştirenler arasında. Ayrıca farklı kuşaklardan birçok
şairimiz de “soruşturma”mıza birbirinden ilginç yanıtlar verdi.
Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyoruz.
Gazetelerin kitap
eklerinden çoğu zaman şikâyet edip duruyoruz; fakat bu eklerde yer
alan bazı yazı ve söyleşilerde önemli tespitler de yer alıyor. Bu
yıl, şiir etrafında söylenenler, aşağıdaki üç alıntıyla
özetlenebilir.
Fazıl Hüsnü
Dağlarca: “Genç arkadaşlar, Türkçeye inansınlar. Türkçeye
inanmak, bütün hayattaki başarılarının basamağıdır.” (Zaman
Kitap, Sayı: 12)
Ahmet Oktay: “İki
üç yıldır bir paradigma değiştirme isteği var şairlerimizde. Yeni
bir şey yapalım istiyorlar. Nerede değişiklik yapacaklar? Bunun için
de yeni iletişim teknolojilerine umut bağlıyorlar. Somut şiir,
görsel şiir gibi şeylerle uğraşıyorlar. Bana kalırsa, yüz yıl önce
yapıldı bunlar. Dadaizm’in kuruluşu 1916’dır. 1916’da yapıldı
fonetik şiir, optik şiir…Bu nedenle çok olumlu sonuçlar alacağını
sanmıyorum genç arkadaşların. Şiiri insansızlaştırıyorlar. Şiiri
insansızlaştırdığız zaman şiir yazmanın bir anlamı kalmaz; başka bir
şey yapmak gerekir.” (Şiir İnsansızlaşıyor, Cumhuriyet Kitap,
Sayı: 925)
Mehmet
H. Doğan: “Genç şairler, şair adayları çıtası eskisinden çok daha
yüksek bir yarışta buluyor kendilerini. Şurası kesin ki, şairlik
giderek zorlaşıyor. Toplumsal olaylarda geriye dönük varsayımlarla
birtakım yargılara varmak yanlıştır, ama yine de diyorum ki, ’80
sonrası şiirin bugün adı ünlüye çıkmış birçok şairi, bu koşullarda
yarışa girmiş olsaydı, dökülür kalırdı.” (2007 Biterken,
Milliyet Kitap, Aralık 2007)
2007’de Yayımlanan Şiir Kitaplarına Dair
Mehmet H. Doğan, hazırladığı ilk şiir yıllığında (1993 Şiir Yıllığı,
Adam Yay.) yıl içinde yayımlanmış şiir kitabı sayısının ‘100’e
yaklaşmış’ olduğunu belirtiyordu. 2000’lerden itibaren yayımlanan
kitaplarda büyük bir artış oldu. Son beş altı yıldır, çeviri
kitapları da sayarsak, bir yılda çıkan şiir kitabı sayısı ortalama
dört yüz civarındaydı. Bu kitapların önemli bir kısmı şairlerin
kendi imkânlarıyla yine -‘kendi’ yayınevlerinden- çıktı. Her
zamanki gibi, şiir kitapları, kitabevlerinde, ‘sırtını yaslayacak’
yer bulmakta bu yıl da sorun yaşadı. Sadece birkaç yayınevinden
çıkan şiir kitapları, memleketin farklı yerlerindeki okurlarla
buluşma şansına sahip oldu. Bir paradoks da bu aralıkta yaşanıyor:
adı sanı duyulmuş, dağıtım olanakları son derece gelişmiş
yayınevlerinden çıkan şiir kitaplarının çoğu, maalesef nitelikten
yoksundu. Bu imkânsızlık içinde, şiire gönül vermiş bir kısım
dergiler (Hayâl, Yasakmeyve, İle, Dize, Deliler Teknesi, Mühür,
Ç.N.) kendi bünyelerinde şiir kitabı yayımlamayı sürdürdü. Bazı
dergiler, yayımladıkları kitapları dergiyle birlikte okura armağan
etti. Bu da dağıtım ‘tekkel’lerine karşı direnmenin, şiire yol
gösteril(e)meyeceğinin; ancak şiirin yol göstereceğinin bir
dışavurumu olarak okunabilir.
Yıl
içinde, farklı kuşaklara mensup şairlerin yüzlerce kitabı
yayımlandı. Şiir kitabı yayımlayan başlıca yayınevlerinin isimlerini
şöyle sıralayabiliriz: YKY, Yitik Ülke, İlya, Artshop, Everest,
Kırmızı, Kanguru, Şiirden, Kül Sanat, Etki/Dize, Evrensel, Hayâl,
Metis, Komşu, Ebabil, Başak Yayıncılık, İş Bankası Yayınları,
Afrodisyas-Sanat Yayınları, Pan, Mayıs, Norgunk… Büyük
yayınevlerinden bazıları yılı bir (Varlık, Merkez vs) şiir
kitabıyla kapadı. Bu yıl 25 şiir kitabıyla en çok şiir kitabı basan
yayınevi Yapı Kredi Yayınlarıydı. Artshop yayınları yıl içinde
yayımladığı onlarca şiir kitabının yanı sıra dört dergiyle de
edebiyat ortamını selamladı.
2007
yılı içinde, şiirimizin yaşayan ustalarından art arda kitaplar
ulaştı okura. Kuşkusuz bu şairlerin başında Fazıl Hüsnü Dağlarca (d.
1914) vardı. Dağlarca yılı dört kitapla kapattı. “İçimdeki Şiir
Hayvanı” (Norgunk) ve YKY’den çıkan diğer üç kitabı: “Genç”,
“Arkası Siz”, “Orda Karanlık Olurum”. Türk şiirinin yaşayan en
büyük ustası Dağlarca’ya dair dergi ve gazetelerde pek çok yazı
çıktı. Söyleşileri yayımlandı. Her dönem okunacak diri ve genç
şiirleriyle 2007’nin en üretken şairi olduğunu beyan etti. Son
birkaç yılda olduğu gibi bu yıl da şiirlerini, Berfin Bahar
ve Kitap-lık dergilerinde yayımladı, Dağlarca. İlhan Berk’in
şiirsel aforizmalardan oluşan “Tümceler Geliyorum” (YKY),
kitabı da, bu yıl üzerinde çokça yazı yazılan eserler arasındaydı.
Yine, YKY’den çıkan iki önemli kitap da Gülten Akın’a aitti: “Celâliler
Destanı”, “Kuş Uçsa Gölge Kalır”. Usta şair Ahmet Oktay’ın “Lirikler”
(Şiirden) adlı kitabı da yılın önemli kitapları arasındaydı. Hilmi
Yavuz’un son kitabı “Kayboluş Şiirleri” (YKY) 2007’nin son
günlerinde okurla buluştu. Ataol Behramoğlu’nun son şiir kitabı “İki
Ağıt” (Evrensel) toplumcu bir duyarlılığın özelliklerini
taşıyordu. Özdemir İnce, son şiirlerinden oluşan “Magma ve Kör
Saat”i (Kırmızı Yay.) yayımladı. Kırmızı yayınları, Enis
Batur’un “Neyin Nesisin Sen” adlı şiir kitabını da okurlara
ulaştırdı.Komşu yayınlarından çıkan İzzet Yasar’ın “Asla
Yazamayacaksın O Şiiri” 2007’nin sürpriz kitaplarındandı. Haydar
Ergülen’in “Üzgün Kediler Gazeli” Merkez Kitaplarının
yayımladığı tek şiir kitabıydı. Şükrü Erbaş’ın “Unutma Defteri”
(Kanguru), Tahir Abacı’nın “Hüznengiz”i (Komşu) 2007’nin
üzerinde durulması gereken, özgün, nitelikli kitapları arasındaydı.
Yılın en özgün kitaplarından biri, Müslim Çelik’in “Bülbülün
Ölümü” Artshop yayınları arasından çıktı. Bu yılın en çalışkan
kalemlerinden Murathan Mungan’ın “Dağ” (Metis) adlı şiir
kitabı da okurla buluştu.
Yıl
içinde, aralarında Nâzım Hikmet, Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat,
Ahmet Oktay, Cevat Çapan, İsmail Uyaroğlu, Kenan Sarıalioğlu ve
Abdülkadir Budak’ın da bulunduğu çok sayıda şairin toplu şiirleri
yayımlandı. İş Bankası Yayınları Sefa Kaplan’ın “Seçme Şiirler”ini
okurla buluşturdu. Metin Eloğlu’nun kitaplarına girmemiş şiirleri “İbresiz
Bir Pusula” (YKY, Hazırlayan: Turgay Anar) adıyla yayımlandı.
Genç şairlerden Azad Ziya Eren’in şiirleri “Isoleopard” adı
altında, karşılaştırmalı biçimde Türkçe-Fransızca olarak kitaplaştı.
Antoloji bağlamında dikkat çeken çalışma: “Kürt Şiiri Antolojisi”.
Selim Temo’nun, tarihsel süreç içinde Kürtçe yazılmış şiirleri
kuşatan bu kalıcı eseri, Agora yayınları arasından çıktı.
Müntehir şairleri kapsayan yeni bir kitap da Ahmet Günbaş’tan geldi:
“Erken Ölmüş Şairler Antolojisi” (Hayâl yay.). Sennur
Sezer’in “Akdenizli Şiirler” (Evrensel Basım) derlemesi de
özenli ve önemli bir çalışmaydı. Varlık Yayınevi, Erdoğan Alkan’ın
büyük emeğiyle Türkçeye kazandırdığı Lorca’nın ‘Bütün Şiirleri’ni
tek ciltte (670 sahife) yayımladı.
2007’nin Bazı Kitaplarına Derkenar:
Ahmet
Oktay şiirdeki
toplumsallığı, “Gerçekliği dönüştürerek yeniden üretmek.” olarak
anladığını söylemiş ve şiirinde de bu biçimde ortaya koymuştur.
Oktay, 2007 yılında yayımlanan Lirikler (Şiirden) adlı son
kitabında büyük kalabalıkları şiirine özne yapmadan, bir tek insan
üzerinden sosyalist gerçekçi bir şiirin yazılabileceğini de
göstermiştir bizlere. Lirikler Oktay’ın felsefeyle ve doğayla
yoğunlaşmış dingin bir zamana açılan şiirlerinden oluşuyor.
Tahir Abacı, 2007
yılında, Yasakmeyve, Varlık, Milliyet Sanat’ın da aralarında
bulunduğu pek çok dergide yayımladığı yazılarla önemli bir boşluğu
doldurdu. “Hüznengiz” (Komşu) adlı bir şiir kitabı da
okurlarla buluştu. Kitapta farklı biçimleri sahiplenen birbirinden
ilginç şiirler var. Bilginin ustaca imgeleştirildiği dizeler,
derinlerde parıldayan hiciv ve toprağın ritmine kulak kesilmiş
folklorik unsurlar. Bilginin, imgeye dönüştürülmesi dedik, şu
dizeleri okuyalım: “Onca tuz döktük feylesof saatin üzerine/
Kaymadan gelebilsin diye dik çağ”. Tahir Abacı’nın altıncı şiir
kitabı‘Hüznengiz’de bir yandan, modern Türk şiirinin farklı
kanallarından akıp gelmiş birikimini izlerken; öte yandan, hukuktan
müziğe, değişik bilgilenme, ilgi alanlarının şiirde buluşmasına da
tanık oluyoruz.
“Tek Vuruş”,
Hüseyin Peker’in dördüncü şiir kitabı. Yaşantının bir çeşit ‘acı
itiraf’a dönüştüğü şiirlerinden oluşuyor. 1946 doğumlu şair,
şiirlerini oldukça geç kitaplaştırmaya başladı; oysa son on yılın en
velûd şairlerinden biri Peker. Gündelik hayatın –birbirinden kopuk
gözüken- pek çok ayrıntısı onun şiirlerinde, sokağın ‘tenha’lığını
kendine zemin kılarak bir araya geliyor. ‘siyah, leke, kenar, zalim,
taş, duman, ağlamak, toz, kül’… ve daha nice gözden çıkartılmış
sözcük, onun şiirinde sıkıntı çekmeden çiçeklenir. Yurtsuzluk değil
de bir ‘yersiz’lik şiiri hüküm sürüyor Peker’de. Gündelik yaşamımızı
telaş içinde anlatan bir şair o. Telaş, karşılaşılan yenilgilerin,
haksızlıkların içinde daha bir boy veriyor.
2007’de yayımlanan, Şükrü Erbaş’ın “Unutma Defteri” (Kanguru)nin
önemli bir bölümü düzyazı şiirlerden oluşuyor; lirizmden
uzaklaşmadan, sözün ölçüsünü kaçırmadan ne söylediğini bilen bir
şairin elinden çıkmış “Unutma Defteri”. “Dicle Üstü Ay Bulanık”
kitabındaki, o güzelim “Ömür Hanımla Güz Konuşmaları” adlı
uzun şiiri de “Düzyazı”nın imkânlarıyla kendini tamam etmişti.
Düzyazı şiirde bir cankurtaran gibi görevlendirilen “seci”lere
iltifat etmeden inşa ediyor şiirini Şükrü Erbaş. Yalın, duru bir
anlatımla, zamanın keskin burçlarından, şiddetin mayaladığı
ân’lardan derlediği ayrıntıları, insanı kuşatan sevinci ve hüznü;
içinden çıktığı topluma iade ediyor. En zor koşullarda bile bir
‘aşk’ parlaklığı vuruyor mısralara. Günümüz şairleri içinde “insanı”
farklı mekânlar ortasında başarıyla anlatanlardan biri Erbaş.
Meseleyi ortaya koyup bırakmıyor Şükrü Erbaş; üzerine gidiyor mesele
edindiği şeyin. Yaşayanı gözettiği için “yaşayacak” bir şiir vücûda
getiriyor. Slogana, kaba, epik bir söyleyişe düşmeden, “oturdum
gözyaşımı okudum” demeye varan gümüşî bir inceliğin hizasına
indiriyor okuru.
Haydar
Ergülen’in “Üzgün Kediler Gazeli” 2007 yılında okurlarla
buluşan, yılın en çok dikkat çeken kitaplarından biriydi. Haydar
Ergülen, her kitabıyla sadece kendi şiir serüvenine dair söz
açtırmıyor; Türk şiirinin İkinci Yeni sonrası almış olduğu yolun,
ana hatlarını çıkarmak isteyenlere de kılavuzluk ediyor. Ergülen’in
dergilerde yayımlanmış şiirlerini kapsıyor. Kedilere, aşka,
yalnızlığa… insanın ‘ödünç’ bırakıldığı dünyaya dair birbirinden
güzel mısraları ağırlıyor, Üzgün Kediler Gazeli. Sözcüklere farklı
cephelerden yanaşan, günlük hayatımızı kuşatan nesnelere yeni
bakışlar düşüren tutumunu sürdürüyor Ergülen. Hüznü ve kederi
‘sevinçle’ tanımlayan bir şair. Şiirleri ‘öykünmeden’ uzak; ama
etkilemeye açık. Demlenmiş yolculuklar, ahşap hâtıralar ve
insanı hayatta kalmaya ikna eden sabır… bütün bunlar, Ergülen
şiirinde yaşıyor.
Özkan Mert,
1969’da yayımladığı ve çıkar çıkmaz yasaklanan, ilk kitabı
“Kuracağız Her Şeyi Yeniden”le dikkat çeken şairlerden biri
olmuştu. Son kitabı “Gelincikya” (Hayâl) 2007’de yayımlandı.
Değişen ve gelişen modern Türk şiiri içinde altı çizilebilecek bir
“özgünlük” taşımıyor Gelincikya. İ. Özel, A. Behramoğlu ve S.
Berfe içinde şiirini en az geliştiren isim maalesef Özkan Mert.
Kitaptan iki dize: “Ben oturmuş ne yapıyorum burada?/ Gidip
bahçemde leoparlarla oynasam daha iyi.”
Metin Göz’ün
üçüncü kitabı “Revan” (Artshop) 2007’de yayımlandı. Uzun
yıllar, dergilerde şiirleriyle gözükmüyordu; son birkaç yıldır
şiirleriyle çıkıp geldi. Revan, şiiri iyi bilen ve bu bilgiyi
‘sezgi’nin önüne bir engel gibi çıkarmayan bir şairin kitabı. “dün
gece yıldızlar yoktu/ bu gece gökyüzü yok” diyor Saklambaç adlı
şiirde. Metin Göz şiirinde söz ve ses özenle tartılmış gibi. “gelmeyecekmiş
barbarlar, öyleymiş/ bekliyorum son kalesinde incelişin”
Muzaffer
Kale’nin son kitabı “Lirik Aksan” (İlya ) yılın önemli
kitaplarından biriydi. Gerek sözcük seçimindeki dikkat gerekse ne
söyleyeceğini bilmenin temkinliliği, şiirlerini savrukluktan ve
bulanıklıktan uzak tutuyor. Düşüncenin yoğunlaştığı yerde, çok az
şairde rastladığımız, lirizm de ortaya çıkıyor. Okuduğunuz bir
mısra, sizi bir sonraki mısraya fırlatıyor; merak ettiriyor. Dalgın
bir şiir değil; uyanık ve ilişkilerdeki ‘körelme’yi açığa çıkaran
bir şiir. Kitabın adını oluşturan ‘lirik’ ile ‘aksan’ sözcükleri
farklı anlamlar ortaya çıkarıyor. ‘aksan’ hem fiil hem de isim
olarak ayrı ayrı görevlendirilmiş gibi. Muzaffer Kale şiiri, farklı
okumalarla, özgünlüklerini ortaya çıkartabilen bir dilsel zenginliğe
sahip.
İlk
şiiri (Rıhtım) Ekim 1982’de Oluşum dergisinde yayımlanan
Hüseyin Alemdar’ın, 7. şiir kitabı, “Vakitler ve İncelikler”
(İş Bankası) okurla buluştu. Attila İlhan, Dağlarca’dan sonra,
Alemdar şiirine yol gösteren ikinci önemli usta. 15 yıldır, tek
başına, büyük bir özveriyle, şair ve sinemacı Orhon Murat Arıburnu
anısına ödül düzenleyen Alemdar’ın şiirini besleyen önemli bir
kaynak da ‘sinema’ olarak işaretlenebilir. Alemdar, bugün Türk
şiirine ‘genç’ adımlarını uydurmuş nice şairin de ilk kitaplarını
yayımlamıştır. Şiirinde ‘vefa’ bir sayıklama olarak yer tutmaz;
vefa, tarih önünde söz alır, tavrını ve edasını ortaya koyar. Türk
şiirinin son yirmi beş yılda oluşturduğu, ‘deneyim’ ve ‘birikim’in
içinde Alemdar şiirinin ayrıcalıklı bir yeri var. Kitapta yer alan
şiirlerinde, birbirinden farklı şairlere (42 ‘Vakit Şiiri’nde,
ayrı ayrı şairlere selam indirir) yaptığı göndermelerle,
başkalarının ‘hüznünü’ ve ‘sevinci’ni ince bir duyarlılıkla
paylaşmaktan çekinmez. İyi ve güzel olana karşı edebî ve insanî bir
sorumlulukla davranır. Kitabını oluşturan şiirler, unutulmaya terk
edilmiş duyguları, taze bir ses nezaretinde yeniden ayaklandırıyor.
Böylelikle, ‘uzakta kalanı’ hâtıraların tazyikiyle, yeniden hayata
çağırmış oluyor: “İnsan bir dağ yalnızıdır Mehmet,/ bakar bakar
da kendini anlayamaz/ sen bir kış ikindisiydin, Kasaba'dan
gelmiştin--/ köylerin şehirlere ağlamış halidir kasabalar / ah,
kasabalar konuşamaz!”
Geçen yıl
aramızdan ayrılan Cenk Koyuncu (27 Haziran 1967- 14 Mayıs 2006)’nun
geride kalan dosyası, Mustafa Köz’ün emeğiyle, “Suçlu Hafıza”
(Komşu) adı altında kitaplaştı. Koyuncu’nun 2002’de “Sona Veda”
adlı kitabı yayımlanmıştı. Son kitabı upuzun bir şiir gibi okunuyor.
Hüzne ve acıya mısralar dökerek yol alan bir kitap. Kitap,
“çıkışsızlık” durağına vardırıyor bizleri. Kendi içine kapanan
özne’nin dünyaya, geçmişe ve aşklara dair düşürdüğü keskin notlar.
Suçlu Hafıza, Cenk Koyuncu’nun şiir serüveni içinde sadece bir son
kitap olarak değil; şiirinin ulaştığı en olgun kitap olarak kayıt
edilmelidir.”Ölenlerin eli çıplak ve boş. Okudum bir bir/
bıraktıklarını, kadıkları yerden devraldım/ devrildim, toparlandım
sen geceme bekçiyken”
Doğan Ergül
(1968- 2 Haziran 2007)’ün ‘Aşkın ve Suların Öğleni’nden
sonra yayımlanan ikinci kitabı “Uykulu Yağmur” (Yitik Ülke)
insanı şaşırtan ve şiir bilgisinden şüpheye davet eden, sıçramalı
bir zihnin siyah-beyaz fotoğraflarıyla örülmüş. Şair, tenhada kalmış
nesneleri özenle ve ilginç bir gramer düzeni içinde dizelerine
yerleştiriyor. Şiirsel yük, bu kendine özgü gramer üzerine biniyor.
Ergül, “dize”ye ağırlık veren, bütün yoğunluğunu dize etrafında ören
bir şair. Şiirimize, kendine has, farklı bir sentaks ve akustik
getirdi. “Uykulu Yağmur”da, özellikle ‘zaman’
kavramına dair yoğun bir yürüyüş var: “ağaçtaki sabrı anlatıyor/
zaman”, “bak, kendinden başka her şeydir/ zaman”, “yerini
değiştirmiş bir öğleni yontuyordu zaman”, “ey kendinde sürgün
varlık/ kaldıkça ölüyor zaman”…Kendisine sorulan ‘zaman’la
ilgili bir soruya şöyle cevap vermişti bir vakitler: “Zaman
bizim bildiğimiz; ama tarih kitaplarının değil; dünyanın yazılmamış
belleğidir. Şairi besleyen sezginin terazisidir zaman. Ve bütün
mutlakların galibidir kendileri. Şeyh’in de Galib’in de adıdır
kendileri. O sonsuz ve öteki kendir.” (Şiir Ülkesi, s. 35).
Uykulu Yağmur’un son şiiri ‘Yol Düşü’nden bir dize:
“ mezarları açılmış bir dünya böyle yürür suya”. Bugün
onun, imzasının olmadığı herhangi bir şiirini, yanılmadan adresine
teslim edebiliyorsak, ortada özgün bir şair var demektir bu.
Beklenmedik yerde, bir denizaltı gibi çıkan çarpıcı imgeler, yeni
mekânlara taşınan sıfatlar şiirini zenginleştiren unsurlar arasında
sayılabilir. Şiirlerindeki, bölümler arasında verilmiş boşluklar,
hor kullanılmış zaman gibi susar. Çünkü o’nda, boşluklar da şiire
dahildir. Dağ, su, gece, ağaç, at, uzak, yaprak, dalgın gibi
nice kelimen kelime, onun adını duyunca çıkıp geliyor tenhalardan.
Uykulu Yağmur, bize bir yandan Türkçenin sevincini işaret
ederken, öte yandan Türkiye’nin, kırlara, denizlere ve genç ölümlere
doğru nasıl nefes alıp verdiğini de gösteriyor: “çocuklardır/
uzağında büyütür babasını…”
“Kır ve
Gök” (Komşu) Adil İzci’nin üçüncü şiir kitabı. 2004’te “Ağaçlar
Kitabı” adı altında birbirinden güzel denemelerini yayımlamıştı. Az
yazan bir şair Adil İzci. “Kır ve Gök”, insana yaşama sevinci
bahşeden görüntülerle örülü. Erguvanlardan, güllere, manolyalardan
çiçekli erik dallarına doğru, Türkçenin çiçekli yüzüyle tanıştırıyor
bizleri. Sadece çiçekli yüzüyle mi? Dilimizin incelikleriyle de: “Belki
bundandır rüzgârı zaman saymamız.”
Tozan
Alkan’ın üçüncü şiir kitabı “Ve Rüzgâr” (Artshop) her
şeyden önce ‘sahici’ bir kitap. Gündelik hayatı bu derece içerden,
yaşanmış bir biçimde veren az kitap vardır.Ülkemizde çeviri
edebiyatı bağlamında tek dergi olan “Ç.N.”nin yayın
yönetmenliğini yapıyor Tozan Alkan. Şiirlerinde, teşbihler,
telmihler ve nice söz sanatı yer alıyor. Kitapta ‘yeryüzünün
hüznü’ne kapılmış insanın ‘kalp atışları’ kendini duyuruyor.
Dizeler arasında, bir ağacın gövdesinde dinlenen ormana
rastlıyorsunuz. “bunca uykusuz ağaç varken/ orman bir başına
kalmış gecede/ oturmuş bizi bekliyor yağmur/ bir hayâlden çıkmış
gibi dalgın/ ve tedirgin kendine”. Şiirlerinin çoğunda ‘ironi’
kendine yer bulmasına rağmen, şiir ironik olanın hükmü altında
kalmıyor. Dünya şiirinden pek çok önemli şairin eserlerini Türkçeye
kazandırmış olmasına rağmen, Alkan’ın şiiri, ‘yerli’ olanın
imkânlarından feragat etmiyor. Yaşayan bir dille, yaslı bir zamanı
ağırlıyor. Türkçenin inceliklerini çok iyi biliyor. Bu incelikleri
şiirine ustaca yediriyor. Kitapta yer alan “tabula rasa yahut tabula
rosa” ve “chips and fish” adlı şiirler, aynı zamanda ‘şiir üzerine
düşünmenin de’ şiirleri.
Salih Aydemir’in dördüncü şiir kitabı
“Hüzünlü Isırgan”
(Şiirden) 2007’de okurla buluştu. Bir önceki şiir kitabı
“Akıl Ayazı”
2005 yılında yayımlanmıştı. Aydemir, gerçeküstü duygulanımları somut
göstergelerle şiirine taşıyor. Yalnızlık ve korkuyla kendini
tamamlayan sözcükler, dünyanın şimdiki hâlini de önümüze koyuyor.
“İlk Ağacı
Öperek”
(Everest) Zeynep Köylü’nün
ikinci kitabı. İlk kitabı “Son Arzum Gül ve Kedi”(1998)
ile arasında dokuz yıl var bu ikinci kitabın. Köylü, ilk kitabıyla,
şiir çevrelerinden olumlu yankılar almıştı. İkici kitabı daha çok,
evden kopuş, sokakla gerilimi merkeze alan bir atmosfer oluşturuyor.
“Anne, çocuk, zaman” kavramları sıkça karşılıyor bizleri. Bu
kavramların yer tuttuğu dizelerde kimi zaman pişmanlık, kimi zamansa
bulanık itiraflar kendini duyuruyor. Köylü, ‘ben’ üzerinden söz
alıyor şiirlerinde. Yer yer çarpıcı dizelerle karşılaşsak da,
maalesef ilk kitabın yol açtığı heyecan ve beklentilere cevap
ver(e)meyen şiirlerden oluşuyor “İlk Ağacı Öperek”. Tüm bunlara
karşın belli bir düzeyin altına düşmeyen bir şiirin yolcusu Köylü.
Cafer
Keklikçi, ilk kitabı “Tanınma Korkusu”yla dikkat çekmişti.
2007’de ikinci kitabı “Yasak Bölge”yi yayımladı. Yığılarak
ilerleyen, tekrarlarla soluklanan bir şiir yazıyor. Bu tekrarlar,
sözcüklere her defasında yeni bir yerden yaklaşma olanağı tanıyor
ona. Böylelikle, ritmi de ‘yüksek’ perdeden duyulan bir şiir ortaya
çıkıyor. Bazı şiirlerinde gündelik hayatı tamamlayan sıradan
realiteler, ‘ironik’ bir finalle çıkıyor karşımıza. Durmayan,
söyle(n)dikçe nefesi açılan mısralar eşliğinde tamamlanan şiirler.
Bir ‘bunalım’dan yükselen ‘kahkaha’ gibi.
Oğuz
Özdem’in “Yazların Isırdığı Sarı” (Artshop) bu yılın sürpriz
kitaplarından biriydi. Özdem, şiir serüveninin başından beri
koruduğu, ‘Uzak’ ve ‘Cesur Acı’ adlı kitaplarıyla daha
bir belirginleştirdiği ‘toplumcu’ söyleyişini, son kitabında farklı
bir eşiğe taşıyor. Evrensel kavramlar (zaman, ölüm, bellek vs.)
etrafında dilsel kazılar yapıyor. Özdem şiirinin ayırıcı
vasıflarından “bilinç”, dizeleri, belli bir amaç etrafında
örgütlüyor. “korkuyorum, yazlar da biter/ ürperirse kuşlar göğün
uçurumlarında”
“Ağacına Küsen Yaprak”
(İlya) Mehmet Sadık Kırımlı’nın son kitabı. 1934 doğumlu şair, pek
çok genç şaire taş çıkartacak bir kıvama vardırdı şiirini. Son
dönemde şaşırtıcı şiirler okuduk Kırımlı’dan. Dizeler arasında
ışıldayan bir hüzün, “önümde yürüyen sarışın ırmak” gibi
akıyor geleceğin avlusuna. Yalın ve sade bir dil tavrı, insanı içten
kavrayan benzetmelerle birleşiyor.
Betül
Tarıman’ın altıncı şiir kitabı, “Kar Merdiveni” (YKY),
gerilim eşliğinde, sınırlarda dolaşan bir anlatıcıya yaslanıyor. “kaç
yıldır ayak burkulması bu şehir”. Doğu’ya dair imgelerin
çokluğu, kitapta dikkat çekiyor. ‘Anne’ ve ‘baba’ motiflerine dair
çarpıcı benzetmelerin yanı sıra nesnelerle şair arasındaki şiirsel
bağlantılar da öne çıkıyor. Tarıman, son kitabıyla, şiirinin
dolaştığı alanı daha bir genişleterek, derinleştiriyor. “Kar
Merdiveni”ni, şairin önceki kitaplarından ayıran en belirgin taraf,
şiirlerin ‘birdenbire’, bir ritmi sahiplenmiş olarak başlaması.
“Sesler Kitabı”
(Kanguru) Aydın Şimşek’in altıncı şiir kitabı. Şiirleri dışında, üç
de araştırma/inceleme kitabı var. Son kitabın adı, bir önceki kitaba
(Susmalar Kitabı) göndermeyle oluşturulmuş. Farklı
mekânlardan, geçilmiş zamanlardan yansıyan imgeler, bir ayağı
sürekli tarihsel tanıklığın toprağında bir özne… Fırat, 1 Mayıs,
Yüksekova, Dersim, Zilan. “Ve Fırat küskün çocukların yüzünden
akar”, “avluda ölülere bakıyor güvercinler”.
Şükrü
Sever (1966, Bulgaristan), ilk kitabı “Yay ve İpek”
(Yitik Ülke) bu yıl yayımladı. Sever, ilk kitabıyla, Türk şiirinin
kazanımlarından biri olduğunu da ortaya koymuş oldu. İlk kitaplarda
göze çarpan acemiliklerden, ses ve söz bolluğundan olabildiğince
ayrıştırılmış bir kitap: Yay ve İpek. Sorular, geçilmiş
zamana ve mekâna beklenmedik geri dönüşlerle işleyen mısralar; ‘bal’
a ve ‘kan’a aynı anda uzanan keder. Ustalıklı dizeler: “balkonları
kapadık, pencereleri/ kışa bir solukluk zaman bıraktık/ essin diye
ev içlerinde, unutulmasın/ yüzündeki yazdan kalma güneş/ aşktan,
sabırla yontulmuş tasadan” Şükrü Sever’in şiiri, arka plânında
geniş bir okuma atlası ve şiir bilgisini barındırıyor. İçli ve
samimi bir ses, kitap boyunca yanı başınızda duruyor. Aşktan
hasrete; zulümden, sulara çiçek açtıran sevince dek nice yarım
bırakılmış temalara uğruyor. Sever’in, bu sıralar geniş bir
‘Kazablanka’ şiirine çalıştığı söyleniyor. Dizeler, açıkta kalmış
yaraların üzerini örterken bir yandan da geçmişin dilini çözüyor:
“evim orada/ balkanların pervazında.” diyor.
“Anne de Olabilir İnsan Hayatta Âşık da”
(Artshop) ismini taşıyor, Nur Saka’nın ikinci şiir kitabı. Aşk’la
anne arasında kimi zaman doğrudan kimi zaman dolaylı olarak kurulan
bağlarla örülmüş dizeler, birbirinden güzel şiirlere dönüşmüş. İnsan
sıcaklığının ve samimiyetinin hiçbir engele takılmadan akışını
duyuyoruz.Yaşantıyı, ayrıntılarıyla şiire aktarırken, şiirin dışına
düşmeyen, sıradanlaşmayan bir söyleyişi var Nur Saka’nın. Şair
‘söylemek istediklerini’ biçimden çok önemsiyor; bu durum kitabın
ismini de doğruluyor sanki. Az yazan bir şair Nur Saka. “Yoktu,
bir tek kemik bile vücudumda/ aşka uygun olmayan”
Hüseyin Köse’nin “Mahvedici Melek” (İlya) adlı ikinci
kitabı, ilk kitabı “Üzülmüş Evler Kraliçesi” (Mayıs)’nden sekiz yıl
sonra okurla buluştu. Hüseyin Köse, çağdaşları içinde imgeci şiirin,
önemli adlarından biri. “Mahvedici Melek” gerek yekpâre
biçimini elinde tutan söyleyiş kararlılığıyla gerekse güçlü
imgelerin yoğunluğuyla, yılın sürpriz kitaplarından biriydi. Her
dizede darası düşülmüş bir “yalnızlık”; gecikmenin koyu ve kuru
gülleri içinde, kederin bütün iştahasına rağmen inatla parıldayan
kelimeleri çıkartıyor karşımıza. Akıl, boşluk, hiçlik, acı, sıkıntı,
alkol…. ‘O’nun başından geçen bir “dedi” törenine çıkartıyor bizi
kitap. “Ey Aşk!/ Ey cephesi göğe bakan evlerin yerleşik
misafirleri!/ Durmadan celali bir yokuşu evlere doğru sürdüğümüz/ o
sursat sıkıntılardan oluşan düğüm.”
Yavuz
Özdem’in altıncı şiir kitabı “Gümüş Ten” (Şiirden) Son
yılların üretken şairlerinden Özdem. Kitap minimal ve etkili
şiirlerle örülü. ‘Şehir’ ve ‘kent’ sözcükleri ayrı anlamlarla
karşımıza çıkıyor. Önceki kitaplarında olduğu gibi son kitapta da
‘toplumcu’ bir duyarlılık kimi şiirlerde öne çıkıyor: “Kan
Dicle’de tamamlar kendisini”
Emel
İrtem, şiirimizin en yetenekli adlarından biri. Üçüncü
şiir kitabı 2007’nin son aylarında “Marcus’un Lisân-ı Kalbi”
(Artshop) adı altında yayımlandı. Kitap, birkaç bakımdan ayırıcı
vasıflara sahip: Kitabın son şiirini dışarıda tutarsak, yekpâre bir
şiirden oluşuyor; fakat destansı bir şiir değil bu. Hayâl ile
Hakikat’i; Doğu ile Batı’yı alegorik biçimde karşı karşıya
getiriyor. Tal’at (doğu) ile Marcus (batı)’un
karşılıklı, kara kılıçlar gibi çarpışmasından doğan ve ıslah olmak
için şark’a kaydedilmiş sözlerle kabaran mısralar bize, Türk
şiirinde alışık olmadığımız bir kapıyı aralıyor. Bilgece çatılmış
dizeler kimi zaman bir öğüde kimi zamansa ‘zehirli bir manzara’ya
yöneltiyor dikkatimizi. Üzerinde konuşulacak bir kitaptan çok,
üzerimize doğru konuşan bir kitap sanki. Emel İrtem, Türk şiirinde
‘keder’e yeni bir libas biçiyor bu kitabıyla. “Mahalle Baskısı”ndan
uzak bir şiir yazıyor İrtem. Ses, sıkılmış bir yumruk gibi
şakaklarımıza dayanıyor: “aşk bu toprağın göğe yokuşu/ usulca
benden akan da o değil mi?/ biraz da hayatımı sen ağırla ip!/
boynumda doruğa çıkardım seni”
Yusuf
Alper, 1975’ten beri, dergilerde yayımladığı şiirlerle ve çıkardığı
kitaplarla şiir ortamımızın âşina olduğu bir isim. Psikiyatri ve
psikanalizi kendine yörünge kılarak, bazı usta şairlerin (Nâzım
Hikmet, Cemal Süreya, Ahmet Erhan, Haydar Ergülen) şiirlerine eğilen
kitaplar yayımladı. Bu yıl sekizinci şiir kitabı “Oynayan ve
Avunan” (İlya) yayımlandı. Şiirleri modern şiirimizin önemli
isimlerine göndermelerle yüklü. Hayat ile şiir arasında doğrudan bağ
kuran dizelerle yazıyor: “Hayat ile şiir arasında bir sınır/
Kıldan ince kılıçtan keskin/Nerede hayat biter nerede şiir başlar”
Ercan
Yılmaz’ın “İncire Yemin” (Aşina Kitaplar) adlı
ikinci kitabı ‘kelime’ tercihi bakımından kendini ayrıştıran bir
kitap Özellikle eski Türkçenin kelime kadrosundan yararlanıyor
yılmaz. Böylece şiir antolojimizdeki pek çok isme- açık yahut
kapalı- göndermelerde bulunuyor.
Selma
Ağabeyoğlu, bu yıl “Seni Benden Sorarlar” (Kanguru) adlı
beşinci şiir kitabını yayımladı. Son kitabındaki pek çok şiir bizi
şaşırttı. Çarpıcı imgeler, üzerinde durulmuş, tesadüfe bırakılmamış
bir söyleyiş. “bahçeme, sel vurgunu bir gül bırakın”.
Ağabeyoğlu, bu son kitabıyla şiirini, söyleyiş bakımından farklı bir
menzile ulaştırdı. “Veda” adlı şiirinin giriş bölümü şöyle: “bırak
ayaklansın durgun sular/ ellerime dökülsün yanmış yıldızlar/ vedanın
ağıdı için ne desem/ olmaz…bu boşluğa ancak/ bir yağmur sığar”
Mehmet Bozgan’ın “Zamana İthaf” adlı ikinci kitabı (Kent)
2007’de okurla ulaştı. Şiir Defteri okurları, Bozgan’ı “muştu” adlı
uzun şiirinden hatırlayacaklardır. İkinci kitabında da uzun
şiirlerle buluşturuyor bizi Bozgan. Kitap (93 sahife) beş şiirden
oluşuyor. Arapça ve Farsça kelimelerin yoğunluğu dikkat çekiyor.
Okura, yazılmış değil de ‘bulunmuş’ bir metni okuyor hissi veriyor.
“Bu sararmış sazlıkta ben bir garip soruyum”diyor.
Zerrin Taşpınar, dördüncü şiir kitabını, on iki yıl sonra yayımladı:
“Asi Bir İmge”. Daha çok hikâye etme tekniğine yaslanan,
yer yer didaktik göndermeleri olan bir kitap.
Kemal
Varol, ikinci şiir kitabı ‘Kin Divanı’nı 2005 yılında yayımlamıştı.
2007’nin son günlerinde ‘Temmuzun On Sekizi’ (Everest) adlı
üçüncü kitabı okurlarla buluştu. Kitap birbirinden bağımsız
şiirlerden meydana gelmesine rağmen ‘yekpâre’ bir bütün olarak da
okunuyor.Bu bütünlük, şiirlerinin bütününe yayılmış ortak ruh
durumundan kaynaklanıyor. Birçok kavramın ‘ayrılık’ üzerinden
konuşturulduğu şiirler, ‘geçmişin bilgisini’ akılda tutan, bu
bilgiyi yeniden üretmekten çekinmeyen cesur bir söyleyişi
sahipleniyor. Kimi yerlerde XIII. yüzyıl Türkçesi, kimi metinlerde
Kürtçe’nin nabzı ve yerel söyleyişler, kendini duyuruyor. İnsanı
içerden saran, upuzun, bembeyaz susabilmek için sevgilinin kapısına
dökülmüş sözler. Varol, sözü “ben” üzerinden açıyor. “Birdenbire”
açılan ve “bir” olmaya yönelen bir söyleyişi var şairin.
Yalnızlıktan çok ‘yalın’ olmanın şiirleri. “adın hâlâ/ bir
alaçiçek gibi duruyor/ büyüyor şuramda”
“Rüzgârla Saklı”
Kadir Aydemir’in üçüncü şiir kitabı; “Sen kördün/ Ben kanatsız…”
dizeleriyle açılıyor. Şiirler, Nihat Kemankaşlı’nın resimleriyle
birlikte kitaplaştırılmış. Aydemir, az sözcükle yazan, şiirlerinde
doğa görünümlerini yoğun biçimde imgeleştiren bir şair. Kitabı
oluşturan şiirlerin tamamı ‘erotik’ bir atmosferle nihayetleniyor: “ıslaktı
bahçen ve ezik çimenler”. Aydemir, 2003’te yayımladığı
‘Dikenler Sarayı’ ile dikkat çekmişti.Bu kitapla kendi şiir
serüvenine önemli bir hiza koymuştu. Son kitabı ise tematik bir
yapıyı sahipleniyor. Bekletilmiş, sözcük işçiliğine ağırlık verilmiş
bir kitap ‘Rüzgârla Saklı’. Aydemir, az şiir
yayımlayanlardan… Özellikle, ev içini ele veren nesnelere ve
‘anne’-‘baba’ sözcüklerine dokunduğu yerde şiirsel gücünü yoğun
biçimde ortaya koyuyor: “Annem kördü beni doğururken”
Cengiz Kılçer, dergilerde sıkça gözükmeyen bir şair. İlk kitabından
uzun bir süre sonra, bu yıl “Adaklar ve Şarkılar” (Artshop)
adlı ikinci kitabını yayımladı. Yüksek sesle okunacak, yer yer bizi
İkinci Yeni şairleriyle buluşturan şiirlerden oluşuyor. “Şimdi
boyuna bir cenaze vardır benim sağ omzumda”. Uzun şiirler,
acıya, ölüme değinen… Kılçer’in mısraları bizi, eksik kalmış
vakitlere, yarım bırakılmış gülüşlere çıkartıyor. Şehre, içeriden
getirilmiş bir eleştiri de kendini duyuruyor şiirlerde: “sararmış
ve ezberlenmiş bir bakkal defteri ömrümüz/ Şehirde nasıl
ağladığımızı konuşuyorlar/ Şehirde niye ağladığımız bilinmiyor/ Ama
biz biliyoruz”
Ömer
Berdibek’in, 2005’te ‘Ankebut’ adıyla çıkan ilk kitabından
sonra bu yıl ikinci şiir kitabı “Zan” (Everest)
yayımlandı.İlk kitabından, belirgin biçimde ayrılan özellikler
göstermiyor Zan. Yer yer güzel dizelerle buluştuğumuz oluyor; fakat
ardından bu güzel dizeleri bozguna uğratan, tökezleten dizeler
gelmekte gecikmiyor: “keder/ bir sabah annemin göğsüne indi./
çarşılarda delilerin küfürleriyle/ nefesleri yanan çocuklar.”
“Eski Kent Kırgınlıkları”
(Şiirden), Ahmet Çakmak’ın ikinci şiir kitabı. İlk kitabı, 1998
yılında “İki Dilde Kederlenmek” adıyla yayımlanmıştı. Çakmak,
“Yaratım” dergisinin de yayın yönetmenliğini yapıyor.
Kitaptaki kimi şiirler, Ermenlerin bu topraklardaki hüznüne tanıklık
ediyor. Bazı şiirlerdeki destansı hava ve tahkiyeli anlatım dikkat
çekiyor; kitaba adını veren şiir, ustaca söylenmiş şu bölümle
başlıyor: “Kadim kente ırmak kapısından daldı âdem/ Âhir zaman
göğünün kokusunu yayarak/ Arkasında ateşten bir tepsi gibi ay/
Aksini Dicle’ye vurarak”
Nurettin Durman (d. 1945) ilk kitabı “Şehrin Üzerindeki Bulutlar”ı
1990’da yayımladı. Bu tarihten sonra çok sayıda şiir kitabı okurla
buluştu. Dergiler çıkardı, gazetelerde köşe yazarlığı yaptı.
“Kayıp Zaman Atlası” (Ebabil) adlı şiir kitabını 2007’de
yayımladı. Birinci tekil şahsın üzerinden söz alan şiirler.
Toplumsal hayatımıza dair eleştirilerle yol alan bir kitap. “Olur
böyle şeyler; burası dünya,/ Yaşamak meselâ; şiirin çekildiği ırmak”
A.
Ertan Mısırlı’nın 2007’de yayımlanan “Cinnet Yazı” (Hayâl)
dördüncü şiir kitabı.Üsküdar, Salacak’ı mülk ediniyor ve “yalnızca
geceyi mülk edinmiş/ acelesiz yolcuyum bu şehirde” diyor. Ve
şunu ekliyor: “bir yanımız Orhan Gencebay/ bir yanımız Daniel
Ortega/ sevenler gece ölür/ Selamsız’da”…Üsküdar “Selamsız”ın
bir ‘merhaba’ olmadığını bilenler, çok keyif alacaktır bu
şiirlerden.
Didem
Madak’ın, “Pulbiber Mahallesi” adlı kitabı, özgün
buluşlardan, şaşırtıcı imgelerden yoksun, bir ‘günlük’ gibi
okunuyor. Geç kalmak, hayıflanmak duyguları etrafında bir iç döküş.
Konuşma dilinin imkânlarına yaslanan söyleyiş özelliği hakim
kitapta. Hayatı doğrudan değil de dolaylayarak işaret eden şiirsel
metinler. Kitap, Metis yayınları arasından çıktı.
“Ateşte Yıkanmış Atlar”
(Ebabil) Adem Turan’ın dördüncü şiir kitabı. Turan, 1982’den beri
dergilerde şiir yayımlıyor. Bu yıl da birçok şiiri yayımlandı. Kitap
‘Mesel Ateşi’ ve ‘Yol Ateşi’ adlı iki bölümden oluşuyor. Rahat bir
söyleyişi var şairin. Kara gecede, kara taşın üzerindeki kara
karınca, der gibi: “Zeytinle konuşuyorum Zeytindağında, simsiyah!”demişliği
de oluyor. Şiirleri, okuru içine alan bir sıcaklığa sahip. Kızarmış
Nâr Aşkına adlı şiirinde şöyle diyor: “Sararan yapraklar ve rahat
yapraklar aşkına/ Kılıcımı verin bana, hırsından çatlayacak/ Son bir
vuruş için kılıcımı”
“En Ki Dû”(Yitik
Ülke) Cüneyt Uzunlar (1968)’ın ilk şiir kitabı. Kitap, birbirini, iç
bir akıntıyla tamamlayan yedi bölümden oluşuyor. Bir “monolog” gibi
de okunabiliyor “En Ki Dû”. Farklı mekânlardan, farklı tarihsel arka
plânlardan motifler taşıyan şiirler, kimi yerlerde çarpıcı
benzetmelerle karşılıyor bizleri: “küflü bakır bir tastı ay
yukarda”. Cuneyt Uzunlar’ın “Katiller Komitası” adlı bir de
hikâye kitabı var
Hasip
Bingöl, (1981, Bingöl), şiir üzerine de dikkate değer yazılar ortaya
koyan bir şair. 2007 yılında ilk kitabı ‘Kayıp Tablet’i
yayımladı. Kitap, yedi uzun şiirden oluşuyor.Bir ilk kitaptan çok,
uzunca bir zaman çalışılmış, derinleşilmiş bir ‘olgunluk’ kitabı
gibi; fakat şiir okurlarının kolayca ilişkileneceği, içine gireceği
şiirler değil bunlar. Oldukça geniş bir kelime kadrosuna sahip
‘Kayıp Tablet’. Bingöl, kullandığı sözcükler kadar, sözcüğü ‘nerde’
kullandığına dikkat ediyor. Söz sanatlarını ustalıkla kullanıyor.
Divan şiirinin kavi şairlerine göndermeler ve sağlam bir dilbilgisi
karşılıyor bizleri. “su sızlıyor durmadan, Hâfız ağlıyor/ yanı
başımda./ eğilsem toplayacağım kasideleri.”
Bu yıl
şiir kitabı basan yayınevlerinin arasına ‘Başak Ofset Yayıncılık’ da
katıldı. Yayınevinin ilk şiir kitabı Zeki Karaaslan’ın ‘Eylül
Yarası’ydı. Kitabı oluşturan bütün şiirler, ‘soru’ işaretiyle
biten bir mısra yahut beyitle açılıyor. Kendine has bir şiir biçimi
var Karaaslan’ın. Tasarlanmış, rastlantılara bırakılmamış bir biçim.
İlk
kitabı ‘İz ve Kaçak’ın ardından ikinci kitabı ‘Kendine
Kırgın’ı yayımladı Selami Karabulut. Rahat bir söyleyişi var
şairin; okuru da içine çeken bir söyleyiş. ‘Huzursuzluğun’ şiirleri
sanki. Konuşma dilinin imkânlarına yaslanan bir söyleyiş özelliği
var Selami Karabulut’ta. Bazı şiirlerinin ilk dizeleri, okuyanı
susturacak ağırlıkta: “şaşkınlığımı saymazsam banim geçmişim
olmadı” ya da “geç mi oldu bu saçaklardan sarkan gölgeler de
ne?”
İlhan
Kemal’in kitabı “Hiç, Kimsenin Bildiği”, kendine has dize
kümelenişi olan bir kitap. Bir önceki kitabı “Mağmum”da da
tümdengelim yöntemiyle (5-4-3-2-1-0) biçimlendirilen dizeler,
kitabın bütününe yayılmıştı. Beklenmedik yerlerde karşımıza çıkan
nokta ve soru imleri, bizleri farklı okumalara da yönlendiriyor.
Söyleyecek çok şeyi olan bir şair İlhan Kemal; fakat, sanki şiirin
sabit biçimi, bu söyleme isteğine ket vuruyor. İlhan Kemal, dizeden
çok ‘sözcüğe’dayalı bir şiir yazıyor.
Özlem
Sezer’in “Söğüt Sefareti” 2007 yılı içinde Kanguru yayınları
arasından okura ulaştı. Kitap, uzun şiirlerden oluşuyor. Coşkun akan
bir ırmak gibi, etrafında bulduğu birçok şeyi, içine çekerek
ilerliyor şiirler. Birinci tekil şahıs üzerinden söz alıyor şiirler.
“Kırgınlık” duygusu hemen her şiirde kendini ele veriyor. Ve telaş…
Hayatın pek çok sahnesi, çoğu zaman bir tasnife uğramadan şiirin
içine doluyor. Darası düşülmemiş, soluk soluğa yazılmış şiirlerden
oluşuyor Söğüt Sefareti.
“Öpücük Damlası”
(Yitik Ülke),
Hakan Cem’in ikinci kitabı. İlk kitabı ‘haiku’ formunda yazılmış
şiirlerden oluşan “Susmanın Ötesi” adını taşıyordu. Hakan
Cem, sözü ekonomik kullanan şairlerden. Doğa görünümlerine yaslanan
az sözle, farklı anlam katmanları ortaya çıkarıyor. Düşündüğünü
‘gören’ ve gösteren bir şiir sanki. Bu şiirin uçları İlhan Berk’ten
Sina Akyol’a; Serdar Ünver’den Kadir Aydemir’e kadar uzanıyor
bizde. Bol rüzgârlı bir şiir; dizeler arasındaki boşluklardan olsa
gerek. Ve müzik enstrümanları… Hakan Cem şiirinin özgün
taraflarından biri: “Viyolensel diye bir kucak leylağın kokusu”
Orhan
Göksel (d. 1976) ilk kitabı “Salâ” (Hayâl)yı yayımladı. İlk
kitaplarda görülen heyecan ve acemiliklerden arınmış şiirler.
Gerçeküstücü imgeler, dizelerin uçlarını açıyor, anlamı ve görüntüyü
çoğaltıyor. Kendine, ‘zihni’ zemin kılmış bir duyuş gücü var onda;
tıpkı Sami Baydar’da, Mustafa Atapay’da olduğu gibi. Şiir olabilecek
yüzlerce malzemeyle buluşursunuz; fakat sizi şiire çıkartacak bir
‘biçim’ bulmakta zorlanırsınız. Orhan Göksel’in şiirleri bu
sıkıntıları yaşamıyor. Kitapta yer alan “Mustafa” şiiri, oldukça
riskli bir şiir. Alegorik bir şiir belki de. Bazı şiirlerde
‘aforizma’ gibi dizeler karşımıza çıkıyor: “Ten zamana uyar,
sahibine değil.”, “Şiir arkadaşta değil, aynada kalmaktır.”.
Kitaba adını veren “Salâ” adlı şiirden bir bölümle bitirelim: “Yağmur
suyu içtim, çabuk büyümek için./ Sırat bildim onu, kucağı sıcaktı./
Yirmisinden sonra herkes benim için/ Uçuruma kurulmuş bir
salıncaktı.”
“Cehenneme Kurulu”
(Mayıs) Ayşe Nalân’ın ilk kitabı. Nalân’ın kendine özgü bir
söyleyişi var. Modern nesnelerin eşlik ettiği bir ‘yeraltı’ şiiri
sanki. Hayatın sınırlarında dolaşan, uçuruma bakan bir özne var
şiirlerinde. Nalân’ın bu ilk kitabında alışık olmadığımız bir
‘müzik’ de bize eşlik ediyor. Ustura, kılıç, kenevir ve cinnet…
kendine mahsus sözcüklerin ağırlığı öne çıkıyor. “Ağzımda
tıkırdayan saati durdur/ Tuzun ömrüne yatandım ben senin/ Ey bir düş
omzunda bekleyen sonsuzluk/ Meğer bir denizin köpüğünde içermişim
geceni”
Ersan
Erçelik (d.1980) bu yıl yayımladığı iki kitapla kitaplı şairler
arasına dahil oldu. “Kırık Pena” (Tay) ve “Yüzüm
Yeryüzünde Bir Dövme” (Kanguru). Erçelik, özellikle Özkan Mert
şiiri üzerine yoğunlaşan yazılarıyla birçok dergide yer aldı.
Çalışkan bir kalem olduğu, bir yılda yayımladığı iki kitaptan da
anlaşılıyor. “aramızda yalnızlıktan çekilmiş sedef saplı bir
bıçak” gibi çok güzel dizeler var kitaplarında. Bu dizeleri
çoğaltırsa çok daha güzel şiirler ortaya koyacaktır.
Bu
yıl, başta Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın yazdıkları olmak üzere, çok
sayıda-çocuklara dair- ‘şiir’ kitabı yayımlandı. Bu kitaplardan biri
de Salih Mercanoğlu’na ait “Güzel Günler Kitabı”ydı.
Çocuklara kitap yazmak, hele hele ‘şiir’ yazmak oldukça zor ve
riskli bir uğraş. Sadece yetenek değil; bilgi, görgü, ölçü istiyor.
Mercanoğlu’nun ‘Can Çocuk’ dizisinden çıkan kitabında, bugün
yetişkinlere şiir yazdığını sanan pek çok şairi kıskandıracak
şiirler var. Biz sadece kitabın ‘dibace’sini okumakla yetinelim:
“Havanın, suyun/ Toprağın izniyle/ Yeşeren ota, açan çiçeğe/
Sözcüklerin, tümcelerin/ Düşlerin izniyle/ Açılan kitaba, okuyan
insana/ Merhaba…”
Ölümler ölümlere ulanmakta ustadır*
Şairler,
şiirlerinde ‘ölüm’ü sadece bir tema olarak kullanmıyor; keşke öyle
olsaydı. Maalesef ölüm de şairlerden bahsediyor. Dünyaya başlarken
bir yandan da ölüme başlıyoruz. Hiç beklenmedik anlar, bir dostun;
nice güzel dizeleri, karşılık beklemeden insanlığa armağan etmiş bir
şairin ölüm haberiyle hüzne gark oluyoruz. Hayat, karşılık bekliyor.
Şiir ve Hayat, çoğu zaman ‘şiir ve Ölüm’ gibi de okunuyor bu yüzden.
1962 yılında Diyarbakır'da doğan Adnan Satıcı, 13 Şubat
2007’de aramızdan ayrıldı. Satıcı, Gazi Üniversitesi Eğitim
Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Edebiyat
öğretmenliğini yapıyordu. Özgür Gündem, Özgür Politika adlı
gazetelerde köşe yazarlığı da yapan şairin şiir ve yazıları:
Edebiyat ve Eleştiri, Evrensel Kültür, Papirüs, Sanat Rehberi,
Yarın, Yaşam İçin Şiir, Yeni Düşün, Yeni Olgu gibi dergilerde
yayımlandı. 1985'te Ülkesiz Şarkılar, 1994'te Yerçekimine
Uyan Portakal Çiçeği, 1996'da Dokuzuncu Blues, Poetika,
1999'da ise Hep Unutur Uzaklardaki adlı kitapları yayımlandı.
2
Haziran 2007’de, bizim olduğu kadar şiirimizin de dostu olan Doğan
Ergül, aramızdan ayrıldı; geride bolca gözyaşı ve birbirinden
nitelikli şiirler bırakarak. Doğan Ergün, 20. 02. 1968 yılında,
Kars’ın Arpaçay ilçesine bağlı Koçköy’de doğdu. İlkokulu, Gazi Ahmet
Muhtar Paşa İlköğretim Okulu’nda; ortaokulu, Koçköy Ortaokulu’nda
okudu. Bursa Yıldırım Beyazıt Lisesi’nden sonra Yıldız Teknik
Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama
Bölümü’nden mezun (1992) oldu. Şiir ve yazıları: İskenderiye
Yazıları, Şiir Oku, Üç Nokta, (B)aşka, öteki-siz, Islık, Şiiri
Özlüyorum, Şiir Ülkesi, Gösteri, Yaratım, Akatalpa, Sanat ve Hayat,
Sınırda, Varlık, Yazılıkaya, Andız, Taflan, Sonra Edebiyat
dergilerinde yayımlandı. “Aşkın ve Suların Öğleni” (Ocak
2005, Babil ) ve “Uykulu Yağmur” (Yitik Ülke, Haziran 2007)
adlı iki şiir kitabı var. Ergül’den geriye, iki kitabının yanı sıra,
şiir, günlük ve denemelerle dolu, 10’un üzerinde defter kaldı.
Felsefeci, siyaset bilimci Ulus Baker’i de Temmuz (12
Temmuz)’da kaybettik. 1960’ta Kıbrıstürkü bir ailenin çocuğu olarak
SSCB’nin Leningrad şehrinde doğan yazarın çocukluğu Kıbrıs,
Sovyetler Birliği ve Fransa’da geçmişti. ODTÜ Sosyoloji bölümünü
bitirdi. Birikim dergisi’nin yazarları arasındaydı. Baker’in,
“Siyasal Alanın Oluşumu Üzerine Bir Deneme” ve “ Aşındırma
Denemeleri” adli iki kitabı vardı. Çok sayıda çeviriye de imza
atan Baker, kırk yedi yaşında aramızdan ayrıldı.
1950'de İstanbul'da doğan Coşkun Yerli’yi, 15 Temmuz 2007’de
kaybettik. Türk ve Amerikan askeri okullarında elektronik, Hacettepe
Üniversitesi'nde dilbilim okudu. Şiir, yazı ve çevirileri Yeni
Biçem, kitap-lık, Şiir-lik, Göçebe ve Varlık dergilerinde
yayımlandı. ‘Yağmurun Direnişi’ adlı kitabı 1998'de YKY'den çıktı.
İngiliz, İrlandalı ve Japon şairlerden çevirdiği şiirler
Cumhuriyet Kitap'ın "Şiir Atlası" bölümünde yayımlandı ve daha
sonra Şiir Atlası III (YKY) içinde yer aldı. J. D. Salinger'dan
çevirdiği Dokuz Öykü ve Çavdar Tarlasında Çocuklar (roman) ile
Yükseltin Tavan Kirişini Ustalar ve Seymour Bir Giriş (öykü, Sevin
Okyay'la birlikte) YKY'den çıktı. Öteki çevirileri: Matsuo
Başo'dan ‘Kuzeye Giden İnce Yol’ (YKY), Eavan Boland'dan
‘Geceyarısı Çiçekleri’, Roger McGough'tan ‘Trenlere El Sallayan’,
Henry Reed'den ‘Yıldızlı Şölen’, Kobayaşi İssa'dan ‘Ömrümde Bir
Yıl’…
1945'te
İstanbul'da doğan Samih Rifat, 4 Ağustos 2007’de vefat etti.
Saint-Benoît Lisesi'ni ve İTÜ Mimarlık Fakültesi'ni bitirdi.
Üniversite yıllarından başlayarak çeviriye yöneldi; ilk çevirilerini
80'li yıllarda Yazko Çeviri dergisinde yayımladı. René Char,
Jacques Prévert, André Verdet, Jean Follain, Paul Valéry, Kavafis,
Mayakovski, Le Corbusier gibi ozan / yazarlardan çeviriler yaptı.
Yine üniversite yıllarında fotoğrafçılıkla ilgilendi. 80'li
yıllardan başlayarak çeşitli dergilerde, yazdığı yazılara eşlik eden
fotoğraflar yayımladı; belgesel filmler çekti. Samih Rifat, şair
Oktay Rifat’ın oğluydu. Aries dergisinin yayın yönetmenliğini
de yapmıştı. Son ürünleri ve kendisiyle yapılmış bir söyleşi Ç.N.
dergisinde yayımlandı
Mehmed Uzun (d. 1953, Siverek) 1977 yılından bu
yana İsveç'te yaşıyordu. Uzun yıllar İsveç Yazarlar Birliği yönetim
kurulu üyeliği yaptı. İsveç Pen Kulübü ve Uluslararası Pen Kulübünde
aktif olarak çalıştı İsveç ve Dünya Gazeteciler Birliği'nin de
üyesi olan Mehmed Uzun, bugüne kadar Kürtçe yedi roman yazdı.
Romanları başta Türkçe olmak üzere birçok dile çevrildi. Denemeleri
de çeşitli dergi ve gazetelerde yirmiye yakın dilde yayınlanan
yazar, Kürtçenin edebiyat dili olarak gelişmesine yaptığı katkılarla
tanınıyordu. "Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık" romanı ve
"Nar Çiçekleri" adlı deneme kitabı ile ilgili olarak 2001
baharında yargılanıp beraat etti. Aynı yıl Türkiye Yayıncılar
Birliği'nin her yıl verdiği Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü'nü,
edebiyat ve sözün özgürlüğüne ilişkin duruşundan dolayı da
İskandinavya'nın en önemli ödüllerinden olan Torgny Segerstedt
Özgürlük Kalemi Ödülünü ve 2002'de İsveç kültür yaşamına sunduğu
katkılarından dolayı İsveç Akademisi'nin Stina-Erik Lundeberg
Ödülü'nü aldı. 2006’da İsveç’den Türkiye’ye döndü. 12 Ekim 2007’de
Diyarbakır’da vefat etti.
Uğur Hacıhanefioğlu (d. 1933) 4 Kasım 2007’de aramızdan ayrıldı. İ.Ü.
İstanbul Tıp Fakültesi emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr Uğur
Hacıhanefioğlu’nun yedi şiir kitabı vardı: Beş Kala, Akşam
Şiirleri, Son Akşam Şiirleri, Gözlerimden Başla, Zaman Kuşları,
Gitmeler Denizi… Şairin ‘Çığlık Kuşu’ adlı son kitabı,
2007’de yayımlanmıştı.
Edebiyat serüvenine
şiir ve öyküyle başlayan yazar Erhan Bener (d.1929, Kıbrıs)
10 Aralık 2007’de aramızdan ayrıldı. Ortaöğrenimini, kamu görevlisi
olan babasından ötürü
Anadolu’nun
çeşitli il ve ilçe merkezlerinde tamamladı.
Ankara
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1950 yılında
mezun oldu.
Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1956’da lisans
diploması aldı. 1950 -1975 yılları arasında, aralarında
ABD,
Hindistan,
Danimarka
ve
İsrail’in
de bulunduğu birçok ülkede ve yurtiçinde muhtelif kamu görevlerinde
bulundu. 1975’te kendi isteğiyle emekliye ayrıldıktan sonra
avukatlık yaptı. Bazı eserleri yabancı dillere aktarıldı.
Roman,
öykü,
anı,
deneme
ve tiyatro oyunları yazarlığının yanı sıra çocuk kitapları, radyo
oyunları ve
senaryolar
yazdı, çeviriler yaptı. Böcek, Sisli Yaz, Ölü Bir Deniz ve
Yalnızlar romanları sinemaya aktarıldı. Erhan Bener, yazar
Vüs’at Orhan Bener’in kardeşi; Yiğit Bener’in babasıydı.
Tiyatro, sinema
ouncusu, karikatürist Savaş Dinçel, 19 Aralık 2007’de vefat
etti.1942 yılında İstanbul, Fatih` te doğdu. İstanbul Belediyesi
Konservatuarı Tiyatro bölümünde okudu. İlk kez İstanbul Şehir
Tiyatroları`nda profesyonel oldu. Sırasıyla Münir Özkul Tiyatrosu,
Ankara Sanat Tiyatrosu, Gen-Ar Tiyatrosu, yeniden İstanbul
Şehir Tiyatrosu, Miyatro Vatandaş Tiyatrosu’nda çalıştı, sonra
yeniden Şehir Tiyatrosu`nda çalışırken 1402 sayılı
Sıkıyönetim Yasasıyla Şehir Tiyatroları`ndan uzaklaştırıldı. Bir
süre tiyatroya ara verip GÜM`de (Güldürü Üretim Merkezi) profesyonel
karikatür çizeri olarak çalışmaya başladı. Üç yıl Günaydın
gazetesinde TONTON adlı bant karikatürü çizdi. Bu arada Şan
Müzikholü’nde ve Ali Poyrazoğlu Tiyatrosunda çalıştıktan sonra, önce
konuk olarak sonra da Danıştay kararıyla Şehir Tiyatroları`na geri
döndü. Ölümüne dek orada Oyuncu-Yönetmen olarak çalıştı. Bunun yanı
sıra afişçilik (amatör) ve çizerliğini sürdürdü. iki karikatür
sergisi açtı. "Çizgilerle Nâzım Hikmet" adlı çizgi roman
türünde el yapımı bir kitabı bulunan, ama bu kitap alıkonulup;
Seka fabrikasında hamur haline getirildiği için orijinali
bulunmamaktadır. 1995 yıllarında ressam Faruk Kaşıkçı`nın İstanbul
Kadıköy`deki atölyesinde yağlı boya resim çalışmaları yaptı. Az
sayıda bu tür yağlı boya resim çalışmaları bulunmaktadır.
‘Aşkın e-Hali’ adlı
dergiyi çıkaran Paşa Çeten, şair Sadiye Akan ve
Tekirdağ’da yayımlanan Kiraz, Profil ve Mavi Dergi’nin yazı
işleri müdürlüğünü yapmış olan Osman Çoban da 2007’de vefat
edenler arasındaydı. Okursuz edebiyat olmaz. İşte az sayıdaki
nitelikli okurdan biri: Deprem Sarıkuş’a dair bir haber.
Varto depreminde doğup, Düzce depreminde
enkaz altından çıkartılan Eğitim-Sen üyesi öğretmen Deprem Sarıkuş,
Ankara Mustafa Kemal Lisesi Edebiyat öğretmeniydi. Şiir ve edebiyat
dostuydu. 24 Mayıs günü okuluna giderken silahlı saldırıya uğradı.
Onu sol gözünden vurdular. Cenazesine dost ve akrabalarının yanı
sıra çok sayıda şair ve yazar katıldı.
2007 yılında,
Agos gazetesi genel yayın yönetmeni Hrant Dink, bürosunun
önünde silahlı saldırı sonucu öldürüldü. 1954'te Malatya'da doğan
Hrant Dink, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nin Zooloji
bölümünden mezun oldu. Dink, Agos gazetesinin kurucusu, genel
yayın yönetmeni ve başyazarıydı.
Eski Başbakan
Yardımcısı ve bilim adamı Profesör Doktor Erdal İnönü, 81
yaşında hayata veda etti. 2007 yılında, Türk siyasetinin önemli
isimlerinden İsmail Cem hayatını kaybetti.
İsveçli yönetmen
Ingmar Bergman, hayatı boyunca 50’den fazla film çekti. Sinema
tarihinin en etkili yönetmenlerinden biri sayılan Bergman, “Fanny
and Alexander”; “The Virgin Spring” ve “Through a Glass
Darkly” filmleriyle üç En İyi Yabancı Film Oskarı kazandı. 2007
Temmuz’unda hayata veda eden Bergman, 89 yaşındaydı. 2007’de
kaybettiğimiz iki Amerikalı yazardan ilki, eleştirmenlerin gözdesi
Norman Mailer. 83 yaşında ölen Mailer, yenilikçi sanatçı
kişiliği ve zaman zaman tartışmalı çıkışlarıyla tanınıyordu. Değişik
edebiyat türlerini deneyen Mailer’in en ünlü romanı, İkinci Dünya
Savaşı günlerini anlatan “The Naked and The Dead” Çıplak
ve Ölü. Roman daha sonra beyaz perdeye de aktarılmıştı.
Amerikalı yazar Kurt Vonnegur da 2007 Nisan’ında New York’ta
öldü. Yazarın "Slaughterhouse Five" adlı romanı uzun süre en
çok satanlar listesinde kalmış, Hollywood’un da gözünden kaçmamıştı.
Eseri filmleştirilen yazar, okurların gözünde 20’nci yüzyılı en iyi
anlatan romancılardan biri olmayı sürdürecek.
Eserleri üç kıtada sergilenen
dünyaca ünlü heykeltıraş Prof. Dr. Tankut Öktem, 2007’de,
bir kamyon sürücüsünün neden olduğu cinayet gibi kaza sonucu, 67
yaşında hayata veda etti.
Şiir Defteri’nin son
okumalarını yaparken eleştirmen-çevirmen Mehmet H. Doğan’ın ölüm
haberini aldık. Mehmet H. Doğan 21 Aralık'ta geçirdiği kalp krizi
sonucu tedavi gördüğü Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 17
Şubat günü hayata veda etti.
Aramızda olsaydı, bu
sayfalar arasında -Şiir Defteri 2008’de- kendisinin de bir
değerlendirme yazısı olacaktı. Başından beri Şiir Defteri’ne destek
olmuştu; hatta kendi hazırladığı yıllıkları da işin içine katarak,
Şiir Defteri için, “Bugüne dek hazırlanan yıllıkların en iyisi…”
deme alçakgönüllüğünü de göstermişti sevgili Mehmet H. Doğan. Türk
şiir ortamı, onun eksikliğini şimdiden hissetmeye başladı. Asıl adı
Mehmet Zeki Tokyay olan Mehmet H. Doğan, 1931’de Adana’da dünyaya
geldi. Adana Lisesi ve Hava Harp Okulu’nu bitirdikten sonra 1951’de
Hava Kuvvetleri’ne girdi. Eskişehir ve Merzifon üslerinde pilot
olarak görev aldı; 1957’de sağlık nedenleriyle pilotluktan ayrıldı.
Doğan, ordudan ayrıldığı 1970’e dek İzmir Hava Lisan Okulu’nda
İngilizce öğretmeni olarak çalıştı. Daha sonra girdiği Ege
Üniversitesi Yabancı Diller Okulu’ndan 1978’de emekli oldu. İlk
öyküsü Sarı Recep, 1945’te Yeni Adana gazetesinde, ilk
şiirleri aynı yıllarda Adana Halkevi dergisi olan Görüşler’de
yayımlandı. Doğan, şiirlerini Aydınlık, Eylem ve Papirüs
dergilerinde; deneme ve eleştiri yazılarını ise İlkin, Yön,
Sosyal Adalet, Papirüs, Şiir Sanatı, Yeni Edebiyat, Yeni Dergi,
Politika, Milliyet Sanat, Broy, Adam Sanat, Argos, kitap-lık, Sanat
Dünyamız, Yeni Yüzyıl, Yeni Biçem gibi yayınlarda sürdürdü. Türk
şiirine en büyük katkısı, 1993-2001 arasında Adam Sanat için,
2002’den bugüne ise kitap-lık dergisi için hazırladığı şiir
yıllıkları oldu. Doğan imzasını taşıyan Yüzyılın Türk Şiiri
(1900-2000) adlı üç ciltlik antoloji de Türk edebiyatının önemli
kaynaklarından biri haline geldi. Doğan’ın Birikime Dayanmak,
Şiirin Yalnızlığı, Çağının Tanığı Olmak, Yazıdan Bakmak, Şiir ve
Eleştiri, 100 Soruda Estetik, Şimdi Uzaklardasın, Alçak Uçuş, Şiir,
Bugün, Tekrarın Tekrarı, Yazının Bir Çağı adlı kitaplarının yanı
sıra otuza yakın çevirisi bulunuyor.
Doğan, son olarak Aralık 2005’ten bu yana yayımlanan Milliyet’in
aylık yayını Milliyet Kitap’ta şiir eleştirileri yazıyordu.
Son yıllarda yazdığı yazıları ‘Türk Şiirinden Son Okumalar’
adıyla İkaros Yayınları’nca okura sunulacak…
(*) İsmet Özel
DERGİLERE
DAİR (S)ÖZDÜŞÜMLER
Bugün edebiyat
dergileriyle ilgilenen - dergiler içinde ‘en’ çok satanları dikkate
aldığımızda- 2000-3000 civarında dinamik okur olduğunu
söyleyebiliriz. Değişik aralıklarla yayınına ağır aksak da olsa
devam eden 100 civarında dergi dolaşımda. Bu rakamın içinde
şiire yer vermeyen edebiyat dergileri ve fanzinler de var. Geçen
yıllara oranla dergilerin sayısında bir düşüş gözlendi bu yıl. Türk
Dili ve Edebiyatı bölümlerinde okuyan 25 000 civarında öğrencinin
yanı sıra binlerce edebiyat öğretmeni ve öğretim elemanı var. Bu
görünen tabloya bir de sayısı hiç de azımsanmayacak olan
yazar-şairleri de eklersek durumumuz daha da netlik kazanır.
Düzenli
aralıklarla yayınına devam eden aylık dergilerden akla ilk
gelenleri: Varlık, Kitap-lık, Gösteri, Virgül, Mesele, Türk
Edebiyatı, Dergâh, Damar, Berfin Bahar, İnsancıl, Akköy, Evrensel
Kültür, Dize, Sincan İstasyonu, Akatalpa, Ay Vakti… Yani
15 kadar dergi. İki aylık aralıkla okura ulaşanlar: Yasakmeyve,
Ç.N., Hece, Özgür Edebiyat, Sözcükler, Bireylikler, Edebiyat ve
Eleştiri, Sanat ve Hayat, Sonra Edebiyat, Hece, Karşın, Yaba
Edebiyat… Üç aylık ve düzensiz aralıklarla çıkan dergileri
saymayalım. 100’e yakın dergiden bahsediyoruz; bu rakamı
zikretmemize vesile olan dergiler genellikle düzensiz aralıklarla-
bazıları yılda bir kez- çıkan dergiler…. Biraz mürekkep yalamış
kimle sohbet etseniz ve konu kitaplara gelse “Okuyacak zaman
yok..” ya da “Kimse okumuyor…” denir. Aynı soruyu bir
dergi editörü ve çalışanına soracak olsanız diğerlerinden pek de
uzak yanıtlar almazsınız. Dağıtımcı yok, memleketin her yerine
ulaşabilen birkaç dağıtımcıysa, dergiyi çıkardığınıza,
çıkaracağınıza pişman eden büyük paraları peşin istiyor.Uzun yıllar
dergi dağıtımıyla ilgilenen “pentimento”nun da kapanmasıyla,
geç de olsa ulaşabildiğimiz irili ufaklı pek çok dergiyle okurların
irtibatı kesilmiş oldu. Çıkardığınız dergiyi kendiniz kitabevlerine
bırakmaya kalksanız, dergilerinize hiçbir şekilde iltifat
edilmediğini görmüş olmaktan ileri gidemeyeceksiniz: “Kardeşim
dergi satmıyor! Yerimiz yok!…” ayarındaki sözleri duymaya hazır
olun. Bir dergi neden çıkar, ne yapmak ister ve ne yapar da
kapanır? Yakın zamanda çıkan dergilerden hangisinde, etrafında
örgütlenilen bir mesele, iddia, çıkış bildirgesi gördünüz… Edebiyat
üzerinden heyecan uyandıracak bir teklifle gelen dergi sayısı yok
denecek kadar az. Bir karşı çıkışı, iddiayı, itirazı içinde taşıyan
dergilerdir farklı, özgün ve kalıcı olabilecekler. Bu etkili
dergiler de bir ürün dergisi olarak, yayımladıkları ürünlerdeki
tercihleriyle sözlerini, söylemlerini ortaya koymayı sürdürürler.
Bir de ürün dergisinin dışında özel sayı, dosya hazırlayarak tavrını
ortaya koyanlar var. Ki Üç Nokta da o dergilerden
biri. Evet, son dönemde soruşturma, dosya, özel sayılarla hazırlanan
dergiler sıklaştı. Tabii ki bunların her biri ayrı şeyler; özel
sayı, dosya, soruşturma... Bunlar, sıklıklı birbirine
karıştırılıyor. Bir dosya hazırlamak için ‘sorun olan bir kavram’
konu ya da durumu farklı bakış açılarıyla ele alacak kalemlerin,
derinlikli yazı ve eleştirilerinin olması gerekir. Yoksa üç soru
sorup, dön dolaş aynı isimlerle, hiçbir özgünlük ve derinlik
olmadan, kes yapıştırmalarla bu iş olmaz. Nitekim olmuyor da.
Sonra Edebiyat, dördüncü sayısını, bu tür dosya çalışmalarını
eleştiren bir ‘dosya’ya ayırdı; Ali Ayçil’in bu sayıda
yayımlanan yazısı ‘dosya’ konusundaki gerçekleri göz önüne
seriyordu: “Dosyaların edebiyat dergiciliğinin merkezine
oturması, elbette bir niteliğe işaret etmiyor. Niyetini sarih bir
biçimde ortaya koymuş, iyi başlıklandırılmış ve her bir başlığı
ehline yazdırılmış dosyaların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor.
Edebiyat ve intihar, edebiyat ve gelenek, edebiyat ve şiir gibi
alabildiğine keyfi, sınırları belirsiz başlıklar altında düzenlenen
dosyaların bir amacının olduğundan kuşkuluyum. Bu tür muğlâk
başlıklar, muğlâk yazılara da davetiye çıkarıyor ister istemez.
Gelen yazıların ardı ardınca dizildiği, bütünlükten yoksun,
başlığının altında ezilen dosyaların sayısı hiç de az değil. Bir
bütünlük, ancak parçalarının kavranması yoluyla tasavvur edilebilir
ya da anlamlandırılabilir. Dosyalar, bir kavramın, konunun ya da
metnin hangi parçalar üzerinden tartışılacağını daha planlama
aşamasında ortaya koyamıyorlarsa, şu çokça aşina olduğumuz “genel
hükümler harmanında”nda at izinin it izine karışmasına katkıda
bulunmaktan öteye gidemezler; nitekim pek çok dosya da bunu
yapıyor.”
1936’da
Cumhuriyet gazetesinde, değişen yaşamımız ve bu değişimle
birlikte farklılaşan ihtiyaçlarımız üzerine dönemin
entelektüellerine bir soru sorulmuş ve oldukça ilginç saptamaları da
içinde taşıyan yanıtlar alınmış. Hatta dönemin eleştirmeni Ataç o
soruşturmadaki yanıtlara dair bir eleştiri yazar ve ardından da bu
eleştiri üzerinden bir başka soruşturma hazırlanır. Demek ki bazen
de doğurgan olabiliyor soruşturmalar ve sonuçları. Yine aynı
soruşturma için Ataç’ın eleştirisini neden alarak Necip Fazıl
“Anket, her kafadan bir ses tabirinin canlı teşahhus meydanıdır.
Anket kayıtsız ve şartsız fert hürriyetinin, ne çıkmaz yol olduğuna
en güzel delildir. Nerede ki nizam ve ahenk vardır, orada anket
yoktur….” der. O yıllarda tekrar eden soruşturma soruları: “Kimleri
beğeniyorsunuz? Mili edebiyat nedir? Türk edebiyatının hangi
eserlerini Avrupa dillerine tercüme etmeliyiz? Sevdiğiniz,
okuduğunuz yazarlar ve eserleri? Eski edebiyat hakkındaki
düşünceniz? Yeni edebiyat hakkındaki düşünceniz …” Dikkat
edilirse bu sorular bir düşünce, kavram üzerine tartışmaktan çok o
yıllar edebiyatı hakkındaki ‘izlenimlere’ dair sorular. Aynı
anlayışı farklılıklar da içerecek bir biçimde biz Şiir Defteri’nde
de yapmaya çalışıyoruz…“Edebî Anketimiz” başlığı altında 1937
yılında Cahit Sıtkı’ya sorulan soru şudur: “Şiir Ölüyor
mu?” Buraya kadar varmışken, isterseniz Cahit Sıtkı’nın
cevabından bir bölüm okuyalım: “Memleketimizde şiire alâka
gösteriliyor, fakat bu alâka dağınık ve şuraya buraya serpilmiş bir
haldedir ve ekseriya şairi tatmin edecek kadar isabetli ve şuurlu
değildir. Mamafih memleketimizde şiiri manzum sözden tefrik etmek
kabiliyeti kımıldamağa başlamıştır.Başlamış olan bu güzel ve hayırlı
hareketi beslemek gerekiyor. Bunun için de kuvvetli bir edebiyat
mecmuasına dehşetli ihtiyaç vardır. Herhalde şairle karin devamlı
münasebetini temin edecek bir organ, memleketin bütün kıymetli,
ateşli genç elemanlarını bir araya toplayacak bir mecmua, birkaç
zamandır gevelenen ‘şiir ölüyor’, ‘şair yok’ ilh. gibi yalan yanlış
ve hele vakıalara tamamen zıd şayiaları ortadan kaldırmağa
kâfi gelecektir sanıyorum.” (Ulus, S.5891, 23 İkkânun
1937, s.7/10) İşte yetmiş yıl önceki edebiyat gündemini belirleyen
yukarıdaki soru ve benzerleri; bugün de –sanki hiç tartışılıp
cevaplandırılmamış sorular gibi- gündemimizi işgal etmektedir.
1980’e kadar dergilerde toplumsal gelişmelere dair soruşturmalar
daha bir yoğundu. ’80 sonrası edebiyat içindeki soru ve sorunlar
toplumsal olanın yerini aldı. Bu da şiir adına iyi ama toplumsal
gelişmelerin şiir/edebiyat dışı gibi anlaşılmasının yaygınlaşması
bakımından üzücü bir durum. Peki dergilerin durumu eskiden nasıldı?
Her derginin kendine has bir kişiliği, bir üslûbu var mıydı? Bu
soruya cevap için bundan seksen yıl önce kaleme alınmış Ahmet
Hâşim’in ‘Mecmualar’ başlıklı denemesine müracaat edelim:
“Gazete idarehanesinde biriken edebî mecmuaların yapraklarını
karıştırıyorum. Bunlar içinde sâl-dîdeleri (ihtiyar, yaşlı) gençler
ve henüz yeni intişara (yayımlanma) başlamış olanları var. Fakat
kapları çevrilerek münderecatına (içindekiler) göz atılınca derhal
aralarındaki yaş farkları siliniyor ve hepsi de insana, yeknesak bir
buruşuk çehreyle bakıyor: Aynı şeyleri aynı tarzda söylemek için bu
kadar nesillerin birbiri arkasından gelmesine ne lüzum vardı?” (İkdam,
12 Nisan 1928)
Dergi editörleri bir
konuyu ele alırken o konunun bağlamıyla ne kadar ilgili/ilgisiz,
ifade varsa, hiçbir tasnife gitmeden hepsine ilgi gösteriyor. Bu
durum, o dergi ve dosyayı ‘özel’yapmıyor; bilakis
sıradanlaştırıyor. İşte bugün, dergilerin birbirine bunca
benzemesinin altında yatan temel nedenlerden ilki budur. Biraz da o
yüzden değil mi artık edebiyat ortamımızda, tekrar tekrar okunacak
yazılara rastlayamıyoruz: Cemal Süreya’nın “Folklor Şiire Düşman”,
“Şiir Anayasaya Aykırıdır”, Oktay Rifat’ın “Perçemli Sokak
Önsözü”, Turgut Uyar’ın, “Şiir Çıkmazda”, Ataol
Behramoğlu’nun “Yaşayan Şiir”,Sezai Karakoç’un “Dişimizin
Zarı”, Melih Cevdet’in “İmge Üzerine”, İsmet Özel’in “Özgürlük
İçin Şiir” gibi kalıcı, üzerinde konuluşulan, referans alınan
metinler, dergilerde karşımıza çıkmıyor artık. Ortaya kalıcı ürünler
koymuş, en azından kalıcı olmanın işaretlerini vermiş bir
şair/yazar, ayda ortalama dört beş dergiden kendisine yöneltilen
soruşturma sorularına muhatap olmak durumunda. Dergilerde yer alan
‘dosyalara’, gazetelerin kitap eklerine, henüz raflardaki yerini
almamış kitapların tanıtımına yazı yetiştirme hali içinde telaşla
koşturmamız; bizi özgün ve kalıcı yazılardan uzak tutuyor. Geride,
tüketilmeye hazır, kalıcılıktan uzak, katmansız metinler kalıyor.
Yıl sonunda
dergilere toplu halde bakınca dergilerde şiirleri yayımlanan bazı
şairlerin ‘aynı’ şiiri başka dergilerde -hatta üç ayrı dergide-
yayımladığına tanık olduk. Bazı arkadaşlarımız ise bir dergide
yayımladığı yazının sadece başlığını değiştirerek başka bir dergide
de yayımlanmasında bir sakınca görmedi. İlginçtir bu tür şeyler,
gözden kaçacak dergilerde değil, dağıtım imkânlarına en çok sahip
olan dergilerde oluyor. “Her yerde görünmenin” fenalıklarından
bahseden kimi şairlerin, yıl sonunda dergilere topluca bakınca,
birbiriyle e(ste)tik-ideolojik hiçbir müşterek havzası olmayan çok
sayıda dergide, fotoğraflar eşliğinde boy verdiğine tanık olduk.
Uzun yıllardır şiirlerine dergilerde rastlamadığız bazı şairler, bu
yıl şiir yayımlamaya tekrar başladı. Emirhan Oğuz (Sonra Edebiyat),
Barış Pirhasan, Hakan Savlı (Sözcükler), Süleyman Çobanoğlu (Dergâh)
Derya Çolpan (Sincan İstasyonu), Hüseyin Kıran (İtaki)…
Aralarında Ali Cengizkan, Hayati Bâki, Ahmet Erhan, Akif Kurtuluş,
Sunay Akın, Vural Bahadır Bayrıl, Sami Baydar, Metin Kaygalak, Ali
Ayçil, Bejan Matur, Atakan Yavuz’un da bulunduğu bazı şairler,
2007’de dergilerde şiir yayımlamadı. Ve “acı benden çok çekti”
diyen Celâl Gözütok’tan, bu yıl da şiire döneceğine dair hiçbir
işaret alamadık.
Tüm bu
değerlendirmelerin ışında yıl içinde dolaşımda olan dergilere hep
beraber bakalım:
Ada:
Ada dergisi bu yıl iki sayı yayımlandı. Ercan Yılmaz, Serkan
Türk ve Ayşe Eren’in emekleriyle çıkan Ada, 8. sayısını Hilmi
Yavuz’a, 9. sayısını ise Selim İleri’ye ayırdı. Dergide ürünleriyle
yer alan isimler: Aydın Afacan, Çiğdem Sezer, Onur Caymaz, Ali
Hikmet, Murat Karacan, Ercan yılmaz, Serkan Türk, Karin Karakaşlı,
Veysel Şahin, Hasan Öztürk, Selçuk Erat, Leylâ İpekçi, Serkan Ozan
Özağaç, Ayşe Sarısayın, Arzu Alkan, Fatma Esti, Ayşe Keskin… Ada,
akademisyen edebiyatçıların ürünlerine de geniş yer veriyor.
Adı Yok:
Mevsimlik edebiyat dergisi. Aslı Aker’in editörlüğünde
yayımlanan dergide edebiyat yolundaki gençlerin ürünleri
yayımlanıyor. Ağırlıklı olarak gündelik hayatı merkeze alan
denemelere yer verilen Adı Yok’ta ortalamanın altında
şiirler yayımlanıyor.
Afrodisyas–Sanat: Farklı dönemlerden “toplumcu” şair ve yazarların
metinlerine yer veren dergi, Ahmet Zeki Muslu’nun yayın
yönetmenliğinde iki ayda bir Aydın’da yayımlanıyor. Dergide: Ayten
Mutlu, Kemal Gündüzalp, Hilmi Haşal, Tahsin Şimşek, Yelda Karataş,
Serkan Engin, Bedrettin Aykın, İhsan Topçu, Ahmet Günbaş, Ali
Dündar, Gülseren Engin, Yusuf Alper, Mehmet Sadık Kırımlı, Osman
Bolulu, Oğuz Tümbaş…imzaları yer alıyor. Dördüncü sayıda Mehmet
Sadık Kırımlı’nın Ahmet Oktay şiirine dair yazısı ve üçüncü sayıda
Bedrettin Aykın’ın “Akdenizli Olmak” adlı denemesi, dergide öne
çıkan ürünlerdi. Ayrıca Vecihi Timuroğlu’un beşinci ve altınca
sayılarda yayımlanan eski Yunan kültürüne dair “Eros” adını taşıyan
denemesi de derginin dikkat çeken ürünleri arasındaydı.
Akademi Gökyüzü:
2007’de yayımlanmaya başlayan dergi, Nejat Gacar’ın
özverili çabaları sayesinde okurla buluşuyor.Dergide şiirleriyle:
Ruşen Hakkı, Turgay Değirmenci, Bülent Güldal, Veysel Çolak, Çiğdem
Sezer, Arife Kalender, Ahmet Günbaş, İhsan Topçu, Osman Bozkurt,
Ruhan Odabaş, Olcay Özmen imzaları yer alıyor. 2007’de, İzmit’te
Şener Aksu’nun yazı işleri müdürlüğünde iki sayı yayımlandı
Akademi Gökyüzü…
Akatalpa: Bursa’da yayıma hazırlanan dergi aylık periyotlarla,
düzenli bir biçimde okurla buluşmayı sürdürdü. Süreyya Barutçu’nun
“Şiir Kırlangıcı” başlığı altında yazdığı yazılar ve Cihan Oğuz’un
denemeleri dergiye ayrı bir renk kattı. Dergide şiirleriyle yer alan
isimlerden bazıları: Çiğdem Sezer, Nuri Demirci, Salih Mercanoğlu,
Sadık Yaşar, Osman Serhat Erkekli, Hilmi Haşal, Ersun Çıplak, Betül
Yazıcı, Şaban Akbaba, Hakan Cem, İhsan Üren, Serdar Ünver… Derginin
istikametini belirleyen yazılarıyla Ramis Dara eleştirel
değinilerini sürdürdü.
Akköy:
Türkiye’nin köyde (Akköy) hazırlanan tek dergisi. Güven
Pamukçu’nun yayına hazırladığı dergide Türk edebiyatının ‘toplumcu’
kalemlerinin ağırlığı dikkat çekiyor. Akköy, imkân sahibi pek çok
derginin ele al(a)madığı dosya konularını sayfalarına taşıyor:
“Edebiyatta Özgür İrade”, “Yazar Kadınlar”, “Katılımcı Olmak”,
“Edebiyatın Öznesi İnsan”…Güngör Gençay, Aziz Kemal Hızıroğlu, Zehra
Ünüvar, Ayten Mutlu, Bülent Habora, Hasan Hüseyin Yalvaç, Gülsüm
Cengiz, Şener Aksu, Güven Pamukçu, Aydanur Saraç, Arife Kalender,
Afşar Timuçin, Şenol Yazıcı’nın da aralarında bulunduğu pek çok imza
Akköy dergisinin sayfaları arasında.
Alaz: Alaz’ın 2. sayısında Veysel Çolak’la yapılan bir söyleşi yer
alıyordu. 4. Sayısında dosya konusu olarak “yenibütün” seçilmişti.
Onur Akyıl, İlker İşgören, Ahmet Ada, Aydın Şimşek, Ali Rıza Kars…
Alaz’da yer alan isimlerden bazıları. 3. Sayıda Tuğrul Keskin’le, 4.
sayıda Metin Cengiz’le yapılan söyleşiler de Alaz’ın sayfaları
arasında.
Aratos: Tarsus’ta Uğur Pişmanlık yönetiminde hazırlanan
Aratos tarihten felsefeye, kültürden sanata değin farklı
disiplinlerdeki ürünlere yer veriyor. Yerel değerleri, mitolojik
öğeleri konu edinene yazılarla Aratos, özgünlüğünü sürdüren
dergilerden biri. 24. sayısıyla yılı kapatan Aratos’ta; Füsun
Tülek, Sinan Özbek, Remzi Karabulut, Nihat Ateş, Şadiye Çalbay,
Burak Koroğlu yazılarıyla yer aldı.
Ardıç: Yayın yönetmenliğini Mustafa Özçelik’in üstlendiği Ardıç,
Eskişehir’de yayına hazırlanıyor. Dergide Mehmet Atillâ Maraş,
Mustafa Özçelik, A. Vahab Akbaş, Adem Turan, Ali Sali, Ahmet Doğru
gibi isimlere ait ürünlere rastlanıyor.
Ay Vakti: Şaban Akbaba editörlüğünde yayımlanıyor. Dergide şiir ve
yazılarıyla yer alan isimler: Nurettin Durman, Şeref akbaba, Naci
Gümüş, Vahap Akbaş, İhsan Kurt, Hayati Koca, Beyhan Kenter…
.Nurettin Durman’ın, (Sayı: 82-84) “Bir Medeniyet Tasavvuru
Olarak Şiir” başlıklı yazısı önemli tespitler barındırıyordu.
Başka: Birinci sayısını Mart 2007’de yayımlayan dergi ilk sayısının
kapağına Bertolt Brecht’i taşımıştı. Sanat Edebiyat Siyaset
üçgeninde metinlere yer veren Başka’da Ruhan Mavruk’la
yapılan röportaj ilgiyle okunuyor.
Berfin-Bahar:
Edebiyatta “toplumcu anlayışı” ısrarla sürdüren Berfin
Bahar, aylık periyotlarla düzenli çıkışını sürdürdü. İsmet Aslan’ın
yönetiminde çıkan dergi Aziz Nesin, Nâzım Hikmet, Sabahattin Ali’nin
de aralarında bulunduğu pek çok şair ve yazarı kapağına taşıdı.
Fazıl Hüsnü Dağlarca, Berfin Bahar’da şiirlerini yayımlamayı
sürdürdü. Öner Yağcı, Hasan Hüseyin Yalvaç, Öztürk Tatar, Seyit
Nezir, Sadık Albayrak, Atilla Er, Bertan Onaran, Dursun Özden, Cafer
Tiryaki, Ulus Fatih, Tan Doğan… dergide yer alan isimler arasında
sayılabilir. Fahrettin Demir’in “Şiir Yıllıkları” başlıklı
yazısı önemli saptamalar taşıyordu (sayı 112).
Bireylikler: İki ayda bir okura ulaşan derginin yayın yönetenliğini
Halim Şafak yapıyor. Şafak’ın dergide yer alan yazıları genellikle
öfkeli bir ses tonunu barındırıyor. Bireylikler, ortalamanın
altında şiir vermeyi sürdürdü. Hayati Bâki’nin “Şair ve Otorite”
başlığı altındaki yazıları derginin ilgiyle okunan sayfalarını
oluşturuyordu. Dergide Ertuğrul Meşe, Nefise Pınar, Ayşegül Tercan,
Şakir Özüdoğru, Yusuf Alper, Arif Erguvan, Hayri K. Yetik, Osman
Olmuş, Hakan Sürsal, Reha Yünlüel, Ayhan Şahin, Arif Madanoğlu,
Yelda Karataş, Aynur Kulak, Uluer Aydoğdu. Bireylikler,
taşradan yükselen anarşist bir çığlık olarak merkezde yankısını
buluyor (bkz. Sayı 16).
Broy: Broy’un bu yıl 50. sayısı yayımlandı. Dergi ‘ulusalcı’ bir
bakış açısıyla kültür meselelerini sayfalarına taşıdı. Dergide şiir
ve yazılarıyla Demirtaş Ceyhun, Afşar Timuçin, Ersan Erçelik,
Mustafa Işık, Atilla Oğuz, Yetkin Aröz, Seyit Nezir, Sadık Albayrak,
Güray Öz, Doğan Kılıçkaya yer aldı. Broy, 2007’de bir sayı
yayımlandı.
Ç. N.:
Çeviri edebiyatı dergisi. Yaklaşık 15 yıllık bir
boşluktan sonra çeviri edebiyatı sahasında yayımlanmaya başlayan
Ç.N. Tozan Alkan’ın yönetiminde iki aylık periyotlarla okura
ulaşıyor. Tozan Alkan, ilk sayının sunuş yazısında derginin ismi
‘Ç.N.’ye dair şunları söylüyordu:“Bu adı, küçük
harflerle, sayfa diplerinde görmeye alıştığımız çilekeş çevirmeni
başlığa taşıyarak, O’na, bir parça da olsa hak ettiği yeri,
saygınlığı verebilmek için seçtik.” Ülkemizin kayda değer
çevirmenlerinin hemen hepsini Ç.N.’de görmek mümkün. Doğu ve
Batı dillerinden yapılan tercümelerin yanı sıra Türk şairlerin
farklı dillere çevrilen şiirlerine de yer veriliyor dergide.
Çeviriye emek vermiş nitelikli isimlerle yapılan doyurucu söyleşiler
de derginin özgün taraflarından biri. Dergide ürünleriyle yer alan
isimler: Ataol Behramoğlu, Erdoğan Alkan, Güven Turan, Alova, Cevat
Çapan, Sait Maden, Talât Sait Halman, Ahmet Cemal, Egemen Berköz,
Berrin Aksoy, Oruç Aruoba, Kemal Özer, Selâhattin Özpalabıyıklar,
Afşar Timuçin…Ç.N.’nin yazı kurulunu: Onur Behramoğlu, Şeref Bilsel,
Gökçenur Ç., Cenk Gündoğdu, Sabri Gürses, Gonca Özmen, Nurperi,
Yavuz Türk oluşturuyor. Ç.N. çeviri edebiyatımızda önemli bir
boşluğu dolduruyor. Dergi, genel yayın yönetmenliğini Vedat
Akdamar’ın yaptığı Artshop tarafından yayımlanıyor. Çeviri üzerine
‘aforizmalar’ derginin ayırıcı vasıflarından biri olmayı sürdürüyor.
Dördüncü sayısında Gökçenur Ç.’nin dilimize kazandırdığı Wallace
Stevens’in “New Haven’de Sıradan Bir Akşam” adlı şiir
kitabını armağan etti. 5. sayısında, 17 Şubat 2008’de aramızdan
ayrılan Mehmet H. Doğan’la, Gonca Özmen’ın gerçekleştirdiği uzun bir
söyleşi yer aldı. Bu söyleşi, Doğan’la yapılan son söyleşiydi.
Söyleşinin bir yerinde şöyle diyordu Doğan: “Şiir yıllıklarında
çeviri şiir kitaplarından söz edilmemesi bence de büyük bir
eksiklik. Elden geldiğince izinin sürülmesi gerek.” İlk sayısı
Şubat 2007’de çıkan Ç.N.’yi ve doğal olarak Tozan Alkan’ı,
Kültür Bakanlığı’nın üstlenmesi gereken bir görevi cesaret ve
kararlılıkla sürdürdüğü için kutluyoruz.
Damar:
Kasım 2007’de 200. sayıya ulaşan ‘Damar’ dergisi
Özgen Seçkin’in yayın yönetmenliğinde, kararlı adımlarla yoluna
devam ediyor. Damar’da uzun zamandır yazı ve şiirleriyle yer alan
isimlerden bazıları: Özgen Seçkin, Ahmet Özer, Ahmet Günbaş, Temel
Demirer, Burhan Günel, Hasan Akarsu, Hüseyin Atabaş, Arzu K. Ayçiçek,
Haydar Ünal, Alaattin Topçu, İbrahim Berksoy, Bilsen Başaran,
İbrahim Tığ, Uluer Aydoğdu, Sabahattin Yalkın… derginin 197.
sayısında Şaban Akbaba’nın Nuri Demirci’yle yaptığı söyleşi, Demirci
şiirine dair önemli ip uçları taşıyordu.
Denizsuyukasesi:
Derginin 23. sayısında ‘Yıllıklar’ dosya konusu
edildi. M. Mahzun Doğan, Betül Yazıcı, Ahmet Günbaş, Uluer Aydoğdu,
İlker İşgören, Hülya Deniz Ünal…dergide şiir üzerine yazan imzalar
arasındaydı.
Deliler Teknesi:
Aydın Şimşek yönetiminde 2007’de yayımlanmaya başlayan
dergi Ankara’da hazırlanıyor. Derginin “Gümüş” ekinde Şükrü
Erbaş, Abdülkadir Budak, Hüseyin Atabaş şiirine dair kapsamlı
dosyalar hazırlandı. Ayrıca Deliler Teknesi’nde “12 Eylül ve
Edebiyat”, “Aşk ve Edebiyat”, “İktidar ve Edebiyat” gibi
dosyalar hazırlandı. Dergide şiirleriyle: Hüseyin Avni Cinozoğlu,
Betül Tarıman, Mehmet Sadık Kırımlı, Çiğdem Sezer, İbrahim İspir,
Hayrı K. Yetik, Alper Akdeniz, Mahmut Temizyürek, Ömer Faruk
Hatipoğlu, Fatma N., İ. Deniz Aslan… imzaları yer alıyor. Derginin
her sayısında Aydın Şimşek toplumsal hayatımızı irdeleyen giriş
yazılarını sürdürüyor.
Dergâh: Mustafa Kutlu yönetiminde yayınını sürdüren Dergâh,
edebiyatımızın köklü dergilerinden biri. Dergi bu yıl 200. sayısına
ulaştı. Her sayıda yer verdiği “Orta Sayfa Sohbeti” Dergâh’ın
en çok ilgi gören sayfaları arasındaydı. Az sayıda şiire yer
vermesine rağmen şiirde niteliği gözeten bir dergi olduğunu
söyleyebiliriz. Dergâh’ta şiirleriyle Cevdet Karal, İbrahim
Tenekeci, Fatih Bedir Köker, Hakan Şarkdemir, Cafer Keklikçi, Fatma
Çolak, Bülent Parlak, Bahtiyar Aslan, Furkan Çalışkan, Alper Gencer,
Ali Emre, Osman Özbahçe, Hayriye Ünal, Mustafa Burak Sezer, İsmail
Aykanat, Emre Özkan… yer aldı. Ayrıca düzyazılarıyla Hakan Şarkdemir,
Ali Ayçil, Esra Dicle, Cihan Aktaş, İsmail Kara da derginin
sayfaları arasındaydı. Furkan Çalışkan’ın şairlerden hareketle
kaleme aldığı yazılar, şiire dair özgün saptamalar barındırıyordu.
Dergâh’ın, değişmez köşelerinden ‘Derkenar’da birbirinden ilginç
yazılar yer aldı.
Dize: Aylık Şiir seçkisi Dize, Veysel Çolak editörlüğünde düzenli
aralıklarla okurla buluşmayı sürdürdü. Dergi, hacminin darlığına
rağmen şiirin sorunlarına dair nitelikli yazılara yer verdi. “Dize
Mitolojisi” adlı köşede Veysel Çolak edebi ortamımıza notlar düşmeyi
sürdürdü. Dergide, Veysel Çolak, Nuri Demirci, Tozan Alkan, Soner
Demirbaş’ında aralarında bulunduğu pek çok şairin şiiri yer aldı.
Edebiyat ve Eleştiri:
Dergi bu yıl dört sayı yayımladı. Ahmet Yıldız’ın
editörlüğünde yayınını sürdüren Edebiyat ve Eleştiri kapağına
Vecihi Timuroğlu, Mustafa Şerif Onaran, Muzaffer İlhan Erdost’un
yanı sıra “2 Temmuz 1993: Kara Sivas”ı taşıdı. Ahmet Yıldız,
derginin önsözünde sert bir üslupla, toplumsal ortamımıza dair
‘uyarıcı’ yazılarını sürdürdü. Bir vefa örneği olarak, edebiyata
hizmeti geçmiş isimlerle yaptığı söyleşilerde, edebiyatımızın gün
ışığına çıkmamış taraflarını aydınlatmayı sürdürdü. Uzun zaman sonra
hazırladığı ‘Edebiyat Yıllığı’yla önemli bir boşluğu dolduran
Ahmet Yıldız’ın bu çalışmasının 2. cildini merakla bekliyoruz.
Esmer: Daha çok, yayımlanmış ürünlere yer veren Esmer, bu yıl
dergiyi hazırlayanlar bağlamında bir yol ayrımı yaşadı. Bu yol
ayrımıyla dergi, gözden kaçmayacak bir düşüş yaşadı. Mizah,
aktüalite şiirin iç içe olduğu dergide Metin Kaygalak’ın “ev”
üzerine kaleme aldığı denemeler ilgiyle okunuyordu.
Evrensel Kültür: İlginç kapak tasarımlarıyla, güncel hayatımızın
biriktirdiği sorunlara vurgu yapan Evrensel Kültür, aylık
periyotlarla yayınını sürdürdü. Dergide, “Televizyon ve
İdeoloji”, “Kültür ve Sanatta AKP” adlı dosyalar öne
çıkıyordu. Sennur Sezer, Şükrü Erbaş, Tevfik Taş, Nuray Sancar,
Ahmet Say, Salih Bolat, Zehra İpşiroğlu, Ferhat Uludere, Müslim
Çelik, Barış Acar… dergide yer alan isimler arasındaydı. Ocak 2007
tarihli 181. sayısıyla 15. yılına giren Evrensel Kültür,
maalesef –genel olarak- ortalamanın altındaki şiirlere yer vermeyi
sürdürdü.
Eylül: Hapishane Kültür Sanat dergisi, Tekirdağ’da 1 No’lu F Tipi
cezaevinde hazırlanıyor. Hasan Şahingöz, Hikmet Kale, Erdal Süsen’in
yayına hazırladığı Eylül, farklı cezaevlerinde yaşayanların
ürünlerinden oluşuyor. İçeride olmanın ruh hali dergide yer alan
ürünlere de yansıyor.
Fayrap: 6. sayısı ‘Türk Şiirinde 1971’lilere ayrıldı.
Dergi sürprizlerle dolu olduğunu bir yanda Cengiz Kurtoğlu deseni
diğer yanda Metalika konser fotoğrafıyla bir kez daha beyan etti.
Dergide şiir ve yazılarıyla Eren Safi, Ahmet Güntan, Efe Murad,
Hakan Arslanbenzer, Ali Akyurt, Fazıl Baş, Zeynep Arkın, Hakan
Kalkan, Melek Arslanbenzer, Esma Toksoy, İsmail Kılıçarslan yer
aldı. Fayrap kendine has tavrını 2007’de de 1971’liler ve
bireysel şairler üzerinden sürdürdü.
Gösteri: Geçen yıl yayın periyodunu, biçimini ve içeriğini
değiştiren Gösteri, yeni haliyle edebiyatı daha çok kuşatan
bir görünüme büründü. Dergide yazılarıyla Hami Çağdaş, Mustafa Şerif
Onaran, Yavuz Özdem, Ahmet Eken, Cenk Gündoğdu, Betül Tarıman, Didem
Atayurt, Murathan Mungan, Feridun Andaç, Mahmut Temizyürek, Kemal
Gündüzalp, Alaattin Karaca… imzaları öne çıkıyor. 291. sayıda Gizem
F. Demirkapı’nın Cengiz Asiltürk ile yaptığı söyleşi keyifle
okunuyor. Gösteri dergisi, şiirden sinemaya, romandan müziğe
kadar pek çok disiplini bir arada tutan tavrını sürdürüyor.
Hayâl:
Genel yayın yönetmenliğini Özgen Kılıçarslan’ın üstlendiği
Hayâl dergisi iki ayda bir yayımlanıyor. Nilay Özer’in Arif Damar’la
yaptığı söyleşi son elli yılın edebi ortamını anlamamıza yardımcı
olacak notları barındırıyordu. Dergide şiirleriyle: Aydın Afacan,
Mehmet Can Doğan, Bâki Ayhan T., Ertan Mısırlı, Arife Kalender,
Altay Öktem, Hakan Sürsal, Ertan Yılmaz, Erol Özyiğit… yer aldı. 22.
sayıda Kemal Özer’le yapılan söyleşi keyifle okunacak tespitler
taşıyordu.
Hece:
Aralık 2007’de 132. sayısını yayımlayan Hece
dergisi aylık periyotlarla yayınını sürdürdü. Her sayısında şiirin
sorunlarına eğilen, nitelikli yazılara yer veren dergide şu isimler
öne çıkıyor: Hayriye Ünal, Ali Galip Yener, Birhan Keskin, Ömer
Erdem, Enis Akın, Serkan Işın, Nilay Özer, Hüseyin Ferhad, Tarık
Günersel, Hüseyin Atlansoy… Dergide şiirleriyle: Hüseyin Atlansoy,
Mustafa Muharrem, Hayriye Ünal, Ali Emre, Selim Erdoğan, Mehmet
Solak… yer alıyor. 130. sayısında Ahmet Oktay şiiri üzerine
hazırlanan dosya, Oktay şiirine yeni bakış açıları getirmesi ve
şairin çok yönlülüğünü ortaya koyması bakımından önemliydi. Ayrıca
her sayıda Hasan Aycın’ın kendisine has üslubuyla ortaya koyduğu
çizimler dergiye ayrı bir özellik katıyor. Hece, düzenli ve
kararlı çıkan edebiyat dergileri arasındaki yerini bu yıl da korudu.
Derginin yayın yönetmenliğini Hüseyin Su yapıyor.
Her Şeye Karşın:
2007’de yatın hayatına başlayan dergilerden Karşın’ın
yayın yönetmenliğini Orkun Levent Boya; editörlüğünü Dilek Genç
Dilsiz yapıyor. Her sayıda edebiyata mahsus bir “ek”i okurlarına
ulaştıran Karşın’da, Türk tiyatrosunun önemli ismi Özdemir Nutku’yla
yapılan oylumlu söyleşi önemliydi. Dergide şiirleriyle: Oğuz Tümbaş,
Muzaffer Kale, S. Aylin Antmen, Tarık Aslan, Ayten Mutlu, Fergun
Özelli, Aydan Yalçın, Necdet Tezcan, Hakan Sürsal… imzaları yer
aldı. Disiplinlerarası ilişkiyi irdeleyen Seval Deniz
Karahaliloğlu’nun hazırladığı bir ek de derginin ilk sayısıyla okura
hediye edildi. Karşın, ‘Yaprak’ dergisinin tıpkıbasımlarını
da okurlarına armağan etmeyi sürdürdü.
Heves: Ali Özgür Özkarcı, Mehmet Öztek, Ömer Şişman tarafından yayına
hazırlanan Heves bu yıl üç sayı yayımladı. Adana’da
hazırlanan dergi, deneysel şiir anlayışını ve bu doğrultudaki
çabaları temellendirmek için çeviri metinlere de yer veriyor.
Deneysel, görsel ürünlerin yanı sıra şiir anlayışlarını temsil
etmeyen metinler de yer aldı Heves’in sayfaları arasında. Heves,
sözcüğü farklı ritimler içinde ‘deneyen’ ve buradan yeni anlam ve
biçimlere varmaya çalışan ürünlere ağırlık veriyor. Dergide yer alan
isimlerden bazıları: Hayriye Ünal, Kemal Varol, Zafer Yalçınpınar,
Mehmet Erte, Ceyhun Tuna, Ahmet Güntan, Birhan Keskin, Utku Özmakas,
Ersun Çıplak, Burak Acar, Mehmet Öztek, Ali Özgür Özkarcı, Bülent
Keçeli, Onur Kuzgun…
İkindi Yağmuru: Genç şair ve yazarlar tarafından yayına hazırlanan
İkindi Yağmuru 9-10. sayısını Sedat Umran’a ayırdı. Sedat Umran
dosyasında yazılarıyla yer alan isimler: Nurettin Duman, Ömer Faruk
Türk, Said Yavuz, Mehmet Eli Usta, Ruhan Mavruk, Yusuf Ziya Gemici…
İsmail Hakkı Uğur’un, Ali Ayçil’in “Sur Kenti Hikâyeleri”
üzerine kaleme aldığı yazısı da ilgiyle okunuyordu.
İle:
Hayri K Yetik’in yayın yönetmenliğini yaptığı dergi iki ayda bir
yayımlanıyor. Dergi 2007 yılında “İle Şiir” adı altında dokuz şiir
kitabı yayımladı. Hayri K. Yetik, derginin her sayısında kaleme
aldığı giriş yazılarında, edebiyata ve kültüre dair yeni okumalar
sundu. İle, dergiyle birlikte kitap hediye etmeyi sürdürdü.
Dergide şiir ve yazılarıyla yer alan isimlerden bazıları: Muzaffer
Kale, Halim Şafak, Müslim Çelik, Hakan Cem, Celâl Soycan, Yusuf
Alper, H. Mahzun Doğan, Semih Çelenk, M. Mümtaz Tuzcu, Sedat Şanver,
Metin Cengiz, Mehmet Hameş, Uluer Aydoğdu…Uzun zamandır dergilerde
gözükmeyen Ozan Telli de İle’de yer alan isimler arasındaydı. İle’nin
sekizinci sayısında Mehmet Eroğlu ile Şahin Yıldırım’ın yaptığı
söyleşi, yakın dönem edebiyatımıza ışık tutan tespitler taşıyordu.
İnsancıl: Kasım 2007 tarihli sayısıyla 18. yılına giren
İnsancıl, kendine has muhtevasını korumayı sürdürdü. Derginin
yayın yönetmenliğini Cengiz Gündoğdu, yazı işleri müdürlüğünü Berrin
Taş sürdürüyor. Genç şair ve yazarlara atölye çalışması bağlamında
geniş yer veren İnsancıl’da ilgiyle okunan sabit köşelerden
biri “Yıldız Güncesi” adı altında, Cengiz Gündoğdu’ya ait. Dergide
şiir ve yazılarıyla yer alan isimlerden bazıları: Cafer Yıldırım,
Deniz Saraç, Mustafa Tabak, İsmet Kemal Karadayı, Cengiz Gündoğdu,
Ömer Naci Soykan, Tekin Ağacık, Figen Aklan, Fatman Korcan, Meryem
Oruç, Ergün Özütemiz, Ayten Yılmaz.
Kaçak Yayın: Bu yıl yayına son veren dergilerin arasındaydı. Dergide
Vecdi Çıracıoğlu, İrfan Yıldız, Onur Caymaz, Eflatun Nuri, küçük
İskender, Nena Çalidis, Elif Türker, Hürriyet Yaşar, Oktay Taftalı,
Metin Yeğin, Cezmi Ersöz, Yavuz Ekinci… ürünleriyle yer aldı. Oktay
Taftalı imzalı yazılar, dergide öne çıkan metinler arasındaydı.
Kalem: Cemal Salman’ın yazı işleri sorumluluğunda hazırlanana dergi genç
şair ve yazarların ürünlerine yer veriyor. Dergide Orhan Emre, Ferdi
Kuşçu, Oktay Emre, A. Uğur Olgar’ın metinleri önde duruyordu.
Kalekapısı:
Antalya’da, Tuncer Çetinkaya yayın yönetmenliğinde çıkan
derginin yayın kurulunda Şükrü Erbaş, Nuri Erkal, Salih Mercanoğlu,
Betül Tarıman ve İmren Çalışkan Tüzün yer alıyor. Antalya’dan
edebiyatımıza yeni bir heyecan taşıyan dergi maalesef bu yıl bir
sayı yayımlandı. Şükrü Erbaş, Nevzat Karakış’ın ‘Bizâr’ adlı
türkü albümüne dair şöyle diyor: “Nevzat Karakış türkü okumuyor,
gerçekliği sesiyle yıkıp sesiyle yeniden kuruyor.”. Doğru söze
ne denir.
Kar: Kar dergisi 12. sayısıyla yılı tamamladı. Antalya’da
yayımlanana derginin editörlüğünü Niyazi Yaşar üstleniyor. Kar’da
ürünleriyle yer alan isimlerden bazıları: Aziz Kemal Hızıroğlu,
Özgür Özmeral, Erol Özyiğit, Yusuf Çotuksöken, Güngör Gençay,
Sabahattin Yalkın… Dergi 12. sayısını “Okuma ve Kitap” konusuna
ayırdı.
Karalama: Kültür Sanat Edebiyat dergisi Karalama,
Murat Altunöz editörlüğünde Hatay’da yayımlanıyor. Dergide Kemal
Gündüzalp, Nice Damar, Pali Canon, İ. Deniz Aslan, Onur Aslan,
Murathan Çarboğa, Özcan Özgün’e ait metinler dikkat çekiyor.
Kıyı:
2002’nin Nisan ayında yayına ara veren Kıyı dergisi
2007’in Ocak ayında 194. sayısıyla tekrar okurlarıyla buluştu.
Kıyı, Ahmet Özer’in sanat danışmanlığında yayımlanıyor. Pek çok
şair ve yazara ‘okul’ olmuş dergide Sunay Akın, Çiğdem Sezer, Betül
Tarıman, Serkan Engin, Remzi İnanç, Kenan Sarıalioğlu, Şükrü Erbaş,
Arife Kalender gibi imzaların ürünleri yer aldı. Derginin
“Atardamar” bölümünde “Gündoğdu Sanımer”in şiiri üzerine yazılara
yer verdi. Ayrıca, Ahmet Özer’in hazırladığı “Trabzon’da Kültür
Sanat Yayıncılığı” dosyası da arşiv değeri taşıyordu. Kıyı
dergisi, bir taraftan Köy Enstitülü şair ve yazarların oluşturduğu
aydınlık yoldan yürürken; diğer taraftan da genç şair ve yazarlara
kapı aralamayı sürdürüyor. Birçok kez olduğu gibi geçen yıl da
Mustafa Kemal Atatürk’ü kapağına taşıyan derginin “Atatürkçü”
çizgisi, değişmez bir özelliği olarak vurgulanabilir. Kıyı’ya
ve Kıyı’yı edebiyatımızın ortasına yeniden taşıyanlara uzun ömürler
diliyoruz.
Kırknar: Dergide şiirleriyle, İbrahim Tenekeci, Hüseyin Akın’ın
da aralarında bulunduğu birçok şairin şiirleri yayımlanıyor. Genç
şair ve yazarların nitelikli ürünlerine yer veriliyor. Ayrıca,
ilgiyle okunan deneme ve söyleşilere de yer veren ‘Kırknar’,
imzalar dikkate alındığında ‘Kırklar’ dergisini anımsattığını
söyleyebiliriz. Kırknar’da yer alan şiirler belli bir düzeyin
üstünde.
Koridor:
Koridor dergisinde şiir ve yazılarıyla yer alan isimler:
Abdullah Şevki, Ersan Erçelik, Serdar Aydın, Fulya Solmaz, Nurduran
Duman.
Kitap-lık:
Ocak 2007’de 101. sayısı yayımlanan Kitap-lık,
Murat Yalçın editörlüğünde okura ulaşıyor. Bu yıl dergide yer alan,
dikkat çekici söyleşiler: Tuğrul Tanyol, Mehmet Can Doğan, Metin
Kaygalak, İbrahim Yıldırım, Nuri Demirci, Mehmet Rıfat…Şiirden çok
öykü ve romanın sorunlarına eğilen dergi, önceki yıllara oranla genç
şairlere daha çok yer açtı. 101. sayıda Dağlarca’nın altı şiiri
yayımlandı. Orhan Kahyaoğlu uzun zaman sonra, yıl sonuna doğru
“Rahimdeki Ot” adıyla kitaplaşan şiirlerinden bazılarını
Kitap-lık’ta yayımladı. 109. sayıda Alaattin Karaca’nın Ece
Ayhan üzerine yazısı, Haydar Ergülen’in 102. sayısında yayımlanan
“Nasıl ve Niye Yazmak” adlı denemesi dikkat çekiciydi. Yıl
içinde önemli kalemlerin deneme ve incelemelerini yayımlayan
Kitap-lık’ın önümüzdeki yıl çağdaş şiirin sorunlarına
eğileceğini ümit ediyoruz.
Lacivert:
Esengül Kutkan’ın yazı işleri müdürlüğünü üstlendiği;
Ayşegül Tezcan, Fevziye Alper, Fulya Bayraktar, Neriman Ağaoğlu,
Orkun Levent Boya, Sofya Kurban ve Tümay Çobanoğlu’nun yayın
kurulunu oluşturduğu Lacivert (öykü-şiir dergisi) iki ayda
bir Ankara’da yayına hazırlanıyor. 13. sayıda “Kitap Ekleri”
dosyası, hızla çoğalan kitap eklerine dair bir eleştirel tutumu da
barındırıyordu. Bu dosyada Turhan Günay, Mustafa Kara, Cem Erciyes,
Berna Akkiyal imzaları yer alıyordu. 16. sayıda yer verdikleri
“Popüler Edebiyat ve Yükselen Milliyetçilik” dosyası da önemliydi.
Derginin 18. sayısında Haydar Ergülen’le yapılmış uzun bir söyleşi
yer aldı. Lacivert, edebiyat ortamımızın ‘düzenli’ çıkabilen
dergileri arasında olmayı bu yıl da sürdürdü. Öykü ile şiir
arasındaki farkların her geçen gün ortadan kalktığı edebiyat
dünyamızda Lacivert, özel bir sorumluluk üstleniyor.
Mahsus Mahal: Üç haftalık hapishane ve edebiyat dergisi. Derginini
genel yayın yönetmenliğini Aytekin Yılmaz yapıyor. Sennur Sezer,
Sezai Sarıoğlu, Haydar Ergülen, Aytekin Yılmaz, Nihat Ateş, Karin
Karakaşlı, Neşe Yaşın, Emin Karaca… dergide yazanlar arasında.
Cezaevinde yaşayan şair ve yazarların kendini ifade ettiği önemli
bir platform niteliği taşıyor Mahsus Mahal. 5. sayısını
Yüzleşme’ye ayıran dergi ‘içimizden’ dışımıza gönderilmiş bir
mektup sıcaklığını ve insani duyarlılığı taşıyor.
Mavi Liman: Erol Özyiğit’in, renkli zarflarla adreslere postaladığı
iki aylık şiir seçkisi Mavi Liman, 16. sayısıyla yılı
tamamladı. Tek sayfadan oluşan dergide sadece şiir yer alıyor.
Merdiven Şiir:
İsmet Özel’in şiirleriyle açılan derginin yer verdiği
dosyalar, şiir ortamına katkı sağlamaktan çok polemik oluşturmaya
dönüktü. Mehmet Can Doğan ve Bâki Asiltürk’ün yazıları derginin öne
çıkan metinleriydi. Derginin yayın yönetmeninin kendi adına(!)
hazırlattığı dosya, “editörlük ve etik” üzerine, yeniden
düşünmemiz gerektiğinin bir kanıtı gibiydi.
Mesele:
Osman Akınhay editörlüğünde, 2007 yılında yayımlanmaya
başlayan Mesele dergisi aylık periyotlarla okurla buluşuyor.
Gündelik hayatın sorunları, edebiyat çerçevesi içinde, kuramsal
düzeyi de göz ardı etmeden irdeleniyor. Her sayıda kültür ve
edebiyat ortamımızın önemli bir ismiyle söyleşiye yer veriyor: Tanıl
Bora, Nurdan Gürbilek, İskender Savaşır, Ahmet Oktay, Orhan Pamuk,
Taha Parla… Mesele’de şiir üzerine nitelikli yazılar da
yayımlanıyor: Sezai Sarıoğlu, Selim Temo, Kemal Varol, Fatih Altuğ,
Sina Akyol… yazılarda imzası olan isimlerden…
Milliyet Sanat: Aylık periyotlarla Tuğrul Eryılmaz yönetiminde yayına
hazırlanıyor. Dergi bu yıl edebiyata daha geniş yer verdi. Tahir
Abacı, Mahmut Temizyürek ve Bâki Asiltürk’ün yazıları şiire dairdi
ve ilgiyle okundu. Milliyet Sanat, her sayısında dünya ve
Türk sinemasının önemli yapıtlarını okuruna hediye etti. Dergide
plastik sanatlardan müziğe kadar pek çok konuya eğilen güncel
yazılara yer verildi. Popüler olanla olmayanı ayırt etmeyen Milliyet
Sanat, düzenli aralıklarla okura ulaşan dergiler arasındaydı.
Mor Taka:
Yaşar bedri editörlüğünde hazırlanan Mor Taka, bu
yıl üç sayı yayımlandı. Dergide çok sayıda şiir ve yazı yer alıyor.
7. sayıda, Yaşar bedri’nin Ahmet Oktay’la gerçekleştirdiği söyleşi
önemliydi. Ayrıca bu sayıda Gülseli İnal, Seyhan Erözçelik, Altay
Öktem, Âdem Turan’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda şairin şiiri
yer aldı. 8. sayıyla birlikte ‘2006 Yılı şiir Seçkisi’ni de
okurlarına hediye eden Mor Taka, kapağına ‘Şiir ve
Postmodernizm’ başlığını taşıdı. Bu sayıda şiiri yayımlananlar
arasında Erdem Bayazıt, Nemci Zekâ, Hüseyin Alemdar, Yavuz Özdem,
Nurettin Durman, Adem Turan, Ahmet Ada da vardı. 9. Sayıda Gülten
Akın’la gerçekleştirilen bir söyleşi yer aldı. Ayrıca Sina Akyol,
Veysel Çolak, Zeynep Uzunbay, ve Yılmaz Arslan’ın da aralarında
bulunduğu çok sayıda şairin şiirine yer açtı Mor Taka.
Mühür: Mustafa Fırat yönetiminde hazırlanan Mühür 14. sayısını
“Şiir Yıllıkları”na ayırdı. Bu sayıda farklı kuşaklardan birçok
şairin görüşleri yer aldı. 12. sayınını ana konusu “Manifestolar” dı.
Dergide şiirleriyle Outis, Ahmet Ada, Ali Hikmet, Emrah P., Mesut
Aşkın, Galip, Zeki Karaaslan, Uluer Aydoğdu, Asuman Susam, Selami
Karabulut, Betül Yazıcı, S. Aylin Antmen, Emre Fidel, Yelda Karataş,
Tamer Cindoruk… yer aldı. Her sayıda bir söyleşiye yer veren
Mühür, “Yarına Bir Hasrettir” vurgusuyla yayınını
sürdürüyor.
No Edebiyat: Bu yıl yayına başlayan dikkat çekici dergilerden biri de
No Edebiyat’tı. Yayın yönetmenliğini Turgay Kantürk’ün
yaptığı No’yu Savaş Çekiç tasarlıyor; yayın koordinatörlüğünü
ise Enver Topaloğlu yapıyor. Dergi iç tasarımıyla diğer dergilerden
ayrı bir yerde duruyor. Şiir, öykü ağırlıklı No’da farklı
kuşaklardan şair ve yazarların ürünlerini bir arada okumak mümkün.
Dergi bu yıl iki sayı yayımlandı.
OnaltıKırkbeş: İki yıldır yayınını sürdüren dergiyi Metin Güven
Bursa’da yayıma hazırlıyor. Şiire dair yazı ve konuşmalara yer veren
dergide; Hüseyin Yurttaş, Onur Behramoğlu, Emre Fidel, Betül Yazıcı,
Ayşe Kilimci, Hayati Özen, Kerim Evren, Perihan Baykal, Tuna Başar,
Çiğdem Emir yer alan isimlerdendi.
Özgür Edebiyat: Yayın kurulunu Atilla Birkiye, Adnan Özer, Tuğrul Tanyol
ve Metin Celâl’in oluşturduğu; yayın yönetmenliğini Metin Celâl’in
üstlendiği Özgür Edebiyat, geçen yıl yayın hayatına başlayan
dergilerden. Edebiyatın hemen her türünden ürünlere yer veren
dergide ‘çeviri’ de ağırlıklı bir yer tutuyor. Son dönem
dergilerinin sürekli baş vurduğu ‘dosya’ konularından uzak duruyor
Özgür Edebiyat. Dergide şiir ve yazılarıyla Tuğrul Tanyol,
Metin Celâl, Gökçenur Ç., Nilay
Özer, Sina Akyol,
İskender, Mehmet Çakır, Oktay Taftalı, Haydar Ergülen, Atilla
Birkiye, Mehmet Erte, Murat Yalçın… imzalarına rastlıyoruz. Derginin
bir özelliği de genç şiir ve yazarlara sayfalarını açması. Özgür
Edebiyat, edebiyatımızın kalıcı dergilerinden biri olmaya aday.
Parşömen: “Küçük Şeylerin Dergisi” alt başlığını taşıyor. Yazı
kurulunda Aycan Ak, Ahu Ayan, Yankı Enki, Yeliz Kızılarslan, Birgül
Oğuz yer alıyor. Parşömen, İstanbul Bilgi Üniversitesi
yayını olarak okura ulaşıyor. Dergide deneme, makale, şiir
türlerinde ürünler yer alıyor.
Patika: Kültür Sanat Edebiyat dergisi Patika
Ankara’da yayına hazırlanıyor. Üç ayda bir yayımlanan dergide “Genç
Şair Genç Şiir Yazabiliyor mu?” (sayı: 56) adlı dosyaya yazılarıyla
Onur Caymaz, Şakir Özüdoğru, Fatih Karataş, Mustafa Fırat, Murathan
Çarboğa, Mustafa Ergin Kılıç yer aldı. 57. sayıda Haydar Ergülen’le
yapılan söyleşi keyifle okunuyordu. 58. sayıda “Ahmet Adnan Saygun”
dosyası da önemliydi.
Renkli: Haftalık Siyaset-Toplum ve Kültür dergisi…
Renkli dergisinin “Kültür” sayfasında Yakup Öztürk imzasını
taşıyan birbirinden ilginç edebiyat soruşturmaları yer aldı. Bu
soruşturmalardan en ilginci şairlerin ‘Darbe’ söylentilerine karşı
tutumlarını yansıtıyordu. Yakup Öztürk, kültür sayfalarında
sahaflardan yeni çıkan dergilerin tanıtımına kadar pek çok konuya
uzanan haber ve soruşturmalara imza attı. Renkli dergisi de
2007’de kapanana dergiler arasındaydı.
Sanat Cephesi: Dergide Ali Mert, Cengiz Kılçer, Ali Şimşek, Efe Duyan,
Kaya Tokmakçıoğlu, Vecdi Çıracıoğlu imzalarına ait ürünler öne
çıkıyordu. 16. sayıda Kemal Özer’in Fahri Erdinç’i konu edinen
yazısı önemliydi. Sanat Cephesi, siyasi konulara geniş yer
veren inceleme yazılarıyla dikkat çekiyor. 2008’de özgün ve daha
nitelikli işler yapacağının ipuçlarını taşıyordu.
Sanat ve Hayat: Hacı Orman’ın yayın yönetmenliğinde hazırlanan Sanat
ve Hayat 26. sayısıyla yılı tamamladı. Derginin politik tavrını
beyan eden yazıların yoğunluğu edebi tarafını gölgede bırakıyor. 26.
sayıda Mehmet Uzun’u merkeze alan dosyada Yaşar Kemal, Selim Temo,
Ragıp Zarakolu, Şeymus Diken’in yazıları yer alıyor. 23. sayısında
“Aydın Savunmaları” ve 26. sayıda “Alman Belgelerinde
Ermeni Tehciri ve Trabzon” adlı kitaplarını da hediye etti.
Sınırda: Edebiyat Yaşam Eleştiri alt başlığıyla
yayımlanan derginin yayın yönetmeni: Hüsamettin Çetinkaya. 7.
sayısında “Edebiyat ve Politika”, 8-9. sayısında “Şiddet ve
Eleştiri” yi merkeze alan Sınırda’da şiir ve yazılarıyla Derya
Önder, Bayram Balcı, Salih Aydemir, Hüseyin Köse, Şükrü Erbaş,
Mahmut Temizyürek, Uluer Aydoğdu, Nilgün Tutal, Feride Erez, Ekrem
Özlü, Onur Akyıl… yer alıyor. Derginin sayfaları arasında çok sayıda
çevir metin de okurları bekliyor.
Sincan İstansyonu:
2007’de yayın hayatına başlayan aylık edebiyat
dergisi Sincan İstasyonu, gerek biçim gerekse içerik yönünde
öncülü olan “Şiir Odası” dergisini çağrıştırıyor. Kemal Özer,
Mehmet Taner, Mustafa Köz, Hasan Ali Toptaş, Özdemir İnce’nin yanı
sıra; ‘her yerde gözükmeyen’ İlyas Orak, Ramazan Tekinel, Nedret
Gürcan, Nurullah Kuzu, Ahmet Yılmaz, Yasin Erol, Bekir Doğanay,
Didem Atayurt gibi isimler de Sincan İstasyonu’nda. Abdülkadir
Budak’ın yayına hazırladığı dergi; magazine meyilli köşeleriyle,
diğer edebiyat dergilerinden ayrılıyor.
Sonra Edebiyat: Şeref Bilsel editörlüğünde 2007’de çıkmaya başlayan
edebiyat dergisi, Vedat Akdamar’ın genel yayın yönetmenliğini
yaptığı ‘artshop’ tarafından yayımlanıyor. İlk sayınını giriş
yazısında “Edebiyat, insana ihtiyaç duyanlar içindir!”
ibaresi dikkat çekiyor. Dergide günümüz şirinin önemli şairlerine
ait ürünler yer alıyor. Yıllardır dergilerde şiirleriyle
karşılaşmadığımız Emirhan Oğuz da düzenli olarak Sonra’da
şiir yayımlayanlar arasında. Derginini 2. sayısında 2 Haziran
2007’de kaybettiğimiz “Doğan Ergül” sahifeleri geniş yer tutuyor. 4.
sayıda “Tembel Edebiyatçının Çalışma Biçimi” diye vurgulanan
“Dosyalar”a karşı bir “dosya” hazırlandı. Dergi
2000’li yılların genç ve dikkate değer şairlerine yoğun biçimde yer
veriyor. Sonra’da nitelikli düzyazılar da dikkat çekiyor.
Özellikle Nihat Bayat’ın, göstergebilim odağında kaleme aldığı şiire
dair yazılar, eleştirimize yeni bir bakış ve zenginlik taşıyordu.
Sözcükler: İki aylık edebiyat dergisi Sözcükler’in yayın
yönetmenliğini Turgay Fişekçi yapıyor. Farklı disiplinlerden
ürünlere yer veren dergide şiirleriyle: Cevat Çapan, Kemal Özer,
Başaran, Berfe, Komet, Onur Caymaz, Zeynep Uzunbay, Mete Özel,
Gökçenur Ç., Selahattin Yolgiden, Barış Pirhasan yer alıyor. Dergide
toplumsal sorunlara eğilen yazarların (Server Tanilli, Nihat Ziyalan,
vs) ürünleri de ağırlıklı bir yer tutuyor. Sözcükler,
edebiyat dergileri içinde deneme ve anı türüne en çok iltifat eden
dergilerden…
Sunak: Denizli’de Hakan Keysan yönetiminde yayımlanana dergi, toplumsal
sorunlara eğilen yazılarla edebi ürünleri bir arada tutmayı
sürdürdü. Dergide faklı kuşaklardan şair ve yazarların ürünleri yer
aldı. Hakan Kaysan Denizli’den Türk edebiyatının nabzını, geçen
yıllarda olduğu gibi, bu yıl da tutmayı sürdürdü. Dergide Hakan
Keysan, Zeki Akakça, Süleyman Boz, Ali Koçak, Semih Çelenk, Gökhan
T. Günsan, Fahrettin Koyuncu, Ali Aydoğdu, İlknur Yatır, İrfan
Erdoğan, Nefise Karataş, Ayfer Telli ve Can Sinanoğlu imzalarına ait
ürünler yer alıyor.
Sühan: İki aylık edebiyat dergisi Sühan bu yıl da ilginç dosyalar
hazırladı. “Dede” özel sayısı bunlar arsında en çok dikkat
çekeniydi. Editörlüğünü Hüseyin Kaya’nın yaptığı dergi Sivas’ta
çıkıyor.
Şehir: 29. sayısıyla yılı kapatan Şehir, İbrahim Tığ’ın özverisiyle
Devrek’te yayına hazırlanıyor. 29. sayıda kapağına Rüştü Onur’u
taşıyan Şehir’de çok sayıda şiir yer alıyor. Toplumcu bir
duyarlılığı kendine şiar edinene Şehir’de şu isimler yer alıyor:
İbrahim Tığ, Güngör Gençay, H. İhsan Sönmez, Tan Doğan, Serkan
Engin, Ayten Mutlu, İhsan Topçu, Fahrettin Koyuncu, Vedat Yazıcı,
Oğuz Tümbaş, Bülent Güldal, Tahsin Şimşek, Nefise Karataş, Fahrettin
Demir, Birsen Ateş, Ahmet Uysal… Taşrada edebiyat heyecanını diri
tutmayı sürdüren İbrahim Tığ’ın Şehir dergisine uzun ömürler
diliyoruz.
Şiiri Özlüyorum: Kasım-Aralık ayında 23. sayısını yayımlayan Şiiri
Özlüyorum dergisi, Fuat Çiftçi yönetiminde Avanos’ta
yayımlanıyor. Dergide daha çok genç şairlerin şiirlerine yer
veriliyor. Dergide şiir ve yazılarıyla: Halim Şafak, Fuat Çifçi,
Mehmet Ersoy, Ahmet Ada, Uluer Aydoğdu, Hüseyin Alemdar, Eren
Aysan, Mustafa Fırat, Hüseyin Çiftçi, Osman Olmuş, Mustafa Durak,
Betül Tarıman, Erkan Kaya, Ayşe Nalân, Olcay Özmen, Zeki Karaaslan,
İlker İşgören, İlhan Kemal, Halide Yıldırım… yer alıyor. Şiiri
Özlüyorum, Türk şiirinin nabzını ‘Avanos’tan tutmayı bu yıl da
sürdürdü.
Taflan: 2007’de yayın hayatına başlayan Taflan Antakya’da
Faruk Bal yönetiminde çıkıyor. İlk sayısında “Şairin Kümelleşme
Problemi” başlığı altında bir dosyaya yer veren Taflan’da
farklı kuşaklardan şair ve yazarlar yer alıyor. İkinci sayıda A.
Galip’in “Edebiyat ve Bilgi” adlı yazısı diğer yazılardan önde
duruyordu. Dergide şiir ve yazılarıyla Hicri İzgören, Şükrü Erbaş,
Yelda Karataş, Nihat Ateş, Betül Tarıman, Salih Mercanoğlu, Arif
Erguvan, Engin Özmen, Hasip Bingöl, Mehmet Butakın ve çevirileriyle
Nice Damar yer aldı.
Türk Edebiyatı: Beşir Ayvazoğlu yönetimindeki Türk Edebiyatı yeni
bir çehreye kavuştu. Nitelikli yazılara yer veren dergi 2007 yılında
birbirinden ilginç konular etrafında dosyalar düzenledi. 399. sayıda
“Şiir Yazıları”, 410. sayıda “Âsaf Halet Çelebi”
dosyaları önemliydi. “Hasbıhal” adlı köşesinde Beşir Ayvazoğlu,
derginin nabzını tutan yazılar kaleme aldı. Dergide ürünleriyle Ömer
Erdem, Selim İleri, Bahtiyar Aslan, Yağmur Atsız, Hüseyin Akın,
Hasan Akay, Ercan Yılmaz, İlyas Dirin, Emre Ayvaz, Mehmet Ayci,
Mustafa Kara, İsmail Aykanat, Kâmil Yeşil, Ali Şükrü Çoruk, Fatma
Çolak, Ertuğrul Aydın… yer aldı. Türk Edebiyatı, güncel olanı,
geçmişin bilgisine yaslanarak edebiyat ortamımıza taşımayı bu yıl da
sürdürdü.
Uzak:
Ünye/Ordu’da, İrfan Yıldız’ın editörlüğünde hazırlanan
derginin görsel tasarım ve yazı işleri sorumluluğunu Murat Karacan
yürütüyor. Bu yıl bir sayı yayımlanan dergi 63. sayıya ulaştı.
Derginin kapağında -bir kadirbilirlik örneği olarak- Türk şiirine ve
çeviri edebiyatımıza önemli hizmetlerde bulunmuş Azer Yaran vardı.
Dergide şiir ve yazılarıyla: Osman Serhat Erkekli, Osman Çakmakçı,
İrfan yıldız, Gökhan Akçiçek, Kaya Demiral, Murat Karacan, Yücel
Kayıran, Şinasi Tepe, Çağdaş Keçeci… Murat Karacan, dergide yer alan
‘Zaman-ı Terk’ adlı şiiriyle sanki Azer Yaran’ı anıyordu: “İstanbul’dan
yakışıklıydı öldüğünde/ Sevdaya dahildi koca bir ömür/ Gizine saplı
bıçağı/ hiç çıkarmadı üzerinden”
Üç Nokta: Yılı iki sayı ile kapatan Üç Nokta, Cenk Gündoğdu
editörlüğünde yayıma hazırlanıyor. Genç şairlerin nitelikli
ürünlerine yer veren Üç Nokta’da kalıcı dosyalar bu yıl da
okurla buluştu: “1980’ler Edebiyatı”… Dönemin siyasal-edebi
ortamı içerisinden farklı görüşlere sahip kalemlerin ürünlerine yer
verilerek ‘80’ler enine boyuna tartışılmış ve bir arşiv oluşturulmuş
oldu. Derginin arka kapağı Türk şirinini nitelikli şairlerine yer
vermeyi sürdürdü: Kemal Özer, Ataol Behramoğlu. Şiirimizin genç
adımları okura taşımayı sürdüren dergide Begüm Acar’ın Murat
Belge’yle yaptığı söyleşi, yakın dönem edebi ve siyasi ortamımıza
ışık tutan açıklamaları barındırıyordu.
Varlık: Aralık 2007 tarihli 1203. sayısıyla yılı kapatan
Varlık, edebiyatımızın en köklü dergisi. Her sayıda “Kültür
Gündemi” başlığı altında güncel konuları edebiyatın içinden
değerlendiren yorumlara yer verdi: Cumhurbaşkanlığı Seçim Süreci,
Lise Kitaplarında neden Aşk Şiiri Yok, Edebiyat Eğitimi, Türk
Edebiyatında Yıllıklar… Varlık’ta yazılarıyla Mustafa Köz,
Şeref Bilsel, Mustafa Şerif Onaran, k. İskender, Haydar Ergülen,
Yaşar Çubuklu, Hüseyin Yurttaş, Hande Öğüt, Süreyyya Evren, Deniz
Durukan, Enver Ercan, Tahir Abacı, Nurduran Duman… yer aldı.
Varlık’ta İsmail Uyaroğlu, Ahmet Ümit, Ahmet Erhan, Tarık Dursun
K., Selim İleri, Nursel Duruel… söyleşileri de ilgiyle okunuyordu.
Dosya konuları arasında: Türkiye’de Farklı Olmak (1201),
Tanzimat Edebiyatını Yeniden Okumak (1197), Normalite Kavramı
(1203)… yer aldı. 1990’dan beri Enver Ercan’ın genel yayın
yönetmenliğinde yayımlanan Varlık, 2008’de 75. yılını
kutlayacak. Varlık, sadece ülkemizin değil, dünyanın en eski
dergilerinden biri. Edebiyat ortamımızdaki onlarca dergiye rağmen
etkisini sürdüren dergilerin başında geliyor. Hafızamızı
çizgileriyle zenginleştiren Semih Poroy dergiyi renklendiren isimler
arasındaydı.
Virgül:
Aylık kitap ve eleştiri dergisi Virgül, bu yıl
onuncu yılını doldurdu. Orhan Koçak’ın genel yayın yönetmenliğini
üstlendiği dergide Ceyhan Usanmaz, Pelin Tünaydın editör olarak
görev yapıyor. Edebiyatın farklı şubelerine ait eserlere dair
nitelikli eleştirilere yer veren Virgül’de toplumsal
sorunları irdeleyen incelemeler de yayımlanıyor: Hrant Dink,
Milliyetçilik, Mehmet Uzun, Nobel… Dergi önceki yıllara oranla şiire
dair yazılara az yer veriyor. Mehmet Taner, Orhan Koçak, Bâki
Asiltürk şiir üzerine yazılar yazmayı bu yıl da sürdürdü. Alanında
en önemli dergi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Yaba Edebiyat: 49. sayısıyla yılı kapatan dergi Aydın Doğan’ın
özverisiyle yıllardır yayınını sürdürüyor. Derginini değişmez
kalemleri arasında Güngör Gençay, Yılmaz Elmas, Sedat Umran, Tekin
Sönmez… dergide yer almayı sürdürüyor. Dergide ürünleriyle yer alan
Yılmaz Elmas bu yıl aramızdan ayrılan edebiyatçılardandı.
Yaratım:
Ahmet Çakmak yönetiminde Diyarbakır’da yayına hazırlanan
Yaratım, bu yıl üç sayı çıktı. Dergi bir vefa örneği olarak,
yakın zamanda kaybettiğimiz Adnan Satıcı ve Doğan Ergül’e dair
sayfalara yer verdi. Mıgırdiç Margosyan, A. Galip, Sezai Sarıoğlu,
Özkan Mert, Hicr, İzgören, Mehmet Hameş, Halim Şafak, Veysel Erol,
Yılmaz Arslan, Ayten Mutlu, Mehmet Altun, Sadık Yaşar… dergide yer
alan isimler arasındaydı. Yaratım, özellikle bulunduğu
coğrafyanın sorunlarına temas eden ürünlere yer vermesiyle pek çok
dergiden farklı bir kimliği sahipleniyor.
Yasakmeyve:
İki aylık şiir dergisi Yasakmeyve, Enver Ercan’ın
yayın yönetmenliğinde yayımlanıyor. Her sayıda bir şairle yapılmış
geniş bir söyleşiye yer verdi: Şair ve Şehir, William Blake,
Çağdaş Leton Şiiri dosyaları önemliydi. Ayrıca dergi, şiire dair
kitapları okurla buluşturmayı sürdürdü. Enver Ercan’ın Ahmet
Erhan’la, Serdar Koçak’ın Seyhan Erözçelik’le yaptıkları söyleşiler
şiire dair ilginç tespitler barındırıyordu. Önceki yıllara oranla
Yasakmeyve “gençlerin” şiirlerine daha az yer verdi. Tahir Abacı’nın
“şiir kitapları sözlüğü” başlığı altında kaleme aldığı
yazıları ilgiyle okundu. Ayhan Şahin’in hazırladığı “Şairin
12’si” dergiye ayrı bir renk kattı. Salih Bolat “Eleştiri
Okuma” köşesinde şiire dair yazıları sürdürdü. Yasakmeyve,
Türk şiir ortamının nabzını tutan az sayıdaki dergilerden biri olma
özelliğini bu yıl da sürdürdü. Dergide şiirin sorunlarına dair
nitelikli yazılar da yer aldı. Yasakmeyve, güncel olana,
söyleşi ve yazı ve anmalarla dikkat kesilmeyi sürdürdü. Şiirleriyle
hiçbir dergide gözükmeyen İzzet Yasar, bu yıl da sadece
Yasakmeyve’de şiir yayımlamayı sürdürdü. Met-üst’ün
karikatürleri, yasakmeyve’nin son sayfalarına konuk olmayı bu yıl da
sürdürdü.
Yazılıkaya:
Aylık şiir yaprağı. Yayın kurulunu: Rahmi Emeç, Haydar
Ergülen ve Olcay Özmen’in oluşturduğu dergi her sayısında bir şairi
okurla buluşturuyor: Süreyya Berfe, Arife Kalender, Mahmut
Temizyürek… Dergide genç şairlerin şiirleri yoğunlukta.
Yazılıkaya, Eskişehir’de yayına hazırlanıyor. 2008’de tek
yapraktan iki yaprağa geçen dergi’de bir şiirden hareketle,
şairlerin kaleme aldığı yazılara da yer veriliyor.
Yedi İklim: Bu yıl editörlüğünü Cevdet Karal’ın yaptığı iki sayıyla
dikkatleri çeken Yedi İklim, biçim ve muhteva yönünden olumlu
bir değişime uğradı. Fakat Cevdet Karal’ın editörlükten ayrılmasıyla
tekrar eski günlerindeki anlayışına dönmekte gecikmedi.
Yelkovan: 2007’nin sürpriz dergilerinden biriydi Yelkovan.
Maalesef üç sayı ile yayın hayatına son verdi. Dergi gerek
içeriğiyle gerekse tasarımıyla dolaşımda olan birçok dergiden daha
önde duruyordu. Kadir Yüksel ve Hürriyet Yaşar’ın özverisiyle üç
sayı çıkan Yelkovan’da Türk edebiyatının nitelikli kalemleri
şiir ve yazılarıyla yer aldı. Uzun zamandır yazılarına
rastlamadığımız Mustafa Öneş’ten Refik Durbaş’a, Osman Serhat’tan
Kadir Aydemir’e pek çok ismin yer aldığı Yelkovan’ın
kapanışıyla geride bıraktığı boşluk şimdiden hissediliyor.
Yeniyazı:
Yavuz Türk’ün editörlüğünde hazırlanıyor. Dergide genç
şairlerin ürünleri yer alıyor. Şiirleriyle, Tozan Alkan, Bâki Ayhan
T., Mehmet Ersoy, Yavuz Türk, İsmail Cem Doğru, Emel Güz, Fetih
Doğru; yazılarıyla Nurperi, Türkân Yeşilyurt, Ayhan Şahin, Zafer
Çakır, Ahmet Yılmaz, Serkan Türk… Üçüncü sayıda Nurperi’nin Doğan
Ergül’e dair kaleme aldığı yazı pek çok şaire taş çıkartacak şu
ifade ile nihayetleniyordu: “Görkemli bir arkadaşlıkla dönmüş
rulet.”.
İzlenen Dergiler
Ada (Samsun), Ada (Trabzon), Afrodisyas-Sanat, Akademi Gökyüzü,
Akdeniz Edebiyat, Akköy, Akpınar, Aratos, Ardıç, Aykırısanat,
Aylak, Ay Vakti, Başka, Berfin Bahar, Bireylikler, Biri, Bir Nokta,
Broy, Ç.N., Damar, Deliler Teknesi, Denizsuyukâsesi, Dergâh, Deyiş,
Dize, Edebiyat Otağı, Edebiyat ve Eleştiri, Esmer, Etken, Evrensel
Kültür, Eylül, Evvel Fayrap, Gak, Göğe Bakma Durağı, Gösteri, Hayâl,
Hece, Karşın, Heves, İkindiyağmuru, İle, İmgelem, İnsancıl, İtaki,
K, Kalem, Kalekapısı, Kar, Karakalem, Karalama, Kertenkele, Kırknar,
Kılavuz, Kıyı, Kitap-lık, Koridor, Kum, Lacivert, Mahsus Mahal, Mavi
Ada, Mavi Liman, Mav Yaren, Mavi Yeşil, MerdivenŞiir, Mesele,
Milliyet Sanat, Mor Taka, Mühür, No, Onatıkırkbeş, Özgür Edebiyat,
Özgür Pencere, Parşömen, Pasaj, Patika, Renkli, Rüzgâr, Sanat ve
Hayat, Sanat Sokağı, Semenderiyye Mektebi, Sınırda, Sincan
İstasyonu, Sonra Edebiyat, Sözcükler, Sunak, Sühan, Şehir, Şiiri
Özlüyorum, Şiiristan, Taflan, Tay, Türk Dili Dergisi, Türk Dili,
Türk Edebiyatı, Uzak, Üç Nokta, Ünlem, Varlık, Virgül, Yaratım,
Yalınayak, Yasakmeyve, Yazgı, Yazılıkaya, Yedi İklim, Yelkovan,
Yeniyazı, Yokluk.
Şeref
Bilsel- Cenk Gündoğdu
Not: Bu yazı Şeref Bilsel
ve Cenk Gündoğdu tarafından hazırlanan Şiir Defteri Şiir ve
Hayat 2008 (İkaros Yayınları) kitabından
alınmıştır. |
|