| |
Şiirden, fizik
ya da marangozluktan söz eder gibi konuşan insanlar vardır ve
bunlar, sözü aldıklarında, bakın bu olmamış, bunun yetkinliğini
kanıtlayacak hayal gücü, bu işin üstesinden gelemiyor diye, ya da,
bu masa dingilliyor, üzerine dayanılmaz, üstüne bir çiçek vazosu
bile konulmaz, demekten öte gidemezler. Şiirden, büyü ya da dinden
söz eder gibi konuşan insanlar vardır ve bunlar, olsa olsa, gizemli
olma gizemliliğin özünde vardır, fakat bu, neden ileri gelir
bilinmez diyebilirler, ya da cübbeleri, eteğini kaldırma
savındakilerin, kutsallığa karşı saygısızlığından dem. vururlar.
Şiir üzerine konuşan ciddi insanlar olduğu kadar, ciddiyetten uzak
kişiler de vardır. Onları yargılamakla uğraşacak değilim.
Tüm şiirlerin
akıldışı olduğuna katılıyorum, artık bunun karşısında şaşkınlık
duymayanlar, şiiri gerçekten duyabilirler mi hiç? İnsanoğlunun en
büyük yaratılarından biri olan bu akılalmazlık bilgi nesnesine
dönüşmekle kendi kendisini yitirebilir mi? Değişik yönlerden beni
inandırmaya çalıştıkları şey, hiç kuşkusuz bu olsa gerek. İnsana ait
tüm nesneler gibi, şiirin de eskidiği ve yaşayan her varlık gibi
kendi kendisini yenilediği gün gibi ortadayken, kim bilir, hangi
ebedi şiir adına yapıyorlar bunu? Şiir durağanlaştığında, bir bilgi
nesnesine dönüştüğü kuşku götürmez; fakat benim asıl suçlandığım
şey, şiirin izlediği yolun ve ölümsüzlüğünün sûregidecek bir gizemi
oluşturmasına kayıtsızlığımdır.
Düzyazı
biçimindeki şiirin, bir sone gibi, insanların gözünde
esrarengizlikten kurtulmuş bir şey olacağı günler gelecek mi?
Oldukça yüklü geçen bir yüzyıldan sonra, henüz böyle bir şeyin
gerçekleş memesinden yararlanmak gerekir. Her zaman, karşısında
düşüncenin tökezlediği bir iki soruyu bu kadar açıkça soran şiir ya
da şiir biçimi var mıdır? Düzyazı, dizelere göre, daha değersiz ve
herkese iletilebilen bir düyetisine daha yakındır ve bu nedenle,
düzyazıya dayalı şiirin, şiir öncesi boşluk, başlangıç, onu izleyen
duraklar ve bitiş gibi sorunlarını böylesine kolay ortaya koyması,
buna dayanmaktadır. Aynı biçimde, ressamlar da, resmi yapılan şeyi
tuvalin ortasına, boşlukları da çerçevenin kenarlarına doğru
yerleştirme saplantısı içindedirler. Bunlara göre resim, temsil
edilen şeylerin derece derece ilerlemesi ya da gitgide yoğunluğunu
yitirmesiyle sonuçlanır. Hiç kuşkusuz, dizelerden oluşan şiir de
aynı sorunlarla karşı karşıyadır, fakat, buradaki göz aldanması,
çağdaş ve serbest ya da uyaksız dizelerde de olduğu gibi, daha çok
ortaya çıkmaktadır. Belki de şiirde her defasında yeni bir satıra
geçilmesi, bizi şiirin son hecesine ya da söz gelimi son sese
geçişine hazırlıyor olabilir. Bu şiir diye öne sürülen düzyazı
parçasının, şiir öğelerinden yalıtılması neye patlamaktadır? Bu tarz
düşünülmüş nesre dayalı bir şiiri, şimdiye dek şiir, makale ya da
bir makale parçası olmayan bu yalıtılmış nesir parçasını tanımamıza
yarayacak bir kural var mı?
Jules Renard’ın
Tabiat Bilgisi gibi, nesre dayalı şiir olmanın tüm dış görünümünü
taşıyan kimi metinlerin, hiçbir zaman şiir olarak ele alınmadığı ve
kabul edilemeyeceği, nedenleri gösterilerek açık bir biçimde
anlatılabilir mi? (Bu parçalarda, şiirsel özniteliğin bulunmadığı
sonucunu ortaya çıkaran yanıt, kızınızın neden dilsiz olduğunun
açıklanmasıyla aynı değeri taşımaz. Çünkü bir şiir, dizelerle
yazıldığı halde tatsız tuzsuz bir şeyse ve hiç bir şiirsel yankı
uyandırmıyorsa, bunun şiir olmadığı değil ama kötü bir şiir olduğu
söylenir.) Nesre dayalı şiiri şiir yapan şey, ne düzenleme, ne
tümceler arası belli bir denge, ne de belli bir gelişime dayalı
olmasıdır. Bu konuda ikna olmak için, düzyazıya dayalı şiirleri
okuyup birbiriyle kıyaslamak yeterlidir. Bu tür şiirlerin fıkra,
fabl görünümünde olanları bulunduğu gibi, betimleme yapanlar ve bir
de yalnızca sözcüklerin lirik bir biçimde akışından meydana
gelenleri de vardır.
Şiir,
tarihiyle, türkülerini söyleyenler ve gerçek solfejiyle ve de
aslında hiçbir zaman ortadan kaldırılamayacak olan gizemini adım
adım geriletme olanaklarıyla bile, neden öğretilmesin... Fakat,
eğitimin ve şiir sanatından öğrenilebilecek her şeyin ötesinde,
geriye kalan bir şey vardır, .şiirin ezgisi... Başka hiçbir şeye
indirgenemeyecek olan yalnızca ezgidir. Paulhan’ın gizemli bir öz
taşıdığını söylediği gizemlilik. tam anlamıyla budur. Ezgi, şiirin
hem saygınlığını sağlar, hem de başarısının göstergesi olur. Ezgi,
şiirsel yanıtlamaya boyun eğmemenin öğesidir. Ezgi, şiirin
iletişimini sağlayan ve onda mündemiç biricik nesnelliktir. Şair,
bazen açgözlü bir akbaba öznesiyle mücadele eden bir Promethe ya da,
kendi şiirlerini yiyen Ugolin ya da öznenin Python’u tarafından
onlarla birlikte boğulmuş Laocoon olabildiği gibi, hiç kuşkusuz,
kalbi acılarla dolu, duyduklarını yazan bir insan da olabilir.
“Gülünç bir
düşüncenin hizmetinde olan şiir”, her türlü düşüncenin hizmetinde
olan her türlü şiiri mahkûm etmeye yeterli değildir.
Louis Aragon
Çeviri: Eser Yalçın
|
|