| |
Ama bütün
bunlar değil de, yalnızca içine aldığı düşüncenin kendisinin
görüşmesine dikkat ederim; çünkü, gerçek biçim düşünceyi bir anda ve
doğrudan doğruya belirten biçimdir;
Çok değerli
Dostum!
Geçen gün,
şiirlerimi okurken, biçim üzerinde konuşmuş, yanı sıra da beni
yetiştiren çığır için birçok şeyler söylemiştin. Yeri geldikçe de
ölçülü ülkücülüğümü, düzenli oluşumu, seslerimin uyumundaki
çekiciliği, deyişlerimdeki, kısacası dilimdeki arılığı övmüştün. Hem
de bütün bunları öylesine yapmıştın ki, kendimden utanmanı gerekti,
izin ver de sana söyliyeyim : Ruhun, burada, Öyle artamiar üzerinde
duruyor ki, bunlar büyüklüklerini, senin gözüne çarpmamış
olmalariyle tanıtlanmış oluyorlar. Şiirlerimi yaratırken, içime
kadar uzanabilsem de, düşüncelerimi yakalasam orada, onlara başka
hiçbir şey katmadan, şöyle ellerimle sana aktarabilsem : O zaman
gerçeği söylemiş olurdum işte; böylece ruhumun bütün gerçekleri de
gerçekleşmiş olurdu. Sonra dostum, bana öyle geliyor ki, o zaman
senin de bir istiyeceğin kalmazdı artık: Tabiî ya, susamış bîri
için, Önemli olan, kabın içinde getirilen içkidir, kabın kendisi
değildir. Ben yalnız, kendimi sana anlatmak istediğim, sen de beni
anlamak istediğin zamanlar dil kullanırız. Dil, düzenlik, seslerin
uyumu ve daha birçok şeyler, hepsi düşünceleri içlerine aldıkları
ölçüde, ne kadar çekici olsalar da, aslında, gene de, bu yüksek
görüş açısından bakılınca, düzgülü ve gerekli olmakla birlikte,
gerçekten kötü bir duruma düşerler. Sanat da, bunlara olan
ilgisinde, onları yitirinceye kadar çalıdır. Ben kendimi, bütün
gücümle, deyimlere bir açıklık, dizilerin kuruluşuna bir anlam,
sözcüklerin seslerine bir çekicilik ve hayat vermeğe çalışırım : Ama
bütün bunlar değil de, yalnızca içine aldığı düşüncenin kendisinin
görüşmesine dikkat ederim; çünkü, gerçek biçim düşünceyi bir anda ve
doğrudan doğruya belirten biçimdir; oysa cılız biçim, kötü bir
aynanın, imgeyi göstermemesi gibi, düşünceyi de ruhu da içinde
tutar, bize, kendisinden başka, bu düşünceden başka bir şey vermez.
Sen beni, benim küçük, yalın, gürlerimi okurken, bunun için övdünse,
o zaman, bende düzgülü yolda, bunlarda çok yanlış bir düzenli
oluşun, koşut olmıyan söz çekiciliğinin olduğu, ve ruhunun yalnız
iyi ses uyumuna, ya da dizi kuruluşuna (ki bunlar da aslında Önem
verdiğim şeylerdir) bağlandığı kaygısını uyandırıyorsun. Hem neden
sen, benim bir biçime sokmağa çalıştığım düşünceye karşılık
vermiyesin. Ama işte şiirin yapısına ve özüne karşı beslediğin bu
duygusuzluk, rasgeleye ve biçime karşı da hastalık ölçüsünde
geliştirmiş olduğun duygululuk, senin, gelmiş olduğun çığırdan
yapışmıştır ruhuna. Hem de bu çığırın ülküsüne aykırı olarak; çünkü
bu, düşünce bakımından, içimizde beliren herhangi birinden çok daha
zengindi, birbirine aykırı iki öğretim yolu yüzünden de öyle pek
suçsuz sayılmazdı. Benim şiirlerimden bambaşka olan şiirler okurken
de gene şunu söyliyeyim ki, senin gözün “ormanı, ağaçlar yüzünden
göremiyor”. Çoğu kez de Shakespeare’i ele aldığımız zamanlar, senin,
duygularınla üzerinde durduğun ilgiler, bu olağanüstü şairin amacına
göre, senin yüreğinde yankılanmasını isteyen o büyük, yüce, dünya
burjuvalığının ilgileri yanında, ne kadarda hiç kalıyor! Agincourt
savaş alanlarında yapılan sözcük oyunlarının nükteleri beni neye
ilgilendirsin. Ophelia’nın Hamlet için : “Burada ne yüksek duygulu
bir yürek parçalanmıştı” ; — ya da Macduf’un, Macbeth için : “Onun
çocukları yoktu” demeleri! — Bu sözlerde sanki hiç başka şeyler
yokmuş gibi, kulaklarının hep duymak istediği düzen, uyak, ses uyumu
ve buna benzer artamlardan ne var ki?— Sağlıkla kal!
Heinrich Von Kleist
Çeviri: Melahat Özgü
|
|