| |
Bazılarının
sandığı gibi mısralar duyguların değil, yaşanmış deneylerin
sonucudur. Tek bir mısra yazmak için birçok şehirleri, insanları ve
nesneleri görmüş olmak, hayvanları tanımak, kuşların nasıl uçtuğunu
duymak ve sabahları çiçeklerin açılırken “nasıl titrediğini öğrenmek
gerekir. Bilinmez yerlerdeki yolları, beklenilmiyen raslamaları ve
uzun zamandır yaklaştığını sezdiğimi ayrılışları, esrarı daha
aydınlatılmamış olan çocukluk günlerini, size anlıyamadığınız
sevindirici bir haber verdikleri zaman kalplerini kırdığınız ana
babaları, derin ve tehlikeli değişmelerle garip bir şekilde başlıyan
çocukluk hastalıklarını, kapatı odalarda geçen sessiz günleri, deniz
kıyılarındaki sabahlamaları, enizin kendisini, denizleri,
yükseklerde çağıldıyan ve yıldızlarla uçuşan yolculuk gecelerini
yeniden, yeniden yaşamak gerekir: - Bunları bile yaşamak yetmez.
Biri ötekine benzemiyen sayısız aşk gecelerini, doğum sancılarıyla
kıvranan kadınların çığlıklarını, odalarından bir türlü çıkamıyan
süzülmüş loğusaları hatırlamak gerekir. Ama ayrıca ölenlerin yanında
bulunmak, pencereleri, açılmış, içine gürültülerin dalga dalga
dolduğu odalarda bir ölünün yanı başında oturmuş olmak gerekir.
Anıların olması da yetmez. Pek çoksalar onları unutabilmek ve geri
dönmelerini bekliyebilmek için büyük bir sabır gerekir. Çünkü mesele
anılarda da değildir. Anılar ancak bizde kan haline geldikleri,
bakış ve davranış oldukları, adlarını yitirdikleri, kendimizden
ayırt edilmedikleri zaman, işte yalnız o zaman, pek seyrek bir anda,
bir mısraın ilk kelimesi onların arasından doğuverir.
Rainer
Maria Rilke
Çeviri:
Suut Kemal Yetkin
|
|