| |
Şiir felsefesiz de yazılır. Nasıl,
yaşanıyorsa yaşam, felsefeye değmeden. Şiirin şiir olarak
değerini göstermez, felsefeden beslenişi ya da yoksun kalışı.
Felsefe, Batıda, üç bin yıla yakın geçmişi olan bir etkinlik.
Kendine özgü dili, tavrı var. Şiir daha eski. En eski. Önce şiir
vardı.
Şiir yaşamsız yazılamaz. Yaşam can suyu.
Salt sözcüklerle görünemez şiir. Şiire yaşam üflemek gerek.
Yaşamdan beslenen anlam. Bundan dolayı,
şiir kurnazlıkla yazılamaz. Hesabî adam, eleştirmenleri, okurları
kandırabilir ama şiiri kandıramaz. Hesabînin hesabı, yaşama uyarsa o
başka. Hesabîlik, şiire kalkışanı bu dünyada bırakır çünkü. Şiirse
bu dünyada değildir.
Şiir ötede biter. Başlar. Açar. Şiir kurma; planlar,
haritalar, pusulalar, kitaplar, tarifeler, tanımlarla
gerçekleştirilmeye çalışılıyorsa; batar dünyaya. Yerçekimini
güçlendirir retorik. Şair kendisiyle gider öteye. Kendisinin onda
dokuzunu da bilmez. Onda dokuzuyla gider öteye. Aralar kapısını
şiirin. Kuram kurutucuların kılavuzluğuyla şiir gerdeğine girilmez.
Elbette bu sözlerim de kılavuzluktur ve hiçlenmelidir.
Üstümüze gelen, bizi sarıp sarmalayan, derinliklerimizde
tınlayan yaşamla yürünür öteye. Kulak, sözcük duyarsa, ötedeki dalga
seslerine sağır kalır. Sözcük bahanedir. Vesiledir. Sözcük şairin
çaresiz çaresidir, umutsuz umudu, kanayan yarası. Uğradığı
lanetidir. Onsuz edemez. Ona kapılırsa, dünyanın pılı pırtı
ormanında yok olur. Şiir dilden doğmaz. Dille başlar. Dilin yaşam
ardı vardır. Sağı solu, önü arkası yaşamdır şiirin, ebe olarak
söbelemesi gereken. Dil taşır yaşamı. Elbette “yaşam” bir sözcük
değildir. Ne var sözcüklerden başka? Ne yok diye sormalı. Aş
sözcüğü. Kimi zaman yüce bir dağ olan sözcüğü. (Şiir
tarihinde, özellikle ondokuzuncu yüzyıl şairleri böyle sözler
söylediler. Sarkaç, yeniden aynı yere gelmiştir. Şiirde dil olmayanı
yakalama zamanı gelmiştir. Dille sürekli icat çıkaran şairlere
sevgiyle bildiririm!)
Şiirde ötenin yüreği atıyorsa, orada hikmete bilgeliğe
bulaşmıştır şiir. Önce manzume oluşu geçmeli. Farsçada bir söz var:
“Ez her çe kim mireved suhan-ı dost bihter est.” Geçip gitmekte
olanlar arasında, dostun sözü en iyisidir, en güzelidir. Nedir
dostun sözü? Dostun sözü, söz ötesi olduğu için en iyidir. Söz sözde
kalırsa, sözde bir şey olur. Dost, bu dünyadaki yaşantılarımızın
anlamını, bu dünyayı öteleyerek bize anlatan şiirdir. Felsefe,
dilde, felsefe dünyada, felsefe dil-dünya sınırındadır. Felsefe
sınırda durandır. Şiirse sınır ötesidir. Kaçakçıdır, kimi zaman.
Mayın döşeli sınırları aşmaya çabalar. Şiir bunu, söze kendine özgü
bir bakışla yapar. Şiirin insana armağan olarak verilmiş olanağı
buradadır! Platon’a bir haddini bilmezlik olarak görünse de. (Demek
ki onun çağında şairler sözcük simsarları imiş!)
Şairin öteye onunla vardığı onda dokuzu, felsefeye, bilince,
bilime, ün tutkusuna, kıskançlığa, kopya çekmeye
reklama kapalıdır. Onda dokuzundan devşirdiğini, dilerse,
Nietzsche, Heidegger gibi öte duyarlı dostlar,
yorumlayabilir, onda birleriyle ya da biraz da onda dokuzlarıyla,
felsefe şiire gölge etmemelidir. (Şiir bu aralar felsefeye gölge
etse de!)
Şiiri onda birleriyle yazanların çoğalmakta olduğunu
görüyorum. Sıkıysa felsefe çalışsınlar. Kendini yaşama bırakmış,
bırakma gözüpekliğine erişmiş olanlara şiir uğrar. Şiire
mâruz kalırlar. Diğerleri şiir avına
çıkarlar. Kendilerini vursalar iyi, sözcükleri vururlar,
palazlanırlar.
Yaşamın kendiliğindenliğini yaşantılayabilenler, felsefenin
kendiliğindenliği ile şiirlerini biler, öte yolculuklarını
kendilerine özgü biçimde sürdürürler.
Şiire yakışan felsefe, ancak felsefeye yakışan şiirle
buluşunca, şiir titreşir.
Ahmet İnam
|
|