| |
Dönme Dolap
Nerden niçin mi geldim
Bilmeden bir şey diyemem, ya siz?
Hem hiç önemli değil
Geldim, yer açtılar, oturdum
Girip çıkanlar vardı
Zaten ben geldiğimde.
Başka şeyler de vardı, ekmek gibi, su gibi
Gülüşler öpüşler ne bileyim hepsi.
Doğrusu anlamadım bir düğün-dernek mi
Sonra da kimileri düşünceli, durgundu
Gidenler neye gitti doğrusu anlamadım
Zaten ben geldiğimde.
Bir luna-park mı bir konser bir gösteri
Bilmem pek anlamadım önüm kalabalıktı
Sıkıştığım yerde vakit çabuk geçti
Bak dediler baktım pek bir şey göremedim
Hem her yer karanlıktı
Zaten ben geldiğimde.
Benim tek düşüncem büzüldüğüm köşede
Nasıl kalkıp gideceğim kalk git dediklerinde
Çünkü çıkmak sıkışık sıralardan mesele
Kalkacaklar yol vermeye bakacaklar ardımdan
Az mı söylendilerdi şuracığa ilişirken
Zaten ben geldiğimde.
Behçet Necatigil
(Türk Dili, sayı 111, 1 Aralık 1960;
Bütün Eserleri 2 Şiirler 2: Dar Çağ, Cem Yayınevi, İstanbul
1982, ss. 56-57)
Hayatın Dönme Dolabı
"Dönme Dolap"ta
hayat ve ayrıntı
Behçet Necatigil hangi konuyu ele alırsa alsın ayrıntılara
verdiği önem nedeniyle ayrıntıların gizli tarihini yazan bir şair
olarak nitelendirilebilir. Eski bir aşkı anlattığında da, komşu
evlerdeki gürültülere kulak kabarttığında da, masasının üzerindeki
eşyaya baktığında, sözlük karıştırdığında da hemen daima ayrıntıyı
dinler, ayrıntıyı görür, ayrıntıyı anımsar, ayrıntıyı okur. Bazı
şiirlerinin yalnızca başlığına bakmak bile onun nesneler ve hayat
bağlamında ayrıntılara düşkünlüğü hakkında ipucu verir: "Maytap,
Çömlek, Istampa, Yoyo, Bumerang, Kemik, Lambalar, Eşya..."
Ayrıntıya düşkünlüğünün, hayatının sınırlarını bilerek
darlaştırmasından, trajedisini günlük hayatın içinde yaşama
tercihinden kaynaklandığı söylenebilir. Sürekli olarak kâğıtlarla,
kalemlerle, sigara paketleriyle, kibritlerle, peçetelerle, ilaç
kutularıyla bir arada yaşayan şair eşyaların, nesnelerin de bir dili
olduğuna inanır.
Necatigil, bilindiği gibi Alman edebiyatından çeviriler
yapmış, Alman şiirine yakın ilgi göstermiştir. Bir Alman filozofu
olan Hegel'in, sanat yapıtının akıl ürünü bir nesne oluşu ve
nesneleri konu alışı bağlamındaki belirlemeleri bu bakımdan
Necatigil'in bilgi dağarcığının uzağında olmasa gerek. Şöyle diyor
Hegel: "[Sanat] başka ortamlarda değeri olmadığı gibi, içerik olarak
da değer taşımayan nesnelerin bu idealliğini yüceltir, başka yerde
rastladığımızda hiç önem vermeyeceğimiz yanlarını gözümüzde sevimli
kılarak, bu nesneleri kendileri için durağan kılar, birer amaca
dönüştürür."[1]
Hegel'le Necatigil arasında nesnelerin sanat yapıtına dahil oluşu
çerçevesinde kurulabilecek yakınlığın yanı sıra, Necatigil'in
nesnelerle ilişkisini daha iyi kavrayabilmek için belki yine şiirden
yola çıkmak gerekecek. Cemal Süreya'nın, bir soruyu yanıtlama
ekseninde oluşturduğu ilginç bir şiiri vardır: "Behçet Necatigil
Şiirlerini Nereye Yazardı" Bu şiirde Cemal Süreya'nın bölüm
sonlarında biçimsel açıdan ileriye çıkmalar yaparak söylediği
dizeler, verdiği yanıtlar Necatigil'in nesnelerle, ayrıntılarla iç
içeliğini ortaya koyar. Sırasıyla şöyle diyor Cemal Süreya: "Bir şey
çıkmamış biletlerin kenarına yazardı, İlaç kutularının üstüne
yazardı, Kâğıt peçetelere yazardı, Plastikten oyuncakların üstüne
yazardı..."[2]
Burada elbette nesneleri şiirleştirmenin yanı sıra şiirlerle nesne
arasında kurulabilecek doğrudan bir ilişkiyi de, birbirini var kılma
bağlamında, görmek gerekiyor.
Necatigil'in ayrıntı tutkusu "Dönme Dolap"ın içerik
bağlamında önemli belirleyenlerinden biri sayılabilir. Şiirde gerçi
öteki şiirlerinin çoğunda bulunan nesne ayrıntıları fazlaca yer
tutmaz ("Başka şeyler de vardı, ekmek gibi, su gibi") ama bunun
yerini hayatın içerisinde bir ayrıntı olarak yaşayan özne almıştır.
Denebilir ki hayatın ve öznenin kendisi bir ayrıntı durumundadır
"Dönme Dolap"ta. Kalabalığın kıyısında kalmış, hayatın bir kenarına
sıkışmış, önünde olup bitenleri göremeyen, gideceği zamanı bekleyen
bir "ayrıntı-özne" biçimlendirmektedir şiirin içeriğini. Ayrıca,
hayatın içerisinde çok küçük bir eğlence ayrıntısı olan "dönmedolap"
şiirde neredeyse bütün bir hayatı kapsayan, yansıtan bir
simge-nesneye dönüşmüştür. Hayatı ayrıntıya gizleme, hayatı bir
ayrıntının sembol gücüyle aktarma yaklaşımı bu şiirde -metnin uzunca
görünüşüne karşın- yoğunlaştırmayı da beraberinde getirmiştir. Bölüm
sonlarında yinelenen "Zaten ben geldiğimde" ifadesi bölümlerde
anlatılanları birbirine bağlama işlevi görmekte, dağınıklığı
önlemektedir.
Anlam
boşlukları
"Dönme Dolap"taki anlam boşluklarına değinmeden önce
Riffaterre'in şiirin anlamının bütünlüklü olarak kavranmasında
önerdiği bazı kavramlara bakmak yerinde olacaktır. Riffaterre, bir
şiirin anlamının okuyucu tarafından bütünlüklü olarak kavranmasında,
şiirdeki anlam boşluklarının doldurulmasını okura bırakır ve
yorumsayıcı (hermeneutik) okuma önerir.[3]
Yorumsayıcı okumada, okuyucu, şiirdeki anlam işaretleri olan
sözcükleri, söz öbeklerini, dizeleri bir bütün olarak görmeli,
şiirin yarattığı görünür-anlamın yanı sıra kolay yakalanamayan
öte-anlamı, böylelikle de şiirin tamamını kavramaya çalışmalıdır.
Necatigil'in ustalık dönemi şiirlerinin çoğunun çeşitli
karanlık noktalar bulundurduğu, anlamda boşluklar bıraktığı ve bu
nedenle de yorumsayıcı okuma gereksindiği söylenebilir. Yine,
ustalık dönemini merkez alarak söyleyecek olursak, Necatigil modern
şiirin okuyucu tarafından doldurulması gereken boşluklar taşıması
gerektiğine inanan bir şairdir. "Şair, anlamı, ipucu, basamak
kelimeler, imgeler arasına, ilk okuyuşta birbiriyle bağıntısız
sanılan hayat ve hayal parçaları arasına serpiştirmiştir de bu bize
çok karanlık görünebilir."[4]
diyerek şiirin anlamının kavranmasında söz birimleri arasındaki
bağlantıların kurulmasını okuyucudan beklemesi bunun göstergesidir.
Bu bakımdan, kendisinin adlandırmasıyla "hasret burcu" döneminde
oluşturduğu ikinci kitap olan Dar Çağ'daki şiirlerde (ki, "Dönme
Dolap" da bunlardan biridir) bir parça, 1960'tan sonra ulaştığını
söylediği "hikmet burcu"ndaki şiirlerde ise büyük oranda okuyucunun
doldurmasını beklediği "anlamsal boşluklar" bırakır. "Dönme Dolap"ın
bu anlamda bir geçiş dönemi şiirinin özelliklerini bulundurduğu
rahatlıkla söylenebilir. "Dönme Dolap"ta hareketlilik bildiren
çekimli eylemlerin çokluğuna bağlı olarak anlatımcılık ağır basar
gibi görünmekle birlikte aslında şair belli bir olayı veya olaylar
zincirini anlatmaz. Şiirde söz konusu olan "hayat"tır ve bu hayata
bir yanından tutunamamış, kalabalığın yakınında olsa bile bir
kenarda yapayalnız kalmış bir insanın "çevresizliği", kimsesizliği
söz konusudur. Şiir yer yer öykülemeye kaçar gibi görünür ama anlamı
hemen ele vermeyen, yoruma açık söyleyişiyle bazı dizeler okuyucuyu
düşündürür, okuyucudan yorum ister; Eco'nun "açık yapıt" kuramına
ilişkin çağrışımları da hesaba katarsak anlamı okuyucunun
tamamlamasını gereksindiği söylenebilir.
"Dönme Dolap"ta konuşan bir şiir-öznesi vardır. Bu öznenin
kimle konuştuğu tam belli olmasa bile şiirin tamamında bir konuşma
havası hakimdir. Şiir bir soruyla açılır: "Nerden niçin mi geldim /
Bilmeden bir şey diyemem, ya siz?" Bu sorunun, Necatigil şiirinin
tipik özelliklerinden olan "iki anlamlılık" ekseninde okunması
gerektiği anlaşılmaktadır: "Siz kendinizin nereden niçin geldiğiniz
hususunda bir şey diyebilir misiniz?" veya "Nerden niçin geldiğim
konusunda ben bir şey diyemem; peki benim gelişim hakkında siz bir
şey diyebilir misiniz?" Bu sorunun iki anlamlılığı "siz"in kimliği
konusunda da "ikili" bir yaklaşımı gerekli kılar. Eğer soru ilk
anlamıyla alınırsa "siz" diye hitap edilen kişi, topluluktakilerden
biri demektir. Soru ikinci anlamıyla alındığındaysa "siz", deyiş
yerindeyse, şiirin dışından, kalabalığın da dışından biridir.
Şiir-öznesinin "siz" diye hitap ettiği kişinin/kişilerin kim olduğu
açıkça belli değildir ama bu hitapla birlikte "siz"in de şiire dahil
edildiği görülür. "Geldim, yer açtılar, oturdum" ifadesinden
şiir-öznesiyle "siz"in dışındaki bir kalabalığın, başkalarının
varlığı anlaşılır ve "başkaları"nın yabancılığına işaret edilir.
Modern insanın kalabalığın hemen kıyısında olduğu halde bir türlü
kalabalığa, insanların arasına karışamayışı, kendini kalabalıklar
içinde bile yalnız hissetmesi bu şiirin önemli anlam
katmanlarındandır. Modern kent yaşamının olmazsa olmazı apartmanları
düşünelim: Bir apartmanda çok sayıda daire ve bu dairelerde yaşayan
çok sayıda kişi vardır ama hemen her dairenin, dairelerde
yaşayanların kendi içlerine kapanmışlığı söz konusudur. Hem
kalabalık hem yalnızlık... İşte, "Dönme Dolap"taki şiir-öznesiyle
kalabalığın ilişkisi böyle bir görünüm sunar. Bir lunapark
kalabalığı ve bunun kıyısında duran bir insanın yalnızlığı...
Şiirin başındaki sorunun ardından şiir öznesinin
kalabalıktaki rahatsızlığı, yerini yadırgayışı, kalabalığın
arasında, toplumda yaşamaya layık görülmeyişi anlatılır. Gerçi,
şiir-öznesine oturması için "yer açılmıştır" ama yine de "önü
kalabalıktır, önünde olup bitenleri göremez" ve "sıkıştığı yerde
zaman çabuk geçmiş", dönme zamanı gelmiştir. Üstelik de bu kalabalık
her durumda olumsuz bir yaklaşım içindedir yeni gelene ve çıkıp
gidecek olana. "Sıkışık sıralardan çıkıp gitmek" bir meseledir, "yol
vermeye kalkanlar, gidenin arkasından konuşmaya, söylenmeye"
hazırdır. Şiirin son kısmında dizelerin geçişimli yöntemlerle birkaç
türlü okunuşu, şiiri değişik okumalara açık tutmaktadır. İlk okunuş
sözcüklerin arasındaki duraklara göre şöyle olabilir: "Kalkacaklar
yol vermeye-bakacaklar ardımdan-Az mı söylendilerdi-şuracığa
ilişirken". İkinci okunuş şöyle olabilir: "Kalkacaklar-yol vermeye
bakacaklar-ardımdan az mı söylendilerdi-şuracığa ilişirken". Üçüncü
bir okuma şöyle biçimlenebilir: "Kalkacaklar-yol vermeye bakacaklar
ardımdan-Az mı söylendilerdi-şuracığa ilişirken". Belki biraz daha
zorlamayla, bu dizeler dördüncü, beşinci... okuma biçimleriyle de
anlamlandırılabilir.
Ustalık dönemi Necatigil şiirinin tipik özelliklerinden
olan bu biçimsellik, onun, şiirin anlamında tekliğin yerine çokluğu,
farklı yaklaşımları benimsediğini gösterir. Bunu yaparken kimi
şiirde sözcüklerin-eklerin çift anlamlılığından (Örneğin "Yorum
Korkusu" şiiri) yararlanan şair, kimi zaman da "Dönme Dolap"ta
olduğu gibi söz diziminin farklı farklı kurgulanması yöntemine
başvurur. Her iki yaklaşım da Divan şairlerinin zaman zaman
uyguladıkları bir söyleyiş yöntemidir. "Sihr-i helal" denen ve bir
söz grubunun her iki dizede birden anlamsal bağlam yaratması olarak
açıklanabilecek söz sanatında bu durum açıkça görülmektedir.
Sözgelimi Bâki'nin "Leblerin yâd eyledi yârin lisân-ı hâl ile /
Kıldı bir şîrin hikâyet gonce-i rengin-edâ" beytindeki "lisân-ı hâl
ile: insanın yüzünün hareketlerinden, duruşundan anlaşılan şey"[5]
söz grubu hem kendinden önceki hem de kendinden sonraki söz
gruplarıyla anlam bağlamı yaratabilmektedir. Sadeleştirilmiş
biçimiyle bu beytin birinci anlamı şöyledir: "Dudaklarının
duruşundan sevgilini andığı[n] anlaşılmaktadır; sanki güzel, hoş bir
gonca tatlı bir hikâye anlattı". Beytin ikinci anlamsal kurgusu ise
şöyle bir sonuç ortaya çıkarmaktadır: "Dudakların sevgilini andı;
dudaklarının duruşundan güzel, hoş bir goncanın tatlı bir hikâye
anlattığı anlaşılmaktadır".
Necatigil'in söz sanatlarına gönül düşürmesi, onun
şiirlerinde Divan geleneğiyle poetik ilişkiye kapılar açmaktadır.
Şiir metinlerinde anlam zenginliği sağlayan söz sanatlarına özel bir
önem vermesi, söz sanatlarını gelenekle ilişki bağlamından çok,
şiirde anlam katmanlarını zenginleştirme bağlamında ele aldığını
düşündürmektedir. Bu durum, "Dönme Dolap"ta daha açık bir biçimde
görülmektedir.
Dönme dolap:
matris
Necatigil şiiri genellikle göndermelerle, gizli
bağlantılarla yürüyen bir şiirdir. Onun şiir dilinin kavranmasında
bu göndermelerin, gizli bağlantıların iyi okunması gerekir; aksi
takdirde şiirin bütünlüklü anlamına ulaşmak mümkün olamaz.
"Dönme Dolap"ın bütünlüklü olarak kavranmasında şiirin
içerisinde hiç geçmeyen ama şiirin başlığını oluşturan ifadeye
yoğunlaşmak gerekir. Buna Riffaterre'in matris kavramı ışığında
bakarsak anlamın ortaya çıkarılmasında önemli mesafe kat ederiz.
Riffaterre, şiiri, bir sözcüğün ya da bir ifadenin metne dönüşmesi
olarak açıklarken, matris olarak kabul edilen sözün, ifadenin şiirde
hiç geçmemesi gerektiğini belirtmektedir.[6]
Bu şiirde "dönme dolap" ifadesi, aslında şiir metninde sözcük veya
söz öbeğe düzleminde hiç anılmayan "dünya"ya gönderme yapmakta,
hatta "dünya"yı simgelemektedir. Şaire göre dünya, bir "dönme
dolap"tır; sırası gelen bu dolaba binmekte, devrini (yani hem
"dönüşünü" hem de "zamanını, ömür süresini") tamamlamakta, zamanı
dolunca da inip giderek yerini yeni gelenlere bırakmaktadır.
Necatigil, "Bir luna-park mı bir konser bir gösteri" diyerek
lunaparklardaki dönme dolapları hatırlatır. Dönme dolaplar,
bilindiği gibi dairesel bir çizgi izleyerek dönmektedirler. Bunu,
dünyanın dönmesi olarak düşünebiliriz. Yine bilindiği gibi dönme
dolaplardaki her bir oturma bölümü, oturanlar farkına varmasa da,
büyük devir sırasında kendi ekseni etrafında dönmektedir. Bunu ise,
dünyanın güneş sistemi içerisinde kendi etrafında dönüşüyle birlikte
düşünebiliriz. Dönmedolabın genel görünümü ve işleyiş biçimi güneş
sistemini andırır. Necatigil'in bu şiiri yazmadan önce bir
lunaparkta dönmedolabı uzun uzun seyrettiği anlaşılıyor.
Tam olarak değilse bile, "dönme dolap" ifadesini şiirde
"dünya"nın matrisi olarak ele alabileceğimiz anlaşılmaktadır. Yanı
sıra, "dönme dolap" ifadesinin göndermesi de önemlidir; çünkü bu
matris aslında bir cisim olarak "dünya"yı ama esas olarak da
gönderme yoluyla "hayatı" simgelemektedir. Şiir-öznesine göre dünya
hayatı bir dönme dolaptır ve sırası geldikçe herkes bu dolaba
binecek, zamanını doldurduğunda da inecek, yerini yeni gelenlere
bırakacaktır. Şiir-öznesi dönmedolaba binenler değil, binenleri
izleyenler arasındadır; dolayısıyla hayatı doya doya yaşayanlar
arasında değil, yaşayanları kıyıdan, kenardan seyredenler arasında
yer almaktadır. Bu, kenarda kalmış, dışlanmış, çevre edinememiş,
yaşam olanakları sınırlı insanın kaderine yapılan bir göndermedir.
Doğan Hızlan, "Dönme dolap gibidir dünya, durup da bir yeri
incelemeye, anlamaya vakit yoktur, dar vakitte olup biter her şey,
arada geçer."[7]
derken bunu vurgular.
Şiirde başlık olarak kullanılan ifade, daha önceki kısımda
söylemeye çalıştığımız gibi, yeryüzünde nesnelerden bir nesne
olmaktan çok, matris olarak ele alındığında bütün hayatı karşılayan
bir kavrama dönüşmektedir. Bu dönüşme, dünya ve hayat için birlikte
düşünülen "döngü" kavramıyla birlikte söz konusu olduğunda anlam
kazanmaktadır hiç kuşkusuz .
"Dönme Dolap"ta
şiir öznesi
Şiir konuşma biçemiyle yazılmıştır ve bir karşılıklı
konuşma sırasında sarf edilebilecek soru sözleriyle başlar: "Nerden
niçin mi geldim / Bilmeden bir şey diyemem, ya siz?" Şiirde konuşan
kişi kendini bir varlık olarak ancak kalabalığın içinde
konumlandırabilen ama bu konumlandırışta yalnızlığı kader olarak
yaşayan biridir. "Dönme Dolap"taki şiir-öznesi bu şiirin yer aldığı
Dar Çağ kitabındaki "Kuyruk, Töre" gibi şiirlerde anlatılan ve yanı
sıra Necatigil'in daha pek çok şiirinde söz konusu edilen insanla
pek de farklı özellikler göstermez aslında. Birbirini tamamlayan,
birbirleriyle benzeşen, biri ötekinin yanında kalabalığı tamamlamak
için duran kişilerdir bunlar. Ortak paydaları yalnızlık,
çevresizlik, sıradanlık vs.dir. Aynı çerçevede olmak üzere "Dönme
Dolap"ın "yabancılaşma" eksenli bir şiir olduğu da söylenebilir.
Hayattan, coşkudan, lunaparkın (dünyanın) hareketliliğinden
yalıtılmış bir şiir-öznesiyle karşı karşıyadır okur. Seçme şansı
olmayan, doğrusu buna gereksinim de duymayan, konumunu sorgulamayan,
edilgin bir kişi...
Burada, insanın yeryüzündeki varlığına ilişkin olarak
Dasein kavramını hatırlamanın tam sırasıdır. Dasein, daha çok
Heidegger'ın varlık felsefesi bağlamında ele alınan ve "burada-olma,
orada-olma, dünyada-olan, varoluş, zamansal varoluş, varoluşsal
farkındalık, varlığın fark edilmesi" gibi çeşitli şekillerde
anlamlandırılan bir kavramdır.[8]
Necatigil'in şiirindeki kişinin dünya-içindeki-varlığı, dasein
kavramını ilk kullanan filozof olan Jaspers'ın bu kavrama yüklediği
anlama daha yakın görünmektedir: "[Jaspers'a göre] Dasein
tanımlanabilen birtakım özelliklere sahip olup, teorik incelemenin
konusu yapılabilen, oradaki varlık veya nesneleşmiş insandır. Yani,
Dasein toplum içindeki varlık, yerine başkasının ikame edilebileceği
bir atomdur. / [Heidegger] Dasein'ı belirli türden bir varoluşu,
insan bireylerinin varolma tarzını tanımlamak amacıyla kullanır. Bu
türden bir varoluşun temel ve ayırdedici özelliği, onun varlığın
kendisi için bir problem olduğu, varolmanın ne anlama geldiği
sorusunu soran bireyin varoluşu (vurgu benim, B.A.) olmasıdır."[9]
Necatigil'in "Dönme Dolap" şiirindeki özne, varoluşunun nedenlerini
sorgulamayan, bunu önemsemeyen ("hiç önemli değil"), varoluşa ve
ölüme bir anlam yükleme çabasında olmayan ("Gidenler neye gitti
doğrusu anlamadım"), dünyanın farkında olmayan ("Bak dediler baktım
pek bir şey göremedim") bir insandır. Mehmet H. Doğan, bu insanın
nasıllığını, dünya ve toplum içindeki konumunu sorgularken şunları
söyler: "Çekingen, kuşkulu, bu dünyaya atılmışlık duygusu içinde,
büzüldüğü köşede nasıl kalkıp gideceğini düşünen bir ben."[10]
Yeryüzündeki varlığını umursamaz bir kabullenişle sürdüren,
yapılıp edilecekler konusunda herhangi bir sorgulamaya gerek
duymayan şiir-öznesi başkalarının etkisinde, güdümünde olduğundan
hayat içerisinde "birey" olarak değil, adeta bir nesne olarak,
"tanımlanabilecek özelliklere sahip", yerine rahatlıkla başkasının
koyulabileceği bir parça şeklinde yer almaktadır. Böyle bir insan
ise doğal olarak hayatın içine giremeyip kıyısında duracak, eyleyen
bir birey olamayıp seyreyleyen bir kişi olarak kalacaktır.
Necatigil'in bu kişiye bakışı eleştirel değildir. Şair bu kişiyi
anlatırken aslında toplumu oluşturanların çoğunun bu tip insanlar
olduğunun bilincindedir ve deyiş yerindeyse bir durum saptaması
yapmaktadır.
Sonuç
Behçet Necatigil'in "Dönme Dolap" şiiri kalabalık
içerisindeki bireyin yalnızlığını, kaderine boyun eğişini yer yer
simgesel ifadelerle yer yer de bireyin kendi yaşam algısına yaslanan
söyleyişlerle dile getiren bir metindir. Hayatın geçiciliği,
dünyanın/hayatın bir dönmedolap olarak boşluktaki zaman geçirme
döngüsü ve bu kısırdöngüde insanın amaçsızlığı şiirin anlamsal
belirleyenleri arasındadır. "Büzüldüğü köşede" tek düşüncesi
kendisine ayrılan zamanı doldurup bir an önce çekip gitmek olan bu
edilgin kişi, dünyayı ve hayatı "nasılsa öyle" kabullenmiştir.
Varlığının nedenlerini sorgulamaması, dünyayı ve hayatı değiştirmek
için herhangi bir çaba göstermemesi şiir-öznesinin edilginliğini
gösterir.
Necatigil poetikasının tarihçesi içerisinden bakıldığında
"Dönme Dolap" şairin ara dönemden ustalık dönemine geçiş sürecinde
yazdığı bir metin olması bakımından önemlidir. Bu şiirde hem "hasret
burcu" döneminin hem de "hikmet burcu" döneminin izlerini
taşımaktadır. "Dönme Dolap"ın gerek biçim ve biçem, gerekse anlam
aktarma bakımlarından tipik bir Necatigil şiiri olduğu rahatlıkla
söylenebilir.
[1]
Béatrice Lenoir, Sanat Yapıtı, YKY, İstanbul 2004, s. 68 (3. baskı,
çev.: Aykut DERMAN)
2 Cemal Süreya, "Behçet Necatigil Şiirlerini Nereye
Yazardı", Sevda Sözleri, YKY, İstanbul, 1999, s. 191
3 Michael Riffaterre'in Semiotics of Poetry kitabında bu
kavramlara yüklediği anlamların açıklaması için bkz.: Hilmi Yavuz,
Yazın Dil ve Sanat, Boyut Kitapları, İstanbul 1999 (2. baskı), ss.
156-157
4 Behçet Necatigil, Bile/Yazdı, YKY, İstanbul 1997, s. 46
5 Bu açıklama F. Devellioğlu'nun sözlüğüne göredir: Ferit
Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Aydın Kitabevi,
Ankara, 2001, s. 552 (18. baskı)
6 Şiirde "matris" kavramının açıklaması için bkz.: Hilmi
Yavuz, age, s. 157
7 Doğan Hızlan, Saklı Su, YKY, İstanbul 1996, s. 195
8 "Dasein" kavramının Türkçede açıklamalı karşılanışları
için bkz.: Ahmet CEVİZCİ, Felsefe Sözlüğü, Paradigma Yay., İstanbul
2002, s. 245 (3. baskı); A. Güçlü-E. Uzun-S. Uzun-Ü. H. Yolsal,
Felsefe Sözlüğü, Bilim ve Sanat Yay., Ankara 2003, ss. 658-659 (2.
baskı); Paul Hühnerfeld, Heidegger: Bir Filozof Bir Alman, Gündoğan
Yay., Ankara 1994, s. 71 (çev.: Doğan Özlem); A. Kadir Çüçen,
Heidegger'de Varlık ve Zaman, Asa Yay., Bursa 2003, s. 135 (3.
baskı)
9 Ahmet Cevizci, age, s. 245
10 Mehmet H. Doğan, Şiirin Yalnızlığı, Broy Yay., İstanbul
1986, s. 179
Bâki Asiltürk
|
|