| |
Göğe Bakma
Durağı
İkimiz birden
sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak
ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden
güneşlerden yaban otlarından
Durmadan
harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran
korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu
evleri de bunları da
Göğe bakalım
Falanca durağa
şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz
otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle
iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi
oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler
açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir
seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz
oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa
sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe
bakalım
Senin bu ellerinde
ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça
güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski
zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın
diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu
sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren
vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye
bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir
biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir
yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir
ellerim yeter belliyelim yetsin
Seni aldım bana
ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini
hatırlat
Durma göğe bakalım
Turgut Uyar
(Büyük Saat, Can
Yay., İstanbul, 1984, s. 82; Dünyanın En Güzel Arabistanı, Açık
Oturum Yay., 1959)
Turgut Uyar
Şiirine İlişkin Bazı Belirlemeler
"Göğe Bakma Durağı", Turgut Uyar'ın 1959'da yayımladığı
üçüncü kitabında, Dünyanın En Güzel Arabistanı'nda yer alan
şiirlerden biri. Şairin üçüncü kitabı, kendi şiir serüveni
içerisinde hem yaratılan modern yapı ve ses, hem de modernist
yaklaşımlarla yeni imgeler kurma açısından dönüm noktasıdır. Uyar'ın
ilk kitabı Arz-ı Hal 1949'da; ikinci kitabı Türkiyem ise 1952'de
yayımlanmıştır. Üç yıl arayla yayımladığı ilk iki kitabındaki
şiirlere göre daha bir öznel açılımlı şiirler vardır Dünyanın En
Güzel Arabistanı'nda. Bu kitabı oluşturan şiirler Turgut Uyar'ın
İkinci Yeni hareketine organik olarak bağlanmasının göstergesi
olarak alınmalıdır. Çünkü önceki kitaplarında olmayan ve ileride
İkinci Yeni hareketinin ilkeleri arasında sayılabilecek olan pek çok
özellik onun bu kitabını oluşturan şiirlerde saptanabilir. Dilsel
açıdan da, imge oluşturma açısından da, şiir-öznesi veya şair olarak
kendini anla(t)ma açısından da böyle bu...
Modernist bir bakışın, dünyayı başka bir gözle algılayışın
ürünüdür şairin üçüncü kitabındaki şiirleri. Turgut Uyar'ın, üçüncü
kitabıyla poetikasında yaptığı önemli değişimi Tuncer Uçarol şöyle
yorumlar: "Turgut Uyar'da; Dünyanın En Güzel Arabistanı ile, anlam
sıçramaları, özgür çağrışımlar, bağımsız dizeler, şaşırtma öğesi,
kutsal kitapların etkisinde uzun dizeler, düzyazısal şiirler ile
düzyazı şiirler başlamıştır. (...) Dille oynamalar; dilin özgürce,
ustaca tadını çıkarmaları da vardır. (...) İlk iki kitabındaki o
gevşek anlatım dokusu gitmiş, özlü ve çarpıcı söyleşilere girmiştir.
Bir şiirde bile birden çok özlü konu (tema) üretimine başlamıştır."
(1)
Eğer şiir temelde dil, biçim ve anlam sacayağı üzerine
kurulan estetik bir yapıysa, bu çerçevede, Turgut Uyar'ın Dünyanın
En Güzel Arabistanı kitabında -kendi şiiri açısından- yenilikçi,
farklı yaklaşımların ürünü olan şiirler okunur. "Başka"lığın peşine
düşen şair, kitabın adından başlamak üzere kendine yeni bir kanal
açmış görünür. Bu kanaldan akan şiir giderek İkinci Yeni adıyla
büyük Türk şiiri okyanusuna dökülecektir.
Sözün burasında Caudwell'in, şairlerin poetikalarındaki
değişimi anlamada anahtar olabilecek belirlemelerine başvurmakta
yarar var. Caudwell, şiirin temel özelliklerini irdelediği, bunu
yaparken şiirin ritmine de değindiği kapsamlı yazısının başlarında
şöyle der: "Ritim, şiirin içinde doğduğu toplumsal çevrenin
izleridir. Bunun sonucu olarak ritmin yapısı, şiirin içgüdüsel ya da
coşkusal özü ile bu coşkunun kolektif olarak kendisini
gerçekleştirdiği toplumsal ilişkiler arasındaki kusursuz dengeyi
ustaca ve duyarlı bir yolla dile getirir. Böylece insanın kendi
içgüdüleriyle toplum arasındaki ilişkiyi değerlendirmesindeki
herhangi bir değişiklik, hazır bulduğu ve dolayısıyla bir şair
olarak şu ya da bu yönde değiştirdiği ölçü ve ritim alışkanlıkları
karşısındaki tutumunda yansır." (2)
Turgut Uyar'ın, 1950'lerin sonuna gelirkenki poetik değişim
tercihi son derecede olumludur. Şiirin akış yönünü görmüş, şiirde
modernliğin ve bunun ötesinde de modernistliğin izlerini, göz
alabildiğine uzanmaya aday olan kendi şiir çevreninden genişleyerek
Türk şiirinde bırakmaya başlamıştır. Sosyal yaşamında meydana gelen
statü ve çevre değişikliği, askerlik mesleğinden ayrılıp sivil
yaşama ve sivil ortama geçmesi şiirindeki değişikliğin ana
nedenlerindendir. Bugün Büyük Saat'in altında durup bu saatin tik
taklarını dinlediğimizde, Dünyanın En Güzel Arabistanı'yla şairin
neyi başlattığını, kendi poetikası bağlamında nasıl bir şiir
anlayışının temellerini attığını daha iyi anlayabiliyoruz.
Kendisiyle yapılan bir söyleşide söyledikleri, bu konuda birinci
ağızdan yapılan açıklamalar olması bakımından önemlidir: "Kendi
adıma beni yazdığım şiiri yazmaya iten neden çevremin değiştiğini
görmemdi. Birdenbire kentleşen dünya, birdenbire karşılaştığım neon
lambaları, büyük oteller, birtakım yeni gelişmeleri haber veren
durumlar beni artık Orhan Veli şiiri yazmakla kurtaramıyordu." (3)
Turgut Uyar'ın poetikası,bütün olarak bakıldığında düz bir
çizgi üzerinde yürüyen, derinlemesine kazılar yapan bir poetika
değildir. Yataylıktan çok dikey ilerleyişi gözeten şair, bu dikey
çizginin çeşitli yerlerinde sapmalar da göstererek kurar şiirinin
ana gövdesini. Bu bakımdan Mehmet H. Doğan'ın, " Turgut Uyar (...)
boyuna kendini yenileyen, şiirinde çeşitli dönemler açmış, kapamış
bir şair(dir)." (4) biçimindeki yargısı yerinde bir
değerlendirmedir. Ahmet Oktay da, Turgut Uyar'ın poetikasındaki
köklü değişimi irdelediği yazısında, şairin bu konuda söylediklerine
yaslanarak oldukça doyurucu sonuçlara ulaşır: "Uyar, yenilikçi
şiirlerini yazmaya başladığında marjinalde yaşamaktadır. İki
düzeyde: İlkin, Turgut Uyar olarak: Kentin sıradan üyesidir.
İkincisi, şair kimliğiyle toplumun dışlanmış bir üyesi olarak. (...)
Kente geliş kültürel sferde derin bir yarılmaya yol açacak, tüm
referans odaklarını dönüştürecektir ama şairi öncelikle etkileyen
büyük kentin güncel yaşamı'dır. Taşra'nın ufkunu bir anda tuzla buz
eden nesne'ler dünyasıdır." (5)
Turgut Uyar, poetikasındaki değişim paralelinde, şiirde
farklı bir dil yaratan şairlerdendir. Uyar için şiir, denilebilir
ki, öncelikle bir dil işidir; farklı bir dil yaratabilme işidir.
İmgeye hatta öyküye yaslanan şiirlerinde bile bunu görmek mümkündür.
Bir söyleşide, kendisine sorulan bir soruya yanıt olarak söylediği
şu sözler hem onun şiirinde üçüncü kitaba geçerken görülen değişimi
vurgulamasının, hem de şiir diline ne kadar önem verdiğinin, bir
şiir dili oluştururken hangi olanakları zorladığının kanıtıdır:
"Hazır bulduğumuz şiir belki yetmiyordu bu yeni oluşum içindeki
insana. Yani bu değişim bir bakıma zoraki bir değişim değildi. Tam
tersine kendini zorlayan bir eğilimdi. Yeni insana, daha doğrusu
değişen insana yeni anlatım olanakları aramak çabasıydı. Düzyazının
ya da 'düzyazının kıyılarında dolaşmanın' şiirsel gücüne hâlâ
inanıyorum. Şiirin yararlanamayacağı bir alan düşünemiyorum." (6)
Uyar, poetikasını oluştururken İkinci Yeni söylemi içerisinde hem
kendine özgü bir şiir dili yaratmayı hem de şiirde kullanılan
malzeme olarak dili dönüştürmeyi hedeflemiştir. Sözcük seçimindeki
tutarlı tavrı, bilinçli eğilimi dile hem söylem içinde bir ayrılma
çizgisi hem de malzeme olarak farklı bir önem verdiğini gösterir.
Veysel Çolak, şiiri diyalektik bir toplam olarak nitelerken Turgut
Uyar'ın dil anlayışına da değinir ve şairin, sözcük seçimindeki
eğilimine ilişkin yorumlarda bulunur: "Bir şiirin her ögesi (bileşkenleri),
yazma süreci yaşanırken varılan uğrakları açıklar. Örneğin Turgut
Uyar'ın, ekonomik, teknik, bilimsel gelişmelere paralel yaşama
katılan yeni sözcüklerin şiire sokulmasını ısrarla savunması bir
uğrağı tarif etmekten başka bir şey değildir. Gene bu doğrultuda
kelime dağarcığının getirdiği sınırlamalar, bilinen öbeklerin,
tamlamaların, sözdiziminin yetmezliği, şaire bir dil uğrağını
yeniden oluşturtabilir." (7)
Turgut Uyar şiirinde anlam doluluğu ile ritim çoğu zaman
birlikte yürür. İyi şiirin ne olduğunu bilen şair, ne yalnızca
anlamda kalır ne de yalnızca ritimde. Yaratılan ritmin anlamla
bütünlük içinde olması ise onun şiirinde asıl estetik yüksekliği
getirir. Cemal Süreya, "Turgut Uyar yalnız bir ritim kurmamış, aynı
zamanda o ritmi kendi şiirinin kadrosu için de özgürleştirmiştir.
Ondaki iç ritim sese ilişkin bir nitelikte değil. Daha çok şiirsel
yükün gövdede rahatlıklar aramasıyla ilgili." (8) derken, belki onun
şiirindeki sesi, doğrudan ses bağlamında biraz kenara itmiş görünür
ama yine de yaptığı saptama, şiirin ana gövdesine yaslandırıldığı
için dayanaklıdır.
"Göğe Bakma
Durağı"nda Dilsel Saptamalar
ve Şiirin Sesini
Dinleyiş
"Göğe Bakma Durağı"na, kullanılan bir malzeme olarak dil
açısından baktığımızda dikkatimizi ilk çeken yinelemeler olmaktadır.
Sözlerin şiirde bir ritim yaratma amacıyla yinelenmesine örnek olmak
üzere "Göğe bakalım..." cümlesi verilebilir. İki sözcükten oluşan bu
cümle şiirde en çok tekrarlanan sözdür; böylelikle hem sessel bir
bütünlük sağlar hem de verilmek istenen anlama ulaşmada ipucu olur.
İlginçtir, bu cümle şiirin yalnızca ilk bölümünün sonunda kendi
başına tekrarlanır; öteki dizelerde başka söz gruplarıyla birlikte
tekrarlandığı görülür: "İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım...
Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım... Beni bırak göğe
bakalım... Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım...
Durma göğe bakalım..." Ayrıca, "Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa
öpüşürüz sokaklarda" dizesinde, "Bu senin eski zaman gözlerin yalnız
gibi ağaçlar gibi" dizesinde, "Sayısız penceren vardı bir bir
kapattım / Bana dönesin diye bir bir kapattım" dizelerinde ve şiirin
sonunda şairin adeta sıkıcı yaşamdan uzaklaşıp gidebileceği yerde
bir sığınak, dayanak ararcasına söylediği "Durma kendini hatırlat"
sözlerinde bunun örnekleri görülür. Şunu belirtmekte yarar var;
şairin bu yinelemeleri kullanmaktaki amacı dizenin vermek istediği
anlama göre değişir. Kimi zaman seste kimi zaman da anlamda rol
üstlenir bu dil birimleri; daha çok da anlamda...
Bu tekrarların belirgin iki amacı vardır: Şiir-öznesi
olarak şairin bu tekrarları yapmaktaki amacı; seslendiği kişiye
belli bir eylemi sık sık hatırlatmak ve bu yolla onu adeta istenen
eyleme mecbur etmektir. Şiiri yazan kişi olarak şairin amacı ise
şiirde bir anlam yoğunluğu ve ses doluluğu sağlamaktır. Okuyucu
şiiri okurken, ana yapının çeşitli duraklarında aynı sözleri sık sık
tekrarladığında ister istemez bir ses örgüsünün oluştuğunu
duyumsamaktadır. İkinci bölümde "uyku" sözcüğünün türevlerinin
sıklıkla yinelenmesi de benzeri bir amaca yöneliktir.
"Uyumak-uyumamak" karşıtlığı iki ayrı dünyayı işaret etmede önemli
bir göstergedir. Karşı-dünya "uyusun", biz "uyumayalım"! Dolayısıyla
bizim "sevişme" eylemimizi karşı-dünya görmesin, özgürce sevişelim,
birlikteliğimiz başkalarını rahatsız etmesin, biz de onlardan
rahatsız olmayalım. Karşıtlık yalnızca "uyumak-uyumamak" eyleminde
değildir; karşı-dünya kendi içindeki karşıtlarını bile aynı dokuda
buluşturur: hırsızlar-polisler, açlar-toklar. Şair (şiir-öznesi)
karşı-dünyayı iyisiyle-kötüsüyle, iyi durumda olanıyla-kötü durumda
olanıyla bütün olarak dışlama eğilimindedir: "Herkes uyusun iyi
oluyor hoşlanıyorum / Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun /
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam / Herkes yokken biz
oluruz biz uyumayalım".
Şiirde kullanılan karşıt kavramlar, anlamsal açıdan iki
dünya arasında bir zıtlık yaratırken, yinelemeler de şiirde ritmin
sağlanmasında önemli öğeler olarak dikkati çeker. Sözcüklerin
dilbilgisi değerlerinin oluşturduğu ritmin yanı sıra yalnızca bazı
ses tekrarlarına da değinmek gerekir bu şiirde. Turgut Uyar'ın
doğrudan doğruya bu ses tekrarlarını gözettiğini düşünmek belki
yanlış olur ama "Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından / Bebe
dişlerinden güneşlerden yaban otlarından" dizelerinde "ş" sesini,
"Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor / Seni aldım bu sunturlu
yere getirdim" dizelerinde "s" sesini, "Nasıl olsa sarhoşuz nasıl
olsa öpüşürüz sokaklarda" dizesinde de "ş" ve "s" seslerini,
duymamak olası değildir. Üstelik, bu dizelerden bir kısmının birbiri
ardınca söylendiği dikkate alınırsa bunlarla yaratılan sese daha
ciddi biçimde kulak vermek gerektiği düşünülebilir.
Şairin, söyleyişte yinelemelere önem verdiğini öteki bazı
şiirlerine bakarak da anlamak olası. Sözgelimi, "Tel Cambazının
Kendi Başına Söylediği Şiirdir"de "Ben eskiden hep acıkırdım / Alıp
başımı ekmeklere giderdim / Eski evlerde orospulara giderdim /
Bulutlu geniş meydanlara giderdim / Sevdalı şiirlere giderdim" (9)
dizelerinde, "Yılgın" şiirinin ilk bölümündeki "Bir sargın umut
yakaladım onu kuşandım / Serin mavi bir gökyüzü buldum onu kuşandım
/ Denize doğru sokaklar gördüm oları da kuşandım / Üstlerine üstlük
seni kuşandım" (10) dizelerinde benzeri yinelemelerin örneklerini
görürüz. Sözcük tekrarları kadar ses tekrarları da dikkati çekecek
boyutlara ulaşır kimi zaman. "Göğe Bakma Durağı"nda "s" ve "ş"
sesleri sıklıkla yinelenmişken, "Tel Cambazının Tel Üstündeki
Durumunu Anlatır Şiirdir"de hem baş tarafta hem de sonlarda "z"
sesinin belirgin titreşimleri hissedilir: "Sizin alınız al inandım /
Morunuz mor inandım / Tanrınız büyük âmenna / Şiiriniz adamakıllı
şiir (...) / Ama sizin adınız ne / Benim dengemi bozmayınız" (11)
Yine aynı kitapta yer alan, yukarıda örnek olarak kullandığımız
şiirlerle aynı dönemde yazıldığı bilinen "Kankentleri" şiirinde de
"k" ünsüzünün aliterasyonu söz konusudur: "kan akıyor penceresi
karanlık evlerden (..) Bu kandır akıttığımız sıkıntılı pazarlarda"
(12) Şiirde dile, şiir diline böylesine önem veren bir şairin sözcük
ve ses yinelemelerine bu kadar sık başvurması elbette nedensiz
değildir. Sözün etkisini artırma, yapılan eylemi, anlatılan durumu
tekrar tekrar anımsatma ve belki de somutlayıcı bir yaklaşımla
duyulara yönelme amacı vardır yapılan yinelemelerde.
"Göğe Bakma
Durağı"nda Cinselliğin İzleri
Cinsellik bu şiirde sözü edilmesi gereken yardımcı
temlerden biridir. Turgut Uyar şiirinde cinsellik önemli bir yer
tutar. Kimi zaman yalnızca yaşanan bir eylem olarak, kimi zaman
yaşama bakışın bir yönlendiricisi olarak, kimi zaman dünyayla ilişki
kurma biçimi olarak... cinsellik onun şiirlerinde sık sık yer bulur
kendine. Muzaffer Erdost'un bu konudaki saptamaları, biraz abartılı
olmakla birlikte, yol göstericidir: "Turgut Uyar bu karşılıksız
hayatın içerisinde en yüksek ve yaşamanın tek ve güçlü anlamı olarak
cinsiyet ilişkisini bulur. Bütün sevinçlerin, coşkuların, bitip
tükenmez engin çalışmaların sebebi ve kaynağı cinsi güçtür ve cinsi
ilişkilerdir." (13)
"Göğe Bakma Durağı"nda cinsellik çok belirgin anlam
yönlendiricilerinden olmamakla birlikte dikkatten kaçırılmayacak
biçimde yer alır. "Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz
sokaklarda" dizesinde "sarhoşluk" özgürlüğün, başkalarından
soyutlanmanın ya da başkalarını kendinden soyutlamanın
göstergesidir. Sokaklarda sarhoş dolaşmak ve özgürce öpüşebilmek
cinselliğe giden küçük bir adımdır.
İnsanın bir organı olarak "eller" cinsellikte yol açıcı
konumdadır. Cinsellik duyusu ellerin birbirine temasıyla uyanır ve
yükseklik kazanır. "Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe
bakalım / Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum / Bu senin eski
zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi / Sularım ısınsın diye
bakıyorum ısınıyor" dizelerinde ise daha derinlerden, daha güçlü bir
dalga halinde gelen cinsel duyu söz konusudur. "Suların ısınması",
cinsel aşkın ateşli suyu olan spermi, dolayısıyla erkeğin yüksek
cinsel arzu duymasını çağrıştırır.
"Göğe Bakma
Durağı"nda İki Karşıt Uzam
ve
Sunulan Dünyanın
Bütünlüğü
Hüseyin Cöntürk, Uyar'ın, İkinci Yeni'ye eklemlendiği
Dünyanın En Güzel Arabistanı kitabıyla yarattığı özgünlüğe
değinirken çok önemli bir noktaya temas eder: "Arabistan bize
kendine özgü 'büyük bir dünya' getiriyor. 'Tek' bir dünya. Onun
içinde klişe dünyalar da var, olmayanlar da. Ama bunlar bizim
dikkatimizi teker teker çekmekten çok, o büyük dünya içindeki
yerleriyle ilgilendiriyor. Bu dünyalar kendileri ile bitmiyorlar,
daha öteye uzanıyorlar..." (14) "Göğe Bakma Durağı" da bu farklı
duruşu, başka bir şiir anlayışına yönelişi, özellikle de Cöntürk'ün
değindiği "daha öteye uzanışı" haber veren şiirlerden biri. Divan'a
gelene kadar, Turgut Uyar'ın kendi şiirinde yarattığı iç-dönemin en
karakteristik şiirlerinden biri aynı zamanda. Gerçeküstü öğelerin
şiirsel gerçeklerle birlikte yürüdüğü, şiirsel gerçekliğin
nesnelliğe galebe çaldığı önemli bir örnek. Bu anlamda "Geyikli
Gece" gibi, "Tel Cambazı..." ya da "Akçaburgazlı Yekta..." gibi
tipik bir şiir. Bu şiirin önemi yalnızca Turgut Uyar poetikası
içinde değil, İkinci Yeni hareketi içinde de dikkatle
değerlendirilmelidir.
"Göğe Bakma Durağı" bir dünyanın bütün olarak sunulmasının
örneklerindendir. Şiir hem dil, hem ses hem de anlamsal bakımdan bir
bütünlük sergiler. Şiirde yaratılan dünya, şiirin başlamasıyla
başlayan ve bitmesiyle biten bir dünya da değildir. Cöntürk'ün
belirlemesine dönecek olursak, "daha öteye uzanış"ın tipik bir
örneği. Şiirin bir betimlemeyle, duygu aktarımıyla ya da izlenimci
bir yaklaşımla başlamayışının nedeni de budur. Şiir, okuyanda
birdenbirelik etkisi uyandıran bir seslenmeyle başlar: "İkimiz
birden sevinebiliriz göğe bakalım". Turgut Uyar'ın biçeminin
belirleyici özelliklerinden olduğu ileri sürülebilecek olan aynı
teknik onun başka şiirlerinde de karşımıza çıkar. "Geyikli Gece"nin
hemen başındaki "Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta" (15)
dizesinde, "Eski Kırık Bardaklar"da ise şiiri başlatan "İşte bu
ellerimle yalnızım bu inanmazsan bak" dizesinde aynı tekniğin
kullanıldığı görülür. (16)
"Göğe Bakma Durağı" şiiri bütün olarak değerlendirildiğinde
şairin, "İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım" dizesiyle
sevgilisine seslendiği açıktır; buradaki "ikimiz", "sen ve ben"dir.
Aşk ilişkisinin biri özne öteki nesne olmayan iki kişisi, iki
öznesi. Nesne yoktur bu söyleyişte; çünkü ilk dizedeki iki eylemde
de (sevinebiliriz, bakalım) kişiler çoğuldur (biz: sevinebiliriz,
biz: bakalım). Bu ise, iki kişinin giderek çoğullanması, "biz"e
dönüşmesidir. Buradan da, iki kişilik bir bütünlüğe, başkalarına yer
açmayan, iki kişiyi yeterli gören bir bütünlüğe gitmek yanlış olmaz.
Nitekim, şiirin sonlarına doğru "Bir ellerin bir ellerim yeter
belliyelim yetsin" dizesi gelecektir. Özne yine aynı iki kişidir
(biz: belliyelim) ve bu iki kişinin birbirine yetmesi isteği söz
konusudur. Şiirde "herkes" ve "biz" karşıtlığı o kadar belirgindir
ki şiirin, bu karşıtlık üzerine kurulduğu bile düşünülebilir. Turgut
Uyar'ın, ilişkiler bağlamında, yalnızca "Göğe Bakma Durağı"nda yer
verdiği bir yaklaşım değildir bu. "Kan Uyku" şiirinin ilk dizesi
aynı paralelde okunabilir: "Bir biz ikimiz varız güzel öbürleri hep
çirkin" (17)
"Göğe Bakma Durağı", iki dünya arasında gidiş-gelişin,
çevrenleri birbiriyle koşut çizilen ve bu nedenle de asla kesişmeyen
iki dünya arasında bulunuşun şiiridir. Şair, tercihini "başka"lıktan
yana ("gök") yapmıştır ama hâlâ "burada"dır; şiiri "burada"ki şair
söylemektedir. Şiirde adı geçen varlıkların çoğu "yer"e aittir:
evler, otobüs, durak, sokaklar... "Dönmeyeceğimiz bir yer" ise
"gök"tür; yani "başka"lığın yakalanacağı uzam. (18)
Duygu ve düşünce açılarından bakıldığında "Göğe Bakma
Durağı"nın bir heyecan şiiri olduğu görülür; açılma ve genişleme
arayışının, kentten ve sıradanlıktan kaçma arzusunun, kurtuluş
arayışının şiiri... Kaçış isteği, sıradan kent yaşamından duyulan
sıkıntının yol açtığı bir arzudur. Şiir-öznesi kaçışın heyecanını
duyar ve bu heyecanı sevgilisine de duyurmak ister. Aslında şiirde
"göğe bakma durağı" sözüyle anlatılmak istenen, "yaşamın dondurulmuş
bir an'ı"dır. Şair bu duraktan, yaşamın bu dondurulmuş an'ından
yükselişe geçmek ister. Bu şiirin iki karşıt uzam arasında gidip
geldiği düşünülürse (yer-gök) bu, daha kolay anlaşılır. "Yer"
(dünya) uzamına ait olarak şair aynı zamanda sıradanlığı çağrıştıran
"kaçamak ışıklar, şeker kamışları, bebe dişleri" tamlamalarını
kullanır. Bunlar, insanları günlük yaşamda meşgul eden, insanın
oyalanmasını sağlayan, bir anlamda da insanı uyutan / uyuşturan
varlıklar ya da durumlardır. Bunlarla birlikte "yaban otları"
tamlamasıyla duyarsız insanlar (başkaları), "evler" sözcüğüyle de
başkalarının hayatları anlatılır. Bu uzamın karşısında yer alan
"göğe" ait varlıklar ya da durumlar ise şairin, asıl gidilmek
istenen yerde hem şairi, hem onun sevgilisini beklemektedir.
"Yukarısı: Gökyüzü" ve "Aşağısı: Dünya" uzamları şiirin bütünündeki
anlamı belirlemede anahtar kavramlardır. Bu iki uzam hep çatışma
halindedir. Uzamların karşıtlığının yanı sıra kullanılan başka
karşıtlıklar da şiirde belirgin bir hareketlilik yaratır: "Herkes
uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam" Durumların karşıtlığını
bu biçimde dile getirmenin ulaştığı nokta aslında şairin, kendisiyle
sevgilisini başkalarının karşıtı bir yere koyma arzusudur.
Şiirdeki uzamların çok yönlü olarak değerlendirilmesi,
şiirde kısacık da olsa bir öykünün kendini duyumsatması nedeniyle
önemlidir. Uzamların karşıtlığı açısından şiire bakıldığında "gök"
iyi uzam, "yer" ise kötü uzam olarak saptanır. Çünkü "gök" umudun,
yükselişin; "yer" ise sıkıntının, boğuntunun, sıradanlığın simgesi
gibi durur şiirin bütününde. Bir başka açıdan bakıldığında "gök"
açık uzam, "yer" ise kapalı uzam durumundadır. Açık uzam,
şiir-öznesine özgürlüğü, kurtuluşu duyumsatır. Burada aslında "yer"
uzamına ait olan "sokaklar"ı açık uzamla birlikte düşünmek gerekir;
çünkü "sokaklar" hiç olmazsa yeryüzündeyken rahat edilen, sarhoş
dolaşılan, özgürce öpüşülen yerlerdir. Bu anlamda belki de
"sokaklar", "yer"deki "gök"lerdir. Kapalı uzam ise (evler) şaire
sıkıntı duygusu verir; evlerde sıkıcı yaşamlar sürmektedir. "Bu
evleri atla bu evleri de bunları da" dizesinde şairin, sıkıcı
yaşamlardan kopmak, ayrılıp gitmek isteği sezilir.
"Göğe Bakma Durağı"nın temel imgesi "kaçış"tır; buradan
açılarak gelişir şiir. Mehmet Kaplan da incelemesinde buna özelikle
değinme gereği duyar: "Göğe Bakma Durağı Bir kaçış şiiridir.
Yeryüzünden, şehirlerden, insanlardan kaçış, kadına ve aşka sığınış,
onu adeta Tanrı yerine koyuş şiiridir." (19) Şiirde sık sık
yinelenen "Göğe bakalım" sözüyle, sıradanlıktan, günlük hayattan
kaçarak yükselme arzusu dile getirilir. "Şimdi otobüs gelir biner
gideriz" dizesinde gidilecek yer, sığınılacağı düşünülen "gök"tür.
"Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç" dizesinde, asıl
sıkıntının kaynağı olan "sıradan yaşam" belirtilir. Kaçış için en
uygun zamanın gece olduğu anlaşılır şiirden. Çünkü geceleyin
insanların gözlerinden daha uzakta, daha rahat, daha özgürdür kişi.
"Gece" şiirdeki göğe bakma an'ının yaşandığı zamandır; "kaçamak
ışıklar, karanlık, herkesin uyumakta olması..." sözleri gecenin
izleri gibi durur şiirde.
Moritz Geiger estetik algılamayı sorguladığı kitabında dışa
dönük yoğunlaşma ile içe dönük yoğunlaşmayı karşılaştırır. (20)
Uyar'ın bu şiirinde sanki bu iki yoğunlaşma iç içe gibidir. Aslında
dışa dönük ("Göğe bakalım") bir ifade kullanan şiir-öznesi, içe
dönüklüğün de işaretlerini verir: "Sayısız penceren vardı bir bir
kapattım / Bana dönesin diye bir bir kapattım". Burada "pencere"
öncelikle dışa açık olmanın, kendini dışa açmanın simgesidir; ne var
ki şair, sevgilisinin kendisiyle mutlak bir birlikteliği
paylaşmasını istediğinden onu da ilişkiye döndürmek amacıyla onun
pencerelerini kapatmıştır. "Göğe Bakma Durağı" iki kişilik bir
dünyanın özlendiği, dolayısıyla tam bir dışa dönüklükten çok içe
dönüklüğün dile getirildiği bir şiirdir bu yönüyle. Dışadönüklük
"toplumun dışına dönme, dünyanın dışına açılma" olarak okunmalıdır
bu şiirde. Kaçış, genişleme, kurtulma arzusu sonuçta iki kişiden
oluşan "biz"e kapanır. Lirizmin yalnızca "ben"le sağlandığını ileri
sürmek bu noktada geçersiz kalır, "biz"dir burada asıl söz konusu
olan. Ancak, aslında "ben" olan bir "biz"! Geiger'ın estetik algı
çerçevesindeki yönlendirmesiyle şiiri okuyan kişi kendisine
gösterilen "dış"ın aslında "iç" olduğunu görecektir en sonunda.
"Göğe Bakma Durağı", yapısal açıdan da içerik açısından da
bütünlüklü bir şiirdir. Bütünlüğü çeşitli anlamlarıyla birlikte
düşünmek gerekir Turgut Uyar şiirine eğilirken. Onun şiiri dizeye
yaslanan bir şiir değildir; İkinci Yeni şairlerinin genel
eğilimlerinden biridir bu. Şiiri, bütün bir gövde olarak görüp ona
göre yontmak, biçimlendirmek. İkinci Yeni şairlerinin çoğunun
plastik sanatlara ilgi duymasının bir sonucu olarak alınabilir bu
durum. Şiirin bir bütün olarak görülmesi onun dizeye indirgenmesine
engel olmuştur İkinci Yeni'de. Turgut Uyar'dan örnek verelim;
"Geyikli Gece"de, "Terziler Geldiler"de, "Büyük Saat"te ya da "Hızla
Gelişecek Kalbimiz"de suyun dibinde pırıl pırıl parlayan tek tek
taşları değil, derinlerini gösterecek kadar pırıl pırıl suyun
kendisini görürüz bütün olarak. Bu yaklaşımı kendine yakıştıran
Turgut Uyar'ın bir toplu söyleşide söylediği şu sözleri yeniden
değerlendirmek gerekir şiirsel bütünlük bağlamında: "Bizim
kuşağın derdi iyi şiir yazmak olmadı, yaşamın karmaşasını şiire de
taşımaktı derdi. Yetkin bir şiir amaçlanmadı demek, şiire önem
verilmedi anlamında değil. Biz 'mısra döktürme'ye özenmedik. Bir
durumu en iyi anlatmak, kimi zaman şiirden vazgeçmek pahasına en iyi
anlatmak nasıl mümkünse onu denedik. Kendi adıma konuşuyorum
burada." (21)
"Göğe Bakma
Durağı"ndan Ayrılırken
Turgut Uyar'ın, kendi şiir ırmağını yeni bir akışa
yönlendirdiği dönemde yazdığı şiirlerden biri olan "Göğe Bakma
Durağı" şairin bu yeni döneminin hemen tüm özelliklerini barındıran
bir metindir. Gerek şairin duyarlığı, gerekse poetik anlayışı
bakımından incelendiğinde yenileşmenin, modernleşmenin belirgin
izleri bu şiir metninde görülebilir. Şiirde imge bağlamında
karşıtlıklara özellikle yer verilmesi şairin şiir-öznesi olarak
dünya karşısındaki duruşunun, sanatçı olarak da yeni yaklaşımının
yansıması biçiminde değerlendirilebilir. Karşıtlıkları kullanmanın
bir nedeni de, var olan bir durumu ortaya koyarak, düzeyli estetik
algıya hazır olan okuyucuda bütünlük duygusu uyandırmaktır. Şiirde
hem içerik hem de biçim açısından sunulan bütünlüklü görünüş, Turgut
Uyar'ın, şiir metnini hangi aşamalardan geçerek yaptığının
kanıtıdır. Bireyin toplum içerisindeki huzursuzluğunu, kaçış
özlemini, yeni dünyanın dışında kendine dingin bir yer arayan
kişinin duyuşunu ortaya koymada "Göğe Bakma Durağı" Dünyanın En
Güzel Arabistanı'ndaki öteki şiirlerle birlikte okunduğunda asıl
önemini duyumsatacaktır. Çünkü, bu şiir bağımsız bir metin değildir;
tam tersine Turgut Uyar şiirinin ana gövdesinin homojen
bölgelerinden biridir.
Notlar
(1) Tuncer UÇAROL,
"Turgut Uyar'ın Büyük Saat'i"; Turgut UYAR, Sonsuz ve Öbürü,
Broy Yay., İstanbul, 1985, s. 75
(2) Christopher
CAUDWELL, Yanılsama ve Gerçeklik, [Çev.: Mehmet. H. DOĞAN],
Payel Yay., İstanbul, 1988, 2. basım, s. 146
(3) Turgut UYAR,
Sonsuz ve Öbürü, s. 107
(4) Mehmet H. DOĞAN,
Şiirin Yalnızlığı, Broy Yay., İstanbul, 1986, s. 266
(5) Ahmet OKTAY,
"Zamanla Göz Göze 'Uzaklarda Yapıldığı Sanılan Bir Şiir'in Arka
Fonu", Kabul ve Red, Simavi Yay., İstanbul, 1992, ss. 144-145
(6) Enver ERCAN,
Şair Çünkü Onlar, Kavram Yay., İstanbul, 1990, ss. 148-150
(7) Veysel ÇOLAK,
Mürekkebin İçtiği Ses, Öteki Yay., Ankara, 1999, s. 75
(8) Turgut UYAR,
Şiirde Dün Yok mu?, [Hazırlayan: Tomris UYAR], Can Yay.,
İstanbul, 1999, s. 68
(9) Turgut UYAR, "Tel
Cambazının...", (Dünyanın En Güzel Arabistanı) Büyük Saat,
Can Yay., İstanbul, 1984, s. 67
(10) Turgut UYAR,
"Yılgın", Büyük Saat, s. 71
(11) Turgut UYAR, "Tel
Cambazının...", Büyük Saat, s. 68
(12) Turgut UYAR, "Kankentleri",
Büyük Saat, s. 129
(13) Turgut UYAR,
Şiirde Dün Yok mu?, s. 33
(14) Turgut UYAR,
Şiirde Dün Yok mu?, s. 28
(15) Turgut UYAR,
"Geyikli Gece", Büyük Saat, s. 63
(16) Turgut UYAR,
"Eski Kırık Bardaklar", Büyük Saat, s. 81
(17) Turgut UYAR, "Kan
Uyku", Büyük Saat, s. 70
(18) Zeynel KIRAN-Ayşe
EZİLER-KIRAN, Yazınsal Okuma Süreçleri, Seçkin Yay., Ankara,
2000 (Şiirdeki uzamların yorumlanmasında bu kitabın "zaman-uzam"
kavramlarına ilişkin bölümünden yararlanılmıştır.)
(19) Mehmet KAPLAN,
Şiir Tahlilleri, Dergâh Yay., İstanbul, 1980, s. 311
(20) Moritz GEIGER,
Estetik Anlayış, (Çev.: Tomris MENGÜŞOĞLU) Remzi Ktb., İstanbul,
1985
(21) Turgut UYAR,
Şiirde Dün Yok mu?, s. 290
Bâki
Asiltürk
|
|