|
Şiirin geleceği
üstüne düşünmeniz, bir şeyler söylemeniz istenirse ne yaparsınız?
Öncelikle birtakım sorular üşüşmez mi kafanıza?
Örneğin
başlangıç noktası: Şiir derken, bir tür olarak mı, yoksa ülkemizde
yazılan mı kastediliyor?
Başlangıç için
bir başka soru: Bugün yazılanların gelecekte okunup okunmayacağı
mıdır merak edilen?
Bağlı olarak
bir de şu sorulabilir: Gelecek derken kastettiğimiz ne? Yirmi
birinci yüzyıl mı, yoksa daha öteleri mi?
Yanıt aramaya
kalkışmak için, belki elimizin altında bulunana yönelmeli. En yakın
olana, elbette ülkemizin şiiri ve onun bugünkü durumuna.
Nasıl
bakacağız? Tek tek adlar üzerinde durmaktansa, en uygunu
kümelendirme yapmak.
Bugün
ülkemizdeki şiir için şunlar söylenebilir o zaman:
Bir kesimiyle,
gitgide daralıyor. İnsanı tarih, toplum vb belirleyicilerden
yalıtarak. Yaşamı uçlardaki ayrıntılara, aykırılıklara indirgeyerek.
Bir kesimiyle,
gerçekleri yerli yerine oturtmayı önemsediği halde, kendi sanatsal
geleneğinden gerekli sonuçları çıkarıp onlara yaraşık bir beğeni
düzeyi tutturmaktan, yakasını günübirlik alkışlardan sıyırıp
ilgisinin sahiciliği ve kuşatıcılığıyla toplumu kucaklamaktan zaman
zaman uzak kalıyor.
Bir kesimiyle,
doğrudan meta üreteminin elinde. Sahicisini kaşla göz arasında
sahtesiyle değiştirip bir yandan kafaları bulandırmaya, bir yandan
da kasaları doldurmaya yarıyor.
Şimdi, bu
genelleme çerçevesinde geleceğe bakmak istersek, nereden
başlamalıyız?
Bu durumlarda
ben hep geçmişe dönmekten yana oldum. Geçmişe dönmek, edindiği
karmaşık görüntüden bir şeyi sıyırıp onun özüne ulaşmayı sağlar diye
düşündüm. O öz de, aranılan yanıtın ipuçlarını her zaman bağrında
taşır.
Yine öyle yapıp
geçmişe döndüğümüzde, işte görünenler:
Sözünü
ettiğimiz kesimlerden birinin arkasında, bir sınıfın yükselişi,
sonra da ilerici niteliğini yitirip bugüne varışı yer alıyor. Bu
sürecin başlangıcıyla bugünü arasında, sanata dayatılan ve onu
budaya budaya kendini yalnız kendiyle açıklayacak noktaya kadar
götüren bir gözden çıkarma sözkonusu.
Bir başkasının
arkasında ise, sanatın doğuşuna değin uzanan büyük bir tarih
yatıyor. Ve o tarih, yalnızca bir olaylar toplamı değil, çağlardan
çağlara nelerin değiştiğini, aynı kalanın ne olduğunu gösteren
önemli bir kaynak.
Üçüncü kesime
gelince, her iki geçmişle de bağlantısı olduğu kesin. Birinde gözden
çıkarılmış olanı o yeniden baş tacı edilmiş gösteriyor, öbüründe
dayanılan kaynağı ise özünden yalıtmaya uğraşıyor.
Geçmişi
tanıdığımız zaman geleceği de tanıma fırsatı elde ederiz, öyleyse
bunca değişime karşın aynı kalanın ne olduğunu tarihten öğrenirsek,
geleceğin ipuçlarını da ele geçiririz desem ve sözü burada
noktalasam, yazının en başında andığım kimi sorulara yenileri mi
eklenir, yoksa birkaç satır içinde de olsa aranılan yanıta bir kapı
aralanmış mı olur?
Belki de kısa
kesip hafife almış görünmemek için, konuyu başka düzlemlere
taşımalı, ona başka ilişkiler içinde bakmalı. Örneğin dil düzleminde
ele alınınca söylenebilecek olanlarla. Şiir, dili kullanır, dille
yazılır demeli. Bunun bir ucu, dil içinde kalıp bir başka işlev
kazanmasına, bir ucu dilin iletişim aracı olduğunu yadsıyıp kendi
içine kapanmasına kadar uzanır demeli. Sonra da, insanlar arası
iletişimi sağlayan ya da engelleyen koşulların geleceği, şiirin de
geleceğini hazırlar demeli.
Geçmişi
tanıyınca, dili konuşunca böyle. Bir de gelecekten bakılsa.
Gelecekteki insanın yaşayacağı koşullardan, o koşulların getireceği
gereksinimlerden. Olacakları bugünden kestirmenin olanağı yok
diyenler gibi, olacakları hazırlayanların arasında bugün
yapılanların bulunduğunu ileri sürenler de göz önüne alınsa. Bugün
yazılan şiirin gelecekte okunup okunmayacağı yerine, gelecekteki
insanın geçmişe dönüp baktığı zaman neleri göreceği konuşulsa.
Gelecekte yazılacak şiiri belirleyen gereksinimlerden birinin de bu
olduğu.
Kemal Özer
|