| |
Yıllar önce, J. L.
Lecercle ile P. Albouy'un ortak incelemelerine verdikleri Edebiyat
timinin Problemleri (Sosyal Yayınlar 5, 1962) adını görünce çocuklar
gibi sevinmiştim. Sanat eleştirilerinin, incelemelerinin birtakım
havadan değerlere, kişisel değerlendirmelere, ideolojik çıkarlara
değil de sağlam gerçeklere dayandırılmasını isteyenlerimiz uzun
süredir böyle bir tanımlayıcı sözcüğe gerek duyuyorlardı. Bezirci,
bir ara inatla "bilimsel eleştiri" demişti. O da güzeldi. Ama
Edebiyat Bilimi tanımı, kökünden kestirip atıyordu her şeyi.
Yoktu artık, eskisi gibi, bir eseri tanıtırken, önce sanatçının
kimliği üzerinde -kişiliği değil- bir iki söz edip arkasından,
"Bakın şairimiz aşkı nasıl anlıyor... Bakın şairimiz hepimizi tir
tir titreten ölümü nasıl anlatıyor..." gibi hiçbir bildirisi,
hiçbir görevi olmayan cümlelerden sonra veryansın etmek alıntılara.
Azıcık gözü açık okuyucu da bilebilirdi şairin nerede ölümden,
nerede aşktan söz ettiğini. Bunun için rasgele birinin "münekkitlik"
cübbesini giyip büyük büyük söz etmesinin gereği yoktu. Ayrıca
tehlikeliydi de. Çünkü sanat eserini, güçsüz eleştiriciden çok daha
iyi anlayan çoğunluk okuyucuyu, o "bakın'cı münekkit"in bir yerde
şaşırtı vermesinden de korkulurdu.
Yoktu artık,
anılara, arkadaşlıklara dayanarak, "Bir vakitler (...)de beraber
içiyorduk; rahmetli bana bu konuda demişti ki..." gibi ahkâm
kesmeler, anı tüccarlıkları.
Emeğe inanıyorsak;
en yüce, en güzel, en doğru ne varsa temelinde emeğin bulunduğuna
inanıyorsak, eleştirici kuracaktı tezgâhını, açacaktı önüne sözlüğü,
ansiklopediyi, felsefe, edebiyat, tarih hatta ekonomi kitaplarını,
çalışacaktı, inceleyecekti, ter dökecekti. Eleştirdiği eserin,
sanat, tarih ve toplum içindeki yerini, önemini, değerini ter
dökerek koymaya çalışacaktı ortaya.
Bu yöntemle yola
çıkılınca, sanat eserlerini artık şu ya da bu peşin yargıya göre
değil, sanat alanında geçerli yasalara göre değerlendirmek
zorunluluğu kendiliğinden doğacaktır. Bir takım politik endişelere,
hele hele duygusallığa hiç yer olmadığı çıkacaktır ortaya.
Dünyada en az
yanılan, daha önemlisi, en az yalan söyleyenler bilimciler olsa
gerek. Bilimin yasalarına ve bilimsel gerçeklere uygun edebiyat
eleştirisi de yanılma payının en az olduğu, yalanınsa hiç olmadığı
bir eleştiri olacağından etki alanı çok çabuk gelişecek, gerek
sanatçıları, gerekse okuyucuları coşkulu dönemlerin olası
sapmalarından koruyacaktır.
Cesareti, yürekliliği göstermek için, "Ölümden öte yol var
mı?" deriz. Biz de, sağlam kanıtlara dayanan yargılar taşıyacak olan
eleştirilerimizin doğruluğuna güvenerek/alnımız açık, "Bilimden öte
yol var mı?" diyebilelim yeter ki!
NOT: Lecercle ile Albouy'un incelemelerini görmemiş
olanlara "Edebiyat Bilimi" tanımının, "nev’ inde tek olan ve
tekrarlanmasına imkân bulunmayan sanat eseri" için değil, "edebiyat
tenkitçiliği ve edebiyat tarihçiliği" için kullanıldığını
hatırlatalım. (Bak.: Adı geçen eser.)
1967
Mehmet H.Doğan
(Tekrarın Tekrarı’ndan)
|
|