| |
Şurasını
biliyoruz ki, şiir ya da koşuk (nazım), düzyazıdan önce. Bundan da
olağan bir şey olamaz, çünkü yazının bulunması, insanları
konuşmalarından çok, çok sonradır elbet. İnsanlar yazı yazmaya
başlamadan önce, tapınırken, oynamaları sırasında, söylemek
istedikleri sözleri bir biçime sokuyorlar, onu oyunla ve ezgi ile
zaman ve hareket bakımından benzeştiriyorlardı. Böylece de ölçülü
biçili sözler demek olan şiir ortaya çıkıyordu. Öyle ki, binlerce
yıl önce, bugünkü uygarlığımızın temelini atan birtakım büyük
adamlar, doğaya ilişkin düşüncelerini şiir biçiminde söylemişlerdir.
Şiir, sözlü anlatımın ilk biçimiydi.
Çok şaşırtıcı
bir şeydir, bilinen en eski tarih içinde, sadece Hititler dualarını,
masallarını düzyazı biçiminde kaleme almışlardır. Oysa onların,
bütün uygarlıklarına sahip çıktıkları Sümerler'de şiir sevgisinin
çok büyük olduğu anlaşılıyor. Okunmuş, bilinen Sümer şiirleri bunu
gösteriyor. Anadolu'nun yetiştirdiği Homeros, demek Hititleri kaale
almadan anlatacağını şiir biçiminde söylemiştir. Onun destanları
ölçülü fakat uyaksızdır.
Demek
insanlık düzyazının ortaya çıkmasını uzun bir süre beklemiştir.
Bunun için birtakım yorucu denemeler geçirildiği düşünülebilir. Peki
neden şiirle, şiire benzer ölçülü sözlerle yetinilmedi de, özne,
tümleç, ve eylemden kurulu tümceye heves edildi? Bunun nedenlerini
araştırmak bizim için artık olanaksızdır sanırım....
Melih Cevdet Anday |
|