Orhan Veli Şiirinde “Öl” Anlambirimi İle Oluşan Açkı

 

   

                                                                                                         

13 Nisan 1914’te İstanbul’da doğan, 14 Kasım 1950’de otuz altı yaşında İstanbul’da ölen Orhan Veli Kanık, Cumhuriyetin ilanıyla, 1946 yılına kadar geçen süreç içinde, yirmi üç yılını tek parti döneminde geçirdi. “Bedava” isimli kısa şiiriyle de betimlediği tek parti döneminin bitmesinden dört yıl sonra beklenmedik bir biçimde yaşamına veda ederek, değişimin ve yeniliğin şairi olarak, Türk şiirinin tarihine adını yazdırdı.

1936 yılında ilk şiiri yayımlanan Orhan Veli Kanık’ın, on dört yıllık şiir serüveninde “Garip” ile başlayıp, “Vazgeçemediğim”, “Destan Gibi”, “Yenisi” ile devam eden ve “Karşı” ile duraklayan beş şiir kitabı yayımlanmıştır. Yayımlanmayan şiirlerinin kendi dönemine göre iki-üç kitaplık olduğunu söylemek yanlış olmaz. İnceleme, bu beş kitabı kapsayacaktır. 

Garip şiiri neredeyse önce’nin bir yıkımıydı. Kalıntılar üzerine değil, köklü bir yeniden başlayıştı. Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday “Garip Önsözü” ile değişime ve yeniliğe öncü olmuşlardı. Ancak Nâzım Hikmet’in de 1929 yılında yayımladığı “835 Satır” isimli kitabını bütün bunların öncüsü olarak saymak gerekir.

Orhan Veli’nin, şiirde, sözcüklerin, başat anlamları dışında yan, mecaz ve çağrışımsal anlamlara başvurmadığını biliyoruz. Önceleri imge, söz sanatları, ses uyumu ve yinelemelere karşı çıkmasına rağmen daha sonra “Vazgeçemediğim” isimli kitabından başlayarak(hatta daha önce), ses uyumu ve yinelemeleri de kullandı. Örneğin Orhan Veli, yukarıda adı geçen beş kitapta, kırk dizeyi, doksan dört defa yineliyor. Toplam dize sayısı: 1071; yineleme yüzde dokuz.

Şiirde izlekleri, anlamı ve düşünceyi yönlendiren sözcük ilişkileri, şiirin bütününde bir ya da birden fazla açkı(anahtar) sözcük oluşturur. Kimi zaman şairler, bu açkı sözcüklerin çevresindeki, açkı sözcük anlamını içeren, oluşturan sözcükler ve sözcük ilişkileri  ile şiirlerini kurarlar; ancak asıl açkı sözcük şiirde yer almaz; kimi zaman da açkı sözcük şiirin tümüne bir defa kullanmakla egemen olur; kimi zaman da birden fazla...

Sözü edilen beş kitap, çeşitli biçimlerde ve açkılarla inceleme konusu olabilsin diye bilgisayar ortamında bir dosya içinde birleştirildi. Danışmanlığını Necmi Selamet, Tuncer Uçarol ve Nizamettin Uğur’un üstlendiği, Hüryaşa Aslan’ın geliştirdiği bilgisayar yazılımı ile bu dosya incelendi. Şimdilik bu yazının başlık sınırları içinde kalmak doğru olacak...

Yalnızca ‘öl’ anlambirimi, abecesel farklı sözcük(2099) dizinine göre; “Ölüme Yakın” şiirinin adı ile birlikte 6 şiirde, 10 defa, 9 dizede kullanılmıştır. “Ölüme Yakın” isimli şiiri dışında, üç  seri olarak yazılan “Kitabe-i Seng-i Mezar” şiirleri de doğrudan ölüm açkılıdır.

Şiirde oluşan açkı, inceleme konusu olan sözcüğün başat anlamı ile yetinemez.  ‘Öl’ anlambirimi ve ölüm kavramı çevresinde sözlüksel alan vardır. Önce, bu açkıya destek veren sözlüksel alan açısından kırk üç sözcük tarafımdan belirlendi; daha sonra da sayısı 2099 olan, abecesel farklı sözcük dizini taranarak, Orhan Veli’nin şiirlerinde kullanmış olduğu tüm sözcükler arasından ‘öl’ anlambirimi ve ‘ölüm kavramının sözlüksel alanındaki elli iki sözcük çıkarıldı. Ayrıca iki defa da, Orhan Veli’nin kitaplarına girmiş olan bütün şiirler ‘öl’ anlambirim ve ‘ölüm’ kavramı için okundu. Sözcükler şunlar: Öl, ölüm, yok oluş, mezar, mezar taşı, musalla taşı, tabut, kefen, cenaze, mef-v(mevta, mefta), otopsi, cinayet, intihar, sela, ceset, morg, cennet, cehennem, sırat, günah, kabir, sin, göm(gömü), makber, ahret, ahiret, öbür dünya, dua, metfen, meftun, ecel, azrail, melek, şeytan, lahid, lahit, lahd, kan, hayat(memat), can, ömür, yaşam(43 sözcük). Gözlerim, dünya, zaman, gelecek, allah, elifbamın, kıyma, kok(kokar, kokusu), kurşun, yaşıyoruz, yat(yata, yatar), ateş, atom, bıçak, bomba(bombası), çakı, çan(çanı, çanları), çıkartmaların, donanmalar, düşman, gömüldü, hançerle, harbinde, savaş, barış, hasta, hekim, helal, helvasında, hoca, ışığ...(ışık), idam, ihtiyar, ilahi, ilam, ipe, isyanda, kalp, kelepçe, kelle, kestiği, kılıç, kıyamet, kilise, cami, namazı, ömrüm, tanrı, tüfe(ğini-k), vur, yaş(am), rahmetli(52 Sözcük). 

Yukarıda bazı sözcüklerin yanlış yazılmış olduğu görülecektir; ahret, ahiret; sözcükleri gibi. Bunun ana nedeni şiirdeki dilsel sapma, geleneksel, yöresel şive gibi biçimlerin de sorgulanabilmesi içindir. Örneğin: Orhan Veli’nin bir başka inceleme konusu olabilecek “Garip” adlı kitabında “?” isimli şiiri: Bu şiirde dört defa “diyince” sözcüğü, bir defa da “iğri” sözcüğü kullanılır(Kanık, 2005:49). Oysa bir başka baskıda bu sözcükler “deyince” ve “eğri” biçiminde değiştirilerek yayımlanmıştır(Kanık, 1973:123). Bu sözcükler, Orhan Veli’nin 1941’de (sf:51) ve 1945’de (sf:35) yayımladığı “Garip”lerde de “diyince” ve “iğri” biçimindedir. Bu durum, Orhan Veli şiirini incelerken ve sorgularken dilsel ayrıcalıklara özen göstermemiz gerektiğini kanıtlar.

Toplam doksan beş sözcük, yazılım tarafından, beş kitabın birleştirilmiş olduğu dosya içinden tarandı. Sonuç: Sözcük ya da türevlerinin, ayrı ayrı; bütün sözcükler bir defada; dize ve dize içindeki yeri, dize ve şiir içinde yinelenme sayısı, şiirin adı, yazılımın verdiği dize numarası ve toplam kaç şiirde kaç dizede yinelendiğini gösteren veriler; beş kitap kapsamında sorgulanarak listelendi. İnceleme, bu aşamadan sonra yazılımın çıkardığı listeler üzerinden sürecektir. Buraya yalnızca ‘öl’ anlambiriminin sorgulanma sonucunu alacağım. İlk anda “Yol Türküleri” isimli şiirde ‘gölü’ ve ‘göl’ sözcükleri içindeki koparılmış ‘öl’ anlambirimleri ilginizi çekecektir. Seslem diyemiyorum, çünkü, şiirdeki sözcüğün yapısı gereği, sözcük içinden  koparılmış ‘öl’ anlambirimleri seslem olamıyorlar. Burada asıl söylemek istediğim: yazılımın, her nasıl olursa olsun dosya içinde bulunan ‘öl’ anlam birimini ya da ‘ö’ ve ‘l’ bileşkesini kaçırmayacağını kanıtlamak. Açkı, yalnızca şairin anlam evreni için değil, şiirlerinin biçimlendirilmesindeki etkisini de görebilmeyi erekliyor.

ÖL sözcüğünün ve türevlerinin kullanım sıklıkları:

 Sözcük 

 Adet 

 Şiir 

 ÖLDÜĞÜNÜ 

 1 

 KİTABEİ SENGİ MEZAR II 

 ÖLDÜK 

 1 

 VATAN İÇİN 

 ÖLMÜŞ 

 1 

 RÜYA 

 ÖLÜM 

 1 

 KİTABEİ SENGİ MEZAR III 

 ÖLÜM 

 1 

 DERDİM BAŞKA 

 ÖLÜMDEN 

 1 

 DERDİM BAŞKA 

 ÖLÜME 

 1 

 ÖLÜME YAKIN 

 ÖLÜNCE 

 2 

 ÖLÜME YAKIN 

 ÖLÜRÜZ 

 1 

 ÖLÜME YAKIN 

ÖL sözcüğünün ve türevlerinin kullanıldığı dizeler:

 Dize 

 Dize no 

 Şiir 

 annemi ÖLmüş gördüm rüyamda 

 1 

 RÜYA 

 duyarlarsa ÖLdüğünü alacaklılar 

 7 

 KİTABEİ SENGİ MEZAR II 

 ÖLüm allahın emri 

 10 

 KİTABEİ SENGİ MEZAR III 

 ucunda ÖLüm yok ya 

 4 

 DERDİM BAŞKA 

 güneşle gelecek ÖLümden 

 6 

 DERDİM BAŞKA 

 reşadiye gÖLü 

 113 

 YOL TÜRKÜLERİ 

 bir gÖL ki 

 114 

 YOL TÜRKÜLERİ 

 kimimiz ÖLdük 

 2 

 VATAN İÇİN 

 ÖLürüz diye mi üzülüyoruz 

 11 

 ÖLÜME YAKIN 

 ÖLünce kirlerimizden temizlenir 

 14 

 ÖLÜME YAKIN 

 ÖLünce biz de iyi adam oluruz 

 15 

 ÖLÜME YAKIN 

ÖL sözcüğü ve türevi, toplam 7 adet şiirde ve 11 dizede kullanılmıştır.

                Okumalar ve yazılım sorgulamaları sonucu ‘öl’ anlambirim ve ölüm kavramının bulunduğu ilk şiir “Rüya” isimli şiir. “Rüya” şiiri, soyut, düşlem dünyasından uyanışla, gerçek imgelem dünyasının çocukluğuna dönüşü ile yaratılıyor. Çocukluğun oyun ve sahiplenilen değerleri, yetişkinliğin varoluş değerlerini anıştırıyor. Gelecekteki gerçeklik düşleri kesiyor. Şimdiki zamanda yaşanan kötü günlerin, hep, geçmişte yaşanan en kötü ile karşılaştırılma gereksiniminin bilince psikolojik baskısı... Düşlem dünyasındaki anne(1) değerinin nesnel karşılığı olan “balon” nesnesi ile karşılaştırılabilmesinin nedeninin gerçekte, şimdilik, yaşamın sonu olan ölüm zorunluluğunun düşlem dünyasında kalmış olması. Yaşanan düşlem dünyasının gerçekliğinin ve düşlem dünyasının gerçek dünyaya uzak olması; anne değerini bir nesneye indirgiyor. Ölüme karşı umarsız kalışımız, balonun gökyüzüne doğru yükselişine ve yok oluşuna kadar umarsız izleyişimize benzetiliyor. Ağlanılası yan ise: Gerçek hayatta, ölümün, çoğu zaman, balonun yükselişi gibi yavaş yavaş kendini gösterdiği, ancak düşlem dünyasındaki hızın önlenemezliği ile ortaya çıkıyor. Eski inanışa göre de ölenlerin gökyüzüne yükseldiği ve yıldıza dönüştüğüne inanılırdı (Kanık, 2005:34).

Rüya

Annemi ölmüş gördüm rüyamda.

Ağlayarak uyanışım
Hatırlattı bana, bir bayram sabahı
Gökyüzüne kaçırdığım balonuma bakıp

Ağlayışımı.    

Orhan Veli, dönemin şiirine ve poetikasına yön veriyordu. Bu konuda çok fazla baskı görüyor olmasına rağmen, şiire alacağı bir unsuru ya da şiirden çıkarmak istediği poetik bir anlayışı her şeye göğüs gererek alır ya da çıkartırdı. “Rüya” şiiri, günümüz poetikasına göre şiirsel ritimden uzak bir anlayışla yazılmış. Ses uyumu konusunda hiç kaygı duymuyor ve hatta Orhan Veli, ‘kafiyenin’ şiiri “klişeleştirdiğini” söylüyordu. Ancak bu şiirinde ilgeç kullanmadan benzetme yapıyor. Rüyasında annesinin ölümünü görmüş olmanın verdiği üzüntüyü, çocukluğunda bir bayram gününde, balonunu elinden kaçırdığı zamanki üzüntüsüne benzetiyor. Bu yöntemi, “Ağız Mızıkası” şiirinde, aynı dönemde, M.C. Anday’da kullanıyor (Kanık, 1941:23).

 

(1) “Orhan Veli’nin annesi Fatma Nigâr Hanım, Beykoz’un ileri gelenlerinden tüccar Hacı Ahmet       Beyin kızıdır. 1894’te İstanbul’da doğmuş, 1962’de ölmüştür.

              Orhan Veli’nin iki kardeşi vardır: Yazar Adnan Veli (1916-1972)  ve Fürüzan Yolyapan.”,

“Babası ise; müzisyendir ve 1881’de İzmir’de doğmuş, 1953’te ölmüştür.” (Bezirci, 1982:11,10)

 

 

            Şiirlerinde konuşma diline her zaman yakın olan Orhan Veli, yergili, alaysı ve umursamaz diliyle hep anlaşılır kalmış ve anlamı her zaman öncelemiştir. Hece şiirine de bir tür karşı çıkış vardır poetikasında. Asıl şiir tüketicisinin halk olması gerektiğini, şiirlerin üst tabakadan indirgenerek, anlaşılırlık nitelikleri ve konuşma diline yakınlığıyla topluma dönük olması gerektiğini savunmuş ve bu yönde çalışmıştır. ‘Topluma dönük’ olması, toplumcu gerçekçi şiir anlayışından yana olduğunu göstermez bize. Orhan Veli ve hatta Garip şiiri toplumcu gerçekçi şiire de bir tepkidir; asıl erekleri dil konusunda topluma yönelmektir. Orhan Veli için, ne sözcük ve ne de dize şiiri yazdığı söylenebilir; şiirleri bütünsel anlamda değer taşır. Çünkü dönemin poetik anlayışına göre; dizenin şiirselliği önemsenmemiş, şiirin bütünlüğü, bir bütün olarak anlamı üzerinde durulmuştur. İlk inceleme konumuz olan şiirde de böyle bir akıcılık vardır. “Derdim Başka” şiirinde umursamazlık tavrı doruğa çıkar. Aşkın büyüsünü, cesaret ve umursamazlığı ile yaşar. Korkuları, ne günlerin geçiyor olması, zamanın ilerlemesi ve ne de ölümdür; aşkın ayrılığından korktuğu belirgindir. Güneşin batmakta olması değil, günün sokaklardan çekilme saati olduğundan yakınırcasına güneşe sitem ederken: “Beni bu güzel havalar mahvetti.” der. Yine de bir ironi vardır ve çatışan bir anlam (Kanık, 2005:48):

Derdim Başka

Sanma ki derdim güneşten ötürü;

Ne çıkar bahar geldiyse?

Bademler çiçek açtıysa?

Ucunda ölüm yok ya.

Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten

Güneşle gelecek ölümden?

Ben ki her Nisan bir yaş daha genç,

Her bahar biraz daha aşığım;

Korkar mıyım?

Ah, dostum, derdim başka...

            Güneşe ve ölüme meydan okuma vardır bu şiirde... Korkusunun onlar olmadığını söylüyor olsa da zamanın tükenmekte olduğunu, daha da gençleştiğini söyleyerek ima ederken;  karşıt anlamları aynı erek için kullanıyor. Aşkı da önemsemediğini düşündürüyor. Çünkü yaşamının önemli bir bölümünde, hayatını şiir yazarak, çeviri yaparak kazanmış; geçim derdi, gittikçe aşılamaz bir sorun olarak büyümüştür. Şevket Rado’ya yazdığı mektupların (Emin Nedret İşli’nin hazırladığı) hemen hepsinde para ile ilgili sorunundan söz eder (Kanık, 2002:21-60).

Güneşle zamana yayılan ölümün kaçınılmazlığının bilinciyle ve yaşam içindeki çeşitli durumların ucunda ölüm olup olmadığını sorgular bir tavırla; yeni bir çatışma içine düşürüyor okuru. “Her bahar biraz daha aşığım;” derken, asıl derdinin güneş ya da ölüm olmadığını imlemektedir. “Korkar mıyım?” dizesi ise güneşe ve ölüme meydan okumadır; aşka değil; ancak derdi, kimselere kolayca anlatamadığı aşkıdır. Karşı cins ilişkilerinde utangaçtır. Şiirine bu yaşam tarzı ile bir yön verir, ama, bunları birebir(özellikle ismen) şiirine sokmaz. Hatta kimi zaman sır gibi saklar en yakınlarından bile... Şiirlerinde, duygusal yaşam tarzını, duygu yüklü dizelerle kurmaz; duygunun yalın ifadesinden kaçınır.

            Orhan Veli bu şiiri ile günümüz şiirinin poetikasına az da olsa yaklaşmakta; konuşma dilinden uzaklaşmamasına rağmen şiirselliği biraz daha öne çıkarmakta. Sözcük değil ama, 2,3,6,9 numaralı dizeler ile dize anlayışına yakın bir sözdizim kullanmakta.

            Orhan Veli şiirlerinde, dizi biçiminde yazılmış şiirler olsa da, dizi biçiminde birbirini izlemeyen diğer şiirlerde de birbirinin devamı olduğu kanısı uyanır. “Derdim Başka” şiiri ile “Güzel Havalar” ve “Değil” şiirlerinde olduğu gibi; birbirini bütünleyen şiirler çoktur. Çok şiirinde birinci tekil kişi kullanır ve öznenin genelde kendisi olduğunu düşündürür.

Özellikle her dizenin başındaki sözcükte büyük yazaç kullanır. Noktalama imlerini hiç atlamaz. Onları bir düzyazı edasıyla kullanır ve anlamı da bu yüzden daha berraklaşır. Bunların yanında, topluma dönük dil anlayışı; şiirlerinde bir dönem, halk deyimleri ve halk türkülerini de görmemize neden olur.

Harbe Giden

Harbe giden sarı saçlı çocuk!

Gene böyle güzel dön;

Dudaklarında deniz kokusu,

Kirpiklerinde tuz;

Harbe giden sarı saçlı çocuk!

            “Harbe Giden”,  beş dizelik kısa bir şiir(Kanık, 2005:50). Dizelerden birisi de yinelenme ile oluşuyor. Orhan Veli, şiirine, bu dönemlerde, hatta biraz daha önceki şiirlerinde başlayarak, ses uyumu ve yinelemeleri de almaya başlıyor. Nitekim, daha sonra bir yazısında aradan uzun bir zaman geçtiğini, düşüncelerinin değişebileceğini imliyor.

Orhan Veli’nin doğumu ile I. Dünya Savaşı; şiirinin doruk noktasına ulaştığı 1939 yıllarında II. Dünya savaşı başlıyor. 1945’de Hiroşima ve Nagazaki var üç gün arayla. Ayrıca çocukluk yıllarına denk düşen Kurtuluş savaşı ve yirmi üç yıllık tek parti dönemi... Çocukluğundan ölümüne dek savaşlarla geçmiş bir dönem içinde, Orhan Veli, Türk şiirini yeniden biçimlendirme atılımlarında bulunuyor. Türkiye Cumhuriyeti, Kurtuluş savaşı ile de kurulmuş sayılmıyor. Savaştan sonra da çok çalkantılı yıllar geçiyor. Orhan Veli yine bunları birebir yaşıyor. Peki ya bunca çalkantı, bunca kültürel, toplumsal, sosyolojik ve coğrafi değişim Orhan Veli şiirini ne kadar etkiliyor? Bu konuda, yeterli değişimler ve dönemine ilişkin yeterli duyarlılıklar göstermiş olduğunu söylemek çok zor. Bunca savaşa ve savaşın etkilerinden dolayı da bunca insan ölümüne yeterli tepkiyi göstermiyor. Oysa ki; onun şiiri sokağa düşürdüğü söyleniyor. Dizeleri ve şiirleri halk tarafından okunuyor ve ezberleniyordu. Toplumu etkilemenin ilk yöntemini elinde taşıyordu.  Orhan Veli, elindeki bu olanağı yeteri kadar kullanmadı. Kullanamadı diyemiyorum; kullanmadı. Orhan Veli’nin, dönemine ilişkin en önemli yabancılaşması da bu tutumudur...

            Orhan Veli, son yıllarına kadar tüm benliğini aslında Türk şiirinin değişimine adamıştı. Adanmışlığın toplumsal düşünceye ters düşen bir yanı yok tabii ki... Ancak toplumsal birçok devinimin yazılması, şiire girmesi yıllar alabilir. Savaş ve ölüm içeriğinin şiire girişi zaman almış olabilir; Orhan Veli’nin bu içeriğe yönelmesi zaman da gerektirir. Orhan Veli’nin, kanımca yaşasaydı, şiirinin son yıllarına bakacak olursak bu içeriği önceleyebileceğini düşünebiliriz. Çünkü zaman zaman bu tür uç noktalara kadar gelmiş ve dönmüştür. “Karşı” isimli son şiir kitabındaki şiirlerin hemen tümü toplumsala doğru bir yönelme imler. Nazım Hikmet’in haksız yere mahkum edilmesinden sonra başlattığı ölüm orucuna, 1950 yılında Garip şairleri olarak, toplu biçimde destek vermişlerdi. Ayrıca Türk dilinin arılaşması konusunda da çok sık yazılar yazmış, dilin Türkçeleşmesine de katkılarda bulunmuştu. Hiç evlenmemiş olması da yaşam tarzını ve şiirini etkiliyordu. Orhan Veli, yukarıda sözünü ettiğimiz konuda bir tür rahatsızlıklar hissetmiş olmalı ki; “Vatan İçin” şiirinde bunu hissettirir(Kanık, 2005:127):

Vatan İçin

Neler yapmadık şu vatan için!

Kimimiz öldük;

Kimimiz nutuk söyledik.

                Hem  “Harbe Giden” şiirinde “... sarı saçlı çocuk!” sözdizimiyle ve hem de “Vatan İçin” şiirinde “nutuk” sözcüğüyle, geç kalmış bir Atatürk anıştırması ilgimizi çekiyor. “Kimimiz öldük;” dizesiyle de evrensel bir söyleme ulaşıyor. Sonra; 1939’da yazdığı ancak, kitaplarda yayımlamadığı şiirler içinde yer alan “Tereyağı” isimli şiir ile Hitler’i alay konusu etmiş, onu, alabildiğine yermiştir. “Tereyağı” isimli bu şiir, Orhan Veli şiirinin başından beri gösterdiği tüm nitelikleri içeren, Orhan Veli şiiri çizgisinin ana karakteristiklerini taşıyan bir şiirdir. Bu alaysı, yergili tutumu; Orhan Veli şiirinin, öyle olmadığı halde, yaşamı ciddiye almadığı hissini verir. Orhan Veli bu biçemi kasıtlı olarak kullanır ve benimser; şiirinin en önemli özelliklerinden ve yaratıcılık gizlerinden biridir. Bir başka şiirini de bu bağlamda yorumlayalım: ‘öl’ anlambirimi ve ölüm kavramı sözlüksel alanı içinde kalan “atom” sözcüğünü içeren şu şiirindeki alaysı ve hiddetli tavrı ayrıcalıklı bir durumdur. İşte! Gerekçeli uç bir yorum: Sanki gününün süslü kadınına sitem ediyor gibidir. ‘Bomba’, ‘konferans’, ‘cımbız’, ‘ayna’ ve ‘dünya’... Bu şiirde, göstergebilim açısından, göstereni değil, gösterilenlerin çağrışımlarını düşündüğünüzde, uzak anlama yaklaşmak olası. Konferanslar ve savaş naraları... Aynalarda kendinden başkasını göremeyenlerin, kaşından cımbızla bir ‘tüyü seçer gibi’ bombaları tam da istedikleri noktaya düşürmelerine ne demeli? Günün ve bu şiirin koşullarında kısıtlı kalarak söyleyecek olursak: ABD, İngiltere ve Almanya’nın “Umurunda mı dünya!"? (Kanık, 2005:98):

Cımbızlı Şiir

Ne atom bombası,

Ne Londra Konferansı;

Bir elinde cımbız,

Bir elinde ayna;

Umurunda mı dünya!

            Orhan Veli’nin şiirlerini kendi deyimiyle hep “avareliklerini” düşünerek yorumlayacak olursak; varacak hiçbir noktamız kalmaz. Ayrıca, Orhan Veli’nin yukarıda sözünü ettiğim eksikliğini, alaysı, mizahi tavrında da aramak gerektiğini söylemeliyim. Buna rağmen Asım Bezirci’nin, Orhan Veli’yi incelemesindeki kitabında, Orhan Veli konusunda toplumcu düşünce ve saptamalarına katıldığımı da söyleyeceğim...

            Bir başka açıdan da bakınca “Cımbızlı Şiir”i doğuran ana neden, atom bombasıdır. Orhan Veli şiirinin bütünsel anlayışla yazıldığını tabii ki unutmadık. Bugün de sık sık konuşulan, yazılan bir düşünceye ilginizi çekmek istiyorum: Aşk şiiri diye başlanan, ama sonraki dizelerde toplumsala dönüşen; toplumcu şiir diye başlanan ama sonraki dizelerde aşk şiirine dönüşen; birden fazla izlek içeren yüzlerce şiir örneği sunabilirim size...

            Asım Bezirci, “Harbe Giden” ve “Ölüme Yakın” isimli şiirleri ‘Duygusal Şiirler’ başlığı altında incelemeye alır. Başlığın hemen altında şöyle diyecektir: “Bunlara ‘kişisel şiirler’ de denebilir. Çünkü hepsinde de bir kişinin -herhalde şairin kendisinin- acıları, özlemleri belirtilir.”. “Ölüme Yakın” isimli şiire geçmeden önce; Bezirci’nin, “Harbe Giden” şiiri için ayrıca savaş karşıtı ve siyasal şiir saptamasında da bulunduğunu söylemiş olalım. Duygusal şiirler kapsamında değerlendirmeye girmemesi gereken bir şiir... Hemen yukarıda birden fazla izlek taşıyan, barındıran şiirlerden söz etmiştik. Bu şiir de bunlara katılır. Asım Bezirci’nin duygusal saptaması, “Harbe Giden” şiirinin 2,3 ve 4. dizelerinin, ‘deniz’ sözcüğü ve deniz sözcüğünün sözlüksel alanı içinde kurulmuş olmasından kaynaklanmaktadır; ve deniz konusunda Orhan Veli’nin zayıflığını, zaafını çok yerinde bir saptamayla incelemektedir(Bezirci, 1982:84-88). Çünkü Asım Bezirci, Orhan Veli’nin deniz özlemini çok iyi analiz etmiştir ve Orhan Veli’nin bu zaafı, Asım Bezirci’yi yanıltmış olabilir mi? Harbe giden ve dönmekte olan bir insanın psikolojik durumunu ve ilerleyen günlerinin zorluğunu anlatmaya gerek yok. Savaştan dönebilen birinin eski güzelliği, “dudaklarında deniz kokusu”, “kirpiklerinde tuz” olabilir mi? Orhan Veli, yüz ifadesini büyük oranda (belki hemen hemen tamamıyle) kaşların, kirpiklerin(2), gözlerin ve dudakların oluşturduğunu düşünmüş olmalı.

“Ölüme Yakın”(Kanık, 2005:103) şiirine gelecek olursak; bu şiirin de Asım Bezirci’nin dediği gibi bireysel kaygılar içinde, kişisel şiir olduğunu düşünmek olası değil. Şairin, kendisinin yaşamadığını yazdığı şiirlerde genelde, şiirin gerçeklik ile “nesnel bağlılaşık”lığının kurgulanması giderek güçleşir. Bu şiir “Yenisi” isimli kitapta çıkmış; ilk baskı 1947. Orhan Veli 1939 yılında, Melih Cevdet Anday ile birlikte bir trafik kazası geçirir; bir aya yakın bir süre de komada kalır. Bu şiir o zamanlardan yazılmış, ama yayımlanmamış şiirlerinden olabilir. Şiir tam olarak kişiye özel bir söylem içermez. Çoğu dizesinde de, kendilik ayrımları yapılmış, kendilik dışlanmış; çoğul bir dil kullanmaya özen göstermiştir. Ayrıca Asım Bezirci, “Duygusal şiirler” başlığı altında bu şiir ve kendi deyimi ile diğer ‘duygusal şiirler’den söz ederken “ ‘Vazgeçemediğim’ deki Garip çizgisinden ayrılan örneklere bağlanırlar: (...) ‘Garip’teki duygu şiirlerine daha yakın düşerler.” der. Bu sözü, şiirin yazıldığı zamana ilişkin saptama olarak görmek, belki de yeterli kanıt olacaktır.

Şiirde, daha ilk dizede, “..., kış vakti;” sözcükleri biçem olarak bir sıçrama yaratır. Yine Bezirci’nin deyimiyle yoksul, umarsız,  kimsesiz, üstüne üstlük hasta insanı betimler. Bu bir hastane odasında ya da dışarıdadır. Çünkü; Orhan Veli, hemen ardından da “Yalnız bende değil yalnızlık hali;” der. ‘Bir hasta’dan değil, ‘Bir hasta odasından” söz eder. Evet, ölüme bir yakın duruş vardır. Sanki ‘ölüm isteği’ sezinlenir; ancak bu gerçek anlamda ölümü istemek değil; hastane odasındaki bezginlikten, yılgınlıktan bunalmış bir insanın isyankar tavrıdır; yeniden yaşama ve sokaklara karışabilme isteğidir. Hastane odasında ölümden söz ederken yaşamı imlemektedir. Çünkü şiir, daha ilk bölümün son dizelerinde birdenbire doğaya ve evrene açılır. Yine de son iki bölümün dizelerinde kendisinin “Ölüme Yakın” olduğunu düşünmektedir. Ancak; burada da ölümün, yaşadıklarını düşünerek, kişiye bir arınma olanağı sağlayacağını betimler. Yaşam içgüdüsünün ölüm içgüdüsüne bir tepki olabileceği gibi, ölüm içgüdüsünün de yaşam içgüdüsüne bir tepki olabileceği varsayılmalı. “Ruhsal çözümleme yönteminin kurucusu Dr. Sigismund Freud tarafından yaşam içgüdüsü, karşıtı olan ve insanı yokolmaya yönelten içgüdü anlamını dilegetiren ölüm içgüdüsü deyimiyle birlikte ileri sürülmüştür. Freud varsaydığı bu içgüdüleri iki mitolojik Yunan tanrısıyla simgeler: Eros(Yaşam) ve Thanatos(Ölüm).”(Hançerlioğlu, 1980:265). Mitolojiye göre: “Ölüm tanrısı Thatanos, Uyku’nun kardeşidir. Birbirinden ayrılmayan Hypnos’la Thanatos yeraltında Tartaros’un derinliklerinde otururlar.”(Erhat, 1984:308). Tam burada ilk inceleme konumuz olan “Rüya” ve “Derdim Başka” isimli şiirlere de bir göndermede bulunmak olasıdır. Bu bir içgüdüdür; yaşamın en tatlı anında bazen ölümü düşünürüz ve kırılır tadımız; ölümün en yakın anında da yaşamı ve yaşamdan ayrılmanın kayıpları gözümüzün önünden geçer de yine de konduramayız.

            “Ölüme Yakın” ve hem şairler tarafından, hem de okurlar tarafından aşırı derecede olumlu ve olumsuz ilgi gören; “Yazık oldu Süleyman Efendi’ye.” dizesini de içeren “Kitabe-i Seng-i Mezar I, II, III” isimli şiirlerinin doğrudan ‘ölüm’ açkılı olduğunu söylemiştik. “Kitabe-i Seng-i Mezar I, II, III”ün yazılış tarihleri: ‘I’ ile ‘II’nin yirmi ay, ‘II’ ile ‘III’ün yirmi ay; dolayısıyla ‘I’ ile ‘III’ arasında kırk ay var. Böylesine uzun aralarla yazılmış seri şiirlerin aynı kişiden söz ettiği söylenebilir mi? Orhan Veli’nin, kaynaklara göre ‘Süleyman Efendi’ diye birini hiç tanımadığı sanılıyor. Ancak M.C. Anday “Fotoğraf” isimli şiirinde(Kanık, 1941:98): “/.../ Henüz babası ölmemiş Oktay’ın, / Ben bıyıksızım, / Orhan Süleyman Efendi’yi tanımamış. /... /” diyor. Demek ki ‘I.’ şiir yazılmış ve yayımlanmış. “Henüz” sözcüğü bir yanılsamaya neden oluyor; sanki Orhan Veli, ‘Süleyman Efendi’yi sonraki bir zaman diliminde tanıyacakmış gibi söz ediliyor; ve belki de, az bir olasılıkta olsa M.C. Anday bu şiiri yayımlanmadan önce okudu... 

Süleyman Efendi’yi tanımak, tanıtmakta zaten gerekmiyor. Çünkü o tarihlerde de vardı, günümüzde de milyonlarca ‘Süleyman Efendi’ var. Bilinmesi gereken, Orhan Veli’nin çizdiği karakter. Bu üçlü dizi şiirin varlık kazanma biçimi ve nedenlerinden birisi de sayılabilecek, bu üç şiire kaynak olan ve bütünleşen “Zilli Şiir”i de anmanın tam yeri. “Zilli Şiir”de işi ile evi arasında ömrünü tüketmiş insanlardan söz eder. ‘II.’ şiirde W. Shakespeare’in “Hamlet”inden alınan “To be or not to be kendisi için” dizesindeki  metinlerarasılık ile bu sav daha da açığa çıkar. Orhan Veli’nin “Evkaftaki memuriyetimden” diyerek istifa etmesinin ana nedenlerinden birisi, bu sıradanlıktan kaçmaya çalışmaktır. Ayrı bir değinme daha gerekir. Asım Bezirci, Orhan Veli için “küçük burjuva” der(Bezirci, 1982:53). Cahit Sıtkı Tarancı, Orhan Veli’nin her yaz İstanbul’a gidip, Sarıyer’de oturan annesinin yanında yaz aylarını geçirdiğinden ve onu tanıyan herkesin, onun bu gidiş gelişlerini bildiğinden ve bu gidiş gelişlere alışıldığından söz ederken: “ (...); kimbilir, belki de, içimizden, onun bu serâzât(serbest, hür, başı boş, rahat, dertsiz(Devellioğlu, 2001:940) ) hayatına imreniyor, aramızdan hiç değilse bir şairin böylesine kayıtsız yaşamasına seviniyorduk. Orhan, bizim memuriyet ve ona bağlı birtakım mecburiyetlerden ötürü yapamadığımızı yapıyor, şiir alanında bizim bohem temsilcimiz oluyordu.” der(Tarancı, 1994:73). Orhan Veli’nin yaşam tarzı, en yakın çevresi ve güncel olan, yaratıcılık dünyasını biçimlendiriyordu...

 

(2) Deniz Çaba - SORU: Aynı şiir kitabınızda yoğun olarak belirli sözcükler dikkat çekiyor. Kirpik ve   gözler gibi. Ama özellikle kirpiklere yüklenmiş bir anlam var. Bunu biraz açar mısınız?

Şükrü Erbaş - YANIT: Kirpikler... Bana çok sorulan bir soru. (...) 'İnsan kalbine giden yolun eşiği' dedim. Ya durdurur, ya alır insanı derinlerine. Hep bir hüzün imgesi olarak durur. Harfsiz, sessiz cümlelerdir. Belki de insanın en içten, en çocuk, en kırılgan yeridir. Dünyanın bütün ağırlığını çekiyorlarmış gibi gelir bana. Yüzümüz yere kirpiklerimizle düşer, gökyüzüne onlarla dokunuruz. Başka ne söyleyeyim. Dilimin anahtarı kirpikler; bunu biliyorum. (Erbaş, 2005:67)

 

Süleyman Efendi karakteri, hayatın bu ve buna benzer nimetlerinden yararlanamamış birisidir. Ömrünü, işi ile evi arasında tüketen, gözünü ve usunu lükslerden kaçıran, buna; yaşam şartları nedeni ile zorunlu olan, umarsız birisidir.  İşte bu yüzden ‘yazık!’ olmuştur...

Bu üç şiir, değişik zamanlarda kurgulanmış ve yazılmıştır. Bu nedenle, şiirlerin özneleri farklı olsa da; içerik açısından aynı karakteri kapsarlar. Asım Bezirci’nin, Orhan Veli İncelemesindeki kitabında yalnızca “Kitabe-i Seng-i Mezar I” şiirini incelemesi bu yüzdendir belki de...  Yazık ki!.. Günümüzde bile karakterin tanımına milyonlarca borçlu, yoksun, yoksul, mutsuz insanın girmekte olduğu söylenebilir. Bu nedenle şiirin değerinin arttığını gönül rahatlığı ile söylemek gerekir; insani ve toplumsal açıdan önemli şiirlerdir bu üçlü...

“Yazık oldu” deyimi, ‘ölüm’ kavramı ile anlamsal açıdan eşleşiyor. Orhan Veli, dilin arılaşmasına özen gösteriyor olmasına rağmen, bu şiirlerinde bu özenini gözden çıkarmışa benziyor. Bu şiirlerin dilinde arılaşmadan uzaklaşılmış; pek çok yabancı sözcük kullanıyor. Yine konuşma diline çok yakın duruyor. Deyimlerden yararlanıyor. Metinlerarasılık da var. ‘II.’ ve ‘III.’ şiirlerde olmasa da, ‘I.’ şiirde; “çekmedi”, “çektiği”, “Nasırdan”, “yaratıldığından”, “değildi”, “adını”, “sayılmazdı” ve hatta “Efendi’ye” sözcüklerinin ses uyumlarından yararlanıyor. Ancak, bunun ses uyumu açısından kasıtlı ve zorlama bir kurgu olmadığı ortada. Dolayısıyla hep kaçındığını söylediği, ama daha sonra; zaman içinde düşüncelerinin değişebileceğinden söz ederek; “kafiye”yi şiirlerinde kullanıyor.

‘Öl’ anlambirimi, ‘I.’ şiirde hiç yok. ‘II.’ ve ‘III.’ şiirlerde ise birer defa. Biçem açısından şiirler doğrudan ölüm açkılı. Şiirlerin isimleri de ereğine doğrudan ulaşan biçemde; ‘ölüm’ kavramı şiir isimleri ile başlayarak, şiirlerin içeriğinde egemen bir hava içinde... Anlaşılırlık ve anlam kolaylığı tarzın kendisini, imzasız ve isimsiz bile olsa kolayca ele verecek kadar özgün ve çok az şairin övünebileceği biçimde tanınabilecek bir durumda.

Beş kitap içindeki toplam “Gemliğe Doğru” + 79 şiirden 17’si, gerek poetik açılımlar ve gerekse ‘öl’ anlambirim kapsamında inceleme konumuz içine girdi. Yukarıdaki tabloda çıkan altı şiir ve sözlüksel alan ile bulunan “Kitabe-i Seng-i Mezar I”, “Harbe Giden”, “Cımbızlı Şiir”, olmak üzere toplam dokuz şiir, incelemenin başlığı anlamında, açkı kökenli incelendi. Ayrıca “Tereyağı” isimli şiir bizim dosyamızda yoktu. Yetmiş bir şiir kalıyor geriye. Şiir isimlerine bakıldığında; yaşam tarzının şiirlerini biçimlendirdiği görülecektir. Şiir isimlerini, özellikle, alaylı, yergi içeren, mizahi, şaşırtıcı ve genelde şiirin bütünsel anlamını kapsayacak biçimde seçiyordu. Şaşırtıcılık ve giz, şiirin okunmasından sonra, alay, yergi ya da mizaha bırakıyor yerini.

Orhan Veli şiirlerinin anlam evreni için, diğer açkıların da incelenmesi gerekiyor. Sürecek...

Sonuç olarak: Garip şiiri, Hece şiirine olduğu kadar, Divan şiirine de tepkilidir. Divan şiirinin de pek çok özelliği terk edilirken ‘sokağa kadar’ derinlik kazanan Orhan Veli, terk etme telaşına düşmüş; bu nedenle de biçimciliğe toplumcu ve ideolojik duruştan daha çok önem vermiştir. Orhan Veli, şiirinin içerik ve anlam evreni güncelden, çağının gereğine doğru yol almaya, “Karşı” kitabındaki şiirleriyle başlamış, az da olsa geç kalmıştı. Yaşasaydı, bu ara mutlaka kapanacaktı; ve güncelin kendi şiirini daralttığının farkına varmıştı... Daha “Garip”teki şiirleri ile bile bunun imlerini veriyordu ve belki de direniyordu. Şiirin böylesine bir devrimi tüm unsurlarıyla alt edebilmesi de kişisel ödünlerin verilmesini gerektiriyordu. Oysa Orhan Veli’nin yaşam tarzı buna uymuyordu ve “Karşı” isimli şiiriyle de özeleştirisini yapıyordu. Oktay Rifat ve M.C. Anday da, aynı dönemde, aynı  yaşam tarzını benimsediklerini şiirleriyle ele veriyorlardı. Nazım Hikmet, bu ödünleri vermekten hiçbir biçimde kaçınmadı ve şiirini kurabilecek kadar da yaşadı; ya da yaşadığı yıllar içinde şiirini kurabildi. Cemal Süreya, Orhan Veli’nin yaşadığı dönem içinde şiirini kuramadığından; Orhan Veli için, bu durumun, kendisinin bir yanlışı olduğundan söz eder(Süreya, 1991:121-124). Yazıda, Orhan Veli’nin yaşam tarzı yerilir; beklenmedik ölümü, yaşam tarzının sonuçlarına bağlanır.

İlk şiirinden ölümüne, son şiirine kadar, Orhan Veli’yi adım adım izleyen, eleştiren, yeren ve gerektiğinde öven Nurullah Ataç, “(...) Orhan Veli yaşasaydı... Boş bütün bu sözler, yaşamadı işte... Hem ne biliyoruz? Belki de yaratma, anlama gücü artık tükenmiş olduğu için ölmüştür.”(Ataç, 1997:129) derken, Cemal Süreya’nın sözünü ettiği, ama açıkça bir türlü söylenemeyen şu “yanlış” yüzünden, Orhan Veli’ye bu beklenmeyen olay nedeniyle hem çok kızgın ve hem de çok üzgün olduğunu nasıl da belli ediyor... Biz de...

 

 

 

Necmi Selamet

nselamet@anadolu.edu.tr 

 

 

Yararlanılan Yapıtlar:

  1- Kanık, Orhan Veli Bütün Şiirleri, Yapıkredi Yayınları, İstanbul 2005

  2- Kanık, Orhan Veli Bütün Şiirleri, Varlık Yayınları, İstanbul 1973

  3- Kanık, Orhan Veli Garip, Resimli Ay, İstanbul 1941

  4- Kanık, Orhan Veli Garip, Ölmez Eserler, İstanbul 1945

  5- Bezirci, Asım Orhan Veli, Gözlem Yayınları, İstanbul 1982

  6- Kanık, O.V., O. Rifat, M.C. Anday Şevket Rado’ya Mektuplar, YKY, İstanbul 2002

  7- Erbaş, Şükrü Gölge Masalı, Everest Yayınları, İstanbul 2005

8- Hançerlioğlu, Orhan Felsefe Ansiklopedisi Cilt 7, Remzi Kitabevi, İstanbul 1980

9- Erhat, Azra Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul 1984

10- Devellioğlu, Ferit Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Aydın Kitabevi, Ankara 2001

11- Tarancı, Cahit Sıtkı Yazılar, Can Yayınları, İstanbul 1995

12- Süreya, Cemal Şapkam Dolu Çiçekle, Yön Yayıncılık, İstanbul 1991

13- Ataç, Nurullah Karalama Defteri Sözden Söze, Can Yayınları, İstanbul 1997    

(Gösteri, Ekim 2005)

 

 
   

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön