| |
Şiir üzerine
tartışmalar, çekişmeler sürüp gidiyor. Bir bakımdan iyi bir şey;
doğru, yanlış, hepsi de ilgiye değer birtakım düşünceler üzerinde
durmamıza, kendimizin hangi yandan olduğumuzu, ne demek istediğimizi
daha açıkça anlayıp anlatmağa çalışmamıza sebep oluyor.
Bir bakımdan
araştırmamız ne olduğumuzu bilmediğimizden gelmez mi? İyice
bilseydik, şiir dediğimiz zaman hepimizin anladığı birşey olsaydı bu
kadar çekişmezdik. Hattâ kendimizce şiirin ne olduğunu iyi bilsek
gene bu kadar çekişmeyiz: karşımızdakilerin araştırdıkları bizim
anladığımızdan büsbütün başka bir şeydir der geçeriz. Şiiri
sevmiyoruz demiyorum; seviyoruz, ama sevdiğimizin ne olduğunu pek
bilmiyoruz. Şiiri seviyoruz; ama niçin sevdiğimizi söylemek,
sevgimize sanki bir özür bulmak istiyoruz. "Şiiri seviyorum da onun
için seviyorum" deyip kesemiyoruz. Montaigne: "Ben onu severdim,
çünkü o o idi, ben de bendim" der... Biz şiiri öyle sevmiyoruz.
Doğrusu bu
tartışmalarda bir kavga havası var: her söyleyen karşısındakileri
yermek, kötülemek, dediklerini ille bozmak; hattâ anlamamak istiyor.
Şiir sözü üzerinde anlaşamadığımız gibi tartışmaya karışılan öteki
sözler üzerinde de, meselâ mana sözü üzerinde de anlaşamıyoruz. Mânâ
ne demektir? Onu bir çözümlemeğe, açıklamağa çalışmalıyız.
Mâna bize bir
şey anlatır, bir haber verir: "Her kişi ölümlüdür" deyince
karşımızdakine anlatmak istediğimiz bir düşüncemiz vardır.
Karşımızdaki bizim dilimizi bilmiyorsa tercüme ederiz, hattâ
işaretlerle anlatmağa çalışırız. Bir sözün mânasını anladıktan sonra
artık o sözü unutsak da olur, biz başka türlü de onu anlatabiliriz.
Ama sanat eserindeki mâna o eserde büründüğü şekilden başka hiç bir
şeyle, hiç bir sözle anlatılamaz. Belki bir şiiri, herhangi bir
sanat eserini mânası için, yani bize duyurduğu, bize düşündürdüğü
şey için seviyoruz; ancak onun bize duyurduğu, düşündürdüğü şeyi
yalnız kendisi duyurtabilir, yalnız kendisi düşündürebilir.
Bir bestenin
mânası yok mudur? Vardır: bir bestenin mânası, siz o besteyi
dinlerken duyduğunuz, düşündüğünüz şeydir, şeylerdir. Ama o besteyi
dinlerken duyduğunuz, düşündüğünüz şeyleri sözle anlatamazsınız.
Çözümlemeğe, uzun uzadıya açıklamağa çalışırsınız, gene de
bilirsiniz ki bütün söyliyecekleriniz o bestenin asıl mânası değil,
asıl mânasının çevresinde dolaşan, onunla birleşemeyen birtakım
sözlerdir. Tatyos Efendi'nin "kürdili hüseyni saz semaisi"ne
bayılırım,ne zaman dinlesem içimde birçok duygular, mânalar uyanır,
belirir; ama o bestenin bir mânası, yâni tercüme edilecek, başka
türlü de anlatılabilecek bir mânası var mıdır?
Şiiri,
herhangi bir sanat eserini belki mânası için seviyoruz; belki bizim
şekil dediğimiz mânadan başka bir şey değildir, ama o mâna, sanat
eserinin sanat mânası, bizim her gün kullandığımız mâna sözünden
büsbütün başkadır.
Geçenlerde
Nedimi in: "Bir nim neşe say bu cihanın baharını - Bir sagar-i
keşîdeye tut Ialezarını" beytini anmış, "Bu dünyanın baharını bir
yan neşe say; lâleliğini çekilmiş, içilmiş bir kadeh şaraba müsavi
bil" sözünün o beyitle bir ilişiği olmadığını söylemiştim. Gene de
ikisi arasında bir benzerlik bulamıyorum... Evet, ikisi de bir
mânada; ama mânanın şu her gün kullandığımız mânasında bir mânada.
Nedimin beytini okuyunca biz onları mı duyuyor, onları mı
düşünüyoruz? Ben o beyitte eşsiz bir hüzün seziyorum: hüzünle
karışık bir hazseverlik. İçinde hem hüzün var, hem haz var. Ama
doğrusunu isterseniz hüzünle kanşık hazseverlik dediğim zaman o
beytin mânasını bozduğumu, yani benim ondan duyduğumu, anladığımı
anlatamadığımı seziyorum. Tıpkı bir besteden anladığım mâna gibi.
Nedimin o beytini sevenler belki benim sevdiğim gibi sevmiyor, belki
onlar o beyti duyunca büsbütün başka şeyler duyuyor. Olabilir. Ama
şundan eminim: hiçbiri, o beyti gerçekten sevenlerin hiç biri, onu
okurken, dinlerken, Abdülbaki Gölpınarlı'nın tercümesindeki mânayı
anlamıyor, onu duymuyorlar. O beyit bize, tercüme edilebilecek
mânasıyle değil, ahengiyle, sözlerinin yan yana gelmesinden çıkan
üstün bir mâna ile bir şeyler anlatıp bir şeyler duyuruyor. Şiir
değeri bizce işte o halindedir.
Benim'
duyduğum anladığımla sizin duyup anladığınız büsbütün başka olabilir
dedim. Evet, ben o şiirden bir hüzün duyuyorum diye ille sizin de
duymanız gerekmez. Belki sizce o beyit yalnız baharı anlatıyordur,
belki yalnız hazzı söylüyor, belki büsbütün başka duygular
uyandırıyor. Olabilir. Güzel şeklin öyle bir gücü vardır: birçok
mânalarla zenginleşir. Geçmiş yüzyıllardan kalma eserlerde bizim
yeni yeni mânalar bulmamız, yaratıcılarının belki hiç düşünmedikleri
şeyleri görmemiz bunun için değil midir?
Şiir mânada
değildir derken işte bunu söylemek istiyorum; yoksa biz, şiiri
yalnız ahengi için okuruz, şiirde yalnız kelimelerin verdiği zevki
duyarız gibi bir şey söylemek istemedim. Şunu da söyliyebilirim:
Şiiri mânası için severiz, şiir mânadadır, ama bu mâna tercüme
edilebilecek, başka kelimelerle anlatılabilecek bir şey değildir.
Nurullah Ataç
(Karalama Defteri,
1962)
|
|