Seke Seke Geldi Şair
 

  

“Can Yücel şiiri, modernist şiirin bittiği yerleri imlemesi açısından ancak yeni bir dönemin şiiri olarak algıladığında kendisini ele vermeye başlayacak bir şiirdir.” (1) Bu saptamayı abartılı bulduğumdan dolayı C.Yücel’in şiiri hakkında birkaç söz söylemenin gerekliliğini düşünerek bu yazıyı kaleme aldım. C.Yücel’in şiiri modernist şiirin bittiği yerde başladığı savı hiç de doğru değildir. Şairin birçok şiirine baktığımızda hemen hepsini toplumcu-gerçekçi şiir anlayışı içinde görürüz. 2. yeni akımıyla kurduğu(1950-60 yıllarda yazdığı şiirler dışında) temas kısa sürmüş olup, 70’lerin propagandist toplumcu-gerçekçi şiir anlayışının dışında kalarak, kendine özgü bir dil kurmayı başaran toplumcu-gerçekçi şair olarak görülmelidir Yücel.

 

H.B.Kahraman “modernist şiirin bittiği yerler”, diyerek kastettiği aslında modernizmin kendisidir. Modernist şiirin bitmesi için modernizmin bitmesi gerekir. Modernizmin Yüzyılın başında kalkınmacı, kurtarıcı, sanayileşme, özgürlük, eşitlik vb. ideolojik argüman ve taleplerden (ki, bu özgürlükçü talep modernizmin ilk hamlesinde kurduğu sınıf itifakıyla içine sindirmiştir.) vazgeçmesi, onun döneminin bittiğinin anlamına gelmez. Modernizm bir iktisadi proje üzerine kuruldu ve bu iktisadi proje formel açıdan belirli değişikliğe uğrasa da hâlâ kendini yeniden üretecek veri tabanını korumaktadır. Post-modernizm ideolojik bir ayrımdır ve modernizme karşı muhalif karekteri kendi estetik anlayışını ve sanatçısını yaratma başarısını göstermiştir. Post-modernizm aslında modernizmin doğal ürünüdür ve doğduğu modernist ortama tepkidir. Usa, bilime ve teknolojiye güvensizliği, verili yasaya ve töreye isyan etmesi ama özgürleşmiş imgelem ve düşlemin öngördüğü yeni bir erdem töresini öne sürmemesinden dolayı da modernizmden ayrılmaz. Ona eklemlenir. Modernler ya da tarihsel avangardlardan farklı değillerdir. Modernizmden gerçek kopuşu sağlayamamışlardır. Post-modernizm modernizmin baş aşağı çevrilmesidir. Modernizmin sonuçları üzerine kendi söylemini kurmasından dolayı modernlere eklemlenir. Oysa anti-modernist eleştiri modernizm karşıtlığıyla kendini sınırlamamalıdır.Anti-modernist eleştiri, modernizmin bütün pis kalıntılarını tarihin çöplüğüne yollayacak bir devrimin yanında olmayı gerektirir.Post-modernist şiirde bu devrim hiç mi hiç anılmaz. Hazır post-modernizme değinmişken şunu da belirtmek isterim; post-modernizmin irrasyonelliği modernizmin rasyonelliğidir. Modernizm rasyonel öngörüsünü bilimden ve akıldan yararlanarak sağladı. Post-modernistlerin modernizmin ağır ve endişe yaratan sonuçları üzerine modern aklı ve bilimi yadsıyarak irrasyonelliğe ulaştığı kanısı inandırıcı değildir. Post-modernist eleştiri doğru alanları görüp çözümlemesine karşın boş bir alana nişan aldığından dolayı modernist rasyonelliğe eklemlenir. Devrimin yanında durmayan her ideoloji ve her reform talebi önceki egemenlik ilişkisinin sürdürücülüğünü üstlenir.

 

C.Yücel şiirine dönersek köklü bir modernist tavrı buluruz. Yücel’in modernizm karşıtlığı; modernizmin değer yargılarına karşı isyankar bir tutum takınması, dilin marjinal düzlemleri olarak bilinen argo ve küfür etkili araçlar olarak şiire taşımasıyla yeni bir estetik algının eşiğine ulaştığı (2) yorumunu yapmak büyük bir yanılgıdır. Ancak C.Yücel’in birkaç şiiri için bu yeni estetik algının ipuçlarını bulmak olası. Genel olaraksa Yücel’in şiirinde böylesi bir estetik algı görülmez.

 

“ Çatal yüreğimle türkülü yollara

Düştüm ki o kadar olur…

Seke seke ben geldim

Sike sike gidiyorum….” (3)

 

Burada Yücel’in “türkülü yollara” düşmesi toplumun aşağı tabakasından söz alması olarak algılanmalıdır. Bu yollar o kadar zor, o kadar ağır bedellerle döşenmiştir ki , şairin kendi benliğini kurma sürecinde birçok yara aldığını hissettirir. Bu süreç şairi üstün bir ‘ben’e taşıdığı açıktır. Bir olgunluk dönemi, bir haz dönemi bilinçli bir şekilde kurulduğu ve alayla yaşamın karşısında sonsuzluğa ulaşıldığı görülür. Şair” sike sike gidiyorum” derken bıraktığı etki onun ölümüyle sonlanmayacağını duyururken sisteme karşı öfke ve intikam duygusunu öne çıkarmaya çalışır.

 

Can Yücel ideolojiyi ve siyasi anlayışını şiirinde yeterince gizleyebilseydi Türkçe yer altı şiirinin ilk temsilcisi olarak ilân edilebilirdi. Yeraltı şiiri dar anlamda apolitiktir. Eğer ideolojik kaygılar merkez alınarak düşünülürse bu görülür. Yeraltı şiiri, şiir ile devrim olmayacağını bilir ama devrimin yanında durur. Bir taraftır. Toplumsal ve bireysel bütün egemenlik ilişkisini besleyen her şeyi deşifre eder. Sesinin geniş kitlelere duyurulması kaygısını taşıdığından şiirin anlaşılır olmasını ister. Bütün bunlardan dolayı yeraltı şiiri politiktir.

 

“…
Devrimler ve devrim için,

Karanlıkta vurulan demokratlar için,

Cumartesi anneleri ve kayıplar, kayıplar

Emekçiler için, emekliler ve gaziler için!

Söndürün ışığı, söndürün ışığı, …”(4)

 

Bu ve buna benzer birçok şiir vardır Can Yücel’de. Genel olarak Yücel’in şiiri dikey konumlanan iktidara karşı eleştiriyi içerir. Egemen sınıf, onun kolluk kuvveti, parlomento sözcüleri, resmi eğitim sistemi ve demokrasi Yücel’in hedefidir. Bu hedefe saldıran aydın ve gazeteciler birer kahraman olarak şiirinde işler. Topluma birer kahraman, önder olarak sunulur. Eşber Yağmurdereli, Aydın Çubukçu vb. için yazdığı şiirler buna örnektir. Can Yücel’in yeraltı şiirin temsilcisi olarak sayılmamasının nedeni şiirlerindeki izlektir. Sosyalist bir ideolojiye sahip olduğundan (hatta sosyalist ideolojinin en totoliter olarak bilinen stalinst ideolojidir.) dünyayı ve evreni tümüyle kucaklamaya çalışır. Dolayısıyla yokülkenin (ütopyanın) şiirini yazar. Dünya görüşünü oluşturan temel olgular, yani toplumculuk ve onun belirlediği bir ilişkiler düzeni, bu anlayışının somutlaşımıdır. (5)

 

Yazımın giriş bölümünde Yücel için yeni bir estetik algının ipuçlarını veren birkaç şiiri olduğundan söz etmiştim. Genel olaraksa toplumcu-gerçekçilik akımı içinde görülmesi gerekliğini vurgulamıştım. C.Yücel 2.Yeni akımıyla bağlarını 1960’lı yılların başında kopardığı doğrudur. 2.Yeni’nin modernist kurmaca/kurgu mantığına karşı Can Yücel’in sökmeci mantığı derin bir kopuşun odağıydı. (6) Ayrıca Yücel’in imge anlayışı 2.Yeni şiirinin imge anlayışından tamamen farklıdır. Dolayısıyla 2.Yeni akımı içinde Yücel’i değerlendirmekte imkânsızlaşır, Yücel’de imge dünyayı algılamanın olduğu kadar onu yeniden kurmanın bir aracı olarak görülür. Bu anlayışı siyasal iktidarla hırlaşmaya, aydınlar ve yasa koyucular arasındaki anlaşmazlığa indirgemesi Yücel’i aydın, elitist gard olmaya iter. Dilindeki sadelik bu gardı parçalayamaz.Yani yeraltı şiiri içinde görmemizi engeller. Yücel’in şiirindeki gerçeklik nesnellik taşır. Bu şiirlerin konusundan kaynaklanır. Şiirlerindeki kahramanlar “Muğla Gerillası”, “Eşber’e” vb. kullanılması kurgunun nesnellikle örtüşmesini sağlar. Oysa yeraltı şiirinde kurgu tamamen hayal ürününe yaslanır. Onu sanatsal kılan olgu bu kurgu anlayışıdır. Yaşaması olanaksız bir kurguyu yaşanabilir olarak alımlayıcıya sunması gerekir. Gerçeklik, kurgunun verdiği mesajdır. Modern aklın anlayacağı, hoşgörü göstereceği gerçeklik olarak kendini ortaya koyar.

 

“ DOĞUŞ

Anamın amına kar yağdı

Sonra öyle bir güneş doğdu ki güneş” (7)

 

Bu kısa şiirin başarısı karşısında hayranlığımı gizleyemiyorum. “Anamın amına kar yağdı” diye seslenen şair en etkili eleştiri silahı olan küfürü kullanır. Kadının doğurgan özelliğinin esaretin temel ayağı olarak görülmesine hayıflanır. Doğurganlığın doğal ve insani bir gerçeklik olduğunun altını çizerken, bu özelliğin cinsiyetçi işbölümüyle birlikte kadının ezilmesinde bir araç olarak kullanıldığı vurgusunu yapar. Yukardaki şiir Yücel’in feministliğini ele verir. Gerçi karısı Güler Hanımı konu ettiği şiirlere bakılırsa aile ve onun getirdiği cinsiyetçi işbölümünü pek yadırgamadığı görülür; Güler Hanım pazarda alışveriş yapan evin düzenliliğinden sorumlu bir kadındır.

 

“ SÜPÜRGE

Güler’in pazardan aldığı

Mutfak duvarına çivilediği süpürge

Sarışın findirdek bir genç kız,

Topuz örülmüş saçları

Belinde al kuşağı

Fistolu eteğiyle

Duvardan göz ediyor bana

Süpür-safa Hanım.” ( 8 )

 

“DOĞUŞ” şiirinin son mısrası “Sonra öyle bir güneş doğdu ki güneş” birilerine rahatsızlık veren bir kimliği imler. Oysa kapitalist sistem için doğum bir işgücü kaynağının simgesidir. Nesnelleşmiş bir emektir. Onu işlemek sömürmek burjuvanın görevidir. Ama Yücel’de doğum bir tutum, bir kimlik, bir meydan okumadır. Özneye vurgunun aşkınlaştırılmasıdır. Şiir başarıyla tamamlanmıştır. Yeraltı şiiri için iyi bir örnektir. Ancak diğer şiirleri toplumcu-gerçekçidir:Yücel’in diğer şiirlerindeki ütopya, gelecek güzel günler yeraltı şiirinde yoktur. Yeraltı şiiri yalnız ve yalnız direnişten yanadır. Devrimden yanadır. Devrim direnişin billurlaşmış halidir. Yeraltı şairinin tabiki ütopyası vardır. Gelecek güzel günler ister ve ona inanır. Ama şiirinde bunlara yer yoktur. İdeolojiden ve dar anlamda siyasetten arınmıştır. Yeraltı şairi, şiiri ile ancak böyle fedakarlık göstererek devrimin kanalını açar. Gerektiğinde intihar etmelidir şair. İdeolojinin gizlemesi bu intiharın ön koşuludur. Şiir ancak böyle okunup yazıldığında gerçek anlamını bulur. Yeni estetik algı yakalanabilir.

 

“ BEREKET

Bir osuruk ağacıyım ben

Yellendikçe şiir açan” (9)

 

Bu kısa şiirde kama gibi bir solukta içime batıyor. Kendime gelmemi sağlıyor. İşte şairin künyesi bu olmalı diyorum. Biz şairler osuruk olmayı becerdiğimizde gerçek şiirler çıkarabileceğiz. Yücel ‘de imge şiirinin bütününde bir başka bütünlüğe dönüşüyor. Herşey öyle saydamlaşıyor ki , şiirin karşısında donakalıyorum. Bu kısa şiirde beliren imge anlayışı yeraltı şiirinde de belirleyici konumdadır.

 

“ SEYİRLİK

Don giymiyorum

Pişik yapıyor

Mor bir şortla

Daltaşak dolaşıyorum,

Badem ağacının dalında

İri çağlalar gibi hayalarım

Püfür püfür…” (10 )

 

“SEYİRLİK” şiirinde anlatımın üst düzeye taşındığını görürüz. Doğrudan anlatım “Badem ağacının dalında / İri çağlalar gibi hayalarım” benzetmesiyle şiirsel ifade gündelik dile özgünlük yükler. Cinsellik “Mor bir şortla/ Daltaşak dolaşıyorum,” dizesiyle sergilenir. Özne ve nesnelliğin bu denli diyalektik kullanılması bir başarıdır, “HIŞŞŞT” ve “YILKI ATININ ÖLÜM” şiirleri içinde aynı şeyler söylenebilir. Bu şiirlerde kurgu üst bir gerçekliğe ulaşır. Modern ahlakla kurulu rasyonel yaşam dışlanır. Yücel’in yukarda sunduğum şiirlerinde dönüşümün temel öğesi ahlaktır.Ancak Yücel’in genel olarak şiirlerinde bu ahlak anlayışı cinselliği gizler ve siyasal zeminde gündeme getirir.Dolayısıyla Yücel’ in kavrayış ve anlatımı yeraltı şairi olarak okumasını dışlar. Oysa yukarıda örneklediğim kısa şiirler yeraltı şiiri için iyi örneklerdir. Buna benzer birçok şiire diğer kitaplarında karşılaşmak olasıdır. Bence Yücel bir şairdi ama intihar etmesini bilemedi. Bilemediği için de şiiri intihar etti.

 

 

 

(1) Türk Şiiri Modernizm Şiir H.B.KAHRAMAN s.296 Büke Yayınları 2000

(2) Türk Şiiri Modernizm Şiir H.B. KAHRAMAN s.295 Büke Yayınları 2000

(3) Seke Seke Can YÜCEL s.4 Papirüs Yayınları 1997

(4) Seke Seke Can YÜCEL s.7 Papirüs Yayınları 1997

(5) Türk Şiiri Modernizm Şiir H.B. KAHRAMAN s.281 Büke Yayınları 2000

(6) Türk şiiri Modernizm Şiir H.B. KAHRAMAN s.295 Büke Yayınları 2000

(7) Seke Seke Can YÜCEL s.97 Papirüs Yayınları 1997

( 8 ) Seke Seke Can YÜCEL s.116 Papirüs Yayınları 1997

(9) Seke Seke Can YÜCEL s.179 Papirüs Yayınları 1997

(10) Seke Seke Can YÜCEL s.118 Papirüs Yayınları 1997

(11) Seke Seke Can YÜCEL s.119 Papirüs Yayınları 1997

(12) Seke Seke Can YÜCEL s.141 Papirüs Yayınları 1997

 

 

Zate Zatturi

 

                              

           

 
   

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön