|
Dilin kemiği yoktur.' sözünü günlük hayatımızda çok sık
kullanırız. Daha çok olumsuzluğu çağrıştırdığı için de onu söyleyeni
kuşkuyla dinleriz. Bazen de onu hayatın sıkıcılığını ve ağırlığını
bir an üzerimizden atmak için yaptığımız ironinin dayanağı olarak
kullanırız. Günlük hayatta hiç de hoyratça kullanıldığını
düşünmediğim dilin şiirde su istimal edildiğine tanık oluruz. Oysa
iletişimin vaz geçilmez unsuru olduğu bilincinden hareket edersek
dilin bütün boyutlarını sahiplenmemiz gerekir. Dil, diğer yandan da
iktidarın taşıyıcısıdır. Tarihin hem tanığı hem de kendisidir.
Şir-dili eleştirisinin sınırları benim için önemli bir
başlangıç. Eğer modernist şiir karşısında belirli bir hayıflanma söz
konusuysa. şiir dili söz konusu olunca Eliot hemencecik karşımızda
beliriverir.'Sheakspearin mi, yoksa dante'nin mi dili daha
üstündür?'diye soru sormanın niyetini yargılayarak, bu iki şair
arasındaki farkı anlatmaktan çekinmez. Dante’nin anlaşılır bir dil
kullanmasını ,avrupa'nın bir bütün olduğu zaman yazmış olmasından
kaynaklandığını vurgular.Dante'nin kendi gördüğünü bize de göstermek
istemesinden dolayı eserlerinde sade bir dil, çok az
benzetme,alegori kullandığını belirtir.Shakspeare'nin dilinin ise
sone ve tiyatrolarında imaya dönük olduğuna,bu ima'nın dilin
eğretilme ile benzemesine yol açtığına işaret eder.(1)Bu iki şairin
ölümünden bir hayli zaman geçmesine karşın Eliot'un dil konusuna bu
eksende eğilmesini garipsememek gerekir.Bu eğilimin nedeni,'dil'in
şiir için vazgeçilmez olması kadar şiirin bir dil işi olduğunu da
kavramış olmasında yatar. Eliot'un dil konusuna bakışı,'iyi ve
kötü'yü kutuplaştırmanın dışında bir alana işaret etmesinden dolayı
bugün de önemini koruyor.Shakspeare ve dante'nin kullandıkları dilin
farklılığında,yaşadıkları toplumla kurdukları ilişki,toplumsal
hiyeraşi belirleyicidir.Dante'nin anlaşılır bir dil kullanması bana
daha yakun durur.çünkü büyük bir hayat deneyini okuruna başarıyla
aktarabildiği için bugün de canlılığını korur.
Şairi toplumsal hayatın(bütününde)tanığı olarak
belliyorsak,şair;sözü toplumun içinden tırnaklarıyla kazıyrak alır
ama kendisi için konuşur.O ne hissediyorsa,ne anlatmak istiyorsa
özgür bir birey olarak kendini ifade ederek yapar bunu.burada ince
bir ayrıntı var:Dikkat edilirse büyük bir hayat deneyini
kapsamasından söz etmiştim.80'li yılların başında 'dönem şairi'
olarak anılmanın hayat deneyinin bir boyutunu görüp onu geniş
kitlelere aktarmakla ğerçekleştiğine tanık olduk.'80 kuşağı'
şairlerinin bir kısmının kitapları çok satması ,'hapisane
şairleri'olarak anılması bunlara yeterli örnek sanırım.
Modernist şairlerin bir çoğu;hıçınlığını,kaygısını şiirinde
dile getirirken gerçekliğin taklit edilmesini yadsımıştı.Willam
blake gibi romantik şairlerden devraldıkları dili , günümüze
aktarmada başarılı oldukları tartışılmaz.Bu şairler,modernizmin
hızlı değişimi ile yaşadıkları sorunlardan dolayı, şiirin merkezine
modernizmin vadettiği özgürlük kaşısında 'hayal kırıklığı yaşayan
birey'i koymuşlardı.T.S. Eliot,ezra pound,james joyce,samuel beckett
dile verdikleri önem anımsanmalıdır.Bu büyük şairler, yaşadıkları
dönemde alt-üst olan dünyayı anlatmak için şiirlerindeki dil öne
çıkar.Dertleri büyük olan bu şairler dili bir araç olarak
kullnamışlardır.Bu yönelim bir duyarlılık olarak algılanmalıdır.Türk
şiirinde Behçet Necatigil, Ece Ayhan toplumsal alt-üst oluşlar ve
kendi içlerinde yaşadıkları gerilim sonucunda kendilerine özgü bir
dil yarattılar.Bu dili taklit etmek imkansızdır.Oysa bugün okuyucuya
sunulan şiir kitaplarına bakıldığında birbirlerinin kopyası olarak
karşımıza çıkar.Samimiyet gitmiş,taklit ve art niyet gelmiştir.
Artık şiir,büyük hayat deneyinden arınarak dil oyuna, imge,
eğreltilme, vb. yapılara dönüştü.Dil,şair için 'öz-yaratım edimi'
olarak görüldü.gerçekliğin ,dil aracılığıyla temsil edilmesi
düşüncesinden vazgeçildi.Fantazi ve soyut kurgu şiirin kendisi ve
vazgeçilmez dayanağı olarak kabul edildi.Oysa şiir söz,ses ve imge
oyunlarına gömülmeden yalın yazılabilir.Yeri gelmişken şunu
belirtmeliym: Bir 'şiir' için önemli ve öncelikli olan 'şiir'
olmasıdır.Modern şiir ,büyük ölçüde bu kaygıyla yaşadı,var
oldu.Büyük hayat deneyiniz olsa da şiir yazmayı
bilmiyorsanız,estetik kurallardan haberdar değilseniz, yazdıklarınız
şiir olmuyor.
Öte yandan modernizm ile hemen hemen aynı sorunu yaşayıp
şiirin merkezine geniş kitleleri koyanlar,bundan dolayı gündelik
dili şiirlerinde 'misafir' ederek (misafir diyorum çünkü bu şiirin
bugünkü temsilcileri o kadar kapalı şiir yazıyorlar ki kendi
gelenekleriyle karşı kraşıya gelmelerini ancak'dilin misafirliği'
tespitini kullanarak yapabiliyorum.)geniş kitlelere ulaşmaya
çalışmışlar ve başarmışlardır.Estetik kurallar gözardı edilmesine
karşın dildeki yalınlık belili ölçüde başarıyı sağlamıştı.Geniş
kitlelerin dilinin benimsenmesi,herkesin genel bir sistem kapsamında
birleştiği eşitlik ve özgürlük değerleri üzerine yükselen bir
etik-siyaset ve topluluk arzusuna şairin sahip olmasından
kaynaklanıyordu.Modernilk projesi içinde yer alan bu iki eğilim
iktidar veya iktidar adayı stratejilerin içinde kendi dertlerini
dillendirmişlerdi.bence şiirin dili yalın ve basit olmalıdır.Dil
havada asılı durmaz ve şairin kafasında 'kendince bir şey
değildir.dil hayatın içinde yaşar, onu bulmak-çıkarmak (gerektiğinde
imge,eğretilme vb. söz oyunlarını alet edilerek şiirleştirmek şairin
görevidir.bu anlatılanları birkaç mısra ile göstererek özetlemek
isterim:
'gece ile beliren kutup yıldızı'
'yitirdiğim uzuvlarımı topladım seni gördüğümde'
'hangi kalyonun güvertesi benim kadar sevinebilir'
'seni gördüğümde işte bir dünya sen kur,dedim' *
Yukarda yazdığım mısralar, yalnız kalan bireyin günün
birinde sevdiği bir dostunun veya sevgilisinin karşısına çıkagelmesi
ile yaşadığı duygu yoğunlunu anlatır.Bu mısralar başka birçok üst
anlam üretir.Kullanılan dil yalınlıktan uzaklaştığı sürece anlam
katlarına ulaşmak kolay ve bol seçeneklidir.Bu mısralarda şair;kendi
özlemini,sevincini anlatmaktadır.Okuyucu kendi dünyası ve algısıyla
başbaşa bırakabilmektedir.mısraların karşısında okuyucu,şair
tarafından 'özgür' bırakılmıştır.şairin gerçekliği artık okuyucunun
gerçekliğine dönüşmüş 'özgürlük' sınırışiir ve şairin çok ötesine
geçmiştir.Modern şiir ve onun devraldığı bu günün şiiri nesirden
uzaklaşmış kendine bir nazım dili kurmuştur.oysa şiir nazım ve nesir
arasında bu denli set örülmesinin yükünü taşıyamaz.Önemli ve
öncelikli olan estetik kurallar içinde nazım ve nesir alanlarından
yararlanıp bir senteze ulaşmaktır.şiir dilinin diyalektiği böyle
işlemesi gerektiğine inanıyorum.
'Çöplükten altın bulmuş gibi sevindim.' (2) nesir ifadesi
olmasına karşın yukardaki mısraların karşısına koymak için
aldım.şairin kitap tanıtımında kullandığı bir ifade olmasına
karşın'ne demek istediği'ni anlatmak açısından ne denli başarılı
olduğunu söylemek isterim.Duygulanım ve sarsıcılık sanırım göze
çarpıyor.(Bu anlamda okuyucu ,şairin istediği kadar özgür
olabiliyor.) Buradaki çöplük ,bütün insanal hayat deneyini imlediği
gibi mekansal bir dizge içinde de okunabilir.Ve her koşulda yerleşik
alışkanlıkların bireyin kendi tarihselliği içinde de
yüzleştirir.Oysa diğer mısralarda özne tarihselliğinden
soyutlanmıştır.Modernist veya postmodern şiirde rasyonelleşme bu
anlamda ortaya serilir.
Okuyucuların biraz dikkatli olursa eğer'modern şiir/postmodern
şiir' tanımlamalarına sıkça başvurduğumu göreceklerdir.Şiir
dünyamızda sadece bir eğilim mevcut değildir.Bir çok şiir anlayışı
söz konusu olunca aralarındaki farlılığı vurgulamam umarım hoş
görülür.Yeni bir şiirn gerekli olduğunu düşündüğümdendir ki modern
şiirin bir çok temel dayanaklarını karşıma
alıp,yadsıyabiliyorum.Modern şiirin 'rasyonelleştirme' kaygısını
iktidarla ilişkilendiriyorum.Bu da iktidarın'gönüllü kulluk'
çerçevesinde dayanağını bulan'yatay iktidar'ın kendisi olduğudur.
Faucault,'kişinin belirli bir toplumda karmaşık stratejik
bir duruma taktığı ism'tanımladığı 'iktidar'ın bir parçası olmuştur
'şair'.İktidar tarafından ezilen insan öznelerinin yalnızca bir
yansıması olarak görür özneyi; tarihselliğinden soyutlar.(3) İşte
şairin bugünkü kötü talihi budur.Modernizmin sunduğu 'liberal
özgürlük' okuyucuya tekrar sunulur.bunu yapan şiire benim
diyebileceğim:'kötü yola düşmüşsün!'den öte bir şey değildir.
şair, koca bir tarihin rasyonel kuşatılmışlığı
içindedir.Şair,modernizm içinde yalvaç kimliğini bulsa da
yazdıklarından keyif alışını da ortaya sermelidir.Hayatla dalga
geçmesini bilmelidir.Ancak bu,hedonist kimliğini görmesiyle
gerçekleşecektir.bunu elinde tutuğu kalemiyle yapabilir.Modern
alışkanlıkların ürediği yuvalara kalemini sokarak onları
dağıtır,parçalar.Şiir yazma yeteneğinin toplumsal bir ayrıcalık,
haksızlık olduğunun bilinciyle dile sarılır.Dil o kadar canlı bir
varlıktır ki kendi zenginliğini şairin önüne serer.aslolan şairin bu
zenginliği görmesi ve onun içinde bütün hayat deneyini geniş
kitlelere aktarabilmesidir.'Büyük şiir yaratılmaz
keşfedilir.'gerçeğini görmemiz gerekir.
1)T.S.Eliot,edebiyat üzerine düşünceler,S.84-85
2)C.Bukowski amerika'da ziyaret ettiği bir kütüpanede J.Fante'nin
kitabıyla karşılaşır ve içinden bu cümleyi geçirir.
*:Bu yazı için kullandığım dizeler bana aittir ve yalnız bu
yazı için düşünülmüştür.
3)M.Faucault,Cinselliğin Tarihi,S.100-1003
Zate Zatturi
|