|
Ahmet Ada (1947)
20 Mayıs 1947’de Ceyhan’da doğdu. Şair, Nazire Hanım ile tüccar Ahmet Ada’nın oğlu. İlk ve orta okulu Ceyhan’da okudu, ailesinin maddi sıkıntısı nedeniyle Ceyhan Lisesi’ni ikinci sınıfta terk etmek zorunda kaldı (1965). Devlet Su İşleri Ceyhan Şubesi (1967-69), Marangozlar İstihlak Kooperatifi (1971-87) ve otomobil ticareti ile uğraşan bir özel şirkette (1989-93) çalıştıktan sonra emekli oldu. TYS üyesi. 2002 yılında Mersin’e yerleşti. İlk şiiri “Tabuttur Kitaplar” ve Hilmi Yavuz’un şiiri üzerine bir çözümleme denemesi olan ilk yazısı “Hilmi’nin Çocukluğu” 1966’da Soyut dergisinde çıktı. Şiirlerini ve yazılarını Soyut, Yeni Dergi, Papirüs, Türkiye Yazıları, Yusufçuk, Oluşum, Yeni Biçem, Islık, Kitap-lık, Şiir-lik, Varlık, Adam Sanat, Gösteri, Geceyazısı, Dize, Yom Sanat dergilerinde yayımladı. Bazı şiirleri Almanca’ya ve Fransızca’ya çevrildi. Yayımlanan şiir kitapları: Gün Doğsun Gül Üstüne, 1980; Acıyla Akran, 1983; Yaz Kırlangıcı Olsam, 1985; Yitik Anka, (ilk üç kitabın toplu basımı), 1993; Aşk Her Yerde, 1990; Vakit Yok Hüzünlenmeye, 1992; Günyenisi Lirikler, 1992; Taş Plak Gazelleri, 1995; Küçük Bir Anmalık, 1996; Begonyalı Pencere, 1998; Denize Atılan Çiçek, 1999; Gökyüzünün Fıskiyesi, 2003; Denizin Uykusu Üstümde, 2004; Kantolar, 2006. Poetika : Şiir Okuma Durakları, 2004.
Sonbahar Yitiminin Ezgisi
Bak ben bir çocuktan çıktım haylaz sarışın Yüzümü güneşe tuttum, aykırı bir çocuktum Buğday başakları arasından dünyaya gülümseyen
Bir sonbahar yüzümü yağmurda eskittim Aynaları öptürdüm, aynaları dünyaya tuttum Kuşlar uçuştular içinden dört bir yana
Ey sonbahar! Yaprak yaprak savruluşun büyüsü Sevgilerimi sıcak sakla, acılarımı dağıt git
Bak ben bir çocuktum sarışın kiraz küpeli Suçum yok sendelediysem bir aşk yangınıyla Çünkü ölümdü ayrılıktı yalnızlıktı Kalbin akan sesiyle daha yeni tanıştım
Bak ben başak kadar çocuktum ablası olmayan Şiir çektim ayrılıklarla gölgelenmiş aşklardan Uyanıp her gece uykudan denize açıldım. Ah denize gömseydim denize gömseydim Av şarkılarımı, ayrılıklarla biten aşklarımı Ay bütün gece dizlerimde kanadığı zaman
Bak ben okuldan kaçtım üstüm başım kırağı
Kıskandım kuşların ulaşamadığı başı dumanlı dağları Günlerdir kendime yakıştırdım, kuşlar yağdı şakaklarıma Sonra yürüdüm her duvara bir pencere açarak Yürüdüm dilimin ucunda yaprak döken bir türkü
(Aşk Her Yerde’den)
Seni Çok Seviyorum
Yağmurda bekleyeceksin kirpiklerin uzayacak Akşam inecek birazdan Issız asfalt yollara incecik akan sulara Yürüyeceksin usul usul kirpiklerin ıslanacak Seninle yürüyecek sevda Mermer kaldırımlardan
-Seni çok seviyorum diyecek Yüreğini uçurtma yapmış kız Sen bakınca yaprak döken kız
Yürüyeceksin haylaz Yüreğinden uçarılıklar geçirerek Yakanda kokusunu veren bir çiçek Mutsuz biten aşkları sorgulayan
Seni çalışacak masa, su dolu bardak Uyanınca uykusundan o genç kız şimdi
(Aşk Her Yerde’den)
Ertelenmiş Gazel
Kır kahvesinde çay söylerim sonbahar gelir Yaprak üşür uçuşan elbiselere dolan rüzgâr gelir
Cemal Abi durup havalandırır dizelerini Sonra Kadıköy’e iner kar gibi yağar gelir
Bir özür müydü yaşadığı yanlış macera Yoksa bir ödeşme mi darmadağın yalnızlığa
Bilirim depoya çekilmiş tenha bir tramvay delisidir Aşkı yüksek sıradağlar dizisi kadar eskidir
Öyle külhan ve başıbozuk yaşadı bir zaman Bu çalık ömür düşer bir gün tekrar yollara
(Vakit Yok Hüzünlenmeye’den)
Şehnaz Longa
Gelincikleri soruyordun ya erken saatlerde Sokağın ucundan baktım yoktu ovada Yelkovan kuşları vardı denize doğru uçan Mekanik çığlıklardan haberli, minarelerden Çatılarda dem çeken güvercinlerden
Oturmuş düşlerini örüyordu yaşlı bir kadın Avucunun içinde dağ göllerinin sesi
Baktım eski güneş paltosunu çıkarıyordu Kapılardan sızıyordu sokağa şehnaz longa
Gülleri soruyordun ya güz geldi işte Küstüm ben mayısa, bahar kuşuna Umut türküleri yağmurun sicimlerine düğümlendi Baktım güne sızıyordu şuradan buradan sonbahar Tentelerin, ipek sedirlerin sesine Sonra mahmur gözlerine düşrengi
Taşıttan indim yağmur dindi birdenbire Baktım içimde ezik bir yaprak sesi
Yürüdüm, sarı yapraklar uçuştu önümde Gün ikindi oldu çiçeksiz işsiz gün Çok şey yazıldı ya kırık bir hüzün Hep vardı kalbimde, kalbimse kaldı Denize karşı bir park kanepesinde,
Resim çektirdim sesim de çıktı sessizliğim de
(Günyenisi Lirikler’den)
Solgun Ablalar Gazeli
Eski gramofonlarda gül sesi eskir yaz gelir Belli ki yaz değil kuşlar göğünden ablam gelir
Ablam gül yetiştirir çiçeksiz balkonda Solgun bir nehirdir gövdesi, umutsuzluğu sular gelir
Annemin başında kocaman bir şapka. Girit’ten Gelmişiz biz, ablam sevda şarkıları sular gelir
Solgun bir halk şarkısıdır ablamın gölgesi Külhan bir ay çıkar, kapı önlerini sular gelir
Ben şuraya koymuştum plakları, şimdi kış abla, Bir gün çalınır radyolarda dünya içre zaman gelir
(Taş Plak Gazelleri’nden)
Yağmur Yağardı da Şemsiyesi Olmazdı
Yazsa eski bir pencere gül açılırdı Kimi zaman da ay ışığı çocukluk yıllarından Balkonları Akdenizli evlerdendi evleri Horozibiği aslanağzı fesleğen kokardı
Saçları okşanmak için miydi evet öyleydi Üstelik yağmurda göğe doğru uzardı Yağmur yağardı da şemsiyesi olmazdı Arka mahallede ceplerine yağmur dolardı
Sesi siyah beyaz mıydı evet öyleydi Bir hüzün sonbaharı ki hep oydu Diyelim çeşmeler dondu, dallar kırıldı Kış oydu, içimdeki fırtına o
Bütün kış saçları portakal kokardı Oydu mahallenin göğe ağan kızı Yalın bir kışı başlatan oydu Yağmur yağsa saçak altı arayan o
Bir ayrıntı değildi saçındaki kurdela Kirpiklerinin bir buluta özenişi Kirpikleri mavi miydi evet öyleydi Yağmur yağsa mis gibi yağmur kokardı
Yağmur yağardı da şemsiyesi olmazdı
(Küçük Bir Anmalık’dan)
Yüreği Kuşhane
Kuşlarla çevreli bir akşamüstü. Kapı önüne gün bakışlı kadınlar oturmuş, konuşuyorlar sessizce. Sevda sözcükleri açık bırakılmış pencereden geçi- yor. Birkaçı göğe asılı çamaşırları topluyor. Biri var, bekliyor beni. Yağmur yürüyüşlü biri. Kapı eşiklerinde yüreği serçe. Odası yaz kokuyor. – Ona bir sepet üzüm götürsem, sevinir mi dersin? Bir kuşhaneye döner mi yüreği? Dönüp bakıyorum geriye: Yüzü bir hüzün güzelliği.
(Begonyalı Pencere’den)
Siyah Beyaz Bir Fotoğrafta Annem ve Ben
Annem bukleler örerdi saçlarımdan kış günleri, Sevinci hemencecik yağmur çiçeğiydi, iyiydi,
Annem ve ben rüzgâra asıp şapkamızı, Bir gün resim çektirdik, bir kış ikindisiydi,
Ben beş yaşında çocuktum kış sokaklarından, Annem geçerdi içimden, düşünmeden Sevgiyi kim bilir nelerle ödediğini
Galiba yazdı gök güzelliğinin değişilmediği, Her yerde kuş gölgeleri, ayak izleri, yalınlık belki, Öyle bir mevsimdi annemin sevgisi
Annem sevgi terzisiydi yüreği Türkçeye teyelli, Keşke annem için biçilseydi gök ekini
(Denize Atılan Çiçek’den)
Onun Evi Kuşlara Yakın
Onun evi kuşlara yakın, ne iyi Bir kuş konsa sesine bozkırlar başlar O şarkı söylediği zaman Sessizliğe uzun yağmurlar yağar
Giyinmiş yalnızlığı, öğle sonu Bakışlarında kesilmiş çiçek sapları var Penceresinde gökyüzü, kuşlar Nedense bir şemsiye gibi açılmışlar
Bir şey var onda olmaması gereken Unutulmuş anılar gibi hüzünlü Uçmuş gözlerinin mavisi Dalıp dalıp gitmesi ondan
Yine toz alıyor, toz alışlarında Bir yanlışı düzeltmenin rahatlığı var Dursa biraz, sokaklar, kırlar Bir bir penceresinden geçiyorlar
İyi ki birçok çiçeği var Otursa bir yüzyıl çocukmuşçasına Çiçeklerle konuşmaya başlar Aşkı, ölümü, bir çeşit ölümsüzlüğü O beyaz tutumuyla konuştukça Bitişik binadan kuşlar uçar
(Denize Atılan Çiçek’den)
Terleye Terleye
durduğum yerde terliyorum mersin sıcağında rüzgâr sıcak esiyor denizden denizden çıkmış bir atım turuncu mavi bir at gibi terliyorum bir şair gibi rengarenk şiirler içindeyim bir gün gerçekliğin peşinde fır dönüyorum bir gün senin belalın oluyorum bir gün bir yüzükten geçiriyorum baharı bir gün de yüzüğü parmağına sıcağın içindeyim sıcaktan geçiyorum havuzların fıskiyeleri serinletmiyor belki yağmur yağacak birazdan ıslanacak duvarlara asılı che’nin resmi portakal ağaçları gelin duvakları nar incir yasemin samanyolu yıldız yıkanmış ışıktan geçecek bir gün bol yağmur bol ışık bol keder babam öldü tonlarca yükün altındayım terliyorum yalnız bir at gibi erken gelen yaz gibi
kalbim keder tütüyor öyleyim işte bir dağ kederi içinde
(Gökyüzünün Fıskiyesi’nden)
Monolog
Bazen somut bir nesne, bir görüntü ya da bir yaşantı parçası ya da anlık bir duygu dramatik monologlar kurmama yetiyor. Bazen de bir hamamböceği ya da kuytu yerde bir örümcek ya da omzuma düşen sıva parçasıdır şiir yazma nedenim. Kavanozlar, mutfağa giren Naz, kapının sesi ya da ayrıntılarla ilgisi olmayan kullanılmamış bir sözcük yetiyor. Kılıç gibi parlayan bir şimşek, birkaç çiçek adı. Her şey yarasıyla oynayan çocuk kadar saydam. İnsanlık değerleri – belki en çok bunun için yazmam gerekiyor. Yonta yonta sözcükleri.
(Denizin Uykusu Üstümde’den)
|