|
Ali K. Metin(1964)
1964, Bilecik-Söğüt doğumlu. G. Ü. Basın Yayın Y. O.’nu bitirdi. Bir kamu kurumunda görev yapıyor. Edebiyat Ortamı dergisinin (1997-1998) yayın yönetmenliğini yaptı ve dergiyi 12 sayı çıkardı. Kökler dergisinin kurucuları arasında yer aldı, derginin yayın danışmanlığını yaptı. Edebiyat Ortamı ve Kökler dışında Kelime, İkindi Yazıları, Dergâh, Yedi İklim, Hece, Atlılar gibi dergilerde şiir ve yazıları yayımlandı. Yayımlanmış eserleri: Sürgün ve Atlas (şiir / 1999), Bir Yangın Tenhası (şiir / 2004), Barbar Senfoni (şiir/2006), Yazıyla Solumak (eleştiri / 2002).
Sürgün ve Atlas
Bir dağı yırtarak çoğalan ırmak gibiyim kanayan bakışlardan Bozgunlarda kırıla kırıla büyüyen bir kanat sesi Göğsümde soluk soluğa atların kavuran nefesi Lal olmuş sesiyle anıların yürüdüm Bir fecrin tuvaline düşler çizerekten hep Dolandım gözlerimin ateş tünellerinden
Şakağımda gecenin ıslıklarıyla Ne deliren bir karanfil ne kösnül yangınlardı sürükleyen Batıp çıkan yelkenlerdi ne yapsam Ay ve fırtına kırıklarıyla hep içimde
Sular dondu böyle kül kokulu bir küheylan alevinde
Geceyi teyellerken nabız seslerim İçime açılan kar çiçeği bir atlastı Yankılandı birden gizemiyle yağmurun ve susuzluğun
Kirpiğime acının kırağısı Büyülü acılar üşüşürdü rüyalarıma bir ayın gelgitiyle Üşürdü sesim düşkıran mevsimler boyunca Ürkünç dalgalarla çarpıyordu göğsüme moraran duyarlıklar Ufkun dibe çöken tortusu gibi batmış tekneler birden
Devinirken kumdan kalelerde utangaç kokusuyla Savruldu oradan oraya toz duman içinde yüreğim Sonra denize dökülen lavlar halinde Hem köpüren bir zehir hem suların yürüyüşüydü susuşum
Zamanı boyardı kan, ah al kan ellerim Baksan zifiri bir karanfil açardı durmadan Baksan yüzümde fırtına sonrası bir kül kaldı Ne mavi sular ne eylül halkaları Kumçiçeği büyüten bir ıslık belki kaldı
Karanlığa bürünmüş hüznün imgesi bir de Bir yaranın umutlarla kanayan ağzında Eriyen kar depremleri günlere mevsimlere Köpüren akşam, uzağa dökülen yıldızlardı birer birer Döküldüler ağır ağır kırmızı kırmızı Kanamalı bir göğün yaprakları gibi Döküldüler savrula savrula
Kalbim alanlara gömülü bir fitilin ucunda Atlasına bürüne o sürgün uğultusu Bir gök ağrısında kuş telaşlıyla ah Paslı bir bıçak gibi kaldı susuzluğum Yollarda bozgunlarda ateşlerde Çığlıklar halinde ufkum hayallerim
(Sürgün ve Atlas’ tan)
Yürüyüş
En yaban en kuytu yerlerinden soluduğum hayatın Alnında kör bir bıçağı gezdiren ben Sarsıcı derinlikler çizerdim boşluğa Kirpiklerimden süzülürdü ay benekli kelebek Uzayan sakallarımla bakışımlı Sol yanımda açardı birden kuşluk çiçekleri Yaralarımı kanatarak mavi poyrazla hep Ve toprağa kabartıp ölümün kapkara saçlarıyla Alevlere tutunurdu göğsümde balkıyan tan
Kalbim, o derin uğultu hızla akardı Vahşi bir kök gibi kadim ırnaklarda Oysa günün irin kokan ağzıyla sokaklar Bükülen bir karanfil aksi içinde… Ağır ağır gemilerini yakan ıssızlık Kuş çığlıklarını geçiriyordu ateşin çemberinden
Hayata en harlı parmaklarımla çünkü dokunurdum ben Ürkünç, kuytu ve sanrılı yerlerinden Bunun için göğsüme saplı o cam parçası Bundan işte çıldırırdı sarnıçlarım gök gürleyince Damarlarımda sürgit patlamalar gibi Denize dökülen bir karanfil karanlığı Yakut kanatlı öfkesini vuruyordu içime
Ve tutuşurdu ansızın gecenin bütün susuzluğu Sırılsıklam büyülerdi o göçebe suskunluk B,ir yaranın ağzıyla kanırtılmış düşler Sıçrasam gövdeme, uzansam ateşin çitlerinden Ağır balçıklar saplanırdı sesime
Hayat en yaban yerlerimden yankılanırdı böyle Yürüyünce ben yürüyünce ırmaklar içime
(Sürgün ve Atlas’tan)
Bir Yangın Tenhası
-İlk Sağanak-
Sen uzaklara bürünen Güzün yaslı evladı ey Dilimde senin için bir şimşeğin kavı Senin için terkisinde kan taşıyan rüzgar Hançer sesli karanlık Göğsümde güneşten bir çarpıntıdır Tunç bir nehri çağırışım senin için Yağmurdaki azamet İçinin buzları erisin için erisin için Bir atın şakaklarına oyulan keder Yırtıcı bir bahar hazırlığı senin için Şiddetim sırrım kardeşim Dinle bak!
Acıya mıhlanmış bir seferi Bir deniz tiryakisiyim kavimsiz topraklarda Ardımda barbar düşlerin kırbacı Sadağımda zifiri bir kin Yumruklarım belki epik ibrişim Ölümcül bir tozum şehrin surlarında Yitik sözlerin kuyusu Ben ki kaç bıçağa sürülmüş bir susuzluk ah
Ay kümbetlerinden Sanki dokunaklı bir heyelan Bir bağbozumu renginde vuruyor yüreğin Avucunda depremli bir ömrün kabzası Göğsünde vurgun kırıkları var bilirim Gide gide bir yalnızlık üşümesi Gide gide uçsuz umarsız ey Parçalanmış yüreğin encamı Katran bir çırpıntısın orda Amansız sivri kargılarla sen Göğü alazlayan bir sis tomurcuğu Gibi birden gibi belki gibi ürkütücü Bir çöl ifritiyle göz göze Kendin için terli bir telaştın sen Sendin o damarları zonklatan kıymık Bir yağmur tazeliğinde açılan yara Ürkünç sorular halinde Kendinle dişe diş göze göz Geçitsiz Bir yangın tenhasıydı seninki
Yanınsıra büyüyor Aşkın oymağına yeminli bir ırmak Kundağında ateşin Akik nefesler, tekmil ürperişler De ki bir bozguna bulanmış Zakkum kardeşliğin adına Sürgün süren anafor Kalın bir sisin Gırtlağında:
Bir deniz sesiyle şimdi! Sözler sözleri eşeliyor. Geceye saydam mührünü vuruyor ay: Aşki kıpırdayışlar için. Sen ki ruhumun yaslı atlısıydın çünkü ve karaşın hayallerin. Bir yağmur kuşu yüreğine vurup durmaktadır öyle. Ağır ağır beliriyor külün haritası. Ne yapsan göz gözesin yollar serabıyla. Söyle madem vakti dişleyen ihtilal nedir? Nedir içimizi acıtan gerçek? İşte asıl mesele! Kaçış yok, yok elbet, her şey mahşeri bir düğümdür artık. Ki gök ağusunu gövdenin lav gibi kusuyor içimize.. Bu kirli, yapışkan hayatın ortasında. Bil ki herkes herkesin kurdudur burda. Kabuslu bir savruluş içre: İblis yüzlü o mel'un, o sefil inkar...Çarpar kösnül devimlerle işte solgun gövdemize. Birden dilsiz bir uçurum halinde kalırız kendimizde. Tam da budur bıçağın parladığı yer. Gün de doğar buradan, çağın meseli de. Ey zümrüt yakamoz, isli bir unutuşun kuytularında biriken öfkesin böyle. Yaşamak hüner değil asla, enkazını göğsünde kurşun gibi taşımadıktan sonra. Bunu bilir, bunu söyleriz artık. Hüküm giydik bunun için SİYAHA. Aşka yok başka menzil. Bilemez güzün gizini hiç yangın görmemiş kimse.
Toprağı mayalayan kan sesleridir şimdi akıp duran İKSİR. Sürüyor gecenin namlusuna bir ebabil çığlığını AKKOR TUTUŞAN BİR IRMAĞIN YÜRÜYÜŞÜYLE DAMARLARINDA
Kemiği kanırtıyor ah bengi bir titreyiş. Cengin demek başlıyor gececil mahşerinden. Gövdeyi kuşatıyor a k k o r d i p l e r ve ç ı n l a y a n o r m a n. Çarpışıyor usun burgacında kan ve irin ve çılgın bir imgelem. Hep mi hiç mi? Hala çığlığını emiyor o ifrit sünger. Ve hala sürüyor ürkünç medd-ü cezir. Oysa dokunsak patlayacak bir mayın gibi durup duruyor yüreğimiz bağbozumu aralığında. Binlerce pırr sesi damlıyor içimize cesur kuşlardan. Bu değil miydi bizi durmaz kılan isyan. Öyleyse acıya inanmak, acıyı kuşanmak gerek. Budur çünkü hayata kaynak olan mağma: Bizi biz yapan ö z ü l k e! Burda dur, çatlayan bir tohumun şavkıyla şimdi. Dur kendine açılan bir yırtılışın sesiyle. Kök sal geceye ey kan ey umut. Yürüsün YAŞAMANIN ADIYLA balkıyan neşter. Dişle hep dirimin kabuğunu sen. Hem çöl ol, hem çölde bir kuyu. Hüznün rahlesinde her söz çıkrık sesli bir alevdir, unutma! Ve sür acının izini tastamam bir öfkeyle ey, haydi sür bir ıslığın ardısıra tutuşan gözlerinin ferini.
Ve şakaklarında bak Katran bir kuşun benekleri Hayatta acemi, kavgada mahir Budanan bir sancıydın sen kül seslerinde Bir yanın devrik, ıssız duyarlıklar Bir yanın puslu bir infilak Göğü ıssız bir hançer gibi Çizip duruyor kuşluk sirenleri Yaşamak senin'çin Şimdi uzun bir secdeye kapanmaktır öyle Nemli haykırışlarla birden Öyle kavi Öyle keskin Doğmak için suların mahşerinden Toprağı yağmurla hep tavaf eyle Umudunu döğe döğe Aklın balyozuyla Orda simlenmiş bir ufku kuşan Tekrar olmasın için yollar Sen ki kendine güzel bir ayna Tılsımlı bir yalnızlık ol
Nereye baksak sisli bir uçurum çünkü Gövdende gürbüz sancılarla yankılanır Yüzüne hışmını simsiyah vurdukça vurur Bir sabır imbiğinden Geçirir gibi alazlanan telaşını Harfleri temize çekerek sanki bir bir Savaşkan, uzun nefesli bir üfleyişle İçinde vahşi bir rüzgar O kan birikintisi Zorlu patikalar üzre Başlıyor seslerin kabzasına yürümeye Şehrin belki de çürümüş yüreğine İz sürüp GÖZ ŞAŞIRTARAK
Şaşırtarak Geçiyor hiçlik saatleri Göğsünde yakut bir kuşun Amansız vuruşlarıyla Tik tak tak tik tak Çağın hücrelerinden Mosmor sürüyor sorgu Sisli ibrelerde henüz Kanırtılmış bir göz yumağısın sen Bakışlarında daha Gri bir ay yuvarlağı Ve taşıllaşmış Bir hissizlik gibi orda Sürüp giden yıkım Güllerin içi Şehrin sarnıçlarında Birikip uluyan bir küfür gibi Gitgide kararıyor her şey Sürüyor görklü yolculuğumuz bizim Bıçkın dalgalarla Çarparak gecenin bordasına
Kinle ovalanıyor hayatın kiri Boşluğa savrulan kelimeler Yüzünün kuyusunda şıp şıp Çünkü damlayan bir Yusuf sessizliği Kanında esrik hayallerin hışırtısı var Kavlı çarpışlar için Hayatın peşrevinde Asi ve AŞKIN RİTMİNDEN İHTİLAL KOKULU BİR YÜRÜYÜŞ VURUYOR RUHUMUZUN DERİNLERİNE Seni her vakit tazelenen Nefretinden tanırım şimdi Bir yalnızlığa çivili O güzel görünmez nefretinden Tanıyorum çalkanan yüreğini Terli yamaçlar gibi Soluğun böyle alev alev Akıyor yitik yazların deltasına Sürgün bakışlar burcunda Hıncım hıncına kardeş Dirimin şimşeğini övüyoruz yine Aynı sulardan içiyoruz seninle Düş sarnıçlarında biz Böyle tenha Ve kızgın Birike birike
Köpüren deniz sesiyle Tenhada gide gide Okunan bir vasiyet gibi Kavlimiz uğulduyor nihayet Uğulduyor kardeşliğin dili Kadim bir sırrı heceleyen Kan gibi hava gibi
............ Kül sürgünleriyle Sen enkazında büyüyen ey Sen kendine artık Demek ki bir yangın böyle
(Bir Yangın Tenhası’ndan)
Milat Halindedir
1. Güz hatta bir söyleşiydi uzayıp giden Anısıyla bir melalin varıp varıp didiştiğimiz zaman
Kanla mühürlü bir bozgun sonrası Hüznün gizine toz duman sarınıp giden
İnceuzun bir yokuş gibi içimizde Küreklerimiz gecenin miladına doğru çekilirken
Kıyıya vuran belki bir acemiyiz Hayatı pür bakışlarla emziren
Belki bir güzelliğiz, metruk hayallerin gergefinde gene Ruhumuzu morartıyor boyuna ah kancık devran
2. Sencileyin bağrımda sağlam taşkınlar dolanıyor Ki yürüyüşümüz aşk için doğrulttuğumuz bir namlu bir patikadır
Yalnızlık sende elbet kansı bir çekirdektir Açlıksa tunç sesli en güzel bir kahramanlıktır
Düğüm düğüm tuttuğum ellerinde tuttuğum bir öfke vardır Bir kader bir isyan bir intikam gibi vardır
Göz bitiği düşler ve ateşler halinde Kararlılığımız itliklere karşı büyüttüğümüz bir attır
Dirime umuda savaşlara büyüyen Ve ince ince terleyen bir attır
(Bir Yangın Tenhası’ndan)
Barbar Senfoni
Büyük sular büyük otlar gibi orda Diyelim açlıkların diyelim hadi bir yalnızlığın orda Yumrukların dört meleğin ve kabaran cesaretin Ve diyelim yine hinliklerin diyelim ki sokakların Çirkin adamların çirkin kadınların gittikçe çirkin Çirkinleşen bir şeylerin Kravatların dükkanların yasakların orda Gittikçe evlerin gittikçe her şeyin daha çarpık Kancık ağızlar gibi çarpık çarpılmış Diyelim orda niyetler daha sinsi daha puşt -Orda dediysem yani parklar yani çıtır kokan akşamlarda- Kalabalık bir şey, bir alkol ve cünup Bize kalırsa yani cünup yani ruhsuz Diyelim çarpıklığın bir nikotin gibi yayıldığı orda Ordadır atlarım şimşeklerim ellerim Orda işte benim kılıçlarım Orda yüzüm orda yani İntikam gibi taşıdığım diyelim sipsivri bir şey
İtliklere ve zulme karşı taşıdığım Kötü akan sulara namussuz düzenlere Bir ebabil kanadında diyelim öyle diyelim kan revan Bu taşıdığım yüz taşıdığım barbarlık taşıdığım hınçlar Aşkıma kargaşa için hıncıma daha bir kuvvet Daha bir hem cesaret İki kaş iki gözüm bir haklılıksa ancak Diyebilirim çekinmeden böyle hınç intikam hınç intikam Ancak o vakit sökün eden yalınkılıç bir devrim iştahı yani Yani alkolü durdurmak Ve bende bir hakkı tutup kaldırmak hevesi Doğrulsun diye mi diyelim halkın yumrukları Yumruklarım öpüşlerim ve kalbi yoran esmerlikler Yüzümü şehre bir bıçak gibi sürte sürte Bilediysem diyelim ki niçin Orda burda yani öyle yani durmadan Gürül gürül otlar sular gibi büyüyüp ben Çatlayacak bir giz mi yoksa bir umut Kara bir şeydim sanki durup bir bomba Yani bir besmele -Neden olmasındı kalbimiz bir, evet bir bomba?- Kanımda dolaşıyorken dupduru bir göğün maviliği Benim sürü sürü benim orda burda köpürttüğüm Ağzıma bir iman harareti gelmişse yani gelince birden Dedim ki yani merhamet yani pislik değil Kılıcımda siper kazan bir rahmet Dedim çünkü bu gittikçe azgınlaşan gaflet Arsız, kıllı bir haşerat mıdır, soyumuzu kırıyor Dedim o halde ordan oraya taşısam Bir yüz yani bir hamle bir hücum Taşısam mı diye mi niçin yani kanlarım korkularım Ateşten gömleklerim mi yani buralarım yani alışılmadık bir şeyler Hışırtılı bir patika gibi bulutlara çarpa duran akışım Dağlar gibi yahut hızlı hızlı akarsular ovalar Orda burda yani durmadan yani muhakkak Bir bildiri bir hamle bir ıslık gibi saçılan tohumlarım
Bu yırtıcı, bu başka başka Saçılan yani gürül gürül yani seferber tohumlarım
(Barbar Senfoni’den)
Mızrak ve Cüret
Ey muştusuyla kanımı çalkalayan Uluma! Ey kara dirim, ey seğirten mızrak! Göğün şimdi halkı kışkırtan bir maviliğidir Günlerimiz geniş hüzün akıyor Çığ sesleri geliyor boynumun damarlarından Kelimeler hamle ediyor aklımın namlusunda Öpüşlerim benim hoyrat bir ırmak Bir uğultu oluyor, bir infilak.
Kuşların cıvıltısı kanımı köpürtüyor Bıçkın ağızlarla kaplanıyor gövdem Daralan berzahında ömrün umutlar, engebeler, kavlı bir şafak ve de kınından sıyırdığım kavganın şavkı alnıma çatılıyor İzini sürüyorum elbet yalçın bir gebeliğin Yaralarımı azdırıyor çürütülen güneşler Atlarım eksildikçe dünyaya hıncım budanıyor Bir kahramanlığı hep itiyorum dağların zümrüdüne
Yaşamak çünkü inadına şuracığımda militan, şakrak bir hışırtı çoğalırım çünkü ben ter kokan başkalığımla her gün çoğalırım şehrin balkonlarından her gün Her gün işte ellerim mızrak bomba değil bana her taştan mızrak hayatla kapışan bir tövbe vuruşu, bir sevgi istifi Bana can verir böyle çapalanan devrimler Köklerimi ısladıkça daima ellerim gürleşir
Ne şehvet ne de yeis Kanımı daha daha çatlatıyor dilsiz topraklar Ey büyük neşe, ey güzel yalnızlık! Hangi taşı kaldırsam, altında bilirim inançlarım kıpırdanan bir cürettir çarkların çarmıhıyla karşı karşı kamaşan yerlerimde artık ve aşk ve devrim!
(Barbar Senfoni’den)
Damla Damla Geliyor Kan
I Kulaklarım açık, geliyor kan Oturduğum koltuk, tuttuğum savaşlar Damla damla kan Hatırlıyorum birden damarlarımda hızlı koşan bir kan Bir gün, bir yerde, ellerim ufakça Her yanım kör duvardı, ellerim ufakça Paldır küldür adamlardı birden ki dört köşe Dört köşe bir karanlıktı her yanım Bu düzenler, bu adamlar dört köşe Geldilerdi üç beş gölge üç beş hayalet Bir gün, bir yerde, zehir zemberek Emir kulu adeta üç beş zebani Geldilerdi duyulan hünerleriyle
ZALİMİN ÖF DEDİĞİ YERDE KAN BAK Kİ TOPAK TOPAKTIR BU CAN BU KAYBOLMA HİSSİ Ne desem topak topak öyle durmayan bir şey Bir şey işte sımsıcak bir şey ki adı konmamış kurşundur Bir şeydir putları kahreden bu sessizlik Kan var çünkü yarimizin alnında* Kana karşı ağırlığımızca kan Kardeşlerim benim çarpışarak Asya’dan Avrupa’ya Elbet kan elbet istiklal Irmaklar gibi vuruyordu nabzım Adamlara karşı bende taze, topak topak kan Avuçlarım morarmıştı elbet, kalbim sağlam Yerindeydi tekmil dua eden azalarım Direndikçe çoğaldım direndikçe bir güzel Üstümde yalın kılıç bir kahramanlık Dört köşe geldilerdi adamlar her yanım karanlık Püsürükten adamlardı yahut kirli sakal, dört köşe Dört köşeydi her şey, dört köşe gel, dört köşe dur Dört köşe bir asayişti, sandılar dört köşe berkemal ortalık Cuk oturuyordu, desem ite köpeğe artık bay dört köşe
Kuş beyinli adamlardı geldiler dört köşe Hey gidi devlet babaya rahmet Bende güya bir keramet aradılar, bir şey söylemedim Bende korku, bende boşuna bir namussuzluk Vatan millet dediler zincirler şaklatarak Üzerimdeydi benim ağır kalmış bir kahramanlık Dört duvar bir devlet gibiydi lakin her yanım siyah Bir küfür, bir alkol, bir cinayet kadarınca siyah İtip kakmalar, muştalar, uzayıp giden saniyeler Püsürükten adamlar ve lambalar bile siyah
Siyah dediysem anlayın beyhude bir hoyratlık Siyah dediysem içinde bir damla kan İçinde siperlerim içinde kıyametler İçinde Allah’ın rahmeti buyruğu cemali Zümrüt hevenklerim İçinde bencileyin damla damla bir dirim Büyür ha büyür Göğsümde ansız gümrah bir çarpıntı Bir çatlayış, ıtır kokan besmele Mesailere karışan tiz şakırtı benimle Bana sanki ateşten, şanlı bir gömlek Böylece bir hız, bir soyluluk Uluma gibi bir şey Geliyor bana dupduru bir cesaret
Kulaklarım açık, geliyor kan Oturduğum koltuk, tuttuğum savaşlar Geliyor sakallarım, geliyor intikam, geliyor namus Geliyor erkeklik Yeminlerim, yumruklarım, güm güm gümleyişler Geliyor saf tutan kelimeler Caz, nefret ve intikam Işıyarak boğazımda şahan bir ağrı Bir rüya, bağıra bağıra bir devrim Geliyor arkadaşlarım Geliyor içimde damla damla Bir hücum
Kızım diyor ki geliyor damla damla kan Damla damla bir hücum Bu yağmur, bu yıldızlar damla damla Bu korkusuz yaşamaklar İçime çabucak çöreklenmiş Bu muzaffer ahtapot Aklımı hoplatan kahkaha Bende bir fütursuzluk Bende bir kan damla damla Ben ki neyim, ben ki damla damla Buğulu bir şelale belki Ama melek değilim Melekler diyor uyumaz ki baba Ben melek değilim babacığım Ben değilim, bende bir fütursuzluk Bende bir kan damla damla
Sen bana bir huy bir istikamet Diyorsun ki kan aşka berekettir Zalime bedel, mazluma hayat Bendeyse bir asi tabiat Şiir gibi kanı dürten bir şey “Yüreğinin götürdüğü yere..” Diyendir git Bende bir ses bir toz hali babacığım Bu kıpırdayış, bu çat çat, bu yağmur misali Bu dans, bu müzik, bu koyu uğultu Bu senin kader dediğin şey Teşbihte hata yoksa damla damla şakımak Bu Nefret, bu Ceza, bu kıvranışlar Damla damla içimde bir şey
Bu diyorsun bir hücum, bir kan Mükemmel diyemem bu, ama güzel Mükemmeli değil kaderimi arıyorum babacığım Çünkü güzel Çünkü kanım güzel bir taş gibi fırlıyor İçerimden
Hiç mükemmel olmamışım Hiç aptal, ama hiç mükemmel Hiç uslu akıllı, hiç maşallah Derdim olmadı hiç mükemmel karneler Ne de mükemmel arkadaşlar, çünkü bende Durmadan bir fütursuzluk Geliyor damla damla bir şey Rep gibi oynak, rep gibi hızlı ve çabuk Sallandıkça ben geliyor Marşlarla geliyor, türkülerle, yürüyüşlerle Bu kan akıttığımız bayramlarla Açık duran saçlarım, kıldığım namazlarla Geliyor içimde damla damla Bir hücum, bir cesaret
II Gelsin ey gözümün bebeği, gelsin replerin Gelsin muştulayan kan Gelsin gelmekte olan Hızlı ve sağlam, hızlı ve büyüyerek Türkçe’ye can verecek Gelsin kelimeler gelsin ırmakların Gelsin daha bir sana cesaret Gelsin aklı kaplayacak kuvvet Gelsin sebepli ateşler gibi kavuran bir taşkın Kollarıma doğru bir çığ, bir neşe, bir yakınlık Allah’ın merhameti, kudreti, büyüklüğü, Gelsin hayretler vererek Damla damla kan, damla damla kahramanlık Haklar haklılıklar süngülerimiz Gelsin repler gelsinler rap rap rap Terksinde yabanıl bir maviliğin
İstiklal gibi gelsinler erkeklikler Gelsin savaşma hakkımız gücümüz İnsanlık idrakimiz Kanımıza hızlı hızlı bir ahenk Masaya gelsin yine en sessiz çaylar Gözümüze fer, kalbimize sağlamlık Gelsin hakkı yenilen cümleler Helal yiyen işçiler, çığlık atan duyarlık Göz hakkına, burun, kulak Ve vuruşmak hakkına Gelsin eğik duran dilenciler En ferah ışıklarda Gelsinler gamze yapan güzel Nazlı kızlar Sivrilmiş kargılar, ateş basan kaygılarım Gelsin çat çat Geldikçe çatlatan şeyler
KULAKLARIM AÇIK, GELİYOR DAMLA DAMLA GELİYOR HIZLI KOŞAN BİR ŞEY DAMLA DAMLA KAN, DAMLA DAMLA HAYAT GIRTLAĞIMDA BİR HÜCUM
*Her şeyde biri, birde her şeyi gören ariflerden olsa idik, veyahut şaire yalan sözün yakışmadığını bilmeseydik Cemal Süreya’ya eşlik ederek diyebilirdik: “Kan var bütün kelimelerin altında”
(Barbar Senfoni’den)
|
Bir Önceki Sayfaya Geri Dön Ana Sayfaya Geri Dön