|
Ali Asker Barut (1965)
Ağlama Defteri
Ergin Günçe’ye
Bu çocuk bu hüzünle büyümez fazla Ellerindeki ceplerindeki karanlıkta tutuyor, bir şeyler için hazır tutuyor Arkalarından öne, nasıl bakıyor fark ettin mi lunapark’a
Yağmurun en az yağdığı uygun köşeyi seçiyor Silahı yok, gerekmiyor da Gözleriyle ateş ediyor, kendisini içeri sokmayan Lanapark girişindeki biletçiye
Bu çocuk bu hüzünle büyümez fazla Evlerinin arkasında gölgesiyle konuşurken yakalanıyor babasına
Bir nehirle mi olur. Bir ağaca bir iple mi, ‘Yüreğinde yarı oyun, yarı tanrı’ Bu çocuk kendini mutlaka bir tenhalıkta kendine vurdurtur!
Ağzında simsiyah bir ah!
Ağlama defterinin arasında kurutur annesi, Kuş desenli, bez uçurtmasını.
(Adam Sanat,Şubat 1997)
Denizin Kum Taneleri
Unutulmuş bir deniz öyküsüydün Zamanla kum tanelerine dönüşmüş Karanlık bir aralıkta tükenen Ayışığı altında Yüreğinde alıngan gümüş bir şiir Uzun uzun susardın Tayfaları sızmış yorgun gemilerle
Unutulmuş bir deniz öyküsüydün Anlattılar içleri titreyerek Birbirlerinde seni anımsayanlar Yanık yağmurlu bir sesle Üzerinde ince bir yaz gömleği Sarhoş böceklerin Şarkıları varmış ezberinde
Unutulmuş bir deniz öyküsüydün Yaşadın bir ihtimal Belki bir kentin bir gizli kasabasında Denizin kum taneleri uyurmuş orada Yalnız, küçük bir kızla Erkenden hüzünlere bulaşmış Gözlerinin lirik mavisi
Midyeleri dinlermiş rügârda saatlerce Balıkçıların ağlarında üzgün bir yakamozmuş Kırık gülümsemeleriymiş beyaz köpükler. Adı kalmamaış kimsenin gül hatırında Üzerinde ince bir yaz gömleği “Denizin kum tanelerine gitti” Sarhoş böceklerin şarkıları varmış her yerde
(Adam Sanat,Haziran 2003)
Çünkü Artık Mümkün Değil AşkBu şehrin yağmurları
mısra mısra ezberimde Bu şehrin yağmurları
mısra mısra ezberimde "Belki de rüya bütün
umutlar" Bu şehrin yağmurları
mısra mısra ezberimde (Adam Sanat, Mart 2002)
|
Bir Önceki Sayfaya Geri Dön Ana Sayfaya Geri Dön