|
Ali Cengizkan (1954)
Haydarpaşa Burası
Dayım Gül Takardı Gömleğinin Yakasına
Ve canlıymışçasına, hergün onu sulardı. Yağız tenindeki su buharlaşsın diye Düğmeleri en bıçkın küfürlerle açardı:
Çiçekçiydi, yaprak bitlerini öldürmeyen. Fotoğrafçı, savaş yıllarına rötuş yapan. Meddahtı, her akşam eve gülücükle gelen. Kumraldı, çocukları hep karısına çeken. Uzun boylu, kendisine palto diktirmeyen. Sebzeciydi, domatlarını hiç yemeyen. İşadamı, hasırdan başka minder bilmeyen. Dindardı, ezan okunurken rakı içmeyen. Gözlüklüydü, gözleri daha da büyüyen. Gezgin, İzmir'in parkelerini denetleyen. Balıkçıydı, elleri suyla nasır tutan. Nikotinman, sigarası bağlanarak uzayan. Diplomattı, kokteyle pantolonla giden. Yatırımcı, geceleri ailesini besleyen.
Dayım gül takardı gömleğinin yakasına Seni görse, eminim, mutluluktan ağlardı.
Kar ve Su
Karın bildiği var beyaza bulamakta her yeri, serin günler, peçeli ve çarşaflı insanlar, uçuşan yapraklardan sonra tepeyi tırmanırken bulutlar telaşla, tipinin seyreldiği çitleri yıkıp kervan yolları üzerine, patikaları silip, vadileri yutup,ağaçları tortop edince, su gibi bereketi var karın, parmağın döküm bir harfte soğuması gibi görevbilir dokunuşu, kurşunun keskin kenarları, kurşuni buz kalıbının altında şırıltısı duyulmakta ya baharın, üşür ya gece, üşür ya yolcunun tini geceyarısı dolunay altında…
Karın bir bildiği var buzu kaplamakta, kumrunun karnı üşümesin diye, ah nedir kavuşmak zaten kösnünün yüze yansıması,gövdeyle buzun arasında kar erimeye hazır beklesin ve kanıtlasın diye kösnünün hep orda olduğunu ayaklar altında, peçeli ve pençeli insanlar ve ömrüm, bir bilya kadar parlak, çamurda.
Soluğum karla gitmiyor, bekliyor sıcağını aşkın, onun bitişini, gözyaşının akışını ve soğüumasını kendisinin, o zaman olurum diyor, o zaman işte karın bir bildiği var buzu kaplamakta, kendi varlığının garantisidir buz, yazıyorum işte karın üzerine, parmağımla silerek onu:
Ben seni kullandım o kurşun kalıbı buza dokunmakta, sense kullanmaktasın beni, küflenmesin diye duvar, yosunlanmasın diye taş, kokmasın diye toprak, suya dönüşerek, aşağılara sızarak, yüreğimin derinliklerinde buharlaşıp bir el sıkışma, fettan bir gülümseyiş, candan bir sarılış, mızrak gibi bir usavurma filan olarak ben oluveriyosun işte.
Gri kar ve şuramda lıkır lıkır akan bir özsu, içimde hep bir Ergin Günçe tortusu.
(Yeni Biçem, 12)
|
Bir Önceki Sayfaya Geri Dön Ana Sayfaya Geri Dön