|
Altay Öktem (1964)
1964 yılında İstanbul'da doğdu. Bir askeri okul (Kuleli) ve bir tıp
fakültesi (Trakya Üniversitesi) bitirdi. Kendini şiire vererek; kimsenin
elinden tutmadan zirveye doğru düşmenin yolunu yöntemini buldu. Eski
Bir Çocuk, Sukuşu, Beni Yanlış Öptüler Aslında,
Çamur Şiir ve Herşey: Oda Kırbaç Ayna adlı şiir kitaplarının
ardından fanzinler, fotokopi afişler ve demoları incelediği Şeytan
Aletleri adlı kitabı yazdı. Bütün kerimlerin hayatını Filler
Çapraz Gider adıyla romanlaştırdı. Şubat 2002'de Kargart'da
açtığı fanzin sergisinin ardından Genel Kültürden Kenar Kültüre: 101
Fanzin adlı seçkiyi, Şehrin Kötü Çocukları adlı fanzin şiir
antolojisini, Hayat Bazen Çentiklidir adlı kitabında topladığı
denemeleri ve Aslında Saçları Siyahtı adlı öykü kitabını İthaki
Yayınları'ndan çıkardı. Bu kitaplarının ardından Sokaklar Tekin Değil
adlı şiir kitabı ve Tanrı Acıkınca adlı romanı yayımlandı. 2004
yılında, İçimde Bir Boşluk Var adlı deneme kitabını Sel
yayınları’ndan çıkardıktan sonra, 2005’te Yasakmeyve’den Parça
Tesirli adlı şiir kitabını yayınladı. Son romanı Bu Kitaptan
Kimse Sağ Çıkamayacak ise Everest yayınları tarafından basıldı.
Halen düzenli olarak Yasakmeyve, Hayvan ve Penguen
dergilerinde yazıyor.
Geri
Çekiliyoruz
askerleri topla manuel, geri çekiliyoruz
bir baharda bu kadar zafer yeter
aldığımız topraklara kim yerleşecek şimdi
kim ekecek kim biçecek askerleri topla manuel
fazladan kaç bayrak daha dikeceğiz kim bilir
ölüleri gömmek için kaç mezar daha
kaç gök gürültüsü, kaç fırtına, kaç yağmur yağacak
topraklarımıza. geri çekiliyoruz manuel askerleri topla
sırtımızı dönelim belki bir vuran çıkar hayrına
hep yenerek geçmiyor zaman, bak aynı mevsimdeyiz
ne ileri gidiyoruz ne geri kalıyoruz bu pörsümüş hayatta
biten bir savaş başlayan bir savaş biten…
geri çekiliyoruz manuel hayattan ve aşktan
zamandan manuel, zamandar
askerleri topla
(Dize, 54)
Açık Kalp Ameliyatı
hepimize yeter bu aşk aralık tut kalbini
üşürsen temmuz tut, kar tanesinin
yumuşacık süzülüşü gibidir sevişmek bu kalabalıkta
her aşk biraz yaklaşmaktır kansız bir cinayete
her aşk taslaktır, tasadır belki de
yalnızca 5'i olan bir saate bakıp bakıp
ağlamamaktır, tutmaktır kendini boşalırken bile
kaybolan ya da ne bileyim güpegündüz çalınan
kum saatidir, çingene sesidir, hepsidir.
neşter girdi mi kalp guguklu saatin
ötmesini öğretir zamana; hasrettir zaman
kırılan aynaya. hepimize yeter bu aşk
neşter yetmez ama; tahta bir kazık, kızgın yağ
bir poşet tiner, yeni çekilmiş
ayak tırnağını yalamaktır
kapana uzatmaktır dilini
işlenmemiş suçları itiraf etmektir aşk
herkes birbirine fazla narkoz versin lütfen
rica ederim zorluk çıkarmayın baltaya
korkuluklara saygılı olun mesela, tırmanmayın
direklere neye yarar bu; neye yarar ısıtmak
dün ölen bir kadavrayı mor bir aşk uğruna
açık bırakıp bu kalbi ameliyat masasında
resim yapmalı, deli gibi resim yapmalı
kayıp bir turuncu kokusu var havada
Yalnızlık
Cinayettir
kendime kuytu bir ölüm
arıyorum yalnızca kendime
düşlerime sokak kedilerinin gözleri giriyor, korkuyorum
boynunu kendi bileğine dolayıp asılan bir adam
kanını sulandırılmamış alkole banan
sokak satıcıları epey bilir bunu yalnızlık cinayettir
yalnızlık cinayettir bütün notalarda, bütün dillerde
bütün hecelerde, "a" sesinde, re minörde, mors alfabesinde
yalnızlık cinayettir kendi tükürüğüyle
ıslanan bedenlerde eski bir kokudur, yalnızca budur
ıslak paspas kokusudur, gece morudur
bileği tahriş olmuş bir kadının dinmeyen korkusudur
ansızın yakalanmasıdır bir kuşun kapana
trenin gecikmesidir istasyona yalnızlık cinayettir
sevişirken kramp girmesidir, ölürken birdenbire
sıçramaktır başka bir zamana, kadeh tutarken
elinin titremesidir, sesinin duyulmasıdır susarken
karnına saplanan bıçağı sevmektir yalnızlık cinayettir
cinnettir
kendime kuytu bir ölüm arıyorum çok iyi biliyorsun bunu
düşlerime kalabalık bir cadde giriyor. korkuyorum
saçlarını sırtından sallandıran kadınlar kadar
uzayıp gitmesi kadar bir aşkın telaşla
yanlışlıkla, su katılmamış bir sevişmenin ardından
ters yakılması kadar sigaranın, benim kadar
yani ellerim kadar, bedenim kadar, düşüncelerim
sırlarım, kaçışlarım kadar saçmadır yalnızlık cinayettir
cennettir
kendime kuytu bir ölüm arıyorum çok görüyorsun bunu
bütün delillerimi yaktım, beni ötelere götürecek
yollardan zaten uzaktım
her kadına yeni, bir zevk, her kadına
yeni kurulmuş tuzaktım bütün delillerimi yaktım
sonrası yok. sonrası çok gizli bir fotoğrafın arabı
yüzümüz siyah ve anlamsız, dışımız beyaz ve derin
sanki bir diktatör anıtı, kan akıtan bir nehir
işlenmemiş suçlarımız sanki yalnızlık cinayettir
cennettir
cinnettir
cinayettir.
zaman doldu
artık gidiyorum arkama bile bakmadan
arkaya bakmak çok eski huyudur
bazı çirkin adamların
zaman doldu
artık gizlemiyorum kendimi çok kadınla seviştim çoğu buluttu
basbayağı buluttu bildiğimiz buluttu dağılıp gidiyordu ben ço-
ğalttıkça
bir akşam usulca girdim kanıma
kendim karar verdim hep kendim karar verdim
yanlış da olsa sevdim pişman değilim, neden olayım?
bir akşam; üç gün üç gece poker oynamıştım
ne güzel. üç gün üç gece yeterince
içmiştik demek ki onar şişe, belki on beş
yirmi belki de.
abdullah, ah dostum, sevdiğim, çalı yüzlüm abdullah
kaç kurşun sıktı üstüme
yeterince içmiştik. vuramadı
vurdu, ben anlamadım belki de
belki de yavaş yavaş devam ediyorum ölmeye.
Katil Bulunana
Dek Her Ceset Masumdur
solmuş bir çiçek
kadar erdemlisin sevişirken
kırılgan ve biraz hafif
bir tüy süzülüyor gözlerinin önünden
zirveye düşer gibi ölüyorsun aniden
aniden paslı bir maymuncukla açılıyor
yüz yıllık kapın
tastamam uyuyor deliğe ayna
çünkü yüzün yansıyor ıskalanmış aşklara
katili bulunana dek
her ceset masumdur
herkes geç kaldığı kadar aittir hayata
kolay ölümler
yavaşlatır zamanı
ağır ağır soyunursun, göğüslerin uzaklardan bir anı
kanamalı bir ilkbahar sabahı, çarpık
bir hüzünle istasyona yanaşan
buharlı bir kara tren bacaklarının arası
nemli, hep buharlı,
isli ve suskun
kanattığı yerden başlar onarılmaya
buruşturup atar geçtiği rayları
katili bulunana dek
her ceset masumdur
morardıkça güzelleşir, koktukça çürütür aşkı
kara bir tren kadar
seviyorum,
buruşmuş raylar kadar
boğazını parçalayan itinalı bıçağı
(Varlık, Nisan
2001)
|