|
Ayhan Kurt (1971)
Yara
Şark Ekspresi
Bugün çıkageldim, gecikmiş ergen, erken düşlerin kurbanı Rayları yalayarak çizdim yazgı yörüngemi Ânın kırbacı ağdı saçlarıma iki vagon arasında İki vagon arasında Postumdan ürkmesin makastar diye Salyamı gezegen gülabdana akıttım Camdan aktı bozkır Sarı pankartı oldu çarmıhımın: Güller birbirine sarılamaz Felçli hattat o dikeni bir daha yazamaz
Bugün çıkageldim, iç cebimde Rüzgâr nehrinden çaldığım flüt ve Sıcak şarap formülü rûm ateşin Mahremdir, zorbadır pıhtı cennet İstasyon istemez!yokuş aşağı öl ve Yataklı vagondaki aile saadetine katışma Beddua loncası ardımsıra Işığın lokomotifi kanmadım Kömür at, kömür at daha! Irkımın cadı kazanı avuçlarım, aşkların vebası Ölü yeminler deposu urbam Aştı odaları, bahçe çitlerini Pelerinsiz sağanağa pas tutmadı tacım Kurudum, kuruldum, hazırım yıkanmaya
Bugün çıkageldim, okunun hain olduğunu Öğrenen yay gibi gergin Akdeniz talebesi bir kabileyi Kucaklar gibi çıplak Dönüp durdum, durmadım Sabit sırrımı kanıtladım, sema yine sema! Dünya dönmüyor, onu hiç bırakmadım Yarıldı toprağın sihir zarı İndim içine, çekirdeğinden ayırdım göbek bağımı Bana artık ölüm dönmüyor Doğum sancılarıyla kirlenmiyor seferi aynam
Bugün çıkageldim, cüce dağlardan Kurtardım eşkıya kefenimi Kanımı temizledim hadım çocuklardan Boynunda bıraktım süt dişlerimi
(Sombahar, 33)
İnfaz’dan
Birdy! 24 yaşıma...
Resmi tarih.. resmi geçit..daralan an! Bir siyah uzun çok uzun yoruldum u z u n Saçların kimliksiz bıraktığı, resimlerden Kovduğu yüz! Bellekte kurşun dökümü Erken unutmak zorunda kalırız Durmadan dışa vurup da Hep içe düştüğümüz macerayı Kağıtların,kıskanç kasvet odalarının namluya Sürdüğü ölüm.. el değmeden sevişmek sanki
96 mevsimin kargışlı döngüsünde susmuşsa artık merasim alayı bir hiçi bir hiçliğe taşıyan sakalar birer birer öldüyse yani lağvettiğimiz tasalar hangi iklime saklanır biz şaha kalkıp kalemize düşersek belki kalır bizden kopan ama heyecanla bize dönerken biraz geçkince.. yine de olgun meyvelercesine tadında diri telaşlarımızı hatırladığımız o dar alan! O daralan an! Herkes kendi doğrusunda pişman Herkes kendi doğrusunda yalan Kendi damarını terk ettiğinde sahicidir Ancak gövdeden uzaklaştıkça Gerçek rengini bulur kan.. akardı Buluşma saatine gecikmeden Hesaplaşabilseydik bileklerimizde İz bırakabilseydik akılgözlemevi’nde kilitli Tedirgin gelecekleri, gelmeyecekleri Sorardık: bölük-dur! << Bin zehre bölündüğümüz Cenkler tarihinden sıyrılıp Söküp gün yüzünden rütbelerimizi Yenginin, yenilginin sustuğu mola: fırsat Bulduk, sorduk İnsan ruhunun hangi cephesini siner de Benlik ezgisini mırıldanır neşeyle Ezilmeden kendinde, altında kalmadan o duvarın Gölge dibinde insan nasıl Mırıldanır benlik ezgisini şevkle
Kutsal mıdır sürgülendiğim kapılar O kapılar sedef yumruklarımızın parlattığı Mut yuvalarına kapalı oysa Ben itiraflara açıldıkça Rehberim oldu aciliyet ve telaş Rehberim kana aşık Korkulu sularda çalkantılı bir istiridyeydi: Galiba selimışık Kullanışsız karşılıksız Bin ağlayış bin yakarış bin haykırış Karıştım kölelerin pulu iniltisine yaşamak pahasına Rehberim oldu dilde viran, alfabede yarış
Öğrendim /bilmek kötü bir sıfattır, gitmek altın fiil Gittikçe açılır yara: sevildikçe habisleşen muamma Bulur bizi: cinayet canileri saklayamaz Eve dönüş yollarında adımlarımız Sarsak ve kazaya uğradım yaralarımda Deme hakkını elden kaçırmış Hasta adam! zavallı ukala Hangi cerrah erişebilir artık Hapsolduğumuz yaraya ..... (Ludingirra, 5)
Sömürge Aksanıyla Pes Etmek Zordur
Vedalara davetiye olmalıyım artık ben, kehanetle durulan safra Müebbet kürek mahkûmu kaldım, kürek mahkûmu okyanus Dipten getirdiğim ganimet tezhip değil ebru değil yosun Yosun kokuyor kerpiç ellerim, mimarlara mahcubum Temellerim çözüldü ve yetmiyor bitmiyor bildik hikâye Bir bıraksalardı üçüncü ölüm diyarı seferinden Temiz bir üçüncü dünya seferi çıkartabilirdim Vedalara köpek olmalıyım artık ben, rüya bitmeden uyanmalıyım
Bir yerde bir dünya vardır, dünya bana serhattır Gözlerimi dikip bu kadar mıydın diyemem yeryüzüne Ehli tarik çırpınırken öksemde Serdümeni kim kanatsızlar kadırgasının Kuşların dölü kimde meskûn Bilmem Enginlere tuzak olmalıyım ben, sonsuzu yutan kapan
Tenim ılık nefes bulamadı adada, öylece upuzun kurudu Ona ben dokundum sokuldum, ben oldum tenimin akbabası Leşimde bir panayır sonra, hainlere dağıttığım kan cümbüş Bıraksalardı oradan kanal açabilirdim akla Ilıman bir gövde çıkarırdım Bilselerdi: fıskıyeye dönüyor yine su, yine fıskıyeden dönüyor Bilselerdi: rahatlığa açılan kapılar sonunda suyu inkâra varır Ve her koridorda üşüyen biri vardır, biri boğulandır Serkeşliğine teminat bulamaz tırnak kemirmekten
İşgalcilere bir kurban bulmalıyım artık ben, hınca bir zarf bulmalıyım Yoksa ömre durmadan baharat taşıyan gemilerle-cesur ve çıplak Hayır, toy ve çıplak KARA GÖRÜNDÜ cengâverliğiyle Sömürge aksanıyla kaptan! pes demek zordur
(Gösteri, 201)
|
Bir Önceki Sayfaya Geri Dön Ana Sayfaya Geri Dön