|
Aziz Kemal Hızıroğlu (1949)
Hangisi?
kadın mı ağladı adam mı kadının içinden
kadın mı öptü tanımsızlığı adam mı emdi anlamsız
kadın mı aktı lav gibi adam mı kurcaladı yanardağı
kadın mı nakışladı ormanı adam mı düşürdü son yaprağını
kadın mı taşıdı kıvılcımı adam mı göverdi sil baştan
kadın mı koktu durmadan adam mı suladı gül ağacını
kadın mı açtı kuyularını adam mı zorladı çıkrıkları
kadın mı törpüledi geceyi adam mı kesti korkudan
kadın mı sürdürdü ağlamayı adam mı kadının içinden
(Kuzey Yıldızı ,6)
Ayrıntı Dersleri
ömrü yolunmuş yuvarlak kıpırtısız dünya teraneli coğrafyada eksiksiz sınır üreticileri sevdaların yalanla nasıl yoğrulacağı dersleri bengilikmiş hazmış odalıkmış küslükmüş belleksiz vicdanların soyut huzuru üstüne yarınlar eşelenmezse kozanın ürpertisinde unutmama alıştırmalarını nasıl yapacak hasret ırmağını avlulara taşıyan her yol ışık örgülü kuşanamadığını üreten ipek işçisinde törendir eski hayatın yeni öfkesi
biletsizler gececiler dört köşe yanılgılarla sürgit aynı istasyonda gözleri tavşan yolcu hadım edilmiş gülüşün nasıl giyileceği dersleri kalemi kırılmaya alıştırarak taşıyan yolculuklar ne ardına bakabilir ne önüne ve sus öğütleri duyuldukça heyelânların ilençli ağızlarından dokunma alıştırmalarını nasıl yapacak söz susuz gözelere sırtlanan çığlık tüy bezeli tadamadığını yazan şiir emekçisinde kandildir ak kuşluğun gül esintisi
ölüm yenebilir mi buğdayı çocukta okşayanı acıyı evrene değişmeyen usun ölümsüzlükte ustalaşamayacağı kaç evre kalır geriye kuşku şarkılara nasıl eşlik edileceği dersleri ölü sayan kadavralar günebakandan anlamaz aç karanlıkta gizlenir mirasçı utançları komşuyu ve yoldaşı çağırma zamanıdır artık evden sokağa seslendikçe çoğalır insan ünleminde sevgiliye dokunan elmas sözdür dev kasırganın tül inceliği
gün ışıdığında doğa mültecileri uyuma çekilir toprak susar su ödeşir dersler biter insandaki denizcil yalnızlığı alır keklik sürüsü ormanla süslemeye gider
(Göndere Çekilen Karanfil’den)
Rüzgâr Yerse Ölüm
(…)” bir yukarı çekme işi ozanlık, ölümlü inancınla bak; rastlantılara kaldık.” Yüksel Andız bir kadınla donarsa zaman acı sessizliğe bürünür hayat uzatma bekler aynı gölde yıkanır kalır tin
bir erkekte çözülürse yalan düş müzeye çekilir hayat müze bekçisine taşın yüzünde tıkanır kalır gerçek
bir şairde rüzgâr yerse ölüm evren yarılır toprak sesin peşine düşer samanyollarında akar gider hayat
(Göndere Çekilen Karanfil’den)
|