|
Bâki Ayhan T.(1969)
Bir Aşkın Başlaması
bir aşkın başlaması: ruhla yontulması sert bir ağacın
bir anahtar sessizce açar doğayı bir la sesi başlatır fırtınayı çeker bıçağını hırçın rüzgâr hızla çevirir yıpranmış sayfayı: bir aşkın başlaması
ne süzülürse içine ince bir dalın serinlikler onu gezdirir yüreğinde son ışığın peşinde olan yolcular yaşamı asarlar günün ucuna kısık bir sesle başladıkları şarkı: bir aşkın başlaması
kendini ıssız zamanlarda yitirip ışığın sonunu arayanlar yağmuru sevinçle karşılarlar her zaman bütün bildiği budur hayatı anlayanların yırtılmış sayfanın yerine yapıştırılması: bir aşkın başlaması
unutulan her güzellik geçmişe karışmaz yeni güzelliklere eklenir bazısı bu yüzden en güzeldir en son sevilen bütün güzellikleri kendinde birleştiren ırmakları, okyanusları, bitimsiz yağmurları bir güz sabahı kapınıza getiren! böyle zamanlarda güzeldir bir şarkıyla uyanması uykunuzu titretir uzadıkça la sesi ince kadının ayakları suya değince bir aşkın başlaması
ipekler altında kabaran göğüslerin tadıyla gizine erilmiş sevişmelerin yeni zamanları bütün bir hayatı içerecek, o garip hışırtının böceği aranacak her köşede anlamsız sayılacak sonra ışıkların kırgınlıklara kırılarak yansıması... eşyalar birbirine karışmış mutluluk kendini mahzende unutmuş olacak; böyle bir tablonun usulca indirilmesi duvardan: bir aşkın başlaması
yeni şeyler ezberlemenin yanlışlığı bilgiye sığınmak ve kutsamak katılığı gümüş bir gemiyi getirmek diplerden savrulan bir uçurtmayı gökte unutmak doğayı değiştirmek temiz sulara eğilirken gümüş bir gemiyi diriltmenin yanılsaması zamanın akışını hızlandırmak: bir aşkın başlaması
en sonra: birdenbire eski yağmurları anımsamak kırmızısincapların eskimeyen sıçrayışlarında okyanusun esnek akışlarında altın renkli bir balığın sırtında dalgalanmak en eski çağların güne kavuşan hızında yırtık albümlerin yeni resimlerle yamanması kalbin yenilgileri kanıksaması enginlere açılması gülümseyerek titrek günler içinde kırışmalarla: bir aşkın başlaması
(Hileli Anılar Terazisi’nden)
Hayatta Ben En Çok Kendimi Sevdim
"Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim" şairi C. Yücel'e, "Hayatta Ben En Çok Annemi Sevdim" şairi A. Budak'a ve kendime
Hayatta ben en çok kendimi sevdim: Karanlık suların, sivri yapıların dibinde Çırpınıp durdu kırmızı bir yaratık Boğuldu ve kurtuldu kendi kirinde Yağmaktan bıkmış bir yağmur gibi dindim
Hayatta ben en çok kendimi sevdim: Dağılmış cambazhane, dikenli tel Güneşli bir günün derin uykusu Derinleşen uykusu otuz iki yılın, Güneyden batıya öksüren tren, Rüzgâra sayfa açan sözcük delisi Ansızın kapanan kapı: kendiliğinden
Hayatta ben en çok kendimi sevdim: Yalan söyledim çocuklara ve kadınlara En çok da bahçekatlarında Başlayan öykülere sesimi verdim Bir gemi yanaşırken bir başkasına Korsan kılıçları gibi keskin ve acımasız Kimse sızamadı acıma: kusursuz yalnız
Hayatta ben en çok kendimi sevdim: Tek kişilik bir vagondum yük trenine eklenen Sonunda beklenen oldu bir tünelden geçerken Ray değiştirdi güneyden batıya öksüren tren Derin bir uykudan, çarpışmayla irkildim Kırmızı bir yaratığa çarpmıştı kalbim Ne olduğunu otuz iki yıldır öğrenemedim
Hayatta ben en çok kendimi sevdim: Kristal sandım gecedeki cam bardakları Şarabı saat on ikiden sonra içtim Bir güzel kanattım öptüğüm dudakları: yanılgı Paslanmaktan tedirgin demirden bir at Çocukluğumu yeni zamanlara taşıdı
Hayatta ben en çok kendimi sevdim: Mutsuzluğa eklenen bir gülüş gibi Uzatmaya çalıştım gölgesini günün Eğildim derin sandığım sığ sulara: başkaları Mora çalan yalancı şafakların izinde Arayıp durdum morötesi şafakları
Hayatta ben en çok kendimi sevdim: Yırtık bir güzellikle sevişen yumuşak ten, Efsanelere süzülmüş av yorgunluğu Derin hiçliklere gizledi sesimi... Bir ata bindim, sonra bir gökten indim Irmakların gürültüsü sildi ayak izimi Düelloda kırmızı bir yaratığa yenildim
Hayatta ben en çok kendimi sevdim: Sesleri çoğaltan sessizlik korkusu, Feci bir kazada hayatını kaybeden tren, Karanlıkta parlayan uyumsuz çığlık, Merhem tanımayan vazgeçilmez yanık, İkiz kardeşi korkulu uykuların… Sığ sanılan derin ve karanlık suların Belki de en derin yerinde yittim
Hayatta ben en çok kendimi sevdim
(Budala Kitabı’ndan)
Bir Kadını Astım
“fayton” şairine
bir kadını astım, sonra oturup altında ağladım
döküldü solukları ipin gerginliğinden ikindiyle akşam arasındaki çizgide kaldım
cezayir menekşesi taşıyan bir fayton: ayrılık bundan sonrası yükselmek sönmüş yıldızlar katına bir kadına verdim ruhumu: katledilmiş akşamda
ayrılık: cezayir menekşesi taşıyan bir fayton onunki intihar karasıydı benimki cinayet kırmızısı tek tek saydım soluklarını akşamla ikindi arasında: aşkın nedensiz bir cinayete eklenen sızısı
kandırdım kendimi, nasıl mı? yalnızlık ettim yaptım bir hata: yalnızlığımı çıplaklıkla giydirdim aşk zehirdir, dedim: cezayir menekşesinin kanında
bir ağıt söyledim kadına, ölüme ve tekbaşınalığa ipi, ağacı, kadını ve akşamı kendim seçtim
bir kadını astım, sonra oturup ağladım altında
(Kavram Karmaşa, 22)
Sele Kapılan Küre
küre, sele kapıldı herkesin uyuduğu bir gecede
gülüşleri ve ağlayışları farklıydı kıtaların eskiden aşkları ve nefretleri ne çok benziyor şimdi
çocuklar tahta oyuncakları severdi bir zamanlar tahta araba, tahta at, tahta ev, tahta bahçe... yitip gidiyorlar şimdi göğü delen çeliklerde
sevişmenin başka bir tadı vardı mağaralarda rengimizi kendimiz seçerdik: kadınla erkek şimdi herkesin sevişmesi ıssız bir ada hiçbir su aralığında birleşmeyecek
yokluk incitmezdi kadınları kötü günlerde bile adamlarla çocuklar birbirine benzerdi sular karıştıkça evler daha çok çürüyecek
üstümüze gelecek tedirginlik ve korku bu sel hem çatıları hem bahçe katlarını götürecek
küre, sele kapıldı: derinleşti gece ve uyku
(Uzak Zamana Övgü’den)
|
Bir Önceki Sayfaya Geri Dön Ana Sayfaya Geri Dön