|
Betül Tarıman (1962)
Güz ve O
o kentte hüzün bitti dil konuşsun şimdi rüzgar bulutun dal gövdenin yerine
tutulduğum fırtınada gözlerim gözlerinde yıkandı taşındım eğildiğim aynasına yüreğinin defneler suya erişti ışıklar ırmağa
geldim işte içindeki o sen olan ben çıkardım üzerimden kırk kat kumaşını eskinin
sağlam diksin diye terzi yüreğimin söküğünü ipliğimi ipekten iğnemi gümüşten seçtim
geçtim korku tünellerinden adacıklar fundalıklardan şiirler yazdım aşk üzerine şiirler sevdamı anlatan aynalarda yüzümü vedalarda kalbimi tanıdım
seni sevdim güzde gül rengini geceyi uğultuda
seni sevdim dalgalar kıyıya erişti kışlar bahara
(Pencere, 6)
Kriz
Çocuk oyuncak atını, sahte Rütbelerini, çizmelerini…
*baba sokakta yırtılmış, lekelenmiş asker kasketi kadar eski, yenik ısrarı bir şemsiye gibi aç başıma yoluna serildim ey hayat topla beni
gerginim
iki balkon arasına uzatılmış ip kadar ortadoğu’da keyfi bir zengin hınç rütbesi yüksek altın kurnalarda ayaklarını yıkıyor törpülenmiş tırnaklarında bitmeyecek kir
ve yüksek meclis: siz ensesi kalın efendiler överek güzelliğini apoletlerinizin öldürdünüz çocuğunu kız kardeşinizin o sırada spiker günü yıkan bir haber veriyordu öte yakasında şehrin çiçek çocukları woodstock konserleri ve ağrı yüklü gemiler… kadınlar ağdalı bacaklarını… kaşlarını tüy kalmayıncaya dek…
biliyorum uzun sürecek etek öpme töreni zaman: çocuk sokakta yırtılmış, lekelenmiş asker postalı kadar eski yenik sendeledim ey hayat belediye töreniyle göm beni
çocuk oyuncak silahını kırdı ve sordu neden yüksektir efendinin bahçesi ve sırtı neden kamburdur yürürken
* “anne yağmurda ıslanmış ezilmiş” / Altay Öktem
(E, 65)
|