|
Celâl Soycan (1948)
XX- İyidir
eşyanın kağıda çökmesi için "kalmak" iyidir ışığın yalanıysa gölge elbette gece iyidir
ikinci el aşk açışı pazarlayan annenin yanılmış memesinde kesilen süt iyidir
korkunun tenhasında büyür çocuk ve aşk diye uzanması boynun her ah'a iyidir
kör merdivenin talan ettiği ipek kuyuda kendi çölünü tutuşturan vaha iyidir
bir çocuğa yaz gelmesi çürüyen kardan mavi saçlı yağmur sızmasıdır ki iyidir
her uçuştan ölüme pay çıkaran serçeye saçlarında rüzgar büyüten kadınlar iyidir
suçsuzluktan kovulan tanrısız din edinsin dinsin diye hep uzak durulan korku iyidir
(Cemresiz Günlerde’den)
XXVIII-Soru - veysel çolak için-
bir soruluk zamana sığar gökyüzüne biriken göl saatinin sabırla unuttuğu tenha balıklar
bir gerekçe bulunmalı kuyuyla bakarak ödeşen uğultulu yüze şivesi soruya çalan öksüze ikiz anneler doğurmalı
uçuruma sürçtü balkon eyvaha zaman yok soru sor diye kundaklayan şehre küsme ölmek için gurbete don yutkunsan dinecek kalabalıklar
sorulmaktan yorgun duvarlar ezberindedir iki yüzlü pencerenin önce kendini tanır sonra unutur doğduğu bütün evleri suyu külle tutuşturan şaman
(Cemresiz Günlerde’den)
Deli Atlar Kışındayız -IX-
unutun artık arındığınız masalınızı rehin bırakınız meyan gölgeli bedestende kayıp yahudi attarlara
denenmiş bir dille muştulayın ki ölüm en az bir kez doğanındır
kırışan taşlarınızı beslesin deli çölü emziren kör bir semenderin buzdan sütü
kaç uyanmak sığar sabahınıza dokunup geçen babanızın yüzünü kaç eksik çocuk tamamlar
unutun kefil olduğunuz şarkı ıssız mezatlarda söylendi tellallara ezber oldu ömrünüz
-XVIII-
yüzünün eksiğine demirli yararsız kötücül gemiler bir bakışlık uzasan boynunda ateş eğilsen şehrin leş imgeleri
maden kafesinde martısız bir su görmediğin ağacın kullanışsız gölgesi gibi duyarlıklar saklı dilinde herşey öncesinin tanımı
bir yolu ısrarla biçimliyorsun şehrin tırnağından uzayan çıkmaza saatin günde iki kez çocuk
yağmur yoksa nasıl onarılır gün böyle sorularla ellerin küçülüyor
bir yangın ormanında yaşlanıyor gök
-XXI-
kışın betonu sulanıyor vurmalı çalgılar eşliğinde
barutta kına buğusu kokusunu anımsıyor kadınlar
çileği körelten güneşte nesnesini üzüyor gölge
günlerin saydam gövdesini döllüyor erselik pıhtı
aşina ölüler sarkıyor duvardaki çivi yarasından
çok öpülmüş dudakların çatlağından ürküyor cam
kitapta kullanışsız hayaller boğulan balıklara su
yırtılıyor kışın hızarında adresine yazıldığım evler
-XXII-
HERKES İPİNDE KENDİ KUYUSUNU SINAR SEN DE AL BU KIYIYI GiT BİR ADAYI BÜTÜNLE ÇATI UÇURAN YELE YAZ KUŞLARIN GiZiNİ
kumru salsan dut yanıma çocukluğum bütünlense bastona dursa sürgün kadınlarım onarılsa
İP DOLANINCA SUYA ÇIKRIĞINDA BOĞULUR KUYU AL KİTAP YORAN YAZIYI SUSMANI BÜTÜNLE
bildiğimden eksik görürüm ipimi azaltan bulanık suda sormam derince gövdem midir yanıtından yoruldum ilk taşı yontan ustamın beni son yongayla bütünle
LAHDİN UZUN YAZISINA KISACIK YOL MUDUR OLSA GEZER MİYDİM İZİMDE KİMDİR BİLİRDİM SÖZÜM OLSA KIYICIK BİR DENİZE DEVRİLİRDiM AL BU İNCELMİŞ SUYU DAMLANI BÜTÜNLE
neye dolduysam-BEN UZAKTA ÇEPER soyunsam azalanı bollaşan mintanımdan
- XXVIII-
- Mersin için requiem-
nabız uyarıldı ısrarcı gün hızla döndü gözlediğiniz iz kıvrılıp kaybolan böcek iştahıyla
çelişki yok kanıtsızlık ürkütmesin sizi bir bir daha çizin bir daha
şişen bir koro alfabesinden sakınarak kurulan masal kırıldı kar yanığı bir hevese oysa kovduğunuz oyunda hep soru kipinde replik alan bir ölüydüm zırhınıza yaslanan pas
sizin için tasarladığım aşka uygun bir geçmiş hazırlar mısınız öğreneceğim ilk sözcükle seveceğim sizi çünkü siz doğru sevildikçe yüzümde mor bir eğriliksiniz
peşpeşe gittiniz yani gelmiştiniz gövdemi kuşatan bin hünerle sizden sızdı eksikliğimiz fazlamız kavim boyu yenilgiydi dilim dolaştıkça doğrulandınız
karşı yangınla sönen orman yangınında siz topraktınız alevinizden kurtuldu her canlınız saldığım aleve dalarak soluklandı korkuşu deli atların adınıza sıfat yarasıdır Mersin ses kırıldı anlamdan önce camdan önce renk kırıldı siz bu şehrin eski tanımında ısrarla kaybolduğum meydansınız
konuşmanın kanı masum kılan yalan tarihinden ben bir çocukluk seçerken siz bir ölümü okşamaya giderdiniz kırık bir kemiği oyalayan sesinizle siz yutkundukça söz genişlerdi taşınabilir uçurumlar açardı Mersin
siz mevsimini sevmeyen sıcaklığa provasız giren kış sevinciydiniz tırmalanmış göğü saralı kuşlarla doyuran dudaksız bir ıslık zamanı işte dolduruldu kıyı ve aşk çekildi özensiz suların dehlizine
rengi ve ışığı yanıltan boşluktan arıttım adınızı ürküten imla silindi şehrin soyunduğu sudan şimdi sırnaşık ve isterik bir uyumla ıslak boşluğuma sürtünüyor Mersin
her çağrıya bir aynadan giriyorum sonra yüzünüzde tek hücreli hayvanların yalın bilgisiyle ikiye bölünüyorum yayından fırlamış bir ufuk hattı geçiyor alnımdan Mersinsiz kalıyorum.
(Cemresiz Günlerde’den)
|