|
Cenk Gündoğdu(1976)
1976 yılında Ankara’da doğdu. İşletme ve Güzel Sanatlar Fakültelerinde okudu. KOÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü Dramatik Yazarlık ve Dramaturji Bölümünde okuyor. Şiir, düzyazı ve söyleşileri çeşitli dergilerde yayımlandı. 2001 yılından beri arkadaşlarıyla kurduğu Üç Nokta dergisinin editörlüğünü sürdürüyor. 2005 yılından itibaren Şiir Defteri adı altında ‘şiir yıllığı’ hazırlıyor (Şeref Bilsel’le birlikte). İstanbul’da yaşıyor…
Akşam Ölüsü
akşamı getirdim size ölmüş sözden düşmüş üç kusurla boynumdan çözmediğim rüzgâr uzakların isteğiyle kaybolan suskun kasaba arkadaşlarım vurulmuş zamanın içine bırakın
yolların kederi yerinde dursun, ama kalbimi alıp kurtarın bu kağıdın çölünden çünkü yollar baktıkça yorulur gidenlerin ağrılı ağzıyla tuza yara taşımaktan biliyorum
ben bir zamana açılsaydım yenilmezdim taşın oğullarına yakarıp güneşin boğulduğu kıyılarda dili dağlanmış kederimle anlatsaydım çocukluğunun atlarını ölülerin doğurduğu kahrı elbet dağılmazdım bu sularda
bir dağın sözüyle akşamı getirdim size ölmüş
varın, beni süsleyin güzellin bir aşka götürün ölmüş!
Evin Ateşi
sonra tren geçti ve ben kaldım uyku bekleyen vagonda altı fotoğraf, çömelmiş bir cuma sabıka kaydı, sağlık raporu arka cebimde ilmuhaber, içi yüzük dolu bir parmakla güle açılan kartırnağına baka kaldım
marttı ya da akşamdı geliyorduk öpüşmenin kanatlarıyla bir harfe yaslanmaktan eğildik hamsilos koyunda durup, fotoğrafa bakmayı güvercinlere kanat takmayı seviyorduk dudaklarımızın örtüsünü
ama olmadı sana bakan benimle
şimdi eşitiz dedik cüzdanımızda ev dizimize sıçramış güneşatı darende yağmuru baktıkça iki göz gibi iç içe raylara çizili aşk oluyordu her şey ama imza bu ağzından aldığım gök suya değen dilim gibi durmuyor mendilinde elin
bu uçurum bulaşıcı bak büyüyor gözü kanlanmış bir baba gibi gibi ay aramızdan alalım bu aralığı gel, evde kağıt var konuşalım dedim
ama olmadı bana bakan seninle
sonra bir dağ geçti ağzında evin ateşi!
Aşkın Mevsimi
I.sonbahar
gökkuşağının altından geçti çocuklar adam şapkasında saklanan sonbaharına uzandı parmağını bıraktı bayan ö. Boynumdan öptü Beyaz bir tay geçti beni Yaprağın hışırtısı aşkın dili olsun dedi Sonra döküldüm cümle boşluğuna
II.kış
babam dar kapılarda rakı suyunda bir şiire oturuyorum sevgilim aşkı soyuyor ben yüzünü siliyorum cümle düşüyor
filiz, bütün kış yalan söyledi yüzünde üşüyen kentler alkolsüz denizciler, ay ışığı tanıdığım hür denizler vardı birini unuttum üç adı daha vardı
bulut mevsimleri sayıyor uzakta aşk çıkmıyor kış
III.ilkbahar
beni oyalayan gün uykulara ağlayan bahçe adımlarımı biriktirdim size yalan söyleyemezsiniz oturup bekleyin suya girer gibi giriyoruz aşka kimse görmesin dilim beninde benin bir dünya göğsünde annenden alev, seni unutulan yüzünü ben çaldım kuşların göğsüne baktığı yerde
IV.
gölgesi uzun çocuklar vardı kısa çoraplı kadınlar güneş portakal ağacında asılı yaz suda oğlunu yıkıyor çorabını çıkar, sudyenini as biz aşka gidiyoruz bu yağmurda ayça ayağını uzat, nisan geçti orman serin, mevsim yaz!
Mor Korkinios
el söylencesi gül göçü nasıra değmiş yüz, acıkmış da dememiş öldüm içi, küstüm çiçeği, kasımpatı, gün ayazı olgun korkinos karıştırma toprağı, ana yarası dil vermez
su saati, akşam aralarına, küpe çiçeklerine anlattın en çok, dürülü mendile oğlunu getiren habere ad koydun, kökledin boşluğu mersin ağacına doğruldun
ah suna! yengeç büyüttün göğsünde üç yetim duymadı
biz o zaman bulutları yaşlandıran çocuktuk, ellerimizin üzerinde gece ayakkabı saklardı eşikte
is:sokak fenerinde çoğalan sigaralı nefes
annem: telaş göz çukurunda duruyor parmakta zaman, sabah incelen söz uzuyor ray gibi kımıldanan rüzgar uykulu gölgeler, boşaltıyor kendini gürültü
annemiz kaybolmadı sana ağlıyoruz suna!
|