|
C. Hakkı Zariç (1972)
Unutulmuş doğum günlerinden bilinmezliğine ölümün Bir yanardağ patlamasıdır içerde zona
Zona
Uysal bir ormanın uğultusunda kaybedilmiş patikayı kim arar Herhangi bir mevsimin sonuna doğru kim özler ilk şiirlerini Baş dönmesi, karmaşa bir de kör olma isteği Zona; sırtımda taşıdığım bıçak izleri sıkıntımın
Karşı kıyıdan gelen ışık seslerinin içindeki gizin tılsımı Uzaktan görülene olan kemirgen merak, nereye dökülür ırmaklar Kim koydu bu ömrü müziksiz bu kentin kupkuru yerine Zona; göğsümün duvarına asılı yaraları sıkıntımın
Yine deniz çekilmesi boğazımda, çaresizliğimin armağanı Rıhtımlar, yokolmak için gitmenin sağanaklı duldaları Avlulardan yükselen kuşların ürküttüğü yaprakları serinliğin Zona; ürpertili uçuk izleri sıkıntımın
Şehvetli bir kadının tanrısı ve imzasız mektupları Sokaktan gelen ayak sesleri ve kokuları ıslak çiçeklerin Bakmayan, dokunmayan, sevişmeyen yalnızlığım benim Zona; okşayamadığım yara izleri sıkıntımın
Bağırmaktan başka dil bilmeyen tiranlar Reklamlardan aşırılmış çok sevimli gülüşler Yapaylık, adına ben'ini sormayanlar Zona; sustukça çoğalan kabuksuz yaraları sıkıntımın
Günün ilk dakikalarında dikilen bir fidan gibi Bir Ege türküsüyle yan yana olmak gibi Bir intihar girişiminden sonraki ilk duyuş gibi Bir çift dudağın dokunuşuyla iyileşir kimi yaralar
Hatta zona !..
En son kasımpatılar vardı yüzünde Bir de anlamını yansıtan sorular: Gözlerin Keşke Hiç . . .
Ayazdım, azdım... Azıksızdım İçimde sırasına koşan şiirler vardı Zamansız çalmasaydın kapımı Esmer gülüşünle mıh çakmasaydın günlerime gelmeseydin
Zift ile karıyordu kendini gece Gitmek uçurum, dönmek aramamanın yalvarışı Vazgeçmek senden, pişman olmak Yarını göremeyenlerin kör tanrısıyla zar atmaktı gelmeseydin
Sarışın rüzgârlarda soluk benizli şiir eskizleri Çorak zamanlarda kendisi için kanayamayan aşklar vardı Yanılsamaların sonbahar yüzünden geçiyordum Hilebazdı siyah dokunuşlar, cinayet kokuyordu gelmeseydin
Tenimdeki kilim deseni yaralara Kıymık gibi saplanan yağmur damlaları Pembe kokusuna dikenini saplayan gül Elgin sözcüklerden payıma düşen kül Bakır şimşekleriyle kahkaha atan Gökyüzüydü tek paylaştığımız gelmeseydin
Mezatta hırpani bir sözcüktü vefa Yokluğunun tadı kusursuz ve gölgesiz gri Unutmak çağımızın en masum duldasıydı İntiharı ve hiçliği anımsatıyordu unutulmak gelmeseydin
Yine de yeniden gelmeseydin Hafif tebessüm iç kanamalı yüzümle Serçeler gibi sabahı bekletmeseydin bana Ayazdım, azıksızdım... azdım gelmeseydin
Gözlerimdeki forsaya toprak tadında mavi bakmasaydın
Keşke hiç!..
|