|
Deniz Durukan(1966)
Önce Göz Ölür
severken seni sürükleniyor hayat sızıyor çatlak bir duvardan, gizleniyor kemikleşmiş bir soğuk kırma yakalı büyük adamlarla kuş kovalayan oğlanlar arasında
ölmüş bir kralın cinayetlerini unutacak kadar bağlıyım sana, ipek kordonla arap bir uşağın önünde hint topu kadar sert, hint topu kadar suratsız ihtiyarların sesi değmiyor ağaçlara
düşmüyor hiçbir dağa, ovaya altı metrelik çukurlar kazıyorum toprak ve kanla örtüyorum kalçalarını bıçak sırtı kalınlığında… sürükleniyor hayat, aktıkça taşıyor hiçbir yere
severken seni duruyor zaman kahverengi bir sevinç hırpalanıyor gözlerinde durgun suyun akışı tanıklık ediyor “aşk yalansa her şey yalan” diyen bir çocuğa inanarak;
kral taklidi yapacağım bu gece ve atım ahırda hep hazır bekleyecek
(Şakağına Daya Beni’den)
Kız Kurusu
hayatıma giren bütün harun’ları saydım kırmızı suratlı, hafif kambur, hatta babadan aksak bir tek harun çıkmadı
isterdim elbet, yakası açık vişne çürüğü yalanları olan izdivaç kuyruğu çok uzun gelinlik…
akşam saat beşi gösterince, sıcak çorba yanında fazla sirkeden kabarmış puf börekleri, nur topu bebekler…
tamda şurada, kurt sineklerini izleyerek geçirdim sabahı tüy kadar hafif, arı kadar hızlı geçti zaman dizlerimin dibinde
bir ara öper gibi bakmıştık birbirimize yarım dakikadan az, zehre batırılmış ok beyaz bir örtüye sıçrayan mürekkep gibiydi
ama bir tek harun çıkmadı karşıma
çatısı dar, aşkı geniş kadınlar anlar bakır kazanın içindeki kızıl ateşten; içmeden, sevişmeden, soluklarında günübirlik kokuları taşıyan asılsız yarınlardan
isterdim elbet, çivit mavisi ceketle belki de hint ipeği şalla mühürlenmek
ama bir tek harun çıkmadı karşıma
(Şakağına Daya Beni’den)
|