|
Ebubekir Eroğlu(1950)
Bir Kilit Bir Anahtar
şahitsiz vakitlerde inşirahıyla geldi de kalbin bir anahtar koydu önüme bakir sorunların senin
farkedince içine girdiğini belasını bulmamış bir hercümercin “bu nasıl meclis” dediydin hani “umurlarında değil sözün mahremliği yürekten gelmeyen sorular; paslı kilit bir ses diyor ki: ya hu çek git”
şöyle bir baktıydın yakası yırtılmış ağızlara kederle döndüydün oradan oraya mahrem söze bir yer bulmaya
açık ettiklerin senin bir soru bugün perdeler ardında gördüğün bekâreti eksilmez cevabı verilmekle yarışı sürdürse de farfara ağızlar onlar kilit dese bende anahtar yok edemez onu bu dizginsiz hengâme
“zaten cevabıyla birlikte mayası tutar değdiği her yüreği sarsarak doğar bir soru” dediydin “içten ve hakikiyse”
tat veren hışırtısıyla geldi otlara sürünerek geçen bir derenin bazen kilit oldu bazen anahtar bakir soruların senin
(Şahitsiz Vakitler’den)
Taş
Kaygıyı ben hapsetmedim Belirli bir yere belirsiz duvarlara Terk etmiyor ama tutan yok onu orada Rüzgar meşaleye yaklaşırken Işıktan sonrasına hükmediyor Rahat vermiyorsa suç ortağı değilim Sahiplenirken ben, hükmünü sürdürürken o Meşaleyi tutan el bile titriyor Yapacak ne vardır; göstermek için Varlığına tek delili buysa
Adı katıya çıkar kimi yüreklerin Taş gibi derler, inanma Taşı çekiştirirler aslında Kaygıyı sönmüş meşalede kalıba döker Püskürtür üzerimize kapısı kapalıysa Gizlenemez haldedir bir yürek Bilinmeyen yönlere gerçi duygu neşreder Tutukladığı için her bakış atanı Taş ondan duyarlıdır; ateş kadar Ucu açık ya alevin, taşın sınırları da
Eskilerden kalmışsa bir taş Kabirlerin çürümeyen yeri Anıttan kumlanıp dökülenleri Onlar yansıdıkça duygular çiçeklenir Ya da birinin gizlice göründüğü yerde İnce yağmurlar gibi işler toprağa Toplanan ve koyulaşan bulutun Yaptığı gibi etraftaki ağaçlara Kaygının ucu açık; sınırlıdır taş Zenginlik katar her bir bakışa
Hüznün Anlayışı
ayışığına
muhtacız dedim dinlemediniz
tut ki bir
yalnızım ben
hüznün
anlayışını isterim
isterim
hızla geçen arzuyu
Teyidler bu nedir ki
insan
dalgaları önünde susan derviş bu nedir ki
bir derviş
böyle bakar dünyaya
Buluşma
bu toprağı boş kalır sanma eksilmez arzuyla iz sürenlerin kimi gitti kimi gelecek
yol bilmese yordam bilmese saf yürekle kapıya erenlerin kimi gitti kimi gelecek
yerleşip otele pencereden bakınca gördüğünden iğrenenlerin kimi gitti kimi gelecek
işaretler karışmış diye burada bakışıyla aynayı silenlerin kimi gitti kimi gelecek
tanışıp mahşeri karmaşayla bugünden sarsılan yüreklerin kimi gitti kimi gelecek
özetlenip menkıbesi yazılsa koca bir destana dönenlerin kimi gitti kimi gelecek
ister oku adını ister okuma bir kere kayda girenlerin kimi gitti kimi gelecek
ya sayısı dersen bir şey diyemem hafızada sayısız yer edenlerin kimi gitti kimi gelecek
senden öncekine bunu söyledim duyacağı aynı söz yarınkilerin: kimi gitti kimi gelecek
(Kitap-lık, 33)
Dere Boyu
Koklanabilen Nice keskinlik halinde Geliyor şiir
Eski anılara yükle Biraz dayanılır olsun İçine yerleşeceği bir gergef Akıp gidebileceği kanallar bulunsun Duyulur kelimelerin gemisiyle
Şu dere boyu ışığı aleve çeviriyor Bugünkü gibi yakıcı anılarla dolu “bu beni öldürür” dediğin şeylere canlılık kazanıyor aklın nimete döndürüyor ayakta öylece duruşunu
öldürür dediklerin canlı tutuyor canlılık olmasa yaşamak pelte gibi
dere boyunda çekişirken evcil duygularla vahşet arasında dünyayı doğru yere koymak için yamaçlar cevap veriyor bakışına
(Kitap-lık 68)
|