|
Fazıl Hüsnü Dağlarca (1914)
Ağır Hasta
Üfleme bana anneciğim korkuyorum
Dua edip edip, geceleri.
Haytayım ama ne kadar güzel
Gidiyor yüzer gibi, vücudumun bir yeri.
Niçin böyle örtmüşler üstümü
Çok muntazam, ki bana hüzün verir.
Ağarırken uzak rüzgarlar içinde
Oyuncaklar gibi şehir.
Gözlerim örtük fakat yüzümle görüyorum
Ağlıyorsun, nur gibi.
Beraber duyuyoruz yavaş ve tenha
Duvardaki resimlerle, nasibi.
Anneciğim, büyüyorum ben şimdi,
Büyüyor göllerde kamış.
Fakat değnekten atım nerde
Kardeşim su versin ona, susamış.
Mustafa
Kemal'in Kağnısı
Yediyordu Elif kağnısını,
Kara geceden geceden.
Sankim elif elif uzuyordu, inceliyordu,
Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar,
İnliyordu dağın ardı, yasla,
Her bir heceden heceden.
Mustafa Kemal'in kağnısı derdi, kağnısına
Mermi taşırdı öteye, dağ taş aşardı.
Çabuk giderdi, çok götürürdü Elifçik,
Nam salmıştı asker içinde.
Bu kez yine herkesten evvel almıştı yükünü,
Doğrulmuştu yola önceden önceden.
Öküzleriyle kardeş gibiydi Elif,
Yemezdi, içmezdi, yemeden içmeden onlar,
Kocabaş, çok ihtiyardı, çok zayıftı,
Mahzundu bütün bütün Sarıkız, yanı sıra,
Gecenin ulu ağırlığına karşı,
Hafifletir, inceden inceden.
İriydi Elif, kuvvetliydi kağnı başında
Elma elmaydı yanakları üzüm üzümdü gözleri,
Kınalı ellerinden rüzgâr geçerdi, daim;
Toprak gülümserdi çarıklı ayaklarına.
Alını yeşilini kapmıştı, geçirmişti,
Niceden, niceden.
Durdu birdenbire Kocabaş, ova bayır durdu,
Nazar mı değdi göklerden, ne?
Dah etti, yok. Dahha dedi, gitmez,
Ta gerilerden başka kağnılar yetişti geçti gacır gucur
Nasıl dururdu Mustafa Kemal'in kağnısı.
Kahroldu Elifçik, düşünceden düşünceden
Aman Kocabaş, ayağını öpeyim Kocabaş,
Vur beni, öldür beni, koma yollarda beni.
Geçer götürür ana, çocuk, mermisini askerciğin,
Koma yollarda beni, kulun köpeğin olayım.
Bak hele üzerinden ses seda uzaklaşır,
Düşerim gerilere, iyceden iyceden.
Kocabaş yığıldı çamura,
Büyüdü gözleri, büyüdü yürek kadar,
Örtüldü gözleri örtüldü hep.
Kalır mı Mustafa Kemal'in kağnısı, bacım,
Kocabaşın yerine koştu kendini Elifçik,
Yürüdü düşman üstüne, yüceden yüceden.
Çocuklar Korkunç
Çocuklar korkunç Allah'ım,
Elleri,yüzleri,saçları.
Uyurlar bütün gece
Yok sana ihtiyaçları.
Çocuklar korkunç Allah'ım,
Bebek yaparlar haçları.
Aşina değiller hatıramıza
Severken aynı ağaçları.
Dünyanın Bütün
Çocuklarına Karşı Yazılmıştır
Hepiniz elele bir halka yapsanız
Rüyadan ve şarkıdan bir halka
Ve almasanız kimseyi ortanıza
Benden başka
Masallar gibi silinse etrafımız
Şehzadeniz olsam sizin
Biz mektebi ve dersi ebediyen terkettik
Ne olurmuş anneler vermezse izin
Seyretsem yüzünüzü birer birer
Ve birer birer seyretseniz beni
Garip saadetler duysak
Bayramlıklar kadar yeni
Nasip değil sadece gökler midir
Üstümüzden ninniler gibi geçen
Yavaşça görünürken karşı dağlar
Oyuncaklar mı hatırlarız devlerden
Gülsek küçük fidanlara sebepsiz
Mesela uçan kuşlar bir tuhaf gelse bize
Ve gölgesinde altın karanlıkların
Deliler gibi âşık olsak kendimize
Hani geçen sene kopan uçurtmamız
Kim bilir şimdi nereye gitti?
Uykular ve güller arkasından
Oyunlar ki Allah’ın selâmeti
Siz dünyanın bütün çocukları geliniz
Rüyadan ve şarkıdan bir halka
Ne olur almayınız kimseyi
Ortanıza benden başka
Sular Bizden Akıllıdır
Sular bizden akıllıdır, daha evvel görür akşamı,
İner havadan önce, karanlığa,
Büyük bir balık gibi ortadan silinir,
Kaçışırken hayvanlar dağa.
Sular
bizden akıllıdır, memnun olur,
Sadece ağaçlardan
Başka insanlardan değil.
Bizi yalnız bırakan.
Sular
bizden akıllıdır, uyumaz,
Açar maviliğe, iri gözlerini.
Ve bekler bir ölüm sırrı içinde,
Kendi hayatının yerini.
İlk Gece
Oturabilir miyim
Dedi genç
Yarısını gülümsedi
kız
Yarısını oturdular
Kapalıdırlar ya
birbirlerine
Sanki sürgülenmiş
Uyuyor gibi yarısı
açık
Kapalıdırlar
Gölge kalabalığında
gelinlik olduğu gün
Altın kelebeğinin
artık uçamaması sığdırılmıştı göğsüne
Sessizlikle
sürdürüyordu
Çiçekte kalan
çığlığını o
Yarısını içebilirim
dedi kız
Yarısını içtiler
sonra
Tam öbür yarısına
dek
Sustular
Genç niye
evlenmediğini
Dalgalanıyordu
durgun
Soyunuyordu gece
yarısına
Kız neden
evleneceğini
(Milliyet Sanat
293, 1 Ağustos 1992)
Ölü
Hangi mahallede
imam yok,
Ben orada öleceğim.
Kimse görmesin ne
kadar güzel,
Ayaklarım, saçlarım
ve her şeyim.
Ölüler namına,
azade ve temiz,
Meçhul denizlerde
balık;
Müslüman değil
miyim, haşa,
Fakat istemiyorum,
kalabalık.
Beyaz kefenler
giydirmesinler,
Sızlamasın
karanlığım havada.
Omuzlardan omuzlara
geçerken sallanmayayım,
Ki bütün azalarım
hülyada.
Hiçbir dua yerine
getiremez,
Benim kainatlardan
uzaklığımı.
Yıkamasınlar
vücudumu, yıkamasınlar,
Çılgınca seviyorum
sıcaklığımı...
|