|
Güven Turan (1943)
Karanlık Gezinti
I
Bir köşesinden tutulmuş gibi yarı gecede
kopuk bir damar gibi vuruyor,
yalnızlığın, denizsizliğin, taş çağının yarası.
Savruk bir uykunun sarmaş dolaş yaşamasıdır,
eski, inik, bir davul gibi gürültülü.
Gidelim yeniden yaşamaya başlayınca:
Deniz yeniden yaşamaya başlayınca kıyılarda;
kıyıda bağlanınca sis düdüklerine, sis:
Yolculuk en doğal olandır.
Oysa denizlerdir en yakın kavgalara,
kaçılmadan karmaşık bir evrenin ardı sıra.
Atlardır: Cehennem, defneler ve kara
yavaş yavaş saklanır ardına.
Gelmediği izlerden acının çayırları
sürüp atar balıkları, yengeçleri, çakıl taşlarını,
bir tan yeri saklamış gibi günlerin yarışında.
II
Karanlık, ışığın olduğu yerlerde yaşar.
Yağmurlar yağar gibi geceyarıları.
Sazdan bir elin korkuluğu,
dolaştırır, akşamdan kalma bir maviyi göklerde.
Gidelim gel, gidelim. Gidelim,
düşüm korkumu bırakmıyor,
şimdi uzaklığı yakınlığına denk,
korsandır bütün düşlerin çocuğu.
Ses işitilmez kan akmadıkça yere,
yelin kestiği sessizlikten başka;
bir türkünün orta yerinden bölünmesi,
ayakların altında kırılan kumlara karşı,
nasıl konaklarım böyle durma,
kaç kış günü yola çıkıp yüzümüz uyanmadan.
Uçup konduğu günlerden kalma
sanki bir bilmediğim var.
Bir Sevdanın İç Yüzü
Şafağı arkama alıyorum. Gece bitince bitiyor şehrin uyanıklığı da. bir karabasana dalıyor, kirli işlerle uğraşıyor, unutuyor sevişmeyi. Yorgunluk çökünce üstüne ıssızlıktan, geceyi beklemeye başlıyor yeniden parçalayan, sınırlandıran dört sudan birinin yanına atarak kendini. Şahidiyim. İzliyorum. İtiyor beni, yanıma sokuldukça. Gün bulaşmış üstüme, çıkmıyor.
Gerze
Doğdun burada burada bulutların geçişini gözledin burada atmacan oldu kedin pavurya avladın yosunlarda kaydın ıslandın yunus olduğunu öğrendin tifrin balığının sokak savaşlarına katıldın mahallende erik çaldın kendi bahçenden Her şey oturuyor yerli yerine zambak kokusu hamsi sisi Nergizli Yazı Acı Su hepsi Bir tek o kız beyzi yüzlü ak tenli perçemi gözüne giren gül yaprağı dudaklı o kız hâlâ âşıksın Hamidiye Yokuşu’nun başında kör çeşmenin taşına oturmuş bekliyorsun.
(Görülen Kentler’den)
Eskişehir
Telaş içinde binilen ağır ağır inilen karantina sarısı bir gar
Tozlu bir hemzemin geçit Cer atölyesi raylardan bir rüzgârgülü
Böyle yaşadın bu kenti yıllar yılı
İçinde ilk kaldığın gece ve günleri ağır bir ameliyatın izleri gibi taşıdın
Bir sabah çok erken bir saatte bir nisan sabahı Kampüs’ün Japon Bahçesi’nde başını göğe kaldırdın bir kartalın döne döne yükseldiğini gördün pençeleri arasına almış güneşi
Affettin.
(Görülen Kentler’den)
Kayıp Bir Tarih
Ne zaman çocukluğumu düşünsem Bir incir ağacının gölgesi düşer Üzerine kör bir kuyunun;
Başında, İnilir çıkılmaz bir Karanlık…
Ve yazlar tarihlerini Dizler üzerine yazar; Kışlar karabasanlara.
Zaman emekleyerek geçer Devedikenleri, ısırganlar, Çobanpüskülü çalılarından.
Çoğulluğa dolar yalnızlık Geceleri. Ev hastalıklı sığınak,
Okul hırçın Boyun eğmedir: Ağır lale, bukağı… Günlük tutmaya başlayınca Biter çocukluğum da.
(Sevda Yorumları’ndan)
|