|
Hakan Savlı(1965)
Brueghel-Kış Görünümündeki Avcılar
oraya giderlerdi o avcılar Brueghel Kuklacı Yusuf’un arsadaki mavi gecelerine dövülen kuklacıkların donuk gözlerine gülümsemelerine ve uzaklaşıp gittikten sonra da elinde tefiyle ayı oynatan adam kuklaların birbirini arayan abilerin esrarlı ıslıklarını dinlediği ve Yusuf’un yıldızlı perdeyi çıtaya sarıp sessizce ağladığı
büyüdüm ben sonra uzak çok uzak ülkelere gittim öyle ki yürüyemezsin ardımdan gelme dedim bir köpek yavrusuna bir gece bütün sokak lambalarına teşekkür ettik Leningrad’ın hem erkek hem kadın bir adamla donan gölün üstünde Helsinki ışıkları bu renkleri ölünce anlatacağım dedim Yusuf’a o kadar kar o kadar kar varmıştı ki her yerde kara benzeyen bir kızı öptüm küçücük bir fahişeydi uykusu vardı yalancıktan ağlamıştı biliyordum masalla ayrılık arasında bir şey işte oraya giderdi o avcılar Brueghel
oraya giderdi o avcılar Brueghel kadınların dinmeyen ılıklığına sığınıp köpeklerinin ayakizlerine uzaklara çocuklarının yazlarına
işaretle konuşurduk yaşlı bir barmenle İspanya’da ben kekik likörü içerdim o vişne şarabı şarkı söylerdik limana bakan bir pencerede iki göbekli sarhoş akşam üstleri yıllar sonra öğrendim o likörün alkolsüz olduğunu
Cebelitarık’ta ilkbahar uğuldarken tepelerde kuklalarla ben
oraya giderlerdi ne aradıklarını unutarak ama şimdi derlerdi şimdi hep
şimdi Pablo oflaya puflaya geliyor kucağında minicik bir terrier bırak diyoruz bırakmam diyor pufuduk köpeğimi orada vişne şarabından bir akşamüstü tepelere çıkıyoruz arkamızda top oynayan bütün çocuklar oradan geliyor yanımıza Ofuri atlantik gecelerinden Fufu pişiren kadınların yaşadığı teneke evlerden ve o minik fahişe bizi görmüş Brooklyn’i kucaklamış koşarak geliyor işte neydi bu Mary Ann… kara mı tutulduk? ama tutulduk ayışığı oyunlarına sevmek oyununa yumuşaklığa, yaralı yapraklara
ardımızda reddedilmişbir cennet oraya giderlerdi o avcılar Brueghel inanarak köpeklerine köpüklere karların annelerine
ve biz Cebelitarık’ta bir gün yine uğuldarken ilkyazımız köpüklerimizin üstüne çıkıyoruz kanla biriken gülerek öldüğümüz yüzünüze çarptığımız hayatlarımızın üstüne çıkıyoruz yanımızda bir fahişecik, bir çırak ve ona bizi anlatan kuklacıklarla…
…bağırıyoruz aşağı doğru : her şeyin sonunda biz! her şeyin sonunda biz varız! her şeyin sonunda biz varız işte bizi! Yok ! edemediniz ! orospu çocukları !
(Adam Sanat, 124)
Gözlerin ezik bir şey vardı gözlerinde, bana kendimi hatırlatan ...gözlerini
yumunca sen ...sen memelerine
düşen ışık anlardım iki
meleğin vardı senin ve ben kayboldum... (Adam Sanat, Ocak 2002)
|