|
Haydar Ergülen (1956)
Karşılığını Bulamamış Sorular İçin
serin rüzgârlar taşır bir dostumun yüzünü yakan mevsim incelmiş bir hayatın kederiyle sessizce durur anıların yamacında renginden su alan resim
odalara sığmazdık odalar dar içinde gizli bir ses ölürken dönenip durdu heves dağlar dağlar
saatleri biz sustururduk korkusuyla kendi sesimizin yok ederdik kardeşliğini gündüzle gecenin
karardı baktıkça gözler balkon derinliğindeki dağlara heves yollara düştü tedirginlik korkulara
yüzün gecikmiş bir mektupta anlaşılır dürüst ve ıslak yitirilmiş bir anıyla çıkageldi güneyin ılık sokaklarından
-her ses bir renge yakışır su kendi bildiğince akar hiçbir şeye benzemez içimizdeki uçurum ne kadar acemi harcı olsa da ölümle karşılanmalı bazı sorular.
(Karşılığını Bulamamış Sorular’dan)
Gövdelerin Gecesi
sana tanık bulunur şehre salınmış gövde kaldır artık şu göğsünden lekesizliği soyunup başımız önde şehri çıkalım!
dünya beni acıtacak kadar büyükmüş, demek için küçük yalnızlığını dünyaya bağışlayan! bakışlara kalplere kurulmuş aynalarda herkes öyle yalnız ki yalnızlığı bilen yok ve insanın insana uzun cehenneminde kendi yüzüne bakacak kadar güzel değil hiç kimse
yüzüne benzettiği maskelerden ağlayan kadın, inceyken kara kalemlerin ezdiği bir resim gibi kitaba düşünce kelimenin şerrinden sevişmekten yorulunca aşktan korkuyor hayatı başka hayatların çıplak gövdesi
gövdelerin gecesi:benzerinin yüzünde ölümü öpen ve soyunan yalnızlık korkusuyla benzerlerine yok çünkü, cezasını bir cezaya ekleyen gezgin ayna tutup boynundaki ipi kıran yok yataklar ter kokan cesetlerin buluşma yeri gölgelerin çiftleştiği şehirde ben kendimi sevseydim cinayetler işlerdim
ey, yüzüne bakmadan aynalar tasarlayan, sen de rüzgârın buruşturup atılan bir kâğıt gibi parçalanmış bir kuş gibi alnıma konmadan önce şehir tüylerini yolup beyaz karnını paylaşmadan, sen, aşkına olmayan şehirler aramadan ve kanatların küllerle ağırlaşmadan
şehrin dışına çık ve tanış benimle!
(Sırat Şiirleri’nden)
Beni Aşka Terkettiğin İçin Seviyorum Seni
bir sır- çocuksun, yalnızca aşk açık sende ne sen kalıyorsun ne o, aşktan başka biri yok, gel, aşk istediği için varsın ne onu kurtarıyorsun ne kendini, aşktan başka biri yok, git, aşk istediği için yoksun
ayrılıktan değil, taşıdığı saflıktan konuşursun; ayrılık sana dönmektir, yeniden bana ruhumuz öpüşür ya, başkasındayken ağzımız gövde gözaltındadır, oysa ruhumuz sereserpe seni senden beni benden bağışlar birbirimize
bir sır- çocuksun, aşkla açıyorsun kullandığın herşeyi burda değilsin, çoktun çekilmişsin ve seninle gitmiş senin olan, her zamankinden çoksun bu evde çünkü aşk hepimizden çalışkandır, ben duruyorum vefa aşk listesindeki ceza nöbetine
bu karanlıkta daha iyi görüyorum seni aynı tünelden geçiyorsun gelişte ve gidişte kavuşmaya, ayrılığa aynı yolu kullanıyorsun beni büyüten aşktan söz ediyorum, yolculuğa övgü zaman yok ki aşktan başka, uykusuzluğa övgü
bir sır- çocuksun, baştan çıkarır gibi açığa çıkardın beni ayrılık mı; beni aşka terkettiğin için seviyorum seni!
(Eskiden Terzi’den)
Kuzguncuk Oteli
evimi
bir sokakla aldattım, üstümde
(Eskiden Terzi’den)
Kağıt
Kağıttan ayrılıyorum, burda terkediyor beni
(40 Şiir ve Bir’den)
Mavi
üstünde yağmurdan başka hiçbir şey yoktu
(40 Şiir ve Bir’den)
Eskiden Terzi
beni eskit, bir terzi çıkar fazlalıklarımdan, prova yokmuş meğer! acıyan ve acıtan ten var oldukça gövde dikiş tutmuyor
eskiden terziydim, dar vakitte dükkanım vardı, ilk gömleğim tez uçtuydu tenimden, o hevesi artık gönlüm çekmiyor
teninden bir yağmur biç bana da aramızın açıldığı yerden, o makas hatırayı paslı bıraktı! düğmenin yeraltında ten yokmuş tenhadan başka
şimdi heves bol geliyor
(Eskiden Terzi’den)
Eylül
Kadın gider ve
bunun şiir olduğu söylenir
Gözlüklü Şiir
İyi değiliz gözlük bak durmadan kırmaya çalışıyorlar bizi hiç iyi değiliz iki gözüm, bende can, sende cam bırakmadılar, daha kırılacak ne varsa bizde, gözlüğü olmayanlar çok mu acımasız oluyor ne, çekip alıyorlar seni gözümden, öyle çok eziliyoruz ki gözlük, sen bensiz kırık, ben sensiz karanlık, nerde insanlık bizi bu kadar kırmasalar, di’mi cam dostum, onlara da birer gözlük alırdık! Ne güzel gözümün önünde olman yine, sensiz ne gülüşün tadı var ne de bakışın sen olmayınca kötülük daha kötü görünüyor gözüme, yumruklar daha zalim, sözler daha sert iniyor yüreğime, sensiz bu dünya bomboş görünüyor gözüme, sana gözüm gibi bakacağım, artık senden başkasını görecek gözüm yok, bizi görmeyenlere söyleyecek sözüm yok, bizi çok kırdılar gözlük, bizi tuzlabuz, bizi unufak, bizi camçerçeve kırdılar da bakmadılar bir kez olsun cangözüyle, şimdi hem cana, hem cama göz diktiler, hem gözden düştük hem sözden, bir daha kırılamayız gözlük, sonumuz olur kırılmak bir daha, parçamızı bulamazlar ikimizin de! Ah ne bakacak göz, ne görecek gönül bırakmadılar bize, bir güzellik kalsaydı, iki ne dört gözümüzle titrerdik üstüne, candan içeri olan camdan içeri derdik demesine de, öyle bakımsız, bakışsız bıraktılar ki gözümüzü, gönlümüzü, ne can hevese geldi, ne göresi geldi camın, biz birbirimize iyi bakalım gözlüğüm, canım, belki onlar da iyi bakarlar kendilerine, gözlüğüm, iki gözüm, kemiğim, bu sözlerimle umarım kırmamışımdır seni, zira çok incesin kırılırsın, kırılır arkadaşlığın camdan kalbi de!
(Budala, 22)
|