|
Hayriye Ünal (1973)
Beni Sade Sen Sevdin
Eşyamda izin ayağımda tozun var mı diye sorarsan Sana can çekişe çekişe değişen eşyayı haber veririm Ayağımın tozunu silktim eşyamı karıncaya yükledim Kırık yayda kalıveren ok gibi kaldım amma Hiç korkmadım seni sukût-ı hayâle uğratmadım
Sen hâtim ol ben yarım sen hâtem vur ben dargın sen hatır kır Ben uzun uzadıya kendimi açıklayayım ki bilinsin nasıl bir zulmetteyim Bilinsin bu evren duanla her gün en baştan nasıl yaratılır Boş bir sadak gibi kaldım amma zaten nehirler çekilmiş kurumuş göller Aramızda deniz vardır (…) bana kalan sade sabır sade sabır…
Ben bu kırık izzet-i nefisle çok uzağa gitmem biliyorum Bende ramak kalmıştır her şeye hasmane tertiplere ölmeye ramak kalmış Flamasında ölüm işaretleriyle bir kuru benliğim kalmış Kesilmemiş kartalmış bir adak gibi kaldım amma katılaşmadım Hatırla sana ve kendime hep inandım, işte ordayım
İmanını tazeledin her cürmümden kalbimden sızan acıdan Korkarak belirsiz bırakarak dokunmayarak beni sevdin Tanrı hakkı için sevdin ebedî dostunu bildim, buydu seni avutacak Hem gerçek hem yalan olan, işte bak bu açık seçikti aramızda Seni affetmedim sana teslim gönlümü esirgedim bağışladım
Sen sendelediğinde inancımın ilk perdesi yırtıldı Dediler ki suya götürür susuz getirir adamı Dediler ki bîvefadır boşuna çınlamasın kulağın Bense bir kez kerametine iman etmiştim divitin ve hokkanın Gene de tuz basmadım zaafına seni hasletimden azadladım
Ateşi keselim kesilebilir değilse de, nâmı var ateşkesin Bu ateşin nârında yanacak sözlükler ve kuralları simyanın Birkaç sayfa kurtaralım kekeme kalsak bile isimsiz mektuplar için Şartsız ve müdânâsız bir mütareke imzaladım amma Kerem ettim sana seni hiç aklımdan çıkarmadım
Şimdi burada her şey pırıl pırıl aydınlık ve her saat gündüz Duvarlarda masalarda kulelerde duranlar bile on ikiye vurmuş Dünyanın her yerinde kalbimin rehberliğinde bir çocuk doğmuş Her çocuğa adın konmuş akrep durmuş on ikide işlememiş saniye Bu aşkın aşkı kaldı bende onursa hiçtir terazi kefesinde.
Bana Fazla Bana Az
Bu gidişten cayarsam Şeytanlar güler bana Caymadığım her gidişten sonra Kurulmazsa bir darağacı İşlemezse tıkır tıkır bir giyotin Uzak bir kıyı şehrinde bana ihanet edilmiştir Bütün vilayetlerde bir sevgilim Öylesine birinin koynuna girmiştir Meğer yatmadığı han Uğramadığı kışlak Kalmamış erkeklerimin
Az bile bana Az bana daha hınçla vuraydı kahpenin yanağına Az bana mektuplar ve hadım duygularla Parklar ve sokaklar şahit tutularak odada ne var ne yoksa Göğe uzatılarak inançla şahadet parmağı İşe Tanrı katılarak Bir kadına varılaydı da -İşte bu fazla bana- O kadın kanmayaydı Bir kadın bir defacık kanmayaydı -Az bana-
Bir günde iki kalleş bana fazla Bir günde iki künde Bir kündeden kalkmadan Kendimi vurduysam bir şiirden ötekine Ele verdiyse beni şiir bir müstantiğe Az bile bana, bir mahzene iniyorum Giderek kararıyor etrafımdaki hava O da iniyor biliyorum Sarsıla sarsıla köpüre köpüre Çarpa çarpa kayalara Ama yüzünü her gün biraz daha az
Ay doğarmış onun gündüzlerine Fecrinde bile ay doğanın Ay parçasını taşa çalmak nesine O ağır elin yüze inişinde kir insafsız bir infaz Az bile bana Bu bir macera Bu özleyiş bu vazgeçiş Bu gark olan ıstıraplara kolokyumlarda Minik tüplerde, atomda hapsolan hava Bu uzuvlarımdaki heves-i infilak Bana fazla
Doğduğu güne Battığı güne Gelmişine geçmişine Ay doğarmış bana fazla Ay boynunda zifirî bir kolye Yar koynunda zift karası gözlerle Geçer lâkin meydanlardan kavşaklardan Geçer lâkin üstü başı iki dirhem Sulh bilmeyen gözü gönlü Kırpık kırpık Lîme lîme
Bunlar senin bulvarların bunlar senin Bunları saymadın çiğnediğin çiğnendiğin Saymadığın bulvarların Bunlardan ikiz kalpler doğurdun Yumuşacık sözlerle fakihlerin hükümleri üstünden akardın ya Can havliyle bir hizaya girerdi kıstasların “Haykır kime lâkin” bunlar senin Onlar senin sen sahibisin gönlünde yatan her yiğidin Başını yaktığın başından baş aldığın aşkından baş alamadığın Az bile sana Çok sevmezdin zâhir tez olmasın diyedir firakın
Aç değiliz avuçlar yere doğru şükürle toprağa kapanarak Yine şükürle göğe açılarak Bütün açıklardan nüfuz ederiz içe içe en içe Dilimizde –üç öğün beş vakit- her kilidi kıran sûre-i tevbe İçtiğimiz mey kırdığımız şişe Gördüğümüz düş bitmeyen didişme Ortak ha kinle ha kölece bir düzenle O da iniyor biliyorum Dimdik hızla erkekçe güvenle Boynunda yüzyıllık kirişleri tonozları inleten hüküm Tartaklanmış kollarından uzattığı mengene az bile bana
İniyorum çelik kollardan Kıskaçlardan uzaklaşarak suya Suda haber suda üç güne değin yol görünür hep görünür Yaşıtlarım hemcinslerim erkeklerim yollarda heder olmuştur Hem besmelesiz, Bense hep suya inanarak Sudan başlayarak Su gibi akarak su gibi aziz Bir su görünmezse bana ya? Ya bir kürek bir kazma Ya bir zincir bir tasma
Ya bir şahan? Az bana! İsterik ve tekinsiz bir karga! Mer’aları kaplayan ehil ve yabanıl Bu havayı kıpkızıl Sürülerle kanatlı ve alıcı Pençesinde birer canlı Benim sürülerim isterik ve tuhaf Bu zerrelere kadar Damarları bir koşu kat edip içe işleyen Bu deveyi yardan uçuran merak Bana fazla!
Evlâ
beni konuştur söylet bana cebret kar erimesin ilk kez olan her şeydeki debdebeyi bitirdim kasıt yok kah övüncüm bulunur yere düşende pekâla şeref sözü ne oynarsak yarıya, yok misilleme
o senin gençlik aşkın gençlik aşındı şarkısı sussun istemedim aklımda yoktu musallasını göreceğim evet, kozalar burda da kesat burda da alelusûl toplanıyor cevher, komşu haris kızlar fesat yeniyor malı yetimin
teslim etmelisin benim olanı bir kez kopmalısın koparılmalı gaspına elem duysam da özlemem benden alınanı şu mutî raiyet sana müştak, hep döneceğin şu harimin köşe bucak, önemsiz artık bağışlamak… bağışlanmak…
fakat ister bulunmak senin belden senin olan bir tâbi o belde bende bekle bele küçük kuzunu bende sar sine hem ne tezat bilirsin gizlenmek koşar iken mûterif dilde varım bir kez daha denemeye taammüden bekle
bir kere duymamışsan adını bende dilinden bir kere inlemede bir ah çıkmaz bir çıngar vurdukça her sekmede taştan bile çıkar da su uyumaz düşman da, bir garibi kollamaz kolcularsa
su uyusun düşman da su düşmana kondursun bir öpücük bir yarım, kızlar dönerek topuk vursun yere vursun sert vursun bana çalsın kamçısı o senin gençlik aşkın gençlik aşındı
hep ayakta nâperva bıçaksa kemikte sakın şaşma nihayeti getiren küfrün değil şüphesiz tasdikindir bir parça şefkat görse dağılır çınar beden bir kere tasdik etsen bir daha bir gün görmem
hep kılıçlar çekili dik bakışlar dikili şimdi sana desem beni heder edeni öldürmek için döneceğin bir kahpe bekledikçe tatlanan kıyamazsın değmeye çakılıp kalacaktır havada kurşunlanan
açılmaz bir kez böyle kapanınca kanatlar kilit vurmak gereksiz zaten ağzımı açmam susmam rıza değil başka bir gözdem var bekledikçe tatlanan aşktandır aşktandır aşktandır susmam
Hain Sana üç haftadır ihanet etmiyorum Sana üç hafta dile kolay Sana –laf aramızda- hafta değil Tam üç koca ay Bile değil gerçek olan üç yıldır Ne ihanet… ne ikame… Herhangi sebeplerle
Ben miyim taraçada bu oturan Bu taraça halka bakan Müzmin akıntılarla ben sırnaşık türkülerle Koşuşan trombositlerle kanında bir delinin ben ay endam? Çukur avuç bir dilenci bir de kapımdan geçmesin mi Bükün dedim kulağını isteyicilerin Haspama da tez elden kurşun döktürüverin
Sana merhaba der miyim desem olur mu Bunu bile bilmiyorum sen orada nasılsın bunu da bilmiyorum Bense iyi değilim, iyilerdenim ama Hain olmadım hiç ne fikrimi bozdum ne ağladım bir damla Bile harcamadım harcamadım Çelerek aklını çelimsiz bir adamın Adımlarını birbirine dolaştırmadım vallahi dolaştırmadım
Ama şaştım kendi adımlarımı Adımlarımla adamlarımla kaskalabalık başımla Kafamda düştüm kireçli bir çukura Şiirler yazıp şiirle örülecek bir kurtuluşa.. Kurtların uğramadığı bir kurtuluşa.. Bize yalan söylediler! Kurtuluş yok!.. Olsaydı elverirdiler
İkinci yeni kendini kurtarmakla Bize bıraktı boğuluşunu toza boğdu da açtığı yolu Ne komik biz burada biz… yani ben Ben… Ben düşeyazdım kostak çelmelerle Usta fırçalarla suretimi çarpıttım da Almadım bir lokma sofrasından sana küfredenin Şiirler yazdım ve yasakladım ah u enin
Şiirle sana uzatılacak bir doğruya inandım Sana bir şey uzatılabilir sandım Sana bir şey uzatmakla Küfre girdim girdabımda boğuldu bin saka Üşüyerek ölürdüm hep üşürdüm hep üşürdüm kış yaz demezdim Üşüşürdü sakalar düşlerimden taşarken Hepsine bir mezar beğenirdi Ankara
Ô mon enfant épuisé!* Üşürdüm kanat dalgandan “mollement balancés sur l’aile Du tourbillon intelligent/ dans un délire paralèle”** Bu civarda kaldırmazdı kimse beni, ölürdüm Sanırım huylanmışlardı ölüşümden her gece Sana bir elçi gönderseydim çullanıp üstüne korkuturdun Sana bir kuş gönderseydim etine tamah eder vururdun
Beni bir kere affet ki çıkayım ihramdan Keçe çadırda tozlandı saçımdan parça alayım Sözcükleri kitapları taşa çalayım hepsi yansın Affetmezsen ölüşümde bir yılgınlık olacak Affetmezsen kan kusacak Kin kusacak yağlı kendir paslanacak Beni yüz bin affet bu kötü can ancak bağışlanacak
* Behey benim bitap, verimsiz çocuğum! ** “Gevşekçe sallanarak kanadı üstünde Zihin kasırgasının Paralel bir sayıklama içinde” (Baudelaire, “Aşıkların Şarabı”)
Sıla-ı Rahim
Mevsimidir, bakır heykeller yağmurla yıkanır Ebabiller henüz görünmemiş gök tekinken Harlemli zencilerin glikoza batmış saçları için Mimarı için seni sende ayakta tutan direğin Çatlamaz kubbelerin esnemez kemerlerin nişlerin için Tetik dur en sağlamını seç belindeki hançerin Ki bir soluklanayım bir nefes için Bin belasıyla her gün yüzlerce neferin
Her neferde tetik durmaktan yorulan bileklerim Devraldığında bu nöbeti hem gönenir hem dinlenir Yüzüm var dünyaya karşı herkese her zaman milyon bereketle Üzülsem bile üzgünlüğüm biraz kolaya kaçmak biraz da nezaketten Kendini bil demediler mi, dediler sana Bill Bunu unutma hiç unutma sakın unutma Kendinde anahtarı başkalarının Sen kendinde bana doğru upuzun bir yol bulacaksın
Kendini azarlamadıkça armağan olamazsın komşuna Bir çocuğa kadına bir silah arkadaşına sıla-ı rahim Rehbersiz bir toplumun ortasında zamansız bir zil Düşmana çekilecekken en sevgili gözlerdeki mil Bu hırçın bu uslanmaz bu er gövdesine çelişik dil Sen olacaksın bozuk tilavetinle faili bu farz-ı kifayenin Sınanmaz aşk hiç unutma tutulmaz ateşe düşen demir Yanarsan yangınınla seversen benimle büyüyeceksin
Ama hep büyüyeceksin bu senin değişmez kaderin Sende gördüm bu eğilim mayana katılmış Bereketi anımsatan dostlukla ışıldayan gözbebeklerin İhaneti doğallıkla yadsıyan bir bedenin var Bu önemli bu arzın dönmesi güneşin bizi hırsla Dünya nimetlerinin bizi arzuyla kuşatması gibi bir şey Biz kuşatıldıkça her kuşatmadan nasıl çıktıksa Yavaşça çözüverecek sınırdaki düğümleri erkek ellerin
Kurşun nasıl ilerlerse insanın etinde yavaşça Beyne saplı mermi çekirdeği nasıl sağ koyar da insanı Ölür eşinin ardından sırf tasadan bir yaşlı Ben o kurşunum işte şiirde sende Türkçede yaşayan Yavaşça öldürmeden ama şüphesiz hep güç katarak Seni Türkçeyi şiiri kılçıklı yapan eğreti yapan O benim bendedir yaşamanın da yazmanın da sırrı Benim ömre bedel gözağrısı kalpağrısı
Ağlamayı başarırsan son kurşunu sana saklarım
|
Bir Önceki Sayfaya Geri Dön Ana Sayfaya Geri Dön