|
Hulki Aktunç (1949)
Kalem ve Toprak
Bir kalem dikin toprağıma İki ucu da açılmış sipsivri Bir elime bir gece yapraklarına
Bir kalem dikin toprağıma Tamda erken bahar vakti Azar da kök salar belki Elim gece yapraklarına
Bir kalem dikin mezarıma Yan yana gelmemiş Sözcükler var daha
(İnsan Aşklarının Külüdür'den)
Şiir Nasıl Diretir
Biz bu dünyaya çok sert çakıldık baba.Fakat mıhlara pas vuran suyuzdur da. Göz, gözyaşıyla alınmış bütün mevzilerinden kaçıp caysa da, huydur, biz oralardayız. Yaralıyız yağmur cümle yaralarımızı bağışlar sağaltırsa da.
Suyuz. Kim bilir kaç mevsim kaç fırtına yolumuzu yanıltır. Biraz ve derin. Sonra güncelerimizi dönülmez zamanlarla sarartan o garip devrim, şimdi şakaklarımızda ağaran bir tek saç telinin sesidir. Ama caymaz, caymayacaktır da. Sulara ark olmuş topraklarda bir koyak sellerden caymaz.
Bana tarihini soran kâğıtlara ben ne diyeyim. Ona akasyayla atkestanesinin deliliğini anlatırdım. Birisi kahverengi fasulya, ikincisi yeşil kahve topçuklarıyla üremeye yarışıyordu,deliler. Düşüldüğü unutulmuş yarlarında eski bir bahçenin. Unutmazlardı. Çün mevsim dönümleri unutturmaz insana dönülemeyecek nedir. Bizi bu dünyaya çok sert vurdular baba. Oysa mıhlara pas idik. Seslere aks idik. Sözlere yankı. Adımlara ayak idik, ayaklara adım. Yürümeye sefer. Sefere menzil. Menzile kısrak.
İnkâr benzini ve boynunu solduracaktır baba. Biz bu dünyaya çok sert çakılmıştık. Ve kendi sefil günlerinde bizi soldurmaya yönelen bu dünya caydıramayacaktır asla. Caydıramaz asla. Yakalandığımız küçücek evlerden tutuklanacağımız sokaklara.
(Varlık,1069)
Bir Şeyin Varoluşu
(35)
Mustafa Irgat ile Burhan Uygur’a Mevlüd olsun içün Karanlık söz ile beyaza dönmüş de varıp varmadığını Acıklı yüzleriyle hep sormalı olanlar içün söyledim Bunun burasında sözcükler yok olur, var olur bir şey
Boya ve laf, kendilerini bize doğru aşar gider:
Ölüme başladık mı Mustafa?
Öncelerimizden sakınmak gibi,ölüme Başladık mı, öncelerimizden bölünmek gibi.
Ve Burhan efendi karanlık fanilasıyla En ötelerin etle mayalanmış boyasında.
Ölüme başladık mı Mustafa? Öncelerimizden bölünmek gibi.
Kendimizden birkaç baba sonra Birkaç anne belki de. Üç beş oğul birkaç sarı kız sonradır Belki de karşılayabildiğimiz yaşam. Çarşı çiçeğindeki toprak, toz ve ölüm.
Taklit hakkı anadilde midir? Ölüme de başlamıştık Mustafa.
Nedense birlikte görmüştük ikinizi En son. En son Asmalımescit’te. Bir cemreye birkaç öğün kaldığı gün Akşam inmek bilmiyordu. Teta, Sonsuz umut,ince gül inmiyordu.
Ayışığı karanfil, ay kuyumcusu. Omuzsuz Burhan diyor ki: Moustapha, şiir, bir rengin Parçalanıp unutulması olabilir.
Ustaları canevinden çırak çıkaran Bir şeydir ve kimse saçıyla bilemez, Diye ekliyordu Moustapha.
Kim bilir mahallemizin tek çıkmazını? Tek ordadır ölüm ve bizden dökülür.
Komşu düşmanlar eğrilmiş resimler Yüz binlerce gözün girer olduğu Üç kapılı kapılar, pencere kepenkleri. Tahta, Bir sesi içe içe bitiriyor ki Ömrüne biraz Burhan biçiliyordu.
Ece ile bir şiire başlayan adsız kalabilir. Mustafa, bilinmez de bir ad ile boğuşan.
Mustefa, dedi bu kez: garip mürüvvet, Bacaklar ve boşluk ve loş gışa! Demin Ne de erken, şimdi ne geç bir loş gışa!
Buhran mı? Geç canım Burhan, büyütece Ne gerek? Yazı iridir. Çek gözünü dünyadan Resim iridir. Diri ve loştur çünkü gışa.
Boşluk da dolduğumuz yerden kalan, Ölmeye girmemizden kalan, Bir ve pir olduğumuz bi yerden kalan.
Dilin bir yerlere saklanışı,amin! Betim ve istekten kopuyordur,amin.
Cihat Beyin ölmediği söyleniyor bugünlerde. Bir sözcüğe gizlendiğini anlatıyor ve amma O sözcüğü ararsan –ki bir fiil olmalı- bükünsüz Bir eylemin bin bir biçimine bürünüp,amin,
Zeminlerden tavanlardan yırtılarak, güneşi de Koltuğu da yanıltarak, kiremitleri ve bankaları Ve köpeksi göğü ve kedi ayaklı bir fırçayı bile Aldatarak, amin, Cihat Beyin ölmediğini Söylüyorlar Mustafa.
“Ben işe gelemem, bi şeyler düşünürsem Sana telefon ederim. Tamam mı?” Değil.
Ölmeyi bitirdin Mustafa.
(Ludingirra, 6)
|