|
Hüseyin Alemdar (1962)
İçki Vakti Şarap içersem
ölürüm diyorsun: Olmayın bu kadar
öbür dünyalı insan kardeşlerim * Ahmet Erhan (Öteki-siz, Mart-Nisan 2002)
Nilüfer Vakti
İnsan önce kendisiyle kalıyor Birileri bir şeyler çekti ayaklarımdan*
Ben beyazlardan masumu sevdim hep nilüfer olanını Sevdikçe sesli bir kederi sustum içimde anneme benzer Sevdikçe su kalpli aşklarım oldu göğsümün nikahı yerinde kendime gittim kendimde kestim şiirgünü pastamı sevdikçe bir o kadar Necatigil’i sevdim herkesin yerine- Şiirrenk! Nilüfer demek Necatigil demekti çünkü dar vakitlerde ince gülüş gamze kesilmeler ki silme nilüfer demekti demeklerin ılıkses şiiriydim günlerin buğu boşluğunda her buğu eski bir iniltidir der yaslanırdım hüseyni yanıma hayatımın zarfına dokunmak mektupan öpmekti içellerimi içellerim ki hatıralardan damlacıklardı sizden bana sahi solgun bir gül mü hala uzanıp uzanıp alınan her hatıra nasıl bir duygu, pardon nasıl bir şiir tozunu almak hatıraların -Anlamadım, orda kimseler yok mu, odalar uğultu mu! Geniş zamanlar mı umuyordunuz siz de e-mail yaşamalarda yoksa tüm beyazları gece mi geçtiniz koşaraktan anladım, dolunayın biraz biraz yettiği ses taşırmış sizi imgeniz ecnebi, ters öpülme kiri nilüferiniz siz şimdi gidersiniz, önceki yüzünüz kalp bir hüzün hikayemde kalsa kalsa kaçınık bir dize kalır ahhyare benden : ben gelmekten çok gitmek fiiliyim hala sevmelerde
Kalbim can kırığı, yok yerinde!- - Ben oraya koymuştum, almışlar**
(*),(**) Behçet Necatigil
(Uç, 8)
Cem’âh Süreya
Kan yok kelimelerin altında cemal süreya Kanın altında kelimeler kazısan okunacak Hayriye Ünal
I Yeni şeyler söylemenin eski tadı yok Cem’ah abi adı Güzelleme de olsa içadı âh-ı güzel şiirlerin güle günâh hohlasan, sapına şiir dolasan da alan yok sahi, gül de artık şiirden sayılmıyor bak Mardin mızıkası susmuş bir yaz uzakta Kars’ın üstüne karı kan bir kış çökmüş nicedir, okunmuyor türkülerde ağlamanın öksüzü bir adressizlik Tunceli haklısın ‘kan var bütün kelimelerin altında!’ hala iki güvercinin arası ters dönmüş Üvercinka gibi senden sonra kadın da aşk da ölüm gibi bir şey Cem’ah abi!
II Ama iyi ama kötü kimse artık şiirden ölmüyor bir dize daha söylesem sanki her şey düzelecek iki adım iki kalp söylüyorum bak, düzelen bir şey yok Cem’ah abi kimse kimsenin içini ellemediğinden mi ne herkes herkese hiç kimse bilesin iyilerin tanınmış kırmızılarda bordolaşması ne kötü be Cem’ al abi!
III Şiir diye bir uğuldama, ölüm diye bir ufalanma var galiba Cemal abi sen sessiz korkunç upuzun ölmüş de ölmemiş gibisin ya orda, Kulaksız’da-- bağışla, ağlamam geçmiyor ne yapsam sesimi kar soğuğunda yıkasam da!
“Sesim tanınmaz bir çocuk sesi”
(Hece, 89)
Ten Suiti
Gecenin şehlâ sessizliğinde göğsünün masum taçyapraklarını öpüyorum ağzımın kâğıt diliyle kâğıt dudağıyla ağzımın- sahi, bir sözün kızteni duruluğunda uyuyorsun saf kelebeksi kollarınla etinin serin tülden uykusunu sen, âh, ömrümün tenhâ ankâsı Göğsümü uyuyan hercai erguvanım ağzının üşümüş denizlerini öpüyorum ağzımın beyaz diliyle beyaz dudağıyla ağzımın- sahi, bir imgenin kızkuşu akşamında uyuyorsun saf ipeksi kollarınla etimin suskun tülden uykusunu sen, âh, ömrümün tenhâ ankâsı
Tenhâ şair tenimde göğsüme damlamış ılık tenini uyuyorum hâlâ
(Ten Kitabı’ndan)
|