Lale Müldür (1956)

 

Buğu Banyosu

 

Kırgızistan'da batık bir vadide

Men seni bela sandım.

 

Kalbimden uzakta çok uzakta bir kurt öldü.

Şarap kızılı bir lale sızıpdur şimdi orada farkında mısın?

 

Geceyarısı batkıları ve al kanlar içinde ekşimden

öle budum. Yıllar ve yıllar var ki Bizansiyya'nın

tungasında erguvani balıkçıl gibi yaşadım.

Çünk heeç, heç görmedim dosttan vefa. Gözyaşım duştu.

 

Gözelsiz, vefasız, hakikisiz

Meleksiz, çeçeksiz, heykelsiz

Ben bu yerde yaşamadım.

 

Sonunda bir gün könlüme bir buğu banyosu yaptım.

Bulanık bir yağmur yağdı. Batkın eşklerden kendimi

kurtarıp başka bir tür Aşk'lara aldım.

 

Ben bu Aşk'a düşeli kimse yüzüm bakmaz.

Sevmiş bulundum güzelim gayri ne çare.

 

Ela gözlerim teninizin en derenlerine getti.

Batıl bir evlenme yaşadım. Sevsem de öldürüyorlardı

Sevmesem de. Düşerler onlar da yıkılıp düşer bir gün.

Heeç ağlamadım. Mavi kuzgun buğday başaklarını sıyırdı.

Gözyaşım duştu. Ben bu yerde heç yaşamadım.

 

 

Buhurumeryem

 

Her melek zalimdir. Meryem’in ipiyle

bağlı geçen o 13 ay. ’13 aylı yıl’

ayırdı bizi nedenini bilmediğim

korkunç melekler. Melankolimin 19. haftasıydı

seni tanıdım. Bir şeyler değişiyormuş gibi

oldu birden. Sanki artık kader denen

o kudurmuş atın önünde sürüklenmiyordum.

Sonra korkunç bir dolu yağdı.

Ürkünç rüzgarlar esti. Güneydeki Haç Yıldızı

yerinden kıpırdadı. Melankolimin 19. haftasıydı.

Her melek görür bizden öncesini ve

bizden sonrasını. Bizim elimizde değildi.

13 aylı yıl ayırdı bizi.

Neden bitecek şeyler başlatılır ki sevgilim

neden Muhammedi bir gül birdenbire büyür

neden gözyaşı büyüklüğünde dolular dökülür?

Kara saten bir çarşafa

altın bir haç çiziyorum senin için.

Yokluğunu böyle ifade edebilirim ancak.

Gözlerimi büyük büyük açıyorum

meleklerin üflediği o cam parçacıkları

rüzgârına. Gelmiyorsun. Kara yağız atlar

geliyor soğuk odama. Düşen göktaşları

geliyor. Gözlerini karalarla bağlamış

melekler geliyor. Sen gelmiyorsun.

Nedeni yok işte. Yok hiçbir nedeni.

Kiliselerde ikona kızlar bizim için

dua ediyor. Dışarda korkunç bir

dolu yağıyor ipimizi sürükleyen

meleklerden daha da korkunç.

Bilmiyorum belki büyük bir günah

işledik. Ben keşiş giysilerime sarınıyorum.

13 ay böyle geçecek işte. Güneydeki

Haç Yıldızı bize kara kara gülümseyecek.

Dilimin dönmediği şarkılar söyleyeceğim ben.

Kimin ne için başlattığını

bilmediğim bir büyü 13 aylı yıl

boyunca akacak başucumda.

Ellerimi temizlemek isteyeceğim

geri dönmek belki de.

Geri dönemeyeceğim.

Altın haçlı o kara çarşafın

üzerinden 13 aylı yıl akacak.

 

O sole mio! O Sole Negre!

 

 

(Buhurumeryem’den)

 

 

 

***

 

teni yıkılan ilk sen oldun

bir mevlevi hüznün ardından

 

bak en güzel en güzel kadınlar  

çekiliyor aşktan   

 

hiç kimseye dokunmayan 

bir hüznün ortasında durdun

 

ey ilahilerle beslenen

uzaklık

bize dokundunmu?

 

bir sim ve bakır müziği

onmazların penceresinde

gidenlerin hemen kaçtığı 

o yerde  

ilk kalan sen mi oldun? 

 

güneş ve ayın düğününü  

görmezden gelen sen 

toprak ta bir başka denizdi çünkü 

 

ardında bırakıp her yaşadığını 

bir ney sesiyle yokoldun 

 

yorgunuz, durgunuz şimdi 

bizi duyuyor musun?

 

(E,4,)

 

 

 

Y-Faktörü

 

o bana suda birşey aramakta

yardım etti. yaşamımdaki

saklanmış şey bulundu.

bir inci kolye dizdim

kadın olmanın anlamını düşündüm.

onun için elinde çam dalı

tutan bir gelin olmak isterdim.

yok aşk değil,uyuşmak,anlaşmak

bütün o boktan şeyler değil.

yok yok aşk değil, aşk hiç değil.

 

 

Onun bir sözcüğüyle yaşamımda

Yer alan herşeyi çöpe atmak isterdim.

Gelgelim aşk değil bu, aşk hiç değil.

Bir şey arayan bir kadının aradığı şeyle

Karşılaştığında kendine iskambillerden

Kurduğu bir hayatın yıkılması gibi

Bir şey bu. Doppler etkisi...

ONA YAKLAŞARAK YOK OLDUM.

yaşamımdaki Y-faktörü yok oldu.

yok aşk değil bu, aşk hiç değil

 

beta ışınına dönüşmek belki

ama aşk değil

hep böyle kaybederek mi

galip oluyor o?

hep böyle umarsızca

kendini silerek?

hiçbir şey beklemediği için mi

benden, ben herşeyimi vermek

istiyorum ona?

yoksa benden daha çok

üzülmesi mi eski yaralarıma?

ama kaldı mı böyle kişiler şimdi,

ben mi yapıyorum kafamda yanılmasa?

tende kalan bir parıltı belki

aradığım şeyi bulduğumda

karşıma çıkan eter

hep o aradığım gizemli pürlük –

TADZİO –

nasıl tanımam onu karşıma

çıkarıldığında

nasıl asetonlamam beynimi

nasıl çam yeşili bir eter ve etera

gözlerini hep ayak uçlarına

dikip durduğunda

 

belki Tadzio da değil o

belki başka bir şey

gizli tutulması gereken bir şey

ama nasıl nasıl tanımam onu

karşıma çıkarıldığında.

 

enerjiye  bağlanınca

raslantılar derin bir anlam

kazanıyor: esrarengiz peru

yazmalarının 9 sezgisinden

ikincisi söylüyor bunu.

gözlerimi kapadığımda

nasıl bir sitar ve eter ve etera

yok yok aşk değil bu, aşk hiç değil

 

saf olana duyulan çılgın bir tutku bu

kuğu sürülerine duyduğum özlem

yüreğime eldiven gibi

geçen birşey

eskiden önemsediğim ne varsa

şiirim, dostlarım hatta gururum

hepsi iskambil kağıtları gibi

yıkılıyor

ve belki de ben ilk kez aşık oluyorum.

                                                                                 

(Defter,33)

 

 

 

 

Beyaz


İz!
Beyaz bir ülkeden çıkıp gelen ikiz!
Lacivert çarşaflara buzdan siluetini çizen sonsuzluk
ve giz, Yaklaş!
Beden nerede parçalandıysa kartallar oradadır. Uykunun
beyaz kum tanecikleri gibi dağıldığı bir gün şeffaf
kanatlar seni yerden kaldıracaklar.
Tuz! Buzu çözen formül, kanallardan akan kar ve pus
Beden nerede parçalandıysa kanatlar oradadır.
Dev kanatların yalayıp geçtiği tuz çölleri,
kızgın havanın ve tuzun örttüğü, örterek çizdiği figürler,
prizmatik kuşlar, bale, beyaz değme noktaları....
Kim yaşamını kurtarmaya çalıştıysa kaybedecek. Kim
kaybettiyse bulacak onu yeniden. Fezanın
lacivert bir serap gibi insanları sardığı bir gün
dağınık hafif bir uykudan kalkar gibi
teyelleyeceksin kendini.
Yırtık neredeyse beyaz uyum noktaları oradadır sevgilim.
Uz! Yırtık bir göğün altında yaşıyor muyuz?
İşyerlerini saran beyaz yası
Unla kaplanan hasta yataklarını
Çocukluğun kırık kollu eğitimini düşündüğümde
Bana değdiğinde
O bilinmez elektrikte
Seni düştüğün yerden birisi kaldırdığında
Mutsuz bilincin beyaz kelebekleri savrulduğunda
savrulduğunda
Şok
Elektroşok
Kim rezerve ranzada yattıysa bilir.
Parçalar neredeyse kanatlar oradadır.
Seninle geçirdiğim bütün beyaz anların toplamı bu sevgilim
kendimi bütünlemeyi beklerken diktiğim.

İz!
İkiz bir ülkeden çıkıp gelen ikiz!
Lacivert çarşaflara buzdan siluetini çizen makas
ve sis, Yaklaşma!

Tuz! Tuz ve buz! Kendinden ayrılarak akan kar ve pus!
o beyaz ülkeden çıkıp giden ikizindi
ardından gelen yağmuru dinle şimdi

İkizinle geçirdiğim bütün beyaz anların toplamı bu sevgilim
kendini bütünlemeyi beklerken diktiğim.

 

 

Destina

 

Dün gece sen uyurken

İsmini fısıldadım

Ve hayvanların korkunç

Öykülerini anlattım

 

Dün gece sen uyurken

Çiçeklere su verdim

Ve insanların korkunç

Öykülerini anlattım onlara

 

Dün gece sen uyurken

Yüreğim bir yıldız gibi bağlandı sana

İşte bu yüzden, sırf bu yüzden

Yeni bir isim verdim sana

Destina

 

Sen öyle umarsız uyusan da bir köşede

İşte bu yüzden, sırf bu yüzden işte

Yaşamdan çok ölüme yakın olduğun için

Seni bu denli yıktıkları için

Yaşamımın gizini vereceğim sana

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön