|
Mehmet Yaşın (1958)
Ölü Ev
Duvarsaatinden kalan ak boşluk
Zamanı unutan ceviz masa
Tozlarla temizlenen parmak izleri
Kayıp anahtarlar
Kilidi pas tutan posta kutusu
Takma dişlerini suya bırakan yaşlı kadının ağır uykusu
Ve babamın ilk şiirini yazan bu daktilo, anne- min aşka düşüp öldüğü bu ev- her savaşta esir edilen, kurşunlanan, yakılan, Osmanlı sandı- ğındaki çeyizleri yağmalanan ve bir ailenin bü- tün kadınlarını çırçıplak gören aynalar,aynalar, yüzlerini çarşaflarla örten aynalar- ve sarmaşık güllerinin yabanıl pembe kokusundan başka bütün çiçekleri kuruyup giden- büyük nine- min ak dantel örtülerde sakladığı zaman- öldü- rüldüğü yere dönen bu küçük hayalet- kesilen selvilerin uzun sessiz gölgeleri- ve şimdi bu evin bütün sakinleri savaşın delikahkahasıyla çınlayıp duran fotoğraflardan gözetliyor yange- ceyi- niçin gülümsediğini kendisi de unutan fesli bir adam bakıyor camın arkasından- ve bana ait herşeyi öldürenlerin beni neden sağ bı- raktığını düşünüyor ev- ve bu şiirin çağrıldığı çocuk odasında ışıklar yanıyor birden
Ölü Ev Ölü Ev Ölü Ev
Şiirden başka birşey olamaz bu eve beni döndüren
(Pathos’tan)
Ölünceye Kadar Senin
Söz mü? Ne sözü? Bir aşk anını sonuna kadar yaşayabilmek içindi fısıldanan her şey ve daha önce başkasına verilmiş bir sözü bozmaktı sevişirken sana verilen sözler.
Gitme!.. İnan bana…Bu defa söz!.. (Sa.23.58,Jazz Club_İstanpolis, 31.03.93)
Sen domuz ve rakılı Şavat-yemeğimsin benim. Havranın güvenlik-kapısında (tam kaybettim derken) yeniden ibraz etti’im kimlik, kayıt no.su,kippa ve sebepsiz yere tekrarlayıp durduğum bar-mitza.Senn ulusal parkta boğulduğum göl. Üstü açık şiir-kahramanım,kırmızı gül,o büğülü kuğu bir bayrak& Kitap kılığında - Sennn egemenlik bayramını kutlayan marşl. Yrb.org.sesi. Sadece senin devletine uyruk olmayı buyuruyorsun aşka. Abeni ihanetle suçladığın (hiç ama hiç iplemeden) çekip gitmek için yağmurluğ’nu giydiğin şu anda bile hayatıma sahiplik ediyorsun sennn aslında. Ölünceye kadar senin (vatan)haininim ne’d’olsa.
Sağol, daha fazla içmeyim yoksa gene sarhoş olurum sana. Giderken kendi hesabını öde lütfen. Jazz Club/31.3.1993 İstanpolis
(Adam Sanat, 91)
Elektrik
Tam zamanında çalan telefon artık eskisi gibi devam edemezsin yarım kalan cümlene harfler, ses dalgaları, tinsel-çekim.
Habersiz bir buluşma hazırlığıydı ömrümce Yazdığın her şey.
Ben gördüğüm bir düşten kurtarıp dünyaya getirmişim birbirimizi bir kaderi büyütmüştüm her rastlantının büyüsünde.
Kendi kendimizle sevişmekten bizi yorgun düşüren Yazı elektrik, hava kirliliği, sis ve İSKİ skandalı istesek de istemesek de. Elektrik, elektrik, elektrik.
Korkarım bu şiir planladığın gibi bitmeyecek Memet. Korkarım kader diye bir şey var rastlantıyla Yazılan İstemesem de kader diye bir şey var
ve elektrik. İklim gibi biri Moira nereye bağlanabilir ki bir oturma-izniyle ya da nereye ayrılır yıkılan Yerüşalim’den başka…
Hem artık ben yıkılamıyorum bile, biliyormusun?
Artık sormuyorum bak, ne demeye gelir Yazmak, ne demeye aşk düşkırıklığı, yalnızlıklar ya da intikam. Hep üç şey var-Birincisi: geleceği hatırlamak Öteki: tanımak ilk kez gördüğün birini. Derken: elektrik.
Elektrik. Gerisi şiir, Yazılan.
[Hem hiçbir şiire yaramaz kendi Yazgısından korkan insana.]
(Adam Sanat, 106)
|
Bir Önceki Sayfaya Geri Dön Ana Sayfaya Geri Dön