|
Metin Cengiz (1953)
Aşk Tükeniyor
Baharın en geniş çağına yaslanıyorum
Bu
ağaç denize doğru ölü bir kuş
Yollar
yıldız dolu, incilenen kum
Yazgısını Yazmak… Dolaş Dağları
gençlere
sen temizsin, günahsız, suçsuz, dolaş dağları bu yaz günleri boynu bükük şakayık gibi yıldırım çarpmış bir ağacı andırıyorsa sen sular geçmiş yolcu, dolaş dağları yazgısını yazmak senin için gün oyuncağı
dolaş dağları, güneş de çıkar eşref vaktinden baygın ve gam içindeki halkların halka halka sararmış metninden saksafon sesidir bu gelen, saksafon sesi
sen temiz, günahsız, sevinci diri sevinci yaz günleri için gölge dolu yaz yıldırım çarpmış asırlık ağaç sula bulutlarla şu cılız selvileri
(Adam Sanat,Nisan 1997)
Aşk İlahileri Xlll
gelecek ne geçmiş ne ya şimdi yer ile gök arasında gövdelerin vurduğu zincir mi birbirine
gecenin nabzı atıyor bedeninde ırmakların karanlık uğultusu hangi yola koyulsam tenindeki rüzgâr tutkulu bir efsane yolcusu gibi
uğrağım bahar açmış görgülü ovan yazgımı orada okuyorum sanki ve düşsel bir akıntıdayız...boşluk zamanın çiçeklendiği cennet bahçesi çimenler üstünde güneşin yüzü göğüs uçlarının sabah gülüşü
ovalar, vadiler ve dağlar ve yıldızlar tarlasını andıran sırtın biri bal biri şarap akan bacağın işte yüreğimde kopan ölüm fırtınası hadi bırak bahar açmış su içeyim ovandan dinleneyim serinleneyim: söze açın duası bu
(Islık ,Ocak-Şubat 2002)
Zehirinde Açan Zambak
(Sevgili eşim Münevver’e)
I Anason Kokusu
Sarı, sessiz günlerdir
Mağrur ve soylu:
Nişanlı bir kız gibidir şimdi yaz
Şimdi yağmur yağsın beklenir
Çocukluk resimlerine bakılır gibi
Renklere ad verilir durgun denize bakılarak
Garip bir intihar gibi arada bir hatırlanan
Kan göğü götürür yüreklerde
Ve gülümseyerek deler geceyi
Kendi zehirinde açan zambak
Şimdi sarhoşuz, mızıka çalıyoruz
Dudağımızda bulanık söylence izleri:
-Hem duası hem ihaneti zamanın-
Ne yazılır böyle vakitlerde insana dair
Bir orman karanlığına benziyorsa hüznü
Haydi sevişelim, sevişmek biraz devrimci, biraz tutucu
Bu temmuzun ilk günleri, hain, hınzır
Denir ki insanın kendisidir yollara savrulan kar
-Sevgili, o ince yollarda yaz
Bir anason kokusudur beyaz
II Varoşlarda
An gelir şarkılaşır su
Sisler arasından çıkıp gelen kuğu
Rüzgârlı bir ovaya dönüştüğünde
Adsız yönlerde bıraktığı iz
Dinle, bu esriklik sevinciyle
Sonsuzu sonsuz yapan biziz
Bu bizdeki renk, bizdeki titreyit
Ömür boyu sürecek en uzun gerçek
Ne demiş ilk düşünürü dünyanın
İnsan ki ardındadır kendi gölgesinin
Baharda bir üzünç ağacıdır dile gelecek
Kopmut bir defa içimizden
Tutmuş yankılanan yolunu
Issızlığa düşen imgeler gibi narlaşır
Ayrı yollarda giden dostlar gibi arkada
İz diye çan sesleri bırakır
-Sevgili, şimdi varoşlarda
Günahlardır, olgunlaşır
III Ud Sesi
Dağlarda bir ud sesi derinden
İç geçirir rüzgârda nar ve kar-
Üstünden sular süzülen kadın
Göğsünde efsaneler gizler kederinden
Mor demetleri tutkulu yüreklerin
Bu ud sesi, yeni doğan bir zaman nefesi
-Belirsiz tapınağı hayatın, görünmez tapınağı-
Yumuşak ve ağır ritimlerle mavi
Göğsünde gizden şiire doğru elma tadı:
Bir lamba ki yanar sabaha kadar
Işısın diye evler sokaklar
-Sevgili, bu ud sesi
Sonsuza uzayan gölge tek tesellisi
VIII Yazın Sesi
Ulu bir ağaç rüzgârı yazın sesi
Esiyor hafifçe saydam ve tunçtan
Ötede, dö minör. Korku, umutsuzluk ve acı
Tutkular kar taneleri gibi yağıyor şiire
İnsan nasıl duyarsa zor günlerde güçsüzlüğünü
Öyle duyar notalarda çınlayan yazı
-Sevgili, titrer yazla yüreklerin sırları
Seninle birlikteyiz yine seninle ayrı
XIII Pastoral Müzik
Sana pastoral bir müzik besteliyorum
Eskil duygular karışıyor havaya
Bir meleğin hıçkırığı
Fısıldayan koruluklar, aşk masalları
Belleğin kafesini yırtıyor bu çılgın uyum
Sana pastoral bir müzik besteliyorum
Döküyor çam ağaçları düşlerini
Unutulmuş ayinler dolduruyor geceyi
Karanlığın çatallı dilinde
Yasaklanmış masallar anlatıyor masalcı
Dokunup geçiyor menekşedeki gizli anlama
Sana pastoral bir müzik besteliyorum
Dilimin ucunda dans eden notalar
Kızarıyor büyülenmiş gözleri özlemin
Sonra bir yağmur başlıyor, içe kapanış
Yelden büstler kırılıyor eriyen gizlerde
Fenerler köreliyor, çarpıyor fırtına yüreğimize
Sözcükler göklerin ilk gücü, ilk çiçeği
Secdeye varıyoruz önünde
-Sevgili, sıyırıyor kemikten eti
Bir intiharın aşka kalan hasreti
XXI Son İsyan
Saat, gece yarısı
Karanlık ilenç gibi iniyor yere
Yazın son kalıntısı
Eski kapıların sesi gibi bahçelerde
Demek hançer yarasıyla süzülüyor güvercin
Otobüs durağından göğün uçurumuna doğru
Bir kadın silüeti çığlık çığlığa pencerede
Sızlatıyor yazı kemiksi acıyla
İşte, günler geçiyor saydam ve ağır
Yabanıl kahkahasını atıyor büyünün rüya treni
Bu belki görüntüsüdür gerçeğin belki değil
İpek telini koparan kimbilir hangi çağdır
-Sevgili, bu şiirle başlayan şölen
Yeryüzüne yağan ilk yağmur duasıdır
|
Bir Önceki Sayfaya Geri Dön Ana Sayfaya Geri Dön