|
Metin Fındıkçı (1961)
Ellerime Sığmayan
Kırık bir testidir eşikte duran Ovaya yayılan acı bir sudur.
Oysa sığmaz gecenin gözleri yanan mumlara,ellerime sığmaz bir yara içinde büyüyorum akan suyun tadı kaplanın gözlerinde durur gitgide organlarıma karışıyor talan edildikçe kadim yerler.
Mumlarda tükenen gecenin gözlerine bakıyorum sen büyüyen bir fısıltıyla çıkıyorsun geceden gündüze dağılan nar tanelerini örtüyorsun karanlıktan aydınlığa açılıyorsun.
Çocuk giysiler içinde mavi bir gecede ağaç dibinde telaşlı bir karınca yuvasında koyu ve diri kokunu duyuyorum.
Ellerimde suyun asi yüzü kınında terli bir bıçak.
(Yom Sanat, 20)
Firdevs
Kabuk bağlamış yarayı kanatırız ara sıra
İki tepenin arasından geçen patikayı düşleriz
Hiçbir şeyi hesaba katmadan yaşadığımız aşkı
Issız bir yamaçta tükenen soluğumuzla.
Dostumuz: gecenin ininde bulduğumuz yalnızlık olur.
Kaç çitin telini sürükledik ayağımıza takılan
Gece, hangi tenimizde dağıldı ay büyümeden
Kahraman aradık dolaştık bütün masalları
Arka bahçelere gömdük biten düşleri
Karşı çıktığımız her şeyin siyahı bulaştı
yalnızlık bize kaldı.
İçimizin sessizliğiyle katlettiğimiz günlere
Geldik, hesapsız dolaşıyoruz sokakları
Gözlerimizde eski meydanların uğultusu
Akar, aynaların bize bakan dehşetini
Buluruz, bize tutunan yalnızlığını.
Görüntüsü yanan kırmızı gül nerede?
Durmuşuz donuk bir gölün mavisinde
Unuttuk gülün dalında akan suyu aramayı?
Pıhtılaşmış uykuda dolaştırıyoruz gözlerimizi
Nasıl gelindiyse işte buradayız.
Özleme Mekân
I
Eski bir kilise avlusu nasıldır bilirsin
Bilirsin çinisi çalınmış kırık bir pusulada geçer zaman
Nasıldır bilirsin böyle bir avluda soluklanmak
Seni görmediğim günlerin küflü ekmeğini bilirsin, bekliyorum
Su alan bir kalyonla, bilirsin bir kara parçasıdır yüzün
Bir ormandır bir koydur bir buluşma yeridir
Ve yoktur onu da bilirsin. Eski bir avlu nasıldır bilirsin
Bir yaşanmış bizimdir ve gözlerim vaha faslında durur
Bilirsin, kırık camlardan içeri gözlerin derin
Sonsuz, ey çarşambanın akşamında özlenen
Anladım sensin şu kaybolan ellerime mekân
Sonsuz teninde ellerime kısacık ömür sensin
Çağırmayan sesin akşamın ve telefonların uğultusuyla
Nasıldır bilirsin yön bilmemek, bilirsin
Bir kedinin gözlerinden içerisi çöldür...
II
Durup özlemini günlere bölüyorum
Eski bir avluda kuyu nasıldır bilirsin
Görünmez ulu gözlerine sesleniyorum
Karanlık sensin, susuzluk sen, aydınlık sen
Dökülüyorum yataklarından suların
Yokluğunu bağışlıyorsun alıp bekliyorum.
"Ne avutur ki beni senden başka"
|
Bir Önceki Sayfaya Geri Dön Ana Sayfaya Geri Dön