|
Mustafa Köz (1959)
Ne AnladıkBazı zulümler bir
tayın doğrulması kuru otlardan tipide donmuş bir
köy öğretmeni, terekesi yalnızlık ve keder
Evler dağılır, karteller, üniversiteler, pazar yerleri
vurulmuş üç jandarma, üç kaçak
seviyorum seni dersiniz, aşk, o bizim yaralı, küçük
hayvanımız
pencereye pervaz ruha merdiven
şimdi bazı zulümlerdir herkese kalan
köylüler, öğretmen, istasyon şefi ne anladık zulümden başka dünyadan. (Ateş Bağı’ndan)
Belki Bir Nehir Azalır
Belki bir nehir azalır dökülürken denize, çoğalır acıyla ve her şeyle, kim bilir ve deriz ne zamandır görmemişiz, neyi görmüşsek gül taşıyan, karanfil çiğneyen, sözcükler çırpıştıran bazen epriyen bellek, bazen de birkaç şiir.
Dağılan ve derlenen bir ormanı bırakarak geride, yaşarız yıllar yıllarla ve her şeyle, kim bilir ve deriz ne zamandır gitmemişiz, neyi gitmişsek çünkü ağrısıymışız bu biten, hayatın ve sevincin yorulduk ey taflan diyerek aşktan da erinçten de.
Ey taflan, ey sulara atılan düğüm ve keder kentler, nehirler ve utkular taşıyan bilge, yiten anılardır, ki bellek, şiirin mihenktaşı ve deriz ne zamandır bilmemişiz, neyi bilmişsek çıkarız çocuklarla ve her şeyle hayata ve her şeye.
Siz seviyorsunuzdur bizi, ah evet seviyorsunuzdur ne varsa erinçle, yengiyle kırgın ve sarsak ve deriz ne zamandır gülmemişiz, neyi gülmüşsek çünkü akan her nehir durulur ve susar acının andacında geliriz güllerle, ardıçlarla gönenmiş patikaya.
(Evrensel Kültür, 31)
Bir Ağacı İlk Adıyla
Sen ki ipek örtüler gibi kımıldıyorsun içimde garsonların, aktarların ellerindeki yaz güneşleriyle durgun sularımsın, aksın mı akmasın mı bir türlü çevrilmiş iskemleleriyle kır kahvelerinin ıslak kilimler gibi günler geceler yabansı bir koku almış yürümüş yüzünün en güzel yalnızlığından, oysa yılın ilk çıtırtıları içindeyiz dün yağmur yağdı, yarın yine yağar her yerde bir sümbül sesi, masmavi bir zar gibi kaplamış dünyayı dünya dediysem, bir yalnızlık seninle sen arasında
biz bu yalnızlığı aldık, çarşılar pazarlar gezdirdik örtük kapılarla sıkı sıkıya sözgelimi bir sandal ölüsüne doluşan bir tutam gökyüzü bir bulutun gecikmesi, bir adamın dalgınlığı bir atın sürçmesi, sonra vurulması sonra o uzaklık, korkuluklar gibi dikilmiş bahçelere sonra yüzün yarıya inmiş bir bayrak, bir dilim gün ışığı bir elma gibi tutuyorum aklımda seni bazen yeşil, bazen göz alabildiğine sarı işte, ağır ağır büyüyorsun da nedir öyleyse bu kamaşma bir ağacı ilk adıyla çağırmaklık, nedir öyleyse bu karanfil patlaması
aşksa aşk, her yengeç kendi suyunda sevgilim
(Islık, 21)
Su Takvimi
Elim varmıyor ki yazsam aşk şiiri otursam masa , küllük, islemle oturmasam istasyonlar,çingülleri bir zaman gitmişim, git allah bitmez yazmakla başlamışsam bu aşk da dar ikimize uzakdoğu, küçükasya, üç dilde kil tabletler kim kazır kim eşeler, kim söyler okumaya sen kıyısız bir kasabasın, üstünde Aral gölleri yürüdüydüm onu da tuzaklar , faklar belki Asur’dan başlamalıydım seni sevmeye bir kral başı, kuzeye akan bir ırmak kavmine mayın yarası gibibağlanan bir yetim Musa ney kokusunda boğulan bir semazen hırkasını bir atlas hüznüyle gezdiren bir Kazakabdal Palandöken Dağları’nı saat gibi kullanan bir eski mezra kırgın, unutkan bir bahçıvan -ki kuyu taşı gibi içedönüktür yenilgilerden bu sözler senin için kekre bir yemiş gibidağılan ağızda bir nar, bir peygamber hurması öylesine bir taam öylesine bir istek öylesine bir ateşçiçeği öylesine bir bedesten yalnızlığı öylesine çatılmış silahlar gürlüğün, çıplaklığın, iyiliğin silahları kurulmuş üstüne yeryüzünün Ortodoks bir aynaya bakar gibi uzun masmavi bir bere gibi güvenilir ağaçsıl bir dünyaya inanır gibi serin düzeltmekte cevahir, anlamakta toy bir aşkı şemsiye gibi tutmakta usta birazdan yıkılacak bir köprü gibi sıkıntılı neydi gelmelerden gitmelerden o mekik, o palanga
bir elinde dalgın bir kasımpatı, gökkuşakları güngörmüş bir yangın yeri öte elinde.
(Yasakmeyve, Kasım-Aralık 2003)
Gidenlerden Biri Gibi
Ben suların çağrılısı ozan, geldim aranıza, gidenlerden biri gibi size yakın, kendime uzak bütün koruganlarım yıkık artık.
Geldim aranıza, gidenlerden biri gibi hüznü rengârenk yazma, onuru keten mendil bu nasıl ömrümdür ki kavruldu tarla tapan, alnımın bir yeri var kimsenin gitmediği. Suları düğümledim, ödedim bedelini ateşin kemiğin uğultusu etin denizinde geldim aranıza, gidenlerden biri gibi yanarken de görklüydü insan.
Ben kendini Mustafa Köz sanan ozan, kestim kurdelesini yüreğimin sizin için şenlikler, şehrâyinler, donanma fişekleri geldim aranıza, gidenlerden biri gibi.
(Evrensel Kültür, 21)
|
Bir Önceki Sayfaya Geri Dön Ana Sayfaya Geri Dön