|
Nazmi Ağıl (1964)
Şiir Dersi
‘İki elim aşktaydı, yine de çıkıp geldim, Bir uykuya cananla beraber uyuyorken, Ki dünyada onunla İstanbul’dum, güzeldim, Şişede balıktım ey ve göllerde Haşim’den Hatıra bir kamıştım, yine de çıkıp geldim. İncecikten bir kardı, yağardı efil efil, Lavinya’mdı ben ona Nedim’den bir gazeldim, Bütün kara parçalarında – Afrika dahil Ziyade gülüşürdük, yine de çıkıp geldim. Adın ne önemi var, Jülyet’ti ya da Gonca, Çağrılı tek Yakup’tum sofrasında, özeldim, Çıkıp geldim, solgun bir güldür şimdi ardımca.’ ‘İyi ettin’ dedi hocam. ‘zaten ya aşk ya şiir!’ Göz kırptı ve ‘İkisi aynı şey’ dedi Şekspir.
(Adam Sanat, 179)
Solucan
I
İlkel mi? Evet, -Belki naif dersiniz ona- savaşlar ve deprem, kirlilik ve erozyonla solan bu mavi gezegende bir gün daha fazla yaşamak için çırpınmalı mı insan?
Hayata koptuğu yerden)arsızca?) eklenen bir canlı olarak ne anlatabilir ki sürekli bir yarılma yaşayan günümüz insanına solucan?
II
Solucan soluk bir candır asfalt yolda, aykırı bir yaşamdan, balık kavağa çıkmış kadar zordur, bir bakıma, hele yazsa mevsim. Bir kazamı olmuştur, ve hastaneye gazlayan ambulanstan düşüp kalmıştır sanki bir iç organ, uzayıp incelerek, uzayıp incelerek, bütünlüğü özleyip ama bir türlü toparlanamamaktan.
Ve güneş altında bundan daha acıklı bir görüntü yoktur. Yurdundan ayrı düşen herkes bilir, ama özellikle aft çıkan dudağına tahta kaşığın kızgın sapını basan daha iyi anlar sanırım nasıl bir acı duyar solucan.
III
Kör müymüş? Ne fark eder, olmayıversin iki göz, can pazarı bu, toprak altında yaşamaksa ve buysa yolu. Bugün ne olduysa bize hem görmedik diye mi oldu?
Zor muymuş bulmak yolu?
O tünellerden suyun sesi ve tenin ürpertisine koşan herkes doğru yoldadır ve bulur öğrendiğim bir şey varsa okuduğum onca şiir, romandan
IV
Kabartarak toprağı, kadayıf gibi bir kıvam katarak ekim zamanı, bereketli bir ıslaklığın davetine düşünmeksizin kayarken solucan, dünya üstünde soluyan her şey kadar kutsaldır demişti, avucunda ufalanan toprağa şehvetle bakan babam. Olur’a, pulluğun geçtiği hatta kazara kesilse bile kılmaz, iki can olarak devam eder yolculuğuna, varamazsam yolunda ölürüm diyen Müslüman karınca gibi kararlılıkla. Ama çapa çıktı çıkalı,-şu çok istediğin patpat- kıyma yapıyor onları, tamiri imkansız. Ve anlamıyorlar, üç beş yıla kalmadan kaskatı donacak toprak ve neden ıslanır oldu şimdilerde sağanaktan kaçıp koca incirin altına sığınan, ve neden hışırdamıyor yapraklar? Anlamak istemiyorlar ki kökler nefes almazsa şakımaz bahçe, havasızlıktan.
Öyleyse kalk bakalım, yeter bu kadar. Beygirin başından al torbasını, pulluğun ardına geç, toprağın derininde sanki bir sevinç, hiç zıplar mı solucan? Acele etsek iyi olur, yağmur bindirebilir akşam olmadan.
(Adam Sanat, 223)
|
Bir Önceki Sayfaya Geri Dön Ana Sayfaya Geri Dön