|
Özgen Seçkin (1951)
Hayatla Ufalanmış Şiirler
1 Yumruk: bir kuşun kör gözünü taşıyan bir eylem akla kara arası
sağa yeltense selameti olur tanrının sola yeltense gurbete doğrulur yolu dönülmez bir gecede
Durup nöbetçi bir askerin tam şakağına yakın okudum gözlerinden yumruğu bir keman ağlayışı vardı onda yüreğini yırtıyordu dağların omzuna yaslandığını bilmediği
2 Başını dondurdu cinayet nasıl ki başını döndürdüyse aşk çözmek için donunu mermi sıktı asalak bir baruta bastı döndü kendine döndü kendine ısıttı ellerini cinayetin kanında
3 Bir bulut orda gebeliği örseliyor nereye yağarsa bereket neye değerse sağlık muşmula suratlı toprak kıskanç bir kedi eğiriyor yününü tarihin eğrisiyle geriye doğru
4 Geceyi dinledim söğüt dalında su dereyi yudumladı gece dönüp bana söyletti çocuklarımı vur babaya babaya vur kırık bir dere yanı başında dökük bir türkü sesini gizliyordu sesinde yaprağın söğüt dal pancar mantar serilmiş uyuyordu alacakaranlıkta dere kırık su mutsuz ben yorgundum çocuklarımın unuttuğum göz pınarlarında durdum ve gerçekten yorgundum bilmezlerden arsızlardan bir geyik baktı geçti karga üzüldü uçtu başka da acısını bilemedi hiç kimse ölüme beş kala bir ömrün
5 Başka bir güz başka bir hüzün yüreğimin burcunda felç olmuş bir anne ben hep bunun için kıyamadım bir annenin bakmasına bahçe kapısından çocuklarına
ben işte vazgeçtim taş basıp bağrıma hasretleri öpe öpe böylesine
yüreğimin burcunda felç olmuş anneler hüzün onların gözlerinde güz benim direngen bir hayatın taş yüklü vagonu
6 Silkinip kalkamıyorum tozlu bir düşten yağmur buluta yağıyor yüzdürüyor kayık denizi tutunduğum yosun baston kökü derinliksiz baldırları kanyak kambur bir devenin sanki sürünüp giden hörgücü bu yük canım bize çok bu yük bize çok bir sevdanın tomurcuğu olmak bir yolcunun bilinci yakılmış bir gülün dili olmak bize çok köylerin tozan enkazında
7 Kız yurtları erkek yurtlarına karşı savaşları uykusuz bir düşün öpücük tufanı camdan cama ışıkla, fenerle, ayla evlere gönderilen isyanlar sönüverir merdivenlerde bir tutam çiğdem gibi halsiz düşer okşanan aşklar çünkü onlar tutulmamış defterlerde gezinen birer gölgeydi isyanlar isyanlar bununla aştı kendini o çocuklar
8 Seni sevdim dedi şair uğultuda kaldı rüzgâr kıyı dalgaya vurdu yıldız dünyaya
Seni sevdim dedi şair iki kuş düştü yıldızdan iki gönül dalgaya tıptıp iki kaptan gibi
Seni sevdim dedi şair ipekten ölüm çağıydı taş taş ayrılıklar içindeki güneşi ne yana koydu şair
(Pencere,Kasım-Aralık 1997)
Yüzündeki Papatya Tarlası
Deniz yürüyor bir ben rengiyim teninin kaldırımların gözlerinde tren sesi ellerim uçak ıslığı ve vapur iniltisi bakışlarım bütün seslerde adımlarım saklı
İşte böyle girdim papatya tarlasına yüzünün kapılar kolay açılsaydı girmezdim akşama kahveler içtik bir dolmuş koltuğunda kaç tur attık kim bilir on milyonluk şehirde
Sevgiyi kundağından indirmekti niyetim atım yoktu silahım ve avradım bir tek silahım vardı ademden kalma dişlemek kurulu düzenin memnu meyvesini
Isırdı papatya tarlası gündüze yakın hiçbir alınyazı yoktu yaşadığımda karanlığımda gizliydi günün süngüsü bölerdi ekmeğimi paslıca
Ay parçası gibiydi ekmeğimdeki yara kimse farkında değildi düşen yıldızın akaryakıt tankları geçerdi güneye doğru siz çocuklarını bezlerdiniz mutsuzluğunuzun
Ben bu şiiri şunun için yazıyorum sanma inceden bir korku düşmüş kimliğime onu çitiliyorum sanma aşkın kirliliğini düşünüyor sokaktaki
O papatya tarlasının yüzündeki yarısı senin yarısı hepimizin aydınlığı muştuladığında bir gün sıraya geçip öpmek için
(Karşı, 86/87)
|
Bir Önceki Sayfaya Geri Dön Ana Sayfaya Geri Dön