|
Salih Aydemir (1967)
Ruhun Ustası
kırıldı dilimdeki sözcükler ve kaç yaz geçti unutuştan öykülerin peşinden koşuyorum, anlar geçidinden şiir için tünel kazıyorum kent bloklarında, im penceresiz kapıları kilitliyorum çürüyen tenimin damarları için
suskun ve dalgın bir aşkı terk edip gidiyor sabah bu yalnızlığın nasıl değişeceğini bilmiyorum kuzeye gitsem, denize insem kabuk bağlar mı gelmeler sonuçlar nedenlerine küsmüşse aynı olmadıkları için esmer bir uykudayken kaybolur muyum tutkuların peşinde
şarabı boşaltan çocuk öldü meriç hanım, yüreğimde tortusu imge istasyonunda trene binen kaçak bir anlamı saklıyorum şimdi onurlu kefenlere şarap döküyorum sokakta yitenler için ölümün ve müziğin amacı hayatı denemekmiş kendine yaslandıkça daha iyi anlıyor insan olması gerekenler, olup bitenlerle yer değiştiriyor kimin nerede ve nasıl yaşlanacağını size sormalı siz değil miydiniz gözlerle yaşanır dünya gözlerle yaşlanır yürek diyen, yaşlandı göz her nokta yeni bir sessizlik başlatıyor yüzümüzde
kan kuruyor kırık bir dizenin ardından, imge kasaba yalnızlığı rüzgâr bir kadın gibi çıkarıyor öfkesini çiçeklerden size dönüp bakıyorum, size kanıp akıyorum yaşadıkça kirlenmesini biliyor insan, miras yedi çünkü ben bu çağda efsaneleşmiş pazarların hesabını tutuyorum yaranın da yarası var, ruhun ustası yokmuş kim yükünü erken boşaltırsa birine biri o kadar az kabuksuz yaşarmış
kötülük meleklerden geldi, inanç geriledi incecik ünlemler kaldı düşlerin azabında şiirlerimdeki öznelere kırağı düştü, cam eridi zincirleri kırıldı duygularımın, özgür bir köleyim şimdi
kurduğum dünyanın altını üstüne getirdim sizin için es geçti dibimin kuytusundan yine bir akşam neredeyse yine akşam olacaktı sabah sandığım günlerde kuşkular için yeni bir uzaklık çoğaltıyordum dilimde harflerin dergâhında yüzünü yıkıyordu dizelerim
bir yerde yine bir şeyler çoğalıyor meriç hanım azalan yanımdınız, siz olduğunuzdan emin değildim
kavmini terk etti içimin güvercinleri sesimin armonisi bozuktur hâlâ
(Meriç Hanım’dan)
Akıl Karası
her şey aşırıya kaçtığında güzeldir pasolini
hüzün ve pişmanlık; kim böyle bir yeteneğe sahip olmak istemez ki
nasıl ayrılırsan ayrıl hayallerinden paylaşılan her sessizlik hataya düşmektir hatalar ki sınırları aşmak ince bir neşeyle
suda yanan kitap sokakta yürüyen yaprak zevkin kırıntılarını topluyorum senden öpücüğü olmayan duyguları
eriyen muma toplanıyorum, arkanı dönme çan, ateş ve boşluğun sesi göz kapaklarımı yırtan ışık yanan düşlerimin içine sarkıyor
sisin ve suyun içinde kayboluyorum
merhamet kan dökmeden olmaz, diyor baudlaire kan dökmeden sevişilmez kapı önlerinde şimdi yataklar ve yollar boş bir isteği ateşlemeliyiz seninle
bir isteği, ruhun köşelerini yıkmak için
içine kaydığımız uçuruma bakıyoruz suyu kirletmeden geri dönmeliyim
hataya düşmek için müziği başlatın lütfen
(Akıl Ayazı’ndan)
Hüzünlü Isırgan
gece kim çıkıp gelse yağmur yağdı ıslandım odadan odaya koştum halim şafak
değişmiyor suda kalan saçlarım üzüldüm yüzümün gülüşlerine sokakta kan kusuyor rüzgar oynatıp duruyorum ellerimde yağmuru
bu kaçıncı sevişme kaçıncı öç bir parça ah bir parça bakıp gitmeler
taşları dövdüler ağaç köklerinde yaşlı çocukları unuttular akşamları üzüldüm göğsünün kokularına bacaklarımda ıslatıp duruyorum yıldızları
ben üç ayrı yüzü olan cuma değil miyim başına parça parça mermer taşıyan yaz
avucumun içinde kızarıyor cam iğnenin ucundan geçiyor hıçkırıklar acı kurutuyor belleğimdeki ırmakları tanıdım az yaşadım yüreğimi bağışla
seni göremeyecek kadar yorgunum bakamayacak kadar sessiz ve sabah kalbine geç kalan şubat gibi kırılıyor değişiyor suda büyüyen yüzüm forsa
yıldızların asıldığı yerde yüzümü yüz ağzım açık hüzünlü ısırganlar taşırım
ayaklarım bunca baba bunca anneyken soyunup yatıyorum bir taşa cuma değil miyim ben
|
Bir Önceki Sayfaya Geri Dön Ana Sayfaya Geri Dön