|
Salih Bolat(1956)
Açılmış Kanat
en eski yüzlerimizle duruyoruz ayakta
(Açılmış Kanat’tan)
bir gün ölürüm ben
bir gün ölürüm ben
bir gün ölürüm ben
bir gün ölürüm ben
Gülün İlkesi
dağa çizilmiş resimdir bir çocuğun babası olmak yakından bakınca anlaşılmaz uzaktan belli eder kendini.
taşrada yalnız yaşamaktır bir çocuğun babası olmak atlarla çarşıya girince köylüler upuzun bir turna katarı sonbaharın altını çizer.
radyoda uygun bir istasyon aramak aynanın önünde yılların tortusunu taramak hep aynı dalda açmaktan yorulmak başka nedir, bir çocuğun babası olmak?
gülün ilkesidir vaktinde solmak.
(Uzak ve Eski’den)
Hesaplaşma
bir akrep bırakıyorsun gecenin yatağına boşluğun basamaklarında oyuklar açıyorsun yaşadıklarımız adına ne varsa yakıyorsun cehenneminde biz değil miydik çıplak ayaklarla basan yoksulluğun sıcak küllerine pazarda, meyvelerin içinde bir uçurum arayan kuşların alnında patlayan ikindi rüzgarında ellerini kaybeden, sonra bulan şafağa kır çiçekleri taşıyan, onca çaresizlik varken biz değil miydik geçmişini geri isteyen bozulmuş hesaptan dağılmış yükseklikten gerilmiş ağdan anlatsın bize hiçliğin terazisinde tartılmış kumaşı zamansız verilmiş karar, biçilimiş ufuk ay ışığında soluklanan tırpan.
bir düşün, ağaçlardaki gün batımının ağırlığını uzun gölgeleriyle akşama sokulan atları balıkçının sepetindeki yılanbalıklarını hemen görünüveren sabırsız birkaç yıldızı bisikletiyle patikada ilerleyen genç kızın saçlarına iliştirdiği papatyalar gibi bir düşün, biz değil miydik şimşeğin acısını duyan?
kim unutabilir taşın yırtılan sesini ölüme verilen sözden kim dönebilir derler ki, insan ayrılınca bir ağaç sökülürmüş içinden bak, bir orman sökülüyor ihanete uğrayınca düşün, biz değil miydik kışı ve ateşi onaran?
(Açılmış Kanat’tan)
Efsane
babamın ceketini havalandıran rüzgârı tanıyorum o başka bir şehirdi, gidilip dönülen biz burda akşamı konuşuyoruz birlikte akşam, bir deniz dibi, güvensizlik öneren orda kuşlar zamanı örtünmekte.
öylece beklemek neye yarar ya trende okunup bırakılmış gazeteler ya ölünün cebindeki anahtarlar tanıdık bir ses, babamın çakmağı ya da yaz göğündeki yıldızlar.
herkes geldi, niçin gelmedi babam o başka bir uzaklıktı, unutulup hatırlanan biz burda acıyı konuşuyoruz birlikte acı, eski bir kaplan, yanımızda duran orda kuşlar zamanı örtünmekte.
(Açılmış Kanat’tan)
Artık Konuşsak
bir klakson rahatsızlığı var sokakta penecerede bir temmuz çırılçıplak avcumuzdan kayıp giderken küçük bir şey saatlerce susmak neye yarar göğe karşı kafka’nın gizli mektuplarını okumak eleştirmek ilahi komedya’yı bahçede güzü tartışırken iki ağaç neye yarar uyanmak sabaha karşı artık konuşsak.
adını koymasak da aşktı masada aynı boşluğa bakmak.
sureleri sevebilir ama kendini sevebilir mi bilmediği bir dille ibadet eden halk? iyi ki sözlerinde bir aşık veysel sağduyusu bir karacaoğlan içtenliği bakışlarında yoksa bir gün durup dururken çatlardı bu bardak ister ölümü çağrıştıran resimler yapmış olsun goya ister bir tabutu didikler gibi çalsın menuhin çatıda şafağı bölüşürken birkaç kuş neye yarar uyanmak sabaha karşı artık konuşsak.
adını koymasak da aşktı aynı yolda adımlarımzı unutmak
biz ki çok tanık olduk tornacıların ellerine ortada hiçbir şey yokken ölüp gidenlere hani gülsek suçlu bulunacaktık çocuklar tarafından ağlasak büyükler abarttığımızı düşüneceklerdi bir kış vardı ki unutmak mümkün mü karı nasıl boşanmışlardı kızaklarından köpekler nasıl bitirmiştik soluk soluğa anna karenina’yı yazı nasıl beklemiştik camları buğulandırarak uykumuzu kurcalarken hain bir düş neye yarar uyanmak sabaha karşı artık konuşsak.
adını koymasak da aşktı aynı suya umutsuzca dokunmak.
(Açılmış Kanat’tan)
|
Bir Önceki Sayfaya Geri Dön Ana Sayfaya Geri Dön