|
Sennur Sezer (1943)
Çine Bir Şarkı
Bir su dökülürdü
(Direnç’ten)
Kirlenmiş Kâğıtlar
I.
Bilir
misin bekleme salonlarını küçük istasyonların?
Hergele Şiirler
I Sen ki övünürsün kadınlara egemenliğinle Söyle Nedir eldeğmemişlik ve ne zaman biter Ve neden daha kolay bir fahişeyi şaşırtmak Yaşlı bir bakireyi hoşnut etmekten Söyle Nasıl altedilir eldeğmemişlik O ulaşılmaz noktada Yeniden yeniden üretken
Sen ki övünürsün Gövden ve sertliğinle Ve bir bulutu ele geçirdin mi Ve gökkuşağını doladın mı beline… Söyle Bir kızı nasıl ayırırsın bir anadan Göğüslerine dokunmadan
Gövdenden kurtulmaktır sevişmek Düşlerinden sıyrılmak Yeni bir etle kuşanmak yaşamayı Ellerini kamaştırır etin Eğilirsin Ve bezgin boşalırsın yatağına Kendine kapalı ırmak
Sen ki övünürsün kadınlara egemenliğinle Usanmadın mı sarılmaktan gölgene Söyle.
(Varlık, Mart 1999)
Öfkeli Bir Ozana Masallar
I
Kanı anlat ozan…kurudukça ağırlaşan kanı. Silinmez kokusuyla üstümüzde dalgalanan göğe kafa tutan kan, kaç yüzyıldan beri aktı. Tarlaların eğreti sınırları ve masalların sevdaları için. Çin gibi kırılgan bir vazoya renk olmadan. Ve boyamadan bayrakları…Sandık kokusuna karışmış, eprimiş gömlekler, mendiller ve hep uğuldayan bir mektup…kanın taşıyıcısı. Acı… bir bakır çalığı gibi…silinse de izi belli. İnciltici. Ama utanç…kıvrılarak ilerler. Kemirir uykuları. Hangisi? Hangisi kırarak dayanmanın mermerini sızdırır kanı. Ve utancın yüze vuran kızıllığı kanla solar mı? Ya acı… Kanı anlat kanı…Boyayıp kırı gelincikler açtıran… Bir yapıyı kutsayan … Duru ve kirli pınar. Eskimiş put. Öç almanın şaşkın kılavuzu. Acıyı durmadan yenileyen ve utancı körükleyen…duru su… Bir gün çobanların kavallarını dinle. Eline batan dikende tanı…bu puslu pınarı. Tuzlu adıyla sarhoş,serdengeçtilere bak…uzak bir söylenceyi yinele…’Bir gün kanın anısıyla başı dönenler ocağına geldiğinde…onlara gelincikler sun. Yatıştırsın. Ve öfken utanca dönüştüğünde çamur yoğur. Alışırsın testinin durmadan susayan dinginliğine…’ Sevda…örtüşürmü kanla…Eğil bir bak…eğil bir bak yüreğine… Anla…
II
Ey ozan sil kanı sözcüklerinden. Gümüş bir para gibi, ışıl ışılken birden kararan kanı eksilt dizelerinden. Tanıdık ve baş döndüren kokusu, üstümüzde dalgalanan göğe sinen kan… Ve durmadan yeni çitleri, silinen sınırları ve ağlayan çocukları hatırlatan…hatırlatan kan durulsun, Sil kanı ey ozan, sil kanı maslardan. Gümüş yüzükler kırılmasın. Dargın aşıklar kucaklaşsın su başlarında. Kavuşma umuduyla eli ayağı kesilenlerin gözünü bürümesin kan. Gelincikler yalnız sevgili dudaklarını söylesin. Al yanakları gizlesin. Şimdi neyi okşasam ellerim kızarıyor. Utancı okşamışım, öfkeyi kucaklamışım gibi. Ve akşamüstleri ellerim göğe dokunuyor. Kanı sil dünyamızdan ey ozan.
III
Usuldur ve ılık. Döker karartır ve dökülen hep aydınlık. Soğudukça ağırlaşır. Ve tüm bıçaklarda yüzyıllık bir atası kamaşır. Adını anmasam yite mi? Toprağa o mu verdi rengini? Ve göklerin dinmeyen tufanı…yerin sarsılması onun yüzünden mi? Durdur kanı ey ozan! Ekmek, toprak ve sevgili arınsın kandan!
(Varlık, 1115)
Hekim Öğütleri
Uyanıp
gecenin bir yerinde
Sevda
nasıldır?
|
Bir Önceki Sayfaya Geri Dön Ana Sayfaya Geri Dön