|
Serkan Işın (1976)
Adorno
2
Burjuvazi hoşgörülüdür oysa:
İnsanları oldukları gibi sever,
çünkü onların olabileceklerinden
nefret etmektedir.
s.25
kenti düşünüyorum, bir kent benim imgelem
yalnızlığımı üzerime giydim, ısındım
korundum
tam ortaya mıhladım göğsümden (kendimi)
bekledim
gözlem #1
Dopplerle dolu şehir
Öyle bir kanun ki
Hızı önemesemeyen
Görece ya da katı
Gerçek: ses ve onun krallığı
3.
Onların (insanların haz ve eğlencelerine
Doğru atılmış en küçük adım, acılarının
Daha da şiddetlenmesine yol açacaktır.
s.26
hertürden yaralanma bir kabuk özlemiyle
doğruluyor bütçesini
kanın/gücün sıcaklığı, kabaran tene şekil
değiştirerek ve sonra donarak bağlı kalması
yaranın bir anıya bağlı coğrafyası…
ve en son hatırlanmaması gereken bir zamanda
uzviyette yerine oturan kocaman tarih:
tamamlanan tarih;çember
tutkuyla aşırılıkla sahiplenilen hastalık
taşınan ateşle yayılan, yayınlanan iç sorunlar
kalbin o somurulmayan yapısı
kalp şeklinden uzak
yüreğin
tüm bedene özgü başkaldırı ritmi:
yalnızlık bir din midir?
(bu son tümce için duruyoruz burada.)
Ehidna Üzerine Hastalıklı Şiir
II.
Nekahat: Hastalığa alışması tenin
Erimesi ve dikleşmesi, erirken
Ufuk çizgisinde umuda azgın bakış
Alyuvarların gölgesinde kuruyup duran
Geniz, damağa giren iğne ucu
Düşmenin ince aritmetiği, sözün
Yitmesi yavaşça kanayan yarada,
Sinirlere; açık sinirlere sokulan
Kancaları yaşamın.
Baygınlık: yığılıvermek, çölün bütçesine uygun
Susuz ve gömülen katı cisimle
Ölüme uzatılan gövde
-kırık ve eksik parmakları vardır ölümün-
azap, dişin kırılması dilin darbesiyle
konuşmak için istek,
kuruyan dudak, dökülen dudak
çölleşen beden, pusulası kahır olan
bu batak, güneşin altında muhtaç
düşmüş, zoraki ve yanlış.
III.
Dirim: Ölüm/dirim arası boşluk
Oksijen tüpüne tutsak yüzün uçkurları,
Belin iflası, erimek artık dikleşme olmadan
Kayıp gitmek yorgan yastık arasında
Sayıklamalar, bilincin ve usun
Sıfırlanması, algı eksikliği: şeyler
Dirimin yoksulluğu üzerine kurulan iskelet
Sanki hatırlatmak için kulluğunu
Nefse, bir ritüel kazınmış
Yüzün daire çölüne, kemikte
Başlayan parçalanma ve cüzzam.
Dirim=ölüm a’nı.
Hisle karılmış bedenin çürümesi
Göze inen ince perde - oynanan
IV.
“ilacın simyasında kumar oynayan tıp
ve hiçbir ilaç ehidna,
yüzünü bu kadar derin kazımamıştı
irisime”
İhtisas Meseli
4
Hepsi yalan dostum dedi, kekre tenli polis İşkence yok bu odada, herhangi bir askı, elektrik, Cop vesaire yok. Sadece düşlerin var, gündüz dişlerin var, lavaboya düşen, damağın, kanın yani seni sen yapan bu uzviyet! Al dilekçeni kaçışta, Ethen benzeri bir yahudinin peşinde ermenice konuşarak, bazen kürtçe böğürerek, bazen arapça, bazen lenin, bazen mao, bazen Bill Gates, bazen Montegü, bazen, makyavel, bazen meriç, bazen fuantes, bazen kafka, bazen ikinciyeni, cansever, berk, karasu, çokca kandilli, çokca ne'fi, çokça nebati, hep aşk, hep kaçış, hep cerahat, hep şehir: günlüklerini bağışlayacağız elbet, çünkü günlük varoluşun bir milim ötesinde durandır! Ben belki dedim. Atışıyorduk, onda cop, takarov, molotof, ip ve gürz vardı, bende sülah, sapse, oprüş ve doruz. Ben aynadan yansıyan ötekiydim, bu yüzden anlamıyordu, vuruyordu boyuna selvilerin gölgeli ketenpeleleri bulaşan kırbaçla. Acımıyor ki, acımıyor işte. Keşke acısa, acı ne demek? Gülüyordum boyuna, orada okuyordum, 220 W yazıyordu binlerce gerilim, uzviyetimi silebilir misiniz dostlar? Beyazıt'ta şimdi güvercinler titreşiyor Roma altınları, dost sohbetleri, marpuçlar, surdipleri, eroinler, kaybolmalar, çıldırmalar, bağırmalar arasında. Mümtaz birden küllerinde, Nuran birden konaklarından ipek ve satenle doğruluyor. Ah işte bedenimde dolanıyor tüm kent, Huzur buluyorum, sizler, sizler içimde helezonlar, sarp, derin oyuklar bıraktıkça. Tanzimatla, uç beyleri ile, mühürle, teftiş ve mühimmatla dolu savaş yıllarından birden doğruluyorlar, enseme basarak, kollarımı kırarak, cenazelerini kendileri taşıyarak, çarmıhına basıyorlar ülkemin.
Gitar birden durdu.
Eteğini topla, yüzgörümlüğünü kağıda bırakıyorum oradan alırsın, çok değil sadece bir tutam kav, bir cigara, biraz şarap, üç tane dua, ve bir de seccade. Mezarın başında duracağım biraz, sana bakmak istiyorum. UNutacağım elbet, o ahiret bahçelerini, irin çukularını, rıdvan'ı, melekleri, münkar ile nekir'i -nasıl korkmuşlardı benden-, kemiklerini, sabit bakışını. bir tek bu tesbih böceğini alıyorum, ona da kızmasın elbet. biliyorum, merak etme, alçak sesle dua edeceğim artık duyan yok nasıl olsa, biliyorum burada siz bekliyorsunuz, gidecek yeriniz yok, mezarlık bekçileri de eşlik ediyor size. (Gülerek) Onların melekeskileri olduğunu kime söylesem gülerdi bana. Ne mi yıkıldı? Bilmiyorum anane, bilmiyorum. Aklım almıyor. Aklım artık almıyor. Gözlerimi kapat. Kemikli ellerinde, tüm edebiyat tarihinin arsızlığı yatıyor. Efendim? En çabuk dudak mı eriyor, sonra kulakların ve burnun düşüyor. Hepsini görüyor musun? hissediyor musun? Korkmam anane inan bana. Anlat, ne olur anlat. NE zaman gittiler, ne zaman? Ne zaman öğrendin, ne zaman ağladın, ne zaman... Kabrinde bu çığırtkanlar, bu kargalar, bu delik deşik, bu kefen...Ölmek ne demek?
Umberto Eco Neden Öldü?
kendimi toplama kamplarından dönüyorum sana
gizli özne nerede şimdi sorusuna cevap arıyor kim o
kim bu metin olması gereken mutlu insanları metne sardıran ıslak dinamo telleri elektirik dokunuyor tekstil odalarında işkence tene ne yakın
okur musun sevgilim beni de metin olan huzurlu insanları okuduğumuz dokuma tezgâhları arasında ipekten sesinle kim o kıyan gövdeni
kentini dağıtma toplama kamplarında şimdi gizli halı ilmekleri birkaç paket sana saklıyorum ekmek üzerinde dönüyorum
kemik oyan tenini metne işliyorum kim seni okuyan gizli özne nerede şimdi d o kuma tezgahlarında ıslak teller elektrik işkence metin olacak mı insanlar
kentine sığınma kamplarından sarıyorum gövdene metni ten ilmek ilmek çözülen nerede şimdi sana paketleri içinde işkence odalarında dönüyorum sana
sen ben ten kentin toplama kamplarında metin olan insanlar elektrik işkence tezgah gizli özne nerede şimdi o kem okuyan sevgilim sendin toplama kamplarında metin olacağım odalar arayan sevgilim
(Varlık, 1158)
|
Bir Önceki Sayfaya Geri Dön Ana Sayfaya Geri Dön